Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
Editörler : cihan2706fatih06incir.receli
05 Haziran 2012 10:55  


Günümüze Atıf HARNAME

?Harnâme, ünlü divan edebiyatı şairi Şeyhi tarafından kaleme alınmış bir mesnevidir.

Aynı zamanda bir hekim olan Şeyhi, Sultan Çelebi' Mehmed'i tedavi edince, Çelebi Mehmed ona bir köy (Tokuzlu Köyü) hediye etmiştir. Köye doğru yola koyulan Şeyhi, yolda eşkiyalar tarafından soyulmuş ve dövülmüştür. Bunun üzerine Harnâme'yi kaleme alır. Harname,hiciv türünün başarılı örneklerinden biridir.Şeyhi,bu eserinde ince bir mizah ile insani zaafları hicvetmiştir.Eserin kahramanı bir eşektir.Hakettiğinden fazlasını ister.Çayırda gördüğü öküzlere özenir.Onlar gibi olmayı ister.Fakat bu hatasının sonunda kulaklarından ve kuyruğundan olur."

Bunun matrak biri tarafından günümüz türkçesine açıklamalı hali de beyitlerin altindadir.

Eser 126 beyitten oluşmaktadır. Divan edebiyatında hiciv eserlerinin ilk önemli örneklerindendir.

Harname(Sadeleştirilmiş)

Bir eşek var idi zaif ü nizar

Yük elinden katı şikeste vü zar

(Zayıf, çelimsiz bir bedbin eşek vardı.

alemin yükünü çekmekten bitkindi gayri)

Gah odundu vü gah suda idi

Dün ü gün kahr ile kısuda idi

(Bazen odun bazen su taşıyordu

Lakin sıkıntıdan çatlıyor,

Her daim kahrediyordu kaderine)

Dudağı sarkmış u düşmüş enek

Yorulur arkasına düşse sinek

(dudakları sarkmış, çenesi düşmüştü ineğin)

kıçına sinek konsa yara zannediyordu,

yani o derece)

Arkasından alınsa palanı

Sanki it artığıydı kalanı

(yükünü çıkarınca

darası sıfıra tekabül edecekti handiyse he)

Birgün ıssı ider himayet ana

Yani kim gösterir inayet ana

(Bir gün sahabı eyilik etti ona

ve serbest bırakıp saldı çayırlara

kocaman bayırlara)

Aldı palanını vü saldı ota

Otlayarak biraz yürüdü öte

(yürüyor eşeğimiz)

Gördü otlatda yürür öküzler

Odlu gözler ü gerlü göğüzler

(ah birde baktı ki eşek, semiz öküz dolu ortalık,

göğüslerini gere gere dolanıyorlar üstelik)

Boynuzı bazısının ay bigi

Kiminün halka halka yay bigi

Har-ı miskin eder iken seyran

Kaldı görüp sığırları hayran

(takıldı eşek,

baktı durdu sığırlara mel mel)

ne yular derdi ne gam-ı palan

ne yük altında hasta vü nalan

(öküzlere hasta olan eşek,

amanin dedi:

ne yük ne de yular dertleri var bu deyyusların)

acebe kalır ü tekeffür eder

kendi ahvalini tasavvur eder

(şaşırıp kendi halini düşündü eşek tabii,

allahın öküzüne bak, dedi içinden)

ki biriz bunlarınla hilkatte

elde ayakda şeki ü suretde

(hem bende de aynı kol-bacaktan var ne yani,

vay öküz oğlu öküzler diye sitem etti)

var idi bir eşek ferasetli

hem ulu yollu hem kiyasetli

(hadiseye muhteşem bir eşek

duhul oldu bu esnada)

ol ulu katına bu miskin har

vardı yüz sürdü dedi ey server

(bizim eşeğin de aklına geldi bu bilge eşek,

hemen davrandı, akıl almak için süründü bilgeye)

sen eşeksin ne şek hakim-i ecell

müşkülüm var keremden itgil hall

(dedi ki: sen müthiş, fevkelade bir eşeksin

anlatmaya kelime bulamıyorum yani,

n?olur derdime bir çare bul eşekzadem)

bugün otlakta gördüm öküzler

gerüben yürür idi göğüzler

yok mudur gökde bizim ıldızımız

k?olmadı yeryüzünde boynuzumuz

(anlattı uzun uzun

öküzlerin gergin vücut ölçülerini;

akabinde de: yok mudur bizim

gökde zodyak?a bağlı burcumuz,

da olmadı yerde bir cilalı boynuzumuz,

diye ağlandı bizimki)

böyle verdi cevabı pir eşek

k?iy bela bendine esir eşek

(bilge eşek şöyle bir gerindi ve

dedi ki: ey belasını bulmuş eşek)

dün ü gün arpa buğday işlerler

anı otlayıp anı dişlerler

(o dandik öküzler, hergün arpayla,

buğdayla oynaşıyorlar,

bön bön trenin icad edilmesini bekliyorlar,

başka bir olayları yok,

a benim beyni düdük yeğenim,

manyadın mı sen ayol)

bizim ulu işimiz odundur

od uran içimize o dündur

( hem bizim odun işinde

acayip para var angut eşek,

hele sen bir gör,

şu iki-üç yıl içinde patlayacak odun piyasası,

ey deli eşek, hadi de get bozma kafamı,

diyerek de bitirdi bilge eşek)

döndü yüz derd ile zaif eşek

(e anladınız herhalde:

eşeğimiz ziyadesiyle mahzun)

varayın ben de buğday işleyeyin

anda yayılıp anda kışlayayın

(bizim eşeğin aklı hala buğdayda, arpada,

konuşup durdu kendi kendine)

gezerek gördü bir göğermiş ekin

sanki dutardı ol ekin ile kin

(bu arada gezerken serpilmiş güzel ekinleri gçrdü,

gördükçe dellendi,

hırsından çatlayacak gibi oldu tabii)

eyle dedi gök ekini terle

ki gören der zihi kara tarla

(ekinlere öyle bir daldı ki bizim haset eşek,

hepsini anında hacamat ederek yedi,

oh üstümüze afiyet)

başladı urlayıp çağırmaya

anub ağır yükün anırmağa

(taşidiği yükleri hatırlayarak ilendi geçmişine ,

bas bas bağırdı olduğu yerde)

çıkarır har çün enkerü?l-esvat

ekin ıssına arz olur arasat

(en bet sesiyle çağırırken eşek,

mal sahıbı da hadiseyi çakozladı elbet)

Ağaç elinde azm-i rah etdi

Tarlasını göricek ah etdi

(elinde sopa yola çıktı sahip,

tarumar olmuş tarlasını görür görmez

çok pis bedbaht oldu tabii;

ilençle ver yansın etti:

vay seni gidi oğlu gidi,

gayrısina soktuğumun müsibet hayveni)

daneden gördü yeri pak olmuş

gök ekinliği kara hak olmuş

yüreği soğumadı söğmeğ ile

olımadı eşeği döğmeğ ile

(sahip, önce eşeğe ana ?avrat dümdüz gitti,

lakin kesmedi tabi bu kadarı sahibi,

odununan da bir güzel benzetti bizim akılsız eşeği,

eşek sudan gelinceye değin dövdü bir güzel,

eh dövülen eşek olduğu içün de, eşek suya hiç gidemedi,

e gidemeyince dönemedi de bittabi, ah ah)

bıçağını çekdi kodi ayruğunu

kesdi kulağını vü kuyruğunu

(yine hıncını alamadı elbet sahip

bıçağınan kesdi eşeğin kuyruğunu, kulağını)

kaçar eşek acıyarak canı

dökülüp yaşı yerine kanı

(e malumunuz)

uğrayu geldi pir eşek na-gah

sordı halini kıldı derd ile ah

(o anda bilge eşek damladı ortama,

ve sordu:

n?oldu sana böyle a benim eşek yiğenim)

batıl isteyü hakdan ayrıldım

Boynuz umdum kulakdan ayrıldım

(bizim eşek zırladı vor vor; ve:

istedim hakkım olmayan bir muz,

kulaktan oldum takacakken bir çift boynuz,

diyerek anırdı uzun uzun?