Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
Editörler : gubazİDAL*
24 Ekim 2006 01:21  


Çalışanların Birliği Sendika ve Sendikal Mücadele Tarihi

Evet sendikal mücadele, çalışanların emeğiyle geçinenlerin insanca yaşaması için olmazsa olmazdır.

Örgütlü yaşam ise, insana yakışan bir davranış ve uygarlık gereğidir.

Buna rağmen sendikalara ve örgütlü yaşama karşı olanların varlığını üzülerek görüyoruz.

Sendikanın ne olduğu ve sendikal mücadelenin esas sınıfsal özünü ve tarihi gelişim sürecini bilinmeden, yanlış kanılarla, önyargılarla, kulaktan duyma uydurmalarla veyahut kasıtlı olarak hareket edip, örgütlü yaşama ve sendikal mücadeleye insafsızca ve pervasızca saldırıların varlığı elem vericidir.

Evet arkadaşlar Sendikal Mücadeleye yönelik yanlış kanılarımızı ve önyargılarımızı yeniden düşünüp, ayrıca bu konudaki bilgilerimizi tazelemek için, işçi-emekçi sınıfın geçmişten buyan sürdürdüğü; hak, emek ve insanca yaşam mücadelesi olan SENDİKAL MÜCADELE TARİHİNE kısaca yeniden bir göz atalım.

ÖZETLE SENDİKAL MÜCADELE TARİHİ

DÜNYADA

18. yy. ortalarında bilim ve teknolojideki ilerlemelerin üretim sürecine aktarılması ile ortaya çıkan sanayi devrimi, işçi sınıfının ve sendikaların da doğumu oldu. Günde on sekiz saati bulan ağır çalışma koşullarına karşı önceleri işyerlerinde mesleklere göre oluşan işçi birliklerinin yetersizliği kısa zamanda anlaşıldı. 1834?te İngiltere?de kurulan ?Büyük Ulusal Birleşik Meslekler Birliği?ni sendikalaşmaya başlangıç saymak mümkündür. Sermaye sınıfı ve onun siyasal gücü ile çetin mücadeleler sonucunda 1871?de İngiltere?de sendikalar yasallık kazandı.

Benzer gelişmeler sanayileşen başka ülkelerde de ortaya çıktı. Sermayenin tekelleşmesi ve işçi sınıfının gelişen mücadelesini durdurmak için her yola başvurması, işçi sınıfını da uluslararası örgütlenmelere yöneltti. 1864?te kurulan ?Uluslararası İşçi Derneği? (I. Enternasyonal) bu sürecin ilk önemli adımını oluşturdu. Savaşlar vb. nedenlerle uzun ömürlü olamayan birliklerin yerini 2. Dünya Savaşı sonrasında, yeni koşullarda yeni birlikler aldı. 1945?te çeşitli ülkelerden sendikaların oluşturduğu ?Dünya Sendikalar Federasyonu? (DSF) kuruldu.

Ne var ki, tekelci sermayenin ve hegemonya peşindeki ABD ve İngiltere?nin dünya işçilerinin bu birliğini bozmaları uzun sürmedi. ?Anti-komünizm?, ?Sovyet tehdidi? vb. söylemler ardına gizlenen ?soğuk savaş? stratejisinin bir parçası olarak DSF?den ayrılan ABD?li ve İngiltere?li bazı sendikalar 1949?da ?Hür Dünya İşçi Sendikaları Konfederasyonu?nunu (ICFTU)? kurdular.

II. savaş sonrasında dünyada ortaya çıkan siyasal-toplumsal farklılaşma, işçi hareketine ve sendikalara da bu şekilde yansıdı. Ortaya çıkan kimi uluslararası, kimi bölgesel (Asya, Avrupa, Latin Amerika vb.) sendikal örgütlenmelerin pek çoğu günümüzde de etkinliklerini çeşitli biçim ve düzeylerde sürdürmektedir. Ancak, bunların yapı ve işleyişlerinde özellikle 1990?larda sosyalist sistemin çözülmesinden sonra bazı değişimler olduğu gözlenmektedir.

24 Ekim 2006 01:26

Özgür Deniz

TÜRKİYE?DE SENDİKAL MÜCADELE TARİHİ

1871?de ?İstanbul Ameleperver Cemiyeti?nin kurulması ve 1874?teki tersane işçileri grevi ülkemizde sınıf örgütlenmesinin ilk kilometre taşları oldu. Bu gelişmeleri 1895?te İstanbul Tophane Fabrikası işçilerinin gizli olarak kurdukları ?Osmanlı Amele Cemiyeti?nin kuruluşu izledi. Temmuz 1908?de meşrutiyetin ikinci kez ilanıyla birlikte çığ gibi büyüyen işçi ve emekçi örgütlenmeleri karşısında 25 Eylül 1908 tarihli ?Tatil-i Eşgal Hakkında Kanun-ı Mukakkat? ile kamu hizmetlerinde ?sendikalaşma? ve ?grev? (tatil-i eşgal) yasağı getirildi. Bu yasakçı tutum işçilerin-emekçilerin hak ve çıkarlarını savunan partilerin kuruluşunu ve örgütlenmesini hızlandırdı. ?Tatil-i Eşgal? (grev) yasağına karşın 1910?da tramvay işçileri etkili grevler yaptılar.

Aynı yıllarda (II. Meşrutiyet dönemi) başta öğretmenler olmak üzere memur statüsündeki emekçiler de çeşitli cemiyetler (dernekler) kurarak örgütlenmeye girişmişlerdi. Ne var ki, I. Dünya Savaşı?nın ağır koşullarında tüm bu işçi ve emekçi örgütlenmeleri cılız ve etkisiz kaldı. Savaş sonrasının yıkıntıları arasında işçiler ?1 Mayıs? kutlamaları gerçekleştirirken ve sınıf bilinci daha gelişkin olarak filizlenirken, İstanbul ve başka kentlerde de aylıklarını alamayan öğretmenler ?grevler? yaptılar.

İstanbul?da kurulan ?Umum Amele Birliği?, işçiler adına İzmir İktisat Kongresi?ne (1923) katıldı. 1925?te çıkarılan ?Takrir-i Sükun Kanunu? işçi ve emekçilerin siyasal örgütlenmelerini yasaklarla baskı altına alırken, sendika ve cemiyetler üzerinde de yoğun bir baskı uygulandı.

Buna karşın 1925?te telgraf memurları grevler yaptılar. Aynı yıllarda ?Memurin Kanunu? (1926) vb. başka hiçbir yasada ya da hukuksal düzenlemede bir yasak hükmü olmamasına karşın memurların kendi sınıf çıkarları doğrultusunda işçilerle birlikte ya da ayrı, bağımsız bir örgütlenme girişimleri olmadı. Bu dönemde daha çok kooperatifler ya da cemiyetler biçiminde görülen memur örgütlenmeleri ağırlıkla devlet-hükümet denetimindeki kuruluşlar idi. Bağımsız işçi-emekçi örgütlerinin kuruluşunun yönetsel ve fiili olarak engellendiği bu dönemin ardından 1938?de ?tek parti yönetimi? zamanında ?Cemiyetler Kanunu? ile ?sınıf esasına dayalı cemiyetler?in kurulması yasaklandı. 1946?da kanunda yapılan değişiklikle bu yasak kalkınca, pek çok bağımsız sendika kuruldu.

İşçi sınıfının-emekçilerin kendi sınıf çıkarları doğrultusunda bağımsız örgütler oluşturmasının önü 1947?deki ?Sendikalar Kanunu? ile kesilmeye çalışıldı. Grev ve toplu pazarlık haklarından yoksun olan sendika ve federasyonlar 1952?de TÜRK-İŞ?i kurdular. 1961 anayasası işçilere grev ve toplu iş sözleşmesi hakkını tanıdı.

Ardından çıkarılan yasa ile de bu hakların kullanım esas ve usulleri belirlendi. Yoğun olarak sermaye yanlısı politikaların etkisinde bir faaliyet gösteren TÜRK-İŞ?ten ayrılan ve işçi sınıfının bağımsız sınıf çıkarlarını savunan işçi önderlerinin ve bazı sendikaların girişimiyle 1967?de DİSK kuruldu. DİSK?in işçi sınıfı içinde etkili bir örgütlenme yaratması ve mücadeleci bir sendikal hat oluşturması nedeniyle, onun gelişimini durdurmayı hedefleyen yasa değişikliği TBMM?de gündeme getirilince, işçi sınıfı 1970?in 15-16 Haziran günlerinde yakın tarihimizin en önemli işçi eylemini gerçekleştirip, tasarıyı geri çektirmiştir.

1976?da HAK-İŞ ve 1979?da MİSK?in kuruluşu gerçekleşirken DİSK, DGM?lerin kuruluşu girişimine karşı etkili bir direniş gösterdiği 1976?dan başlayarak 1 Mayıs?larda yüzbinleri bir araya getirmiştir.

12 Eylül askeri darbesiyle DİSK kapatıldı, yöneticileri yargılandı. TÜRK-İŞ, 12 Eylül hükümetine bakan verdi.

HAK-İŞ kontrol altına alındı, daha sonra faaliyetleri serbest bırakıldı. MİSK?in faaliyeti durduruldu, sonra çalışmasına izin verildi. 1987?de adını değiştirdi, YURT-İŞ oldu. 1988?de kapandı.

24 Ekim 2006 01:49

Özgür Deniz

KAMU SEKTÖRÜNDE SENDİKAL MÜCADELE VE KAMU EMEKÇİLERİ

?Takrir-i Sükun? (1925) yasaklarını izleyen yasakçı ?tek parti yönetimi? zamanında varlık gösteremeyen memur örgütleri 1946?da yeniden boy vermeye başladılar. Mahalli düzeydeki öğretmen dernekleri 1946?da ?Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu? nu kurdular. 1961 Anayasası?nın 46. maddesi sendikalaşma hakkını işçilerle birlikte memurlara da tanımıştı. Anayasanın bu hükmü uyarınca, 1965?te çıkarılan 624 sayılı ?Devlet Personeli Sendikaları Kanunu? toplu sözleşme ve grev haklarını içermiyor, öte yandan işyeri, meslek ve statü (kademe) temelinde örgütlenmeye olanak veriyordu. Bu durum, tam bir sendika enflasyonuna neden oldu ve 1971?e kadar devam eden bu ilk sendikalaşma döneminde 600 civarında memur sendikası kuruldu.

Birleşen bazı sendikalar ?Türkiye Kamu Personeli Sendikaları Konfederasyonu? ve ?Türkiye Devlet Teşekkül ve Teşebbüsleri Personel Sendikaları Konfederasyonu? adıyla üst örgütlenmeler yarattılar.

Söz konusu dönemde oldukça cılız ve etkisiz olan memur sendikaları içinde TÖS ve T. İLK-SEN 15-19 Aralık 1969?da gerçekleştirdikleri 4 günlük ?genel öğretmen boykotu? ile dikkati çekmektedir. 160 bin civarında öğretmenin çalıştığı 1969 Türkiye?sinde 110 bin civarında öğretmenin katıldığı bu boykot, işçi sınıfı tarihinin önemli grevlerinden biri olarak ?meşru mücadele? anlayışının oluşmasında kritik bir rol oynamıştır.

12 Mart 1971 darbesinin ardından, 20.09.1971 tarihli Anayasa değişikliği ile Anayasanın 46. maddesindeki ?çalışanlar? ibaresi yerine ?işçiler? ibaresinin konulmasıyla ve 119. maddesinin de ?memurlar? siyasi partilere ve sendikalara üye olamazlar? biçiminde değiştirilmesiyle memurların sendikalaşma hakkı ortadan kaldırılmıştır. Anayasanın geçici 16,. maddesiyle de daha önce kurulmuş olan memur sendikalarının faaliyetlerinin sona erdirildiği hükme bağlanmıştır.

1971?de sendika hakkının böylece ortadan kaldırılmasının ardından memurlar 1980?e kadar sürecek olan yeni bir dernekleşme sürecine girdiler. TÖS ve T.İLK-SEN?in yerine TÖB-DER kuruldu. (1971) Tüm-Der, Mem-Der gibi tüm memurları kapsamayı amaçlayan memur derneklerinin yanı sıra TRT-DER, GENEL-DER, EGO-DER, DDY-DER, TEK-DER, SAYIŞTAY-DER gibi işyeri eksenli memur dernekleri ile daha genel ve kapsayıcı nitelikteki TÜS-DER, POL-DER, ENERJİ-DER, TÜM SAĞLIK-DER, TÜMAS, TÜM-ÖD gibi mesleki temelde dernekler kuruldu.

1971-1980 döneminde de tıpkı sendikalı dönemde (1965-1971) olduğu gibi, emekçilerin birliğini ve gücünü bölmeye dönük örgütler ortaya çıkmıştı. POL-BİR, Akıncı Memurlar Derneği, Ülkücü Kamu Görevlileri Güç Birliği Derneği gibi.

12 Eylül darbesi tüm işçi ve emekçi örgütlerine olduğu gibi, memur derneklerine de ağır darbeler vurdu, dernekler kapatıldı. Binlerce memur örgütsel faaliyetlerinden ötürü cezaevlerine dolduruldu, baskıya uğradı. Derneklerin mal varlıklarına el konuldu. 1982 Anayasasının 51. maddesi sendika hakkını sadece işçilere ve işverenlere tanımış ama memurlara yasaklamamıştı.

1986?da eski TÖS, T.İLK-SEN ve TÖB-DER yönetici ve üyelerince çıkarılmaya başlanan ?abece dergisi? örgütlenme arayışlarını başlatmış, 1988?de çalışan öğretmenlerin üye olamadığı ama ?fahri üye? olabildiği EĞİT-DER kurulmuştu. Yerel yönetimler, ulaştırma, sağlık vb. sektörlerde de yaygınlaşan dernekler, sendikalaşmanın ?bir laboratuar çalışması? olarak önemli işlevler gördüler. 1989?da EĞİT-DER?in düzenlediği ?Uluslararası Kamu Çalışanları Sendikal Haklar Kurultayı? ile sendikalaşma arayışları yeni bir evreye, ?girişim evresine? taşındı.

Bu gelişmede işçi sınıfının 12 Eylül yıllarında uğranılan hak kayıplarını telefai etmeye dönük ?1989 Bahar Eylemleri?nin ve 1990?daki ?madenci yürüyüşü?nün önemli bir itici rol oynadığı bilinmektedir. 28.05.1990?da Ankara?da kurulan ilk memur sendikası EĞİTİM-İŞ?i Temmuz 1990?da İstanbul?da KAM-SEN, 13.11.1990?da İstanbul?da EĞİT-SEN izledi. Kendilerine artık ?kapıkulu zihniyetini? çağrıştıran ?memur? yerine ?kamu çalışanı? ya da ?kamu emekçisi? diyen kamu görevlilerinin sendikalaşması çığ gibi büyümeye başladı.

Tüm Maliye-Sen, Tüm Sağlık-Sen, Tarım-Sen, Hava-Sen, Tüm Haber-Sen, Enerji-Sen, Yapı Yol-Sen, Turizm-Sen, Tüm Sosyal-Sen, Tüm Yargı-Sen, Tüm Enerji-Sen, Kültür-Sen, Banka-Sen, Emekli-Sen, ÖES, Tüm Ray-Sen, Demiryol-Sen vb. Bu sendikaların pek çoğu güç ve eylem birliği yaparak ?Kamu Çalışanları Platformu?nu, daha sonra da ?Kamu Çalışanları Sendikaları Platformu?nu oluşturdular. Eğitim-İş?in başını çektiği bir kısım sendika ise ?Eşgüdüm Komitesi?ni oluşturdular.

Kamu emekçilerinin her türlü baskıcı ve yasakçı politikalara karşın bağımsız bir doğrultuda gelişen ve hızla kitleselleşen sendikal hareketini bölmeye ve baskı altına almaya dönük girişimler gecikmedi. Kamu emekçilerinin ?hak verilmez, alınır? şiarıyla sendikalarını kurduğu, sendikaların kapılarına vurulan mühürleri söktüğü günlerde sendika hakkının anayasada bulunmadığını, sendikaların illegal olduğunu savunan ?Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı? ve çevresi, hiçbir yasal ya da anayasal değişiklik olmadığı halde 1992?de birdenbire T.KAMU-SEN adıyla bir konfederasyon ve bağlı sendikalarını kuruverdiler.

Devlet güdümlü, aşırı milliyetçi çizgideki bu sendikaların kuruluşunun ardından, bu kez de 1995?te Memur-Sen adında fundamentalist çizgide bir konfederasyon oluşturuldu.

Pek çok sendikayı bünyesinde toplayan KÇSP, bir çok fiili ve meşru eylemden sonra 3 Temmuz 1991?de %18?lik zamlara karşı fiili yürüyüş gerçekleştirdi. Kamu emekçilerinin mücadele çizgisi giderek güçlenmeye başladı. Bunun üzerine 14.09.1991 tarihinde EĞİT-SEN genel merkezi valilik tarafından mühürlendi.

Kamu çalışanları sendikalarına sahip çıkarak mühürleri söktü. 15.01.1992 tarihinde Ankara?da, 26.01.1992 tarihinde İstanbul?da grevli, toplu sözleşmeli sendika talebiyle ilk yasal mitingler düzenlendi. 21 Aralık 1992?de Başbakanlığa tüm ülke kamu emekçilerinin katılımı ile yürüyüş gerçekleştirildi.

13 Mayıs 1992 tarihinde ücret yetersizliğini ve tek yanlı belirlemeleri protesto amacıyla bordro yakma eylemi yapıldı. Kamu çalışanlarının hak arayışı ve demokrasi mücadelesi yetkililer tarafından baskı, sürgün ve cezalarla karşılansa da bu mücadeleler sürecinde Uluslararası Çalışma Örgütü?nün (ILO) 87 ve 151 sayılı sözleşmeleri TBMM?nde onaylandı. 15 Haziran 1993?te bölge mitingleri, 27 Haziran 1993?te beş koldan Ankara yürüyüşü organize edildi.

Kamu emekçilerinin bu yeni sendikacılık anlayışı geleneksel tarzda oluşmuş işçi sendikalarını da hareketlendirdi. 03.01.1994 tarihinde ?tüm çalışanların ortak genel grevi? yapıldı, %5 ek zam alındı. 20 Nisan 1995?de yeni bir eylem dalgası geliştirildi. 16-17 Haziran 1995 tarihinde Türkiye?nin her yerinden gelen kamu emekçileri Kızılay meydanını iki gün boyunca işgal ederek, grevsiz, toplu sözleşmesiz bir sendika yasasını kabul etmeyeceklerini açıkladılar. TBMM de ele alınan yasa tasarısının görüşmeleri ertelendi.

13.07.1995 tarihinde Anayasanın 53 maddesinde yapılan değişiklikle kamu emekçilerinin sendikalaşma hakları anayasal düzeyde tanındı.

Kamu emekçilerinin KÇSP ve Eşgüdüm Komitesi etrafında kümelenmiş olan sendikaları bir yandan birlik görüşmelerini yürütür ve aynı işkolunda örgütlü sendikalarını birleştirirken, öte yandan da 08.12.1995?te KESK?i (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) kurdular. Kamu emekçilerinin toplu pazarlık ve grev haklarını tanımak istemeyen ve sendikaların bağımsız, fiili ve meşru gelişimini kabul edemeyen siyasal iktidar ve yönetenler, sendikaları denetim altına almaya dönük yasa tasarısını 1998 Mart?ında TBMM gündemine getirdiler.

Kamu emekçilerinin 4-5 Mart 1998?de Ankara?da ve izleyen günlerde pek çok yerleşim yerinde gerçekleştirdikleri direniş ve eylemlerle ?sahte yasa tasarısı? püskürtüldü.

Ne var ki, KESK?in ve kamu emekçilerinin tüm direniş ve karşı koyuşuna rağmen, sendikaları denetim altına almayı amaçlayan, grev ve toplusözleşme hakları gibi temel sendikal hak ve özgürlüklerden yoksun 4688 sayılı ?Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu? 25.06.2001?de TBMM?nde kabul edildi.

24 Ekim 2006 02:15

Özgür Deniz

CUMHURİYET?TEN 1965?E KADAR KAMU EMEKÇİLERİNİN ÖRGÜTLENME SÜRECİ

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kamu emekçilerinin örgütlenmesi ve sendikalaşması işçilerden daha sonra başlamıştır.

1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı döneminde nitelikli insan gücünü oluşturanların bir bölümü savaşlar sırasında ölmüş, bir bölümünü oluşturan Ermeni ve Rumlar ülkeden ayrılmıştı. Bu nedenle nitelikli işgücüne olan gereksinim artmıştı.

Bu koşullarda nitelikli işgücüne sahip olanlara maddi ve manevi ayrıcalık tanınmıştır. Bu dönemdeki memurlar klüpleri, yardım sandıkları ve kooperatifleri ile kendilerini diğer çalışanlardan ayırmışlardı. Bunun yanında çalışma süreleri, yıllık izin süreleri, ücretlerinin düzeyi, iş güvencesi ve sosyal güvenlik bakımından itibarlı ve ayrıcalıklı idiler. Örneğin; 1931 yılında memurların faal nüfus içindeki oranı yüzde 1.2 iken, milli gelirden aldıkları pay yüzde 7.1?dir.

Diğer yandan 2. Dünya Savaşı yıllarında piyasada zor bulunan ve karaborsada bulunan kimi mallar memurlara düşük fiatla veriliyor ya da dağıtılıyordu.

Nitelikli ve az bulunan emeğe sahip bu kesim örgütlenme gereksinimi duymadan önemli haklar elde ettiler. Bu nedenlede siyasal iktidarların yanında yer aldılar ve işçilerle diğer emekçi kesimlerden iyice ayrışarak, onların hedefi durumuna geldiler.

1950 öncesi memurlar sahip oldukları ayrıcalığında etkisiyle işveren gibi davranıyorlardı. Diğer yandan bu ekonomik ayrıcalık bazı bürokratların sermaye birikimine bile yol açmış, memuriyetten özel kesime geçenler olmuştur. Ülkemizde memurlar öncelikle tüketim kooperatifleri ve memur dernekleri kurdular. İlk memur sendikası, 1908 yılında II. Meşruiyetin ilanından sonra birden yaygınlaşan sendikalaşma ve grev hareketleri döneminde olmuştur.

1926 yılında kabul edilen 788 Sayılı Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanun?da veya başka bir yasada ve hukuksal düzenlemede memurların sendikalaşmasını yasaklayan bir hüküm olmamasına karşın, her hangi bir sendikal örgütlülük yaratılmamıştır.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş dönemlerinden başlayarak devletin ?memur? statüsünde çalışanlara tanıdığı ayrıcalıklı durum ve 1950?lere kadar devletin memurlara sağladığı olanaklarla birlikte memurlar devletle özdeşleşmişti.

1923-50 döneminde bilinen tek grev Samsun, Adana ve Trabzon telgraf memurlarının 1925 yılında maaşlarının arttırılması talebi ile yaptıkları grevdir. Grevciler İstiklal Mahkemesine verilmiş, yargılama sonucunda Adana?dakilerin tümü beraat ederken, Samsun?dan 5 ve Trabzon?dan 1 telgrafçı cezalandırılmış, diğerleri beraat etmiştir.

II. Dünya savaşından sonra ve özellikle 1950?den sonra memurlar bu ayrıcalıklı konumlarını giderek yitirmeye başladılar. Bu yıllarda okumuş insan sayısı arttı ve okumuşluk bir özellik olmaktan çıktı. Memurların ayrıcalığı olan sosyal güvenlik gibi haklar işçilerede yaygınlaştırıldı.

Burjuvazinin gelişimine paralel olarak ekonomik gücü elinde bulunduran, burjuvazinin siyasal iktidar üzerindeki egemenliğin artması, memurların eski itibarlarının azalması nedenlerindendir.

Demokrat Parti döneminde genel olarak memurların toplumsal itibarı ve gerçek gelirleri gerilemiştir. Ancak bu yıllarda büyük miktarda yatırım yapıldığından teknik insan gücüne gereksinim artmıştı. Bu nedenle DP iktidarı teknik personele bazı ayrıcalıklar tanımayı sürdürdü ve bunun için teknik personel kararnamesi çıkardı.

Ancak 70?li yıllarda bu statüde ortadan kalktı ve kamuda çalışan işçilerin gerçek gelirleri memurların gerçek gelirlerini aştı.

Bu dönemlere kadar kamu çalışanlarının sendikalaşmamasının en önemli nedeni kendilerine tanınan ayrıcalıklardır.

24 Ekim 2006 14:50

Özgür Deniz

1980 SONRASI SENDİKAL ÖRGÜTLENME

12 Eylül 1980 askeri darbesi ile toplumun diğer emekçi ve sistemin muhalif kesimleri gibi kamu emekçileri de ekonomik, sosyal ve siyasal hak kayıplarına uğratılmış, zora, şiddete ve sindirmeye dayalı baskı altında tutularak örgütsüzleştirme politikalarına maruz kalmışlardır.

1985 yılında bilim insanlarının kamu emekçilerinin sendikal örgütlenmelerinin ve sendika kurmalarının önünde Anayasal bir engel olmadığı, Uluslararası Sözleşmelerin ve 1982 Anayasası?nın 90. maddesinin kamu emekçilerine sendikal örgütlenme hakkı tanıdığı yönünde yapılan yorumlar ve açılımlar kamu emekçilerinde yankısını bulmuş, sendikal örgütlenme çalışmalarının yönlendirilmesine katkısı olmuştur.

1980 sonlarında kamu emekçileri bir taraftan yaratmış olduğu derneklerle sendikal örgütlenme faaliyetlerini yürütürken, diğer taraftan da eylem ve güç birlikleri oluşturarak kendi ekonomik ve sosyal haklarına sahip çıkma temelinde eylemli bir sürece girmişlerdir.

Kamu emekçileri 1987 yılından itibaren mesleki örgütlenmelerde sendikalaşmayı tartışmaya başladılar. Bunun için Sendika Yürütme Komisyonları (SYK) oluşturdular. SYK?ların önderliğinde telgraf çekme eylemleri, yemek boykotları, kitlesel basın açıklamaları, paneller, kapalı salon toplantıları gibi etkinliklerde bulundular. Bu dönemde nasıl bir sendika sorusunda yanıtlanmaya çalışıldı. Genel yönelim, işkolu temelinde örgütlenmiş, grevli-toplu sözleşmeli sendika oldu.

1987-1990 yılları arasında 12 Eylül döneminin egemen kıldığı yasaklar psikolojisi kırılmaya ve geleneksel ?memur? kültürü ve davranışını aşmayı hedefleyen çalışmalar yürütüldü. Kamu emekçileri bu dönemde sürdürülen faaliyetin merkezileşmesi ve güçbirliği oluşturulması için Kamu Çalışanları Platformunu (KÇP) oluşturdular.

SENDİKALARIN KURULMASI

İlk olarak 28 Mayıs 1990 yılında eğitim emekçileri EĞİTİM-İŞ?i (Eğitim İşkolu Kamu Görevlileri Sendikası) kurdu. Ardından EĞİTİM-SEN (Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası) ve TÜM BEL-SEN (Tüm Belediye Memurları Sendikası)den başlayarak çok sayıda sendika kitlesel başvurularla kurulmaya başlandı. Hakların örgütlü mücadele ile alınabileceği inancı giderek tüm kamu emekçilerinde yankı bulmaya başlamıştı.

9 Yıllık hak kayıplarını telafi etmek için alanlara çıkan işçilerin 89 Bahar Eylemleri olarak bilinen eylemlilikleri bu süreci hızlandıran temel etkenlerden biridir.

1990-91 yılları sendikaları kurma ve yaşatma yılları olarak tanımlanabilir. Bu dönem baskılarla ilk karşılaşılan yıllar olmuştur.

Kurulan sendikaların tümü hakkında kapatma davaları açılmış, bazı yöneticiler geçici sürelerle görevden uzaklaştırılmış ve sendikalar mühürlenmeye başlamıştır. Ancak devletin bu baskısı karşısında kamu emekçileri geri adım atmamışlardır. Bir yandan hukuksal alanda girişimlerini sürdürüken, diğer yandan fiili ve meşru temelde mücadelelerine devam etmişlerdir. Sendikaların mühürleri sökülerek çalışmalar sürdürülmüştür.

Sendikaların kurulmasıyla birlikte Sendika Yürütme Komisyonlarının işlevide bitmişti. Bunun yerine 24.02.1990 tarihinde 7 sendika Kamu Çalışanları Sendikaları Platformu?nu (KÇSP) oluşturdular. KÇSP Haziran 1992?de yapılan 79. ILO Uluslararası Çalışma Konferansına iletilmek üzere ILO Genel Direktörüne bir rapor göndererek sendikal hakları baskı altına alan uygulamalarla ilgili örnekler verdi.

20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimlerde bütün siyasi partiler, seçim bildirgeleri ve propagandalarında ?kamu çalışanlarına sendika kurma hakkı tanıyacaklarını? işlediler. Seçim sonrasında kurulan SHP-DYP Koalisyon Hükümeti programında, kamu çalışanlarının sendika kurabileceklerine dair gerekli yasal düzenlemelerin yapılacağı vaat ediliyordu.

Bu dönemde ?işçi sendikalarının kamu çalışanları mücadelesine destek vermemesinin yarattığı zemin kamu çalışanları sendikalarında ayrı sendika yasası talebinin öne çıkmasına neden olmuştur.

Bu süreç yaşanırken 26 Ocak 1991 tarihinde 12 Eylül sonrasının ilk mitingi ?Kamu Çalışanları Sendikal Haklar Mitingi? adıyla İstanbul?da düzenlendi.

20 Şubat 1991 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından Valiliklere gönderilen bir yazıda çeşitli gerekçeler ileri sürülerek, kamu emekçilerinin sendika kurma girişimlerinin ?yürürlükteki mevzuata aykırı? olduğu bildirildi. Bu genelge ile baskılar ve kurulan sendikalara yönelik kapatma girişimleri daha da arttı.

Sendikalar kuruluş için valiliklere başvurduğunda, valiler bildirimleri kabul etmemeye başlayınca, sendikacılarda PTT aracılığıyla bildirimde bulunmaya başladı. Bu şekilde yapılan engelleme girişimleri başarıya ulaşamayınca bu kez kurulu sendikaların kapatılması istemiyle davalar açılmaya başladı. Ancak tüm davalar sendikaların lehine sonuçlandı.

Hükümetlerin çalışmaları engellemeye yönelik diğer bir çabası sendika genel kurullarını yaptırmama şeklinde sürdü.

EĞİTİM-İŞ sendikası tarafından İçişleri Bakanlığının yasakçı genelgesinin iptaline ilişkin dava 1992 yılında kabul edilerek, önemli bir hukuksal başarı elde edildi.

24 Ekim 2006 15:00

Özgür Deniz

BİRİNCİ ANKARA YÜRÜYÜŞÜ

Koalisyon hükümetinden beklenen adımların atılmaması üzerine kamu çalışanları sendikaları daha sonraları tekrarlayacakları ?Ankara Yürüyüşü?ne hazırlandılar. Kurulu bulunan sendikaların taraf kabul edilerek gerekli yasal düzenlemelerin yapılması talebiyle ?zirve? önerdikleri Çalışma Bakanlığı?ndan yanıt alamayan sendikalar, üye formları ve dilekçeleriyle, Çalışma Bakanlığı?nın önünde kitlesiyle birlikte toplanıp ?yetki? talebinde bulunacaklardı.

15 Haziran?da çeşitli illerden başlayarak 1 hafta süren yürüyüş sonucu, 22 Haziran 1991 tarihinde Çalışma Bakanlığı önünde yapılan eyleme 20.000 kamu çalışanı katıldı. Sendikaların taraf kabul edilerek yasal düzenlemenin yapılması, hükümetin toplu sözleşme masasına oturması talepleri ekseninde yapılan eylem, bakanların gerekli girişimlerin yapılacağı vaatlerinde bulunmalarıyla sona erdi.

Haziran eyleminde, hükümetin verdiği sözleri yerine getirecek adımlar atmaması nedeniyle, kamu çalışanları ilk kez iş bırakmaya yöneldi.

15 Temmuz 1992?de ?Hak Direnişi? olarak gerçekleştirilen ilk iş bırakma eylemi, kamuoyu, medya ve siyasi partilerden büyük destek buldu.

1992 yılının son aylarında kamu çalışanları sendikal hareketi meşruluğunu pekiştirecek kimi hukuksal kazanımları da sağladı. Sendikalar mahkeme kararlarıyla genel kurullarını gerçekleştirdiler. 2911 ve 657 sayılı yasaları ihlal etme gerekçesiyle açılmış davalar beraat kararlarıyla sonuçlandı. Otuz yıldan beri askıda tutulan 87 ve 151 sayılı ILO sözleleşmeleri TBMM?de onaylandı.

Sendikal kadrolara yönelik devam eden baskıların durdurulması, sendikaların taraf kabul edilerek toplu sözleşme ve grev hakkını içeren yasal düzenlemelerin yapılması talebiyle 21 Aralık 1992 tarihinde bir eylem daha gerçekleştirildi. Çeşitli illerde kitlesel basın açıklamaları yapılırken Ankara?da 20 bin kamu çalışanı Zafer Meydanı?nda toplanarak taleplerini içeren sloganlarla Başbakanlığa yürüdü. Sendika yöneticilerinden oluşan bir heyet Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ile görüşerek, sendikal faaliyetlerden dolayı uğradıkları baskılar hakkında bilgileri içeren dosyayı İnönü?ye verdiler.

İnönü?den ?konuyla ilgilenme? vaadi alan sendikacılar heyeti, Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay ile görüştüler. Moğoltay, ?konunun uzmanlardan oluşan bir komisyonun sendikalarla ilgili yasa üzerinde çalıştığını ve bu komisyonun çalışmalarına katılmak üzere sendikalardan resmen temsilci isteyecekleri?ni belirtti. Olay çıkmadan sona eren eylem medyada ve kamuoyunda olumlu tepkiler aldı.

Kamu çalışanları sendikaları, 1992 yılını ILO sözleşmelerinin uygulanması, sendikaların taraf olarak kabul edilmesi, baskıların durdurulması, örgütlenme, toplu pazarlık ve grev hakkını güvenceye alan yasal düzenlemelerin yapılması için Türkiye çapında bir dizi eylem yaparak geçirdiler.

İKİNCİ ANKARA YÜRÜYÜŞÜ

15.06.1993 tarihinde Başbakan Vekili Erdal İnönü imzasıyla yayınlanan genelge ile yetkililerden ?Kamu Görevlilerinin sendika kurma, sendikalara üye olma ve sendikal etkinliklerde bulunmalarının engellenmemesi? isteniyordu. Uğradıkları baskılar karşısında, çözümleyici olmasa da dayanak olarak kullanabilecekleri bir aracı (genelge) kazanan kamu çalışanları, Haziran ayının ikinci haftasından itibaren yeni bir eylem sürecine hazırlanmaya başladılar. Kamu çalışanlarının hükümeti toplu sözleşme masasına davet, ortak çalışanlar yasasının çıkartılması ve bu talepler için kamuoyu oluşturulması amacıyla bir dizi eylem kararı aldılar.

1 Temmuz 1993 tarihinde Türkiye?nin çeşitli illerinden yola çıkan kamu çalışanları 3 Temmuz 1993 günü Ankara?da taleplerini hükümet adına Devlet Bakanları Bekir Sami Daçe ve Yıldırım Aktuna?ya ilettiler. Hükümetten talepleriyle ilgilenileceği sözü alan kamu çalışanları, isteklerinin gerçekleşmemesi durumunda ?üretimden gelen güçlerini? kullanacaklarını deklare ederek dağıldılar.

2 Temmuz 1993 tarihinde ?Sivas Katliamı? olarak anılan olaylarda ölen aydın, yazar ve sanatçıların cenaze törenlerinde kamu çalışanları sendikaları örgütlü güçleriyle katliamı protesto ettiler.

Hükümetin 3 Temmuz Ankara eylemi sırasında verdiği sözleri tutmaması ve Temmuz ayı maaş zam oranlarını tek taraflı olarak düşük düzeyde belirlemesi kamu çalışanları sendikaları tarafından tepkiyle karşılandı. 15 Temmuz?da Türkiye genelinde telgraf çekme, iş bırakma ve yemek boykotu gibi eylemler gerçekleştirildi. 29-30 Temmuz 1993 tarihlerinde gerçekleştirilen iş bırakma eyleminde sağlanan kitlesel katılım, kamuoyunda geniş yankılar yarattı ve kamu çalışanları sendikalarının yeniden gündeme girmesini sağladı.

Kamu çalışanları Eylül-Ekim aylarında da gündemden düşmediler. 15 Eylül 1993 tarihlerinde bazı illerde ?sivil itaatsizlik? olarak anılan sakal bırakma ve kılık kıyafet kurallarına uymama gibi eylemlilikler yapıldı. 15 Ekim 1993 tarihinde Türkiye genelinde, maaşlara yapılan yüzde 12?lik zammı protesto etmek için ?psikolojik rahatsızlık? gerekçesiyle toplu vizite eylemleri gerçekleştirildi. Bu eylemlerde ortaya çıkarılan taleplerden biri de hükümetin gündeminde olan grev ve toplu sözleşme hakkı içermeyen yasa tasarısını protesto etmekti. Eylem sonrasında kimi sendikacılar hakkında 2911 sayılı yasaya muhalefet etmekten dolayı dava açıldı.

1993 Aralık ayında, çeşitli illerde yapılan ?Demokrasi ve Sendikal Haklar? mitinglerinde grev ve toplu sözleşme hakkı başta olmak üzere sendikal talepler bir kez daha dile getirildi.

24 Ekim 2006 19:51

Özgür Deniz

OCAK-ŞUBAT AYI EYLEMLERİ VE ?COP ZAMMI?

Kamu çalışanları sendikaları, hükümetin gündeme grev ve toplu sözleşme hakkını içermeyen sendika yasa tasarısını ve maaşlara yapılan düşük yüzdelik zamları protesto etmek için eylem hazırlıklarına giriştiler. 13 Ocak 1994?te her sendika özgün durumuna göre iş bırakarak veya yavaşlatarak, toplu viziteye çıkarak kitlesini, merkezi yerlerde yapılacak basın açıklamalarında bir araya getirecekti. Planlandığı gibi gerçekleştirilen eylemlere, Ankara ve Malatya?da polis saldırdı. Özellikle Ankara?da Emniyet Müdürü?nün aleni emirleriyle kamu emekçilerinin coplanması, eylemin daha geniş ölçülerde kamuoyunun gündemine girmesine yolaçtı. Kamuoyunun ve medyanın yoğun tepki verdiği coplanma sonrasında, hükümet memur maaşlarına yüzde 5 ek zam vereceğini açıkladı. Kamu çalışanları arasında ?cop zammı? olarak anılan bu gelişme ile kamu çalışanları yaptıkları eylem ile somut bir kazanım elde etti ve hükümet sendika yasa tasarısını hazırlama çalışmalarını hızlandırdı.

13 Ocak sonrasında kamu çalışanları sendikaları hükümet ve partiler nezdinde girişimlerde bulunarak çalışmaları devam eden sendika yasa tasarısının grev ve toplu sözleşme hakkını içermesini istediler. Bu doğrultuda hazırlanan ve Türkiye çapında 1 milyon kişinin imzaladığı dilekçeleri ilgililere sundular. Çalışma Bakanlığı ile yürütülen görüşmeler tıkandı, öngörülen ortak toplantı gerçekleşmedi. Bunun üzerine sendikalar 22 Şubat 1994 tarihinde tekrar iş bırakma, iş yavaşlatma ve toplu vizite eylemlerine başvurdular. Başta İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü olmak üzere çeşitli birimlerde eylemlere katılan kamu çalışanları hakkında soruşturmalar açıldı.

1 Mayıs 1994 mitinglerinde kamu çalışanları sendikaları örgütlü güçleriyle etkili oldular.

AÇLIK GREVİ VE ÜÇÜNCÜ ANKARA YÜRÜYÜŞÜ

Verilen sözlerin tutulmaması ve yeni hak gasplarını içeren 5 Nisan kararlarının açıklanması üzerine sendikalar yeniden eylem hazırlıklarına başladılar. Hükümetin oyalandırıcı tavrına karşı, grevli toplu sözleşmeli sendika hakkını gündemde tutmak ve 5 Nisan kararlarını protesto etmek için 25 Mayıs 1994 tarihinde 22 sendika başkanı Ankara Güven Park?ta açlık grevine başladı. Eylem planına göre açlık grevi üç gün devam edecek, 28 Mayıs?ta Türkiye genelinden Ankara?ya gelen kamu çalışanlarıyla birlikte Başbakanlığa yürüyüş düzenlenecekti. 28 Mayıs gecesi polisin 22 sendika genel başkanı ve 54 kamu çalışanını gözaltına alması eylemi engelleyemedi. Sendika genel sekreterleri ENER-SEN Genel Merkezinde aynı gün açlık grevine başladılar. Polisin bu saldırısıyla daha çok gündeme giren ve kamu çalışanlarını harekete geçiren eylem 28 Mayıs?ta Türkiye genelinden Ankara?ya gelinmesiyle planlandığı gibi devam ettirildi. Gözaltına alınan sendikacılar serbest bırakıldı ve Kızılay?da toplanan 30 bin kamu çalışanı Başbakanlığa yürüdü. Sendika yöneticilerinden oluşan heyet Başbakan Vekili Necmettin Cevheri ve Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın ile görüşmelerde bulundu. Görüşmelerde sendika yöneticileri, hükümetin verdiği sözleri tutmasını ve 5 Nisan kararlarının geri alınmasını istediler. Güneydoğu?da devam eden savaşın, demokratik yollardan çözüme kavuşturulmasını dile getirdiler. Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın, kamu çalışanlarına sendika hakkını tanıyan yasal düzenlemelerin yapılmaması durumunda hükümetten çekileceklerini açıkladı.

20 TEMMUZ 1994 ORTAK VE GENEL EYLEM

5 Nisan 1994 Ekonomik İstikrar Paketinin açıklanmasından sonra TÜRK-İŞ, DİSK, HAK-İŞ, KÇSP, Demokratik Kitle Örgütleri ve Meslek Odalarının birlikte hareket etme girişimleri devam etti. Bu girişimlerin örgütsel ifadesi olan Demokrasi Platformu bir bildiri yayınlayarak ?Çalışanların Ortak Eylemi? olarak anılan 20 Temmuz 1994 eylemini gerçekleştirdi. İşyerlerinde iş bırakma ve belirli merkezlerde kitlesel basın açıklamaları şeklinde yapılan eylem, belirli hizmetlerin aksamasıyla etkili oldu.

25 Ekim 2006 13:09

Özgür Deniz

20 ARALIK 1994 İŞ BIRAKMA EYLEMİ

1990 yılından itibaren yaşanan süreç içinde, kimi pratik politika ve sendikal hareketin geleceği ile ilgili kamu çalışanları sendikalarında yoğun iç tartışmalar yaşandı. Bu sorunlara çözümler üretmek üzere kamu çalışanları 1994 yılı Ekim ayında 6 ilde bölgesel kurultaylar düzenlediler. Kurultaylarda bir dizi kararlar yanında 20 Aralık 1994 iş bırakma eylemi de planlandı.

Kamu emekçilerinin ve işçi sınıfının mücadele tarihine onurlu bir gün olarak yazılan ?20 Aralık iş bırakma eylemi? kamu emekçilerinin hizmet üretiminden gelen güçlerini ilk kez bu kadar yaygın ve geniş biçimde kullandıkları eylem olmuştur. Kamu emekçileri bu eylemde tüm gücüyle çalışmış ve eylemin başarısında önemli bir rol sahibi olmuştur. O gün 350 bin üyeye sahip KÇSKK?nın (Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu) almış olduğu bu karara ülkede 1 milyonu aşkın kamu emekçisi katılmış ?Artık Yeter! Grevli-Toplu Sözleşmeli sendikal hakkımız yoksa hizmet de yok? bilinci ile hareket etmişlerdir. Özellikle metropol illerde hizmet üretimi tamamen durmuş, 20 Aralık eylemi kamu emekçilerinin ve işçi sınıfının mücadelesinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.

Bu eylemden sonra kamu emekçilerinin mücadelesinin gelmiş olduğu boyutu iyi gören siyasal iktidar yine anti-demokratik ve baskıcı anlayışıyla sürgün, soruşturma ve cezalandırmalarla saldırıya geçmiş, 30 bini aşkın kamu emekçisi değişik cezalara çarptırılmıştır. Devlet bu politik tutumuyla sendikal hak ve özgürlükler konusunda başta uluslararası sözleşmeler (ILO vb.) olmak üzere tüm hukuksal zeminleri çiğneyerek suç işlemiştir.

1995 1 Mayıs kutlamalarında yine örgütlü güçleriyle alanlara çıkan kamu çalışanları, 1 Mayıs?a sahip çıkan önemli bir güç olduklarını yeniden gösterdiler.

Tüm Haber-Sen yöneticilerinin sürgün edilmesini protesto ettikleri ve iş bırakma eylemine katıldıkları gerekçesiyle Bursa?da 740 PTT çalışanı hakkında açılan mahkemenin ilk duruşması, kamu çalışanlarının gösterisine dönüştü. 1 Haziran 1995 tarihinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu?nun TÜM HABER-SEN?i kapatma kararını onaylaması, kamu çalışanları tarafından tepkiyle karşılandı ve kararın siyasi bir tavır olduğu açıklandı.

20 NİSAN 1995 iŞBIRAKMA EYLEMİ

20 Aralık 1994 eyleminden sonra siyasi iktidarın kamu emekçilerine yönelik saldırı, sürgün, soruşturma ve cezalandırmalarına karşı KÇSKK, 1 Mart 1995 tarihinde 1 günlük iş bırakma kararı aldı. Kamu emekçileri bu eylemde yüzdelik zamlar değil, hükümetin sendikalarımızla Toplu Sözleşme masasına oturmasını, sürgün, soruşturma ve cezalandırmaların son bulmasını, ceza alan arkadaşlarımızın cezalarının kaldırılmasını istedi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel?in ?Ben devleti felç ettirmem.? sözüne ve tehditine, Başbakan ve İçişleri Bakanının tüm valiliklere eylemin engellenmesini ve kamu emekçilerinin cezalandırılmasına yönelik tehdit ve engellemelerine rağmen kamu emekçileri alınmış karara sahip çıkarak ülke genelinde trenleri durdurmuş, vergi toplamamış, PTT ve elektrik hizmetleri kesilmiş, sağlık hizmetleri acil hizmetler dışında iş bırakmıştır. Kamu emekçileri bu eylemde de tüm olumsuzluklara karşın örgütlü bir davranış sergilemişlerdir. Bu eylem siyasi iktidarın ve devletin yaptığı baskı ve sürgünlerin kamu emekçilerinin örgütlü mücadelesini engelleyemeyeceğini göstermiştir.

GÖRKEMLİ HAZİRAN EYLEMİ

1 Haziran 1995 tarihinde KÇSKK (Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu) tarafından baskı ve sürgünlerin durdurulması, siyasi iktidarın yargı üzerindeki baskılarının kalkması, meclise sunulan grev ve toplu sözleşme hakkı içermeyen anayasa değişikliği maddesinin geri alınması ve grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkının anayasal güvenceye kavuşturulması taleplerinin ön plana çıkarıldığı eylem programı açıklandı.

Eylem programına göre; her ilde bazı etkinlikler gerçekleştirilirken oturma eylemini sendika başkanları 15-16 Haziran günleri Ankara Güven Park?ta başlatacak, 17 Haziran?da diğer illerden gelen kamu çalışanlarıyla birlikte iki gün Kızılay Meydanında oturma eylemi devam edecek, sonuç alınmadığı durumda 19 Haziran?dan itibaren iş bırakılacaktı. 15-16 Haziran 1970 işçi direnişi, eylem tarihinin belirlenmesinde esas alınmıştı.

Eylem planlandığı gibi yürütülürken özellikle medya adeta sansüre uğradı. Hükümet, eylemi yasadışı olarak ilan etmekten öte neredeyse tepki vermedi.

Bu eyleme 150 bin kamu emekçisi katılmıştır. Sendika yöneticileri eylemin 2 gün öncesinden Ankara?nın merkezi olan Güvenpark?ta çadır kurarak ve açlık grevi yaparak eylemin gerekçelerini Türkiye ve Dünya kamuoyuna aktarmışlardır.

Bu eylem sonrasında Anayasa?da yapılan değişiklikle kamu emekçilerinin örgütlenme ve üyeler adına toplu görüşme yapma hakkı kabul edilmiştir. Bu değişiklik parlamentonun kendi istem ve iradesinden çok, kamu emekçilerinin grevli-toplu sözleşmeli sendikal haklar mücadelesinin zorlamaları sonucunda olmuştur. Parlamentonun kısıtlayıcı, kendi istemleri ile örtüşmeyen ve bütün nihai kararları işveren devlete bırakan bu anayasal değişikliği protesto etmek için 19-20 Haziran?da ülke genelinde iş bırakmışlardır.

16-17 Haziran?da 150 bin kamu emekçisi ile 2 günlük geceli-gündüzlü yapılan oturma eylemi, kamu emekçilerinin yaratıcı inisiyatiflerinin önemli ve yeni bir örneği olmuştur. Emekçilerin ve ezilenlerin mücadele tarihine yeni bir sayfa olarak girmesine tahammül edemeyen iktidar ve devlet güçleri kamu emekçilerinin sendika başkanlarını ve temsilcilerini gözaltına alarak cezalandırma mantığı gütmesine tüm ülke genelinde kitlesel tepki gösteren kamu emekçileri tüm illerde iktidar ortağı olan DYP ile binalarını onbinlerce kamu emekçisi ile kuşatarak yeni bir eylem sürecine girmişlerdir. Gözaltına alınan temsilcilerini emniyette ve adliyede yalnız bırakmayarak Ankara?da onbinlerce kamu emekçisi Sakarya Caddesinde toplanarak Ankara Adliyesine yürüdü. İstanbul?da ise; yine onbinlerce kamu emekçisi temsilcilerinin gözaltına alınmasına karşı Kadıköy Meydanı?nda oturarak temsilcileri serbest bırakılıncaya kadar geceli-gündüzlü oturma eylemi yaptılar. O güne kadar yapmış olduğu bir günlük iş bırakma eylemlerini de iki güne taşıdılar.

Siyasi iktidarın ve devletin bu büyük eylemi, basına ve medyaya da müdahele ederek görmezlikten gelme ve geçiştirme mantığına rağmen, kamu emekçilerinin bu eylemi dünya basını ve medyasında ?Türkiye?de Olay!?, ?Tienenman Meydanından sonra, Türkiye?de yüzbinlerce kamu çalışanı Ankara meydanında yatıyor? başlıkları ile olay haber olarak geçmiştir.

25 Ekim 2006 13:12

Özgür Deniz

18 NİSAN 1996 İŞ BIRAKMA EYLEMİ

KESK?in Valiliğe başvuru tarihi ülkenin yaşadığı seçim süreci içerisinde olmuştur. Parlamentonun tıkandığı, yeni siyasi seçeneklerin oluşmadığı bir konjonktürde yaşanan krizden dolayı gerçekleşen erken seçimde KESK, ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlarını teşhir ederek barış, demokrasi ve özgürlük ekseninde bir sendikal faaliyet yürütme yönelimine girmiştir.

Diğer yandan KESK, seçim sonrasında yeni kurulacak hükümetin sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılması özellikle sürgünler, baskılar, açığa almalar, adli ve idari cezaların kaldırılması, kamu emekçilerinin içerisinde bulunduğu ekonomik çöküntünün giderilmesi için oluşacak eylem programını hazırlamak amacıyla yüzbinlerce üyenin tartışma platformlarını yaratmış, paneller, söyleşiler, oturumlar, basın açıklamaları, siyasi parti ziyaretler, sivil kuruluşlarla diyaloglar dahil olmak üzere yeni eylemli bir sürece girilmesi gerektiğinin önemini kamuoyuna anlatan yoğun çalışmaları önüne koymuştur. 16 ilde aynı tarihlerde ?Barış, Demokrasi, Sendikal Hak ve Özgürlükler? mitingleri yaşanmıştır. Büyük bir kararlılık ve coşkuyla yapılan bu mitingler daha önceden kararı alınan 18 Nisan iş bırakma eyleminin hazırlayıcısı olmuştur.

Hükümete iletilen taleplerin kabul görmemesi ve hükümetin KESK?le görüşmeden kaçınması üzerine 18 Nisan?da 1 günlük iş bırakma eylemi yapıldı. Aynı gün tüm illerde on binlerce insanın katıldığı basın açıklamaları yapılmıştır. 18 Nisan iş bırakma eylemi hükümetin özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma ve savaş politikalarını egemen kılmak için topluma büyük baskıların dayatıldığı, emek güçlerinin yalnızlaştırma gayretlerinin yoğunlaştığı koşullarda yapıldı. Başbakanlık çıkardığı genelge ile eylemi yasakladı ve eyleme kalkışanlara hemen cezalar verileceğini açıkladı. Tüm bu baskıcı kuşatmaya rağmen kamu çalışanları, kararlılıkla ve büyük bir kitlesel katılımla iş bıraktılar ve devlet çarkını bir kez daha durdurdular. Bu eylem kamu çalışanlarında büyük bir özgüven yarattı.

18 Nisan eyleminden sonra hükümet bir çok sendika üyesini açığa aldı, il içi, il dışı sürgünler yaptı. Ayrıca yüzbinlerce kamu emekçisine idari soruşturmalar açıldı. Kamu emekçileri bu soruşturmalar karşısında eylemlerini örgütlü bir şekilde savundular ve yaptıklarının demokratik bir hakkının kullanımı olduğunu ifade ettiler.

Verilen cezalar karşısında ?Anayasa?nın ilgili maddelerini ve uluslararası yasaları ihlal ettiği, görevini kötüye kullandığı? gerekçesi ile Başbakan hakkında 24 Mayıs 1996 tarihinde suç duyurusunda bulunuldu. Polis bu başvuru eyleminde kitleyi yürütmek ve basın açıklaması yaptırmak istemedi. Kitlenin kararlı duruşu sayesinde engeller aşılarak demokratik hak kullanıldı.

Kamu emekçileri iş bırakma eylemi ile ilgili verilen cezaların iptali için hukuksal alanda da mücadelesini sürdürdüler. 29 Mayıs günü cezaların iptali ile ilgili 15 ilde bulunan Bölge İdare Mahkemesine kitlesel gidilerek başvuru yapılmış ve cezaların iptali istenmiştir. Bölge İdare Mahkemelerinin vereceği karar sendikal hakların kullanılmasında önemli bir hukuksal dönemeç olacaktır.

4 Ağustos 1995 tarihinde Türkiye genelinde Tüm Haber-Sen?in kapatılmasını protesto etmek üzere kamu çalışanları sendikaları valiliklere siyah çelenk bırakma eylemi yaptılar. Ankara?da İçişleri Bakanlığına siyah çelenk bırakma eylemi polis tarafından engellendi.

Kamu çalışanları ek zam talebiyle birlikte yeni bir eylem programı açıkladılar. Ek zam talebinin yanı sıra, Tüm Haber-Sen?in kapatılması kararının kaldırılması, sürgün ve soruşturmaların durdurulması ve grevli-toplu sözleşmeli sendikal hakların verilmesi de talep edilmekteydi.

Eylemler, planlandığı üzere 5 Ekim 1995?de ek zam ve sürgünler için kitlesel basın açıklamalarıyla başladı. 6-7-8 Ekim günlerinde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Maliye Bakanlığına kitlesel telgraf çekme eylemleri gerçekleştirildi.

Ankara Valiliğinin Eğitim-Sen?in kapatılması talebiyle açtığı davanın iptali için Eğitim-Sen tarafından eylemler başlatıldı. Güvenpark?ta çadır açarak oturmak isteyen eğitim emekçilerinin polis tarafından coplanması büyük yankı yarattı. Davanın görüleceği 13 Mart 1996 tarihinde Türkiye genelinden Ankara?ya gelen on binlerce eğitim emekçisi, davanın düşmesini sağladı.

DYP-Refah Partisi koalisyon hükümetinin zorunlu tasarruflara ilişkin yapmak istediği düzenlemeye karşı basın açıklamaları ve çeşitli illerde ?Ekonomik ve Demokratik Haklar? mitingleri düzenlendi. Mitingler İzmir?de ve Diyarbakır?da yasaklanırken DİSK?in de katılımı ile Adana?da ayrıca Ankara, İstanbul, Mersin, Antalya, Zonguldak ve Trabzon?da gerçekleştirildi.

8 HAZİRAN 1996 HABITAT II EYLEMİ

8 Haziran 1996?da HABITAT II?nin İstanbul?da yapılması üzerine KESK, ?6 Milyar Dünyalı?nın Türkiye?de olacağı düşüncesiyle, kamu çalışanlarının sendikal hak ve özgürlükleri üzerindeki baskıları tüm dünyaya duyurmak amacıyla 8 Haziran?da İstanbul Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi yapma kararı aldı. Ancak, polis o gün Taksim civarında adeta sivil sıkıyönetim ilan etmişti. Polis, kamu çalışanlarına pervasızca saldırarak 2000 civarında kamu çalışanını gözaltına aldı. Aynı gün eyleme katılmak amacıyla Ankara?dan gelen Enerji Yapı Yol-Sen?in 100 üyeside İstanbul girişinde gözaltına alındı. Büyük gözaltı Türk ve Dünya kamuoyunda geniş yankı yaratttı.

Eğitim-Sen?in 23 Kasım 1996 tarihinde düzenlediği üyelerinin sürgün, soruşturma ve görevden uzaklaştırılmalarına karşı ?Ankara Yürüşü? Kızılay meydanında fiili bir mitinge dönüştü. Milli Eğitim Bakanı?nın ?gereğinin yapılacağı? taahhüdünü vermesiyle eylem sona erdi.

Kamu çalışanları sendikaları, 1997 bütçesine karşı yapabilecekleri eylemleri tartışırken ?Susurluk Kazası? olarak anılan gelişmelerle açığa çıkan ?Polis, Mafya, siyaset ve aşiret? ilişkileri, yapılacak eylemlerin biçim ve içeriğini etkiledi. KESK ?Demokratik Devlet, Halkçı Bütçe? adı altında ?Ankara?ya Yürüyüş? kararı aldı. TÜRK-İŞ?e bağlı bazı işçi sendikaları, meslek odaları, Halkevleri ve Siyasi partilerin katılımıyla 14 Aralık 1996?da gerçekleştirilen eyleme yaklaşık 70 bin kişi katıldı. Kızılay Meydanında yapılan ?miting?le eylem sona erdi.

25 Ekim 2006 13:14

Özgür Deniz

KESK?İN KURULUŞU

Kamu emekçileri sendikalarını kurmadan önce, Kamu Çalışanları Platformu (KÇP) adıyla oluşturdukları birlikteliklerini, sendikalar kurulduktan sonra, iş ve güç birliğini sağlamak amacıyla Kamu Çalışanları Sendikaları Platformu?nu (KÇSP) oluşturarak sürdürdüler. Diğer yandan Ankara?da bulunan bazı sendikalar da EŞGÜDÜM adıyla bir araya geldiler.

Bu iki platform 1994 Nisan?ında bir araya gelerek, kamu emekçilerinin birleşik sendikal eylemini ve mücadelesini sistemli bir tarzda sürdürmek amacıyla, konfederal bir yapılanmanın kurulması konusunda görüş birliğine vardılar ve bunu 15 Mayıs 1994 tarihinde kamuoyuna açıkladılarç KÇSP ve EŞGÜDÜM?ü oluşturan sendikalar, 11 Haziran 1994?te bir araya gelerek ortak komisyonlar oluşturdular. 9 Temmuz 1994?te ise komisyonların adının Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu (KÇSKK) olması kararlaştırıldı.

Konfederasyonun kamu çalışanlarının gelenekleri doğrultusunda kurulması yönelimi çerçevesinde, tabanın eğilimlerini belirlemek amacıyla, 26-27 Kasım 1994 tarihlerinde 4 bölgede (İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir) ve 25-26 Şubat 1995 tarihlerinde Ankara?