Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
Editörler : SevkiSevilesin
14 Şubat 2011 00:04  


Bir Mevlid Kandili Vaazı Hazırladım

KUTLU DOĞUM VAAZI

Yıl miladi 20 Nisan 571, günlerden Pazartesi. Sevgili Peygamberimizin (sav) dünyayı şereflendirdiği tarihi ve mübarek gece.Milli şairimiz M.Akif ERSOY şöyle der:

On dört asır evvel yine böyle bir gece idi

Kumdan ayın ondördü bir öksüz çıkıverdi.

Milli şairimiz M.Akif Sevgili Peygamberimizin (sav) doğumunu, karanlık gecede, ayın dolunay şeklinde doğmasına benzetmiştir.

Bir başka şair ?Ve mâ medahtü Muhemmeden bimekâletî

Velâkin medahtü mekâletî bi Muhammedin?

Ben sözlerimle Hz. Muhammed?i (sav) methetmedim. Fakat O (sav) sözlerime mevzu teşkil ettiğinden dolayı benim sözlerim O?nunla güzelleşti? der.

Bu güzel gecede bizde Efendimiz (sav) i Kur?an ve sünnet perspektifinde anlamya ve tanımaya çalışalım.

Değerli kardeşlerim!

Günümüzde insanlığın asıl ızdırabı, kainatın efendisi Hz. Muhammed'i (a.s.m.) tam manası ile tanımamış, hakiki şahsiyetini bilememiş olmasından ve getirdiği, hayat bahşeden esaslara aşk ve şevk içinde kucak açmayışından gelmektedir. Dünyanın manevi sarsıntısı da, sıkıntısı da, huzursuzluk içinde bocalayışı da bundan doğmaktadır. Onu anlamadıkça sevmedikçe ve hayat bahşeden prensiplerini kendisine rehber edinmedikçe de insanlığın bu sıkıntı, sarsıntı ve buhrandan kurtulması mümkün değildir. İnsanlık onu anlamak onu sevmek ve hayat bahşeden esaslara aşk ve şevk içinde sarılmak zorundadır. Günümüz insanın kurtuluşu Kur?andadır,Kur?anın yaşanmış tefsiri olan sünnettedir.

Hâlid bin Velid -radıyallâhu anh-, bir seriyye esnâsında müslüman bir aşîretin yanında konaklar. Aşîret reisi ona:

??Bize Rasûlullâh Efendimiz?i anlatır mısınız?? der.

Hâlid bin Velid -radıyallâhu anh-:

??Allah Rasûlü?nün o ebedî güzelliklerini anlatmaya güç yetmez. Tafsîlâtıyla anlatmamı istersen, bu mümkün değil!? der.

Reis:

??Bildiğin kadarıyla anlat! Kısa ve öz olarak târif et!? deyince Hâlid -radıyallâhu anh- şu karşılığı verir:

?? : Gönderilen, gönderenin kadrince olur!..? Gönderilen Efendimiz (sav)?i gönderen Allah?ü Tealanın indinde kıymetini Kur?andan takip edelim.

Allah-ü Teala?nın Sevgili Peygamberimiz (sav)?e Olan Sevgisi

Muhakkak ki Allah ve melekleri, Nebî'ye (Peygamber'e) salat ederler. Ey iman edenler siz (de) O'na salat edin! Ve (O'na) teslim olarak salat edin!

Ahzap 56

?Kim Resûl'e itaat ederse, gerçekte Allaha 'a itaat etmiş olur.

(Nisa 80)

De ki: 'Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah bağışlayandır, esirgeyendir

Âl-i ımrân suresi 31

"...Peygamber, size ne verirse onu alın, neden de neyhederse ondan sakının. Ve Allah'tan korkun. Muhakkak ki Allah, azâbı şiddetli olandır." Haşr, 7

Ey iman edenler Allah'ın ve O'nun Resûl'ünün önüne geçmeyin. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah; en iyi işiten, en iyi bilendir.

Ey iman edenler Seslerinizi peygamber'in sesi'nden fazla yükseltmeyin. Ve o'na sözü, birbirinize bağırdığınız gibi bağırarak söylemeyin. Siz farkında olmadan amelleriniz heba olur.Hücürat 1-2

1 - Andolsun kuşluk vaktine.

2 - Ve sakinleştiği zaman geceye ki,

3 - Rabbin seni bırakmadı ve darılmadı.

4 - Ahiret senin için dünyadan iyi olacaktır.

5 -( Zamanı geldiğinde)Rabbın sana verecek ve sen hoşnut olacaksın

Duha 1-5

Allah Teâlâ Sevgili Peygamberimiz (sav)'i son elçisi olarak seçmiş, O'na iman etmeyi kendisine imanın şartı saymış, O'nu inkar edeni kendisini inkar etmiş olarak görmüş Allah'a ve Peygamber'e itaati bir arada şart koşmuş , Allah'ı sevmenin ölçüsü olarak Peygamber'e tabi olmayı gerekli kılmış, Allah'ın ve meleklerin O'na daima salât-u selam ettiklerini bildirmiş, Kur'ân'da sayısız yerde ve İslam'a giriş cümlesi olan kelime-i tevhide kendi adı ile Rasûlü'nün adını bir arada zikretmiş, O'nun sünnetini dinin ikinci kaynağı olarak ikame etmiştir. Sevgili Peygamberimiz (sav)?in hiçbir meselede önüne geçmemeyi, yanında yüksek sesle konuşmamayı emretmiş,istediğinin verileceğini ve razı edileceğini müjdelemiştir, Sevgili Peygamberimiz (sav)?e habibim demiş adıyla adını yan yana zikretmiştir. Sevgili Peygamberimiz (sav) bir hadi-i şerifinde ?Katiyen övünmek için söylemiyorom ben Allahın sevgilisiyim? buyurmuş Allah indinde kadri kıymetini bize anlatmıştır.

SAHABE EFENDİMİZİN PEYGAMBERİMİZE OLAN SEVGİSİ

Sahabe-i ikramın Peygamber Efendimize alakaları aşk ve sevgi eksenlidir.Bu sebeble itaatleride sevgi buudludur.Onları farklı kılan amellerindeki samimiyet kalplerindeki sevgidir.Nitekim vefatından sonra Hazreti Peygamberden bahsederken, ?Sevgilim bana şunları vasiyet etti;Sevgilim şunun kokusundan hoşlanmazdı bende hoşlanmam şeklinde ifadeler kullandıkları her hareketlerini O??nun arzusuna uygun bir şekilde düzenledikleri görülmüştür.

Hz. Ebu Bekir, deve ile giderken devenin yuları düşünce, devesini çöktürüp yuları aldı. Oradakiler, (Bize söyleseydin de biz alıp sana verseydik, inmene ne lüzum vardı?) dediler. Hz. Ebu Bekir, (Resulullah bana, halktan bir şey istemememi emretti) buyurdu. (İ. Ahmed)

Hz. Sevbân, Resûl-i ekreme, hizmet ve ta?zîmde öyle bir derecede idi ki, Müslümanlar bunu kelimelerle izâh etmekte âciz kalırlardı.

Resûl-i ekreme olan bu sevgi ve bağlılığından dolayı defalarca zarar görmüş, hattâ yaralanmıştı. Nitekim bir gün, bir Yahûdî gelerek, Resûl-i ekreme, ?Esselâmü aleyke yâ Muhammed!? demişti. Orada bulunan Hz. Sevbân, ?Niçin, yâ Resûlallah, demedi? diye Yahûdîyle dövüşmüş ve yaralanmıştı.

Hz. Sevbân, ?Peygamberimizin ismini, yalnız başına söylemeyi günâh kabûl ederim? derdi.

Hz. Sevbân, Peygamber efendimizin söz ve emirlerini bütün gönlüyle, pür dikkat dinler ve bunlara titizlikle uyardı. Bir defa Resûl-i ekrem Sevbân?a;

- Kimseden bir şey isteme ve suâl sorma! diye buyurmuşlardır.

Hidâyet kandilleri

Bundan sonra, Hz. Sevbân, ömrünün sonuna kadar kimseden bir şey istememiş ve kimseden bir şey sormamıştır. Hattâ son zamanlarında, atına binmek veya atından inmek husûsunda kendisine yardım etmek isterler, fakat o reddederdi.

Hz. Sevbân?ın bildirdiği bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(İhlâs sahibi olanlara müjdeler olsun! Bunlar hidâyet kandilleridir. Onların üzerinden bütün karanlık fitneler kalkar.)

Hz. Sevbân buyururdu ki:

Bir Müslümana faydası dokunan veya bir Müslümanın zararını kaldıran yalan hariç, her yalan günâhtır.

Hz. Sevbân, Resûlullahtan ayrı kalmaya hiçbir zaman dayanamayan bir Peygamber âşığıydı. Çeşitli hizmetler dolayısıyla ba?zan Resûlullahtan ayrı kaldığı olurdu. Bir gün perişan bir hâlde Resûl-i ekremin huzuruna geldi. Rengi uçmuş, vücudu zayıflamış, simâsında hüzün ve keder belirtileri noktalanmıştı. Onu bu vaziyette gören Peygamberimiz, hâlini sordu:

- Neyin var, hasta mısın, ey Sevbân?

Hiçbir şeyim yoktur

Hz. Sevbân derdini şöyle anlattı: - Ne hastalığım, ne de ağrım var. Hiçbir şeyim yoktur, yâ Resûlallah! Biz huzuruna gelip gittikçe cemâline bakıyor, yanında oturuyor, sohbetinde bulunuyoruz. Ancak sizi görmediğim zamanlar muhabbetim artıyor, sana kavuşuncaya kadar kederden bunalıyorum. yâ Resûlallah ben senden üç gün ayrı kalamıyorum.Ahıreti hatırlıyorum ve orada sizi görememekten korkuyorum. Çünkü siz Cennette diğer Peygamberlerle beraber yüksek makâmlarda bulunacaksınız. Ben ise Cennete girsem bile senin derecenden aşağı makâmlarda bulunacağımdan dolayı, sizi orada görememekten endişe ediyorum.

Bunun üzerine Nisâ sûresinin 69-70. âyet-i kerîmeleri nâzil oldu. Bunlarda meâlen buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ ve Peygamberlere itâat edenler, işte bunlar, Allahü teâlânın kendilerine ni?met verdiği Peygamberlerle, sıddîklarla, şehîdlerle ve iyi kimselerle beraberdir. Bunlarsa ne güzel birer arkadaştır!

İşte itâatkârlara yapılan bu ihsân Allahü teâlâdandır. Her şeyi bilici olarak Allahü teâlâ kâfidir.)

Bu âyetleri duyan Hz. Sevbân sevincinden uçacak gibi oldu.

Hz. Sevbân, çok sâdık, Peygamberimize candan bağlı, fazîlet yönünden örnek bir Sahâbî idi

Muaz b. Cebel ra

Künyesi, s'Ebu Abdurrahman'dır. On sekiz yaşında müslüman olmuştur. Peygamber Efendimiz'le birlikte bütün savaşlara katılmıştır. Rasûlüllah (s.a.s) onu Muhâcirînden Abdullah b. Mes'ud ile kardeş yapmıştı.

Hz. Muâz, sünnete de son derece bağlıydı. Bir gün peygamber (s.a.s) mescidin kıble duvarında tükrük görmüş ve bunun üzerine: 'Her biriniz namazına durduğu vakit Şüphesiz Rabbi ile münâcât eder (söyleşir). Rabbi, kendisi ile kıblesi arasındadır. O halde hiç biriniz kıblesine karşı tükürmesin. Mutlaka tükürmesi gerekirse, ya sol tarafına veya sol ayağının altına tükürsün... ' buyurmuştur. Bunun üzerine Muâz (r.a): 'İslâmiyet'i kabul ettiğim günden beri sağ tarafıma tükürmüş değilim (çünkü sağ tarafta insanın sevaplarını yazan melek vardır)' demiş ve bu hareketiyle Rasûlüllah'a ne kadar bağlı olduğunu göstermiştir (Sahih-i Buharî, Tevridi Sarih Tercemesi, II, 353-354).

Amr bin As ra

Eşine sahur yemeği hazırlamasınıistemiş fakat kendisi çok az yemişti.Sebebi surulunca ?Ben yemek yemeyi istediğim için sahur hazırlamanızı istemiyorum.

Allah Rasulü (SAM) :?Bizim orucumuz ile ehli kitabın orucunu ayıran sahur (da) yemektir? buyurduğuiçin sahura kalkıp bir iki lokma alıyorum demiştir

Selman-ı Farisi ra

Efendimizin övgüsünü kazanmış hayırhah bir sahabidir. Selman-ı Farisi vefat ettiği hastalığı esnasında endişe içinde kıvranıyordu.Allah Rasülünün ?Selman ehli beytimdendir? iltifatına mazhar olmuş bu büyük sahabisinin endişesini anlayamadılar.Sebebini sordular. Selman endişeleniyorum zira sevgilim aramızdan ayrılırken bize 'Dünyadan nasibiniz ancak bir yolcunun azığı kadar olsun.?demişti buyurdu.Vefat ettiğinde mirasını hesapladılar hepsi 15 dinar yada dirhem kadardı.

Abdullah İbni Mugaffel'in ra

Yakınlarından biri sapanla taş atmıştı. İbni Mugaffel o kimseyi sapanla taş atmaktan nehyetti ve kendisine şunları söyledi:Şüphesiz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sapanla taş atmayı yasakladı ve:

-- "Bununla av avlanılmaz" buyurdu. Bu adam daha sonra yine atınca, İbni Mugaffel şunları söyledi:

--Ben sana Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bundan nehyettiğini haber veriyorum, sen ise aynı şeyi yapıyorsun. Eğer bunu bir daha yapacaksan, seninle asla konuşmayacağım.

Ebu Eyyub El-Ensari anlatıyor:

?Her gün kuşluk vaktinde ALLAH Resulü?ne (S.A.S.) yemek veriyor, uygun bir vakitte tabakları geri alıyorduk. Tabakları aldığımızda hemen tabağı kontrol ediyor, onun parmak izlerini bulup, parmağının dokunduğu yerden yiyerek oraya dokunuyorduk. Bir gün yemek tabağını geri aldığımda, yemekte ALLAH Resulü?nün (S.A.S.) parmak izlerini kontrol ettik fakat bulamadık, bunun üzerine çok heyecanlandık.

Acaba yemek güzel olmamış mıydı?Acaba Allah?ın Resulü yemeği beğenmemiş miydi?Acaba bir kusur, bir yanlış mı yapmıştık?Endişesi içinde Allah?ın Resulü (S.A.S.) yanına giderek:?Ey Allah?ın Resulü (S.A.S.)! Ben sana yemek getirip de geri aldığımda, ona bakar, onda parmaklarının izini bulur, parmaklarımı oraya uzatır, oraya dokunup, o izlerin bulunduğu yerden yemek yerdim. Ancak bugün aldığım tabakta parmak izini bulamadım? dedim. Allah Resulü (S.A.S.):?Doğru söylüyorsun Ey Ebu Eyyub yemekte sarımsak kokusu olduğu için onu yemedim. Ama siz yiyebilirsiniz. Ben Cebrail (as) ile görüşüyorum, onun için ağız kokusuna dikkat etmem gerekiyor? buyurdu.

Hz. Peygamber'in "kokusundan hoşlanmadığı için sarımsak yemediğini " öğrenince, derhal, "senin hoşlanmadığından ben de hoşlanmam" diyerek sarımsak yemeğine elini sürmedi.

Enes bin Malik(r.a.) anlatıyor;

Bir terzi peygamber efendimizi (S.A.V.) hazırladığı bir yemeğe davet etti.ben de peygamberimizle (S.A.V.) beraber gittim.ev sahibi sofraya,arpa ekmeği ve içerisinde kabak kurutulmuş et bulunan bir çorba getirdi.Resulullah'ın (S.A.V.) tabağın etrafından kabağı tattığını gördüm. ?Ben de o günden beri kabağı seviyorum.?

Hz.Talha Bin Bera ( r.a )

Allah Rasulü?nün ( a.s.m ) yanına sık sık gider onun elini öper sevgisini gösterirdi.Ona olan sevgisi hergeçen gün daha artmış sonunda Allah Rasulü?nün ( a.s.m ) anasından,babsından kendi nefsinden daha ziyade sever olmuştu. Hz.Talha Bin Bera ( r.a ) sevgisini dışa vurduğu bir andı. Allah Rasulü?nün ( a.s.m ) hitaben şöyle dedi.

- E y Allah Rasulü?nün ( a.s.m ) bana ne dilerseniz emredin size karşı gelmeksizin sizin emrinizi yerine getireyim derdi.

Hz.Talha Bin Bera ( r.a ) nın hasta olduğunu öğrenen Allah Rasulü?nün ( a.s.m ) ziyaret için evine gitti.O srada Hz.Talha Bin Bera ( r.a ) hastalığının şiddetinden baygın yatıyordu.Efendimiz evden ayrılırken hasta yakınlarına:

- Talha Bin Bera nın bu gece vefaat edeceğini sanıyorum.Vefat ederse gecikmeden bana haber verin! Vefat eden bir müslümanın cenazesini bekletmek uygun değildir buyurdu.Gece olunca ayılan Hz.Talha Bin Bera ( r.a ) yanındakilere ;

Allah Rasulü?nün ( a.s.m ) beni ziyarete geldimi diye sordu.Yanındakiler

- Geldi diyerek Allah Rasulü?nün ( a.s.m ) kendisi için söylediklerini ona aktardılar.Vefat edeceğini öğrenen Hz.Talha Bin Bera ( r.a ) da ölüm korkusu ile ilgili hiç bir panikleme yoktu.O o halinde bile En Sevgiliyi düşünüyor onun için endişeleniyordu. Hz.Talha Bin Bera ( r.a ) etrafındakilere şöyle diyordu.

- Öldüğümde beni hemen defnedin.O na haber vermeyin. Benden dolayı ona gece karanlığında yolda gelirken zehirli bir hayvanın sokmasını,Yahudilerin ona kötülük yapmasını veya başına başka bir felaket gelmesini asla istemiyorum.Sabah olunca selamımı söyleyin ve benim için af dilemesi için ricada bulunun ! dedi ve bir süre sonra vefat etti.

E y Allah Rasulü?nün ( a.s.m ) sabah namazından sonra Sahabilere Hz.Talha Bin Bera ( r.a ) sorunca onun vefat ettiğini söyleyip onun Allah Rasulü ( a.s.m ) söyledikleri son sözlerini ilettiler.

Efendimiz onları dinledikten sonra ellerini kaldırarak Hz.Talha Bin Bera ( r.a ) için şöyle dua buyurdular.

- Allahım o sana kavuştuğunda, onu gülerek karşıla! ( Sen ondan oda Senden razı olsun buyurdu.

HANIM SAHABİLER

Amr b. Şuayb babası yolu ile dedesinden şu hadisi nakletmiştir:

"Yemenli bir kadın kızı ile birlikte Hz. Peygamber'in yanına gelmişti. Kızının kolunda iki tane altın bilezik vardı. Allah'ın Rasulü kadına; "Bunların zekatını veriyor musun?" diye sorunca, kadın "hayır" dedi. Hz. Peygamber; "Kıyamet gününde Yüce Allah'ın bu iki bileziği senin koluna ateşten bilezik olarak takmasını ister misin?" buyurdu. Bunun üzerine kadın, bilezikleri kızının kolundan çıkarıp Allah elçisinin önüne bıraktı ve şöyle dedi: "Bilezikler Allah ve Rasulüne aittir

Hz. Ümmi Süleym ra ;

Resul-i Ekrem (s.a.s.)'in Medine'ye hicretlerinde, Enes b. Mâlik henüz on yaşlarında bir çocuk idi. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medine'ye gelişlerinde Medineli müslümanlar arasında meydana gelen heyecan ve coşkuyu Hz. Enes şöyle anlatmaktadır:

Resul-i Ekrem kendisini karşılayanlarla birlikte şehre girdi. O sırada şehrin bütün halkı Resul-i Ekrem'i karşılamak üzere evlerinden ve dükkânlarından dışarı çıkmışlardı. Kadınlar da evlerinin damlarına çıkarak Hz. Peygamber'in gelişini seyrediyorlardı. Resul-i Ekrem ile birlikte gelen Hz. Ebû Bekir'i de görüyorlar ve fakat ikisinden hangisinin Resulullah olduğunu etraflarına soruyorlardı. Ben hayatımda o güne benzeyen bir gün görmemiştim.!

Hz. Peygamber, Medine'ye geldikten sonra bütün ensâr kendisine hizmet etmek hususunda yarışıyorlardı. Hz. Enes b. Mâlik'in annesinin, hizmet yarışında yapabilecek veya verebilecek hiçbir şeyi yoktu. Bundan dolayı hemen Enes b. Mâlik'i çağırıp elinden tutarak Resul-i Ekrem'in huzuruna çıktı: "Ya Resulullah, ben fakir bir kimseyim. Sizlere yardım edecek bir şeyimiz yok. Bu oğlumdur, yardım etmek ve hizmetinizde bulunmak üzere sizlere bırakıyorum. Onu kabul ediniz" dedi. Resûl-i Ekrem, bu içten gelen arzuyu kırmadı. Enes b. Mâlik'i yanına aldı..

Hz. Ümmü Habibe ra

Hz. Peygamber'e haber verilmesinden sonra sözlerini tutmadıkları ve antlaşmayı bozdukları için müslümanların hücumlarına uğrayacaklarından korkmaya başlayan Kureyş, Hz. Ümmü Habibe'nin babası Ebû Süfyan'ın antlaşmayı yenilemek ve Hz. Peygamber'den özür dilemek için Medine'ye gitmesini istediler. Ebû Süfyan, pek ümitli olmamakla birlikte çevresinin baskıları sebebiyle Medine'ye geldi. Burada hiç kimseden yüz bulamadı. Kızı ve Rasulüllah'ın hanımı olan Ümmü Habibe'nin evine geldi. Eve girdiği zaman odadaki yatağa oturmak istedi. Tam bu esnada Ümmü Habibe yatağı toplayıp kaldırdı. Her hali ile oturmaya hazırlanmış olan Ebû Süfyan sendeleyerek düşmekten zor kurtuldu.

Allah elçisinin Mekke fethi için hazırlık yaptığı günlerde Ebu Süfyan Mekkeli müşriklerin temsilcisi olarak Medine'ye geldi. Hudeybiye anlaşmasını bozdukları için müslümanların kendilerine saldırmasından son derece korkuyorlardı. Ebu Süfyan da, güya Peygamber kayınpederi ya! Efendimize ricaya geldi. "Ne olur Hudeybiye Anlaşması'nı bozma; biraz daha uzat" dedi. Dedi ama Hz. Peygamber'den yüz bulamadı. Kalktı kızı Ümmü Habibe'nin evine gitti. İçeri girdi. Kızın, damadından şikayete başlamadan önce bir köşeye oturmak istedi. Oturacağı yer, Nebiy-yi muhterem'in yattığı basit örtüden ibaret yataktı. Babasının oraya oturacağını anlayan Ümmü Habîbe annemiz, örtüyü dürüp kaldırdı. Ebu Süfyan şaştı kaldı:

- Kızım, dedi. Yatağı mı bana layık görmedin yoksa beni yatağa mı?

Ümmü Habibe radıyallahü anha gayet ciddî:

-Yatağı sana layık görmedim. Çünkü o Allah'ın Rasûlü'nün yatağıdır. Ebu Süfyan, diğerleri gibi, müslümanların Hz. Peygamber'e gösterdikleri saygıyı ve sevgiyi bir türlü anlayamıyordu. Öz kızının bile ona beslediği böyle bir şeyi yutamazdı.

Hz. Ebu Bekir ra Sevgili Peygamberimiz?e (sav)olan sevgisi

?Mekke?nin fethedildiği gün, Hz Ebû Bekir [ra] yaşlı ve âmâ olan babasını Resûlullah?ın [sav] huzuruna getirmişti

Resûlullah [sav] onu görünce,

- Bu yaşlı adamı evinde bıraksaydın da biz onun yanına gitseydik olmaz mıydı, dedi Hz Ebû Bekir [ra],

- Bunu yaparak Allah Teâlâ?nın ona sevap vermesini murat ettim ?Hz Ebû Bekir?in [r a] babası Ebû Kuhâfe [r a] biat etmek üzere elini Resûlullah?a [s a v] uzattığında, Hz Ebû Bekir [r a] ağlamaya başladı Bunu gören Resûlullah [s a v],

- Neden ağlıyorsun, diye sordu Hz Ebû Bekir [r a],

- Onun elinin yerinde amcanızın (Ebû Tâlib) elini görmek isterdim Keşke o da olsaydı da müslüman olsaydı ve bu vesileyle Allah (c c) sizi sevindirseydi, bu beni daha memnun ederdi, dedi ?20

rmişti

Hz Ömer (ra) Sevgili Peygamberimiz?e (sav)olan sevgisi

İki Cihan Serveri onun için:

"Benden sonra peygamber gelecek olsaydı Ömer olurdu" (Tirmizi, Menâkıb 18) demişti ve yine onu yeryüzündeki iki vezirinden biri olarak saymıştı. Diğeri ise Hz. Ebu Bekir (r.a.)?di. O, dünyada iken cennetle müjdelenen bir insandı. İman ve ilimde nurdan bir âbide gibiydi. Onun üstün idare kabiliyeti herkesçe malumdu. Bu sebeplerdir ki, Hz. Ebu Bekir gibi bir feraset insanı hiç düşünmeden onu yerine halife tavsiye etmişti.

İtiraz edip, "Allah?a nasıl hesap vereceksin" diyenlere de, "Ya Rabbi onlara içlerinde en hayırlılarını halife olarak bıraktım" derim, cevabını vermişti. Ancak bütün bunlar, Hz. Ömer?in kendisini insanlardan bir insan görmesine ve ahiret endişesiyle iki büklüm olmasına mani olmuyordu.

Sabah namazı vaktiydi. Ezan okunmuş ve cemaat saf saf durmuş, imamını bekliyordu. Hz. Ömer içeriye girdi, imamete geçti ve her zamanki gibi "Safları düzeltin" diye seslendi, sonra da namaza durdu. Tam namaza durulmuştu ki Hz. Ömer arkasından yediği bir hançer darbesiyle yere yığılmıştı. Hz. Ömer?i evine götürdüler. Namazı Hz. Abdurrahman b. Avf (r.a.) kıldırdı. Namazı müteakip bütün cemaat Hz. Ömer (r.a.)?in evine dolmuştu.

?İşte benim derdim buydu?

Hz. Ömer uzanmış upuzun yatıyordu. Herkes başucundaydı ve hıçkırıklar boğazlarda düğümlenip kalmıştı. Doktorun "Ya Ömer! Vasiyetini yap" dediğini duyunca bir anda içeride bir feryad u figan koptu. Herkes ağlıyordu.

Hz. Ömer, "Ağlamayın! Ağlayacak olan yanımdan çıksın. Siz Allah Resulü?nün, ?Ehlinin ağlamasıyla ölü eziyet çeker? dediğini duymadınız mı" diyerek onların ağlamasına mani olmaya çalıştı. Hz. Ömer, İbn Abbas?a "Bakın bakalım beni vuran kimdir" diye sordu. Gelen habere göre onu Muğire b. Şu?be?nin kölesi Firuz hançerlemişti. Hz. Ömer bunu öğrenince "Allah?a hamd olsun ki beni bir Müslüman eliyle öldürtmedi" dedi. Bir ara daldı. Baş ucunda duran oğlu Abdullah, gözlerini babasından bir an ayırmıyordu.

Hz. Ömer?de bir düşünce hem de yüreğini dağlayan bir düşünce vardı. Ve gözlerini açarak ümitsiz bir ifadeyle: "Oğlum! Git, Aişe?ye benden selam söyle. Fakat sakın, Emiru?l-mü?minin?in selamı var, deme. Zira şu anda ben mü?minlerin emiri değilim.

Ona, "Ömer senden, acaba iki arkadaşıyla beraber yatmasına müsaade eder misin" diye izin istiyor de. İbn Ömer babasının emrini yerine getirmiş ve Hz. Aişe?nin evine gelmişti. Onu bir köşede oturmuş ağlıyor buldu. Babasının arzusunu söyleyince Hz. Aişe validemiz, "Vallahi orayı ben kendim için düşünmüştüm. Fakat bugün Ömer?i nefsime tercih ederim" dedi. İbn Ömer (r.a.) bu müjdeli haberle dönüp babasını müjdeleyince Hz. Ömer birden rahatlayıverdi.

Ve dudaklarından şu cümle döküldü:

"Vallahi işte benim derdim buydu." Çok kereler gözünü açamayacak kadar halsizleşiyordu. Başındakiler ne yemek ne de su teklifiyle onu uyandıramıyorlardı. Fakat içlerinden birisi "Ömer namaz vakti geçiyor" dediği an Hz. Ömer birden ayağa fırlıyor "Namaz! Namazsız adamın İslam?dan nasibi yoktur" diyor ve namazını eda edip tekrar uzanıyordu. İşte Hz. Ömer?in namaza olan iştiyakı bu ölçüdeydi. Namaz dendiğinde akan sular duruyor ve bütün acılarına rağmen namazını ihmal etmiyordu.

Hz Osman (ra) Sevgili Peygamberimiz?e (sav)olan sevgisi

Hz. Osman Peygamber köyünde ilk defa kan döken insan ben olmayayım. Askerim vardır, bu şakileri bağileri dağıtabilirim fakat üç beş gün sonra Rasulü Erkemin yanına gittiğim zaman bana:

- Osman! Sen benim köyümde kan mı döktürdün? Derse ne derim? Ben diyordu.

Onun için evi ihata ediliyordu, sesini çıkarmıyordu. Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz kapının önünde, kalkan diye, kılıçlara kollarını kullanıyor onu korumaya çalışıyorlardı.

Fakat günlerden bir gün, duvar arkadan yarılacak, içeriye girilecek ve şehid edilecektir.

O gece diyor ben Rasulü Erkemi alemi manada gördüm, 80 lik yaşlı insan. Rasulü Erkemin Zinnureyn dediği insan. İki nurlu insan!? Kuranı kerim okumakla tenevvür etmekte duvar yarıldığı zaman? O gece alemi manada Rasulü Erkemi görüyor. Bütün debdebe ve ihtişamıyla cennet nimetleri içinde Ras ulü Ekremi görüyor. Turfanda ziyafetler var

Rasulü Erkemin sofrasında. Ebu Bekir ve Ömer var Ras ulü Erkemin sofrasında. Enbiyayı izam sofra kurmuş başka tarafta oturuyorlar ve Hz. Osman adım adım o sofraya doğru yaklaşıyor. Allah Rasulü derin bir tahassür derin bir telehhüf içinde.

- Ya Osman! Seni susuz mu bıraktılar?

- Ya Osman evini ihata edip de sudan mahrum mu bıraktılar?

Sen Medinenin kuyusunu paranla almıştın. Medine halkına suyu sen getirmiştin. Hayatının son dakikalarını yaşadığın devrede, seni senin getirdiğin sudan mahrum mu ettiler?

-Neam ya Rasulallah! Diyor.

- Ya Osman ailenle mi iftar etmek istersin yoksa bizimle mi?

- Seni tercih ederim ya Rasulallah! Demişti.

Elini uzattı Allah Rasulü diyor, alemi manada gaybi bir kova su bana takdim etti. Uykudan gözlerini açıp da kalktığı zaman hanımına anlatıyor:

- Hala içimde içtiğim o suyun meydana getirdiği esintiyi iliklerime kadar hissetmekteyim. La ezmeu badehü ebeda.. artık ebediyen susuzluk hissetmem? sırrının içinde çalkalandığı bir sudur, Kevser havzından gelmiş gibi, ebedi susuzluğu kesen bir sudur.

Duvar yarılıp da içeriye girdikleri zaman, hiç mukabele etmemişti?Feseyekfikehümüllah? (2/137) ayetinin üzerine Allah onların hakkından gelecektir manasını ifade edenh ayetin üzerine damla damla kanı dökülürken fütursuzdu zira gece Rasulü Erkeme söz vermişti, o sofranın burcu burcu kokusu burnunun ucundaydı, tüllenip tüllenip sofra burnunun ucuna geliyordu. Ebu Bekirle Ömer iştiyakla onu orada bekliyordu. Ve Rasulü Ekrem de.Ramazan günü sevdiklerine kavuşuyordu

Hz Bilal-i Habeşinin ra Sevgili Peygamberimiz?e (sav)olan sevgisi

Kainatın Sevgilisi ulaşıyor dostuna

Ezan vaktidir. Resûlullah?ın yokluğundaki ilk gecenin sabahı. Bilal elini kulağına götürmek için hazırlanıyor. Mukaddes daveti duyuracak. Lakin yüreği yanıyor. Yanık sesi, yanık yüreğiyle hepten hüzne bürünmüş başlıyor ezan-ı Muhammedi. Ve tam ?Eşhedü enne Muhammederrasûlullah?? derken bir hıçkırık kopuveriyor Bilal?in ciğerlerinden. Bilal ağlıyor, sahabeler ağlıyor. Dalga dalga hüznüyle yayılıyor gülbang-ı Ahmedî. Peygamber müezzini ezanı güçlükle bitirebiliyor.

Medine? Peygamber şehri. Hiç böyle görmemişti bu şehri Bilal. Her bir taşından göz yaşı damlıyordu sanki. İşte bu sokaklardan yürümüştü ALLAH Resûlü. Bu mescitte oturmuştu. Şu kütüktü yaslanıp da hutbe okuduğu. Mübarek ayaklarının değdiği toprak bu topraktı. O?nun gül kokusu sinmişti bu yerlere. Medine O?nu bulduğu gün can bulmuştu. Ama şimdi o yoktu bu şehirde. Her zerresine hasretini nakşedip göçüp gitmişti işte. Bilal Medine?de duramazdı artık. Baktığı her yönde O?nun hatırasının canlandığı, yüreğine hicran ateşleri yağdıran bu şehirde kalamazdı. Hasretini bağrına basıp Şam?a gitti. Aradan seneler geçti. Medine peygambersiz, ezanlar Bilalsiz seneler geçti. Halife defalarca Bilal?i Medine?ye çağırdı. Tüm ısrarlara rağmen peygamber müezzini kabul etmedi bu davetleri.

Fakat bir gece Efendimiz (sav) rüyasına geldi Hazret-i Bilal?in. ALLAH Resûlü (sav) nurlar içinde ona bakıyor, sitemvâri bir tavırla: ?Ne zamandır beldemize uğramaz oldun Ya Bilal!? diyordu. Ertesi sabah Bilal, emri alan asker gibi fırladı. Derhal Medine yollarına koyuldu. Bilal?in ne sıcakta pişen vücudu ne uzayan yollara bakan gözleri vardı. Hissettiği tek şey kalbindeki tarifsiz sızıydı. Özleten, ağlatan, yandıran bir sızı.

Günlerce süren yolculuğun ardından Bilal, sevgilisini gömdüğü hicran şehrine ayaklarını basıyordu işte. Ve o gün Medine bir zamanlar çok iyi tanıdığı bir sesle açıyordu gözlerini sabaha. Sesi duyan daha iyi işitebilmek için kapılara koşuyordu. Sokaklara dökülen insanlar heyecan içinde birbirlerine tek bir şeyi haber veriyordu. ?Bilal gelmiş! Seneler sonra Bilal Medine?ye dönmüş.? Kalpler sanki yerinden çıkacaktı. Sokaklarda kadınlar, çocuklar? Medine böyle bir şey görmemişti. Bütün şehir mescide akıyordu. Onlar bu sesi hep peygamber hayattayken duymuşlardı. Bu sesi işitip de gittiklerinde mescide ALLAH Resûlü?nün o mübarek yüzünü görmüşlerdi yıllarca. Peki ya şimdi? İşte bu ses Bilal?in sesiydi. Yoksa Muhammed Mustafa (sav) , kainatın biricik sevgilisi şimdi de mescitte miydi? Birisi deseydi ki: ?Evet, Peygamberimiz (sav) mescitte, müminleri namaza bekliyor.? Şüphesiz buna inanmayan kalmayacaktı. Bir anda çağlayan hisler o koskoca hakikati unutturuvermişti. ALLAH Resûlü artık aralarında yoktu ve dönmesi de mümkün değildi. İşte o dem herkes koyuverdi kendini. Genç, ihtiyar, kadın, çocuk herkes herkes ağlıyordu. Her şey ortadaydı. Bu ses bu semalarda Muhammed Aleyhisselamsızdı.

Bilal de yüreğinin yangınlarına su serpiyordu gözyaşlarıyla. O da ağlıyordu.

Hıçkırıklara karışan bu ezan bütün Medine?yi ağlatmıştı. Bu Hazret-i Bilal?in okuduğu son ezanı oldu. Şam?a döndükten bir süre sonra o da Hakk?ın rahmetine ulaştı.

Hz. Hatice validemiz sevgililer günü ne yapardı?

Bana göre Hz. Hatice (r.a.) en çok şu gayretsizliğimize ve lüksümüze çok şaşırırdı. Bunca rahat imkânlar içinde, böylesine kaygısız ve tasasız yaşayışımız onu çok incitirdi. Resûlün dâvâsını malı ve canıyla destekleyen Hz. Hatice (r.a.) validemiz biz ümmetinin farklı bir bakış açısı geliştirmesini çok isterdi. Bu alışveriş sevdamızı çok eleştirirdi.

Medine?nin Gülü

Andım yine Seni her şey yâdımdan silindi,

Hayâlin gönlümün tepelerinde gezindi;

Bu bir serâp olsa da hafakanlarım dindi..

Andım yine Seni her şey yâdımdan silindi.

Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam,

Rûhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam;

Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam..

Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam.

Anlasam, vuslata ne zaman ferman gelecek?.

Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek;

İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek..

Anlasam, vuslata ne zaman ferman gelecek?

Kalbim bir güvercin gibi titrerken adından,

Ne olur Sana ulaşmam için kanadından;

Bana bir tüy ver, pervaz edeyim hep ardından..

Kalbim bir güvercin gibi titrerken adından.

Ey kupkuru çölleri Cennet?e çeviren Gül;

Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!

Vaktidir, ağlayan gözlerimin içine gül!.

Ey kupkuru çölleri Cennet?e çeviren Gül!

Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım,

Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım;

Sensiz geçen bu acı rüyâdan kurtulayım..

Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım..

Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta,

Rûhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta;

Göster çehreni ki, güneş gurûba kaymakta..

Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta?

Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,

Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;

Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun..

Ne olur, hiç olmazsa gurûbum tulû olsun

14 Şubat 2011 11:32

serhanay3260074

allah razı olsun.ben okudum çok muteessir oldum.inşaallah faideleriz..

Toplam 1 mesaj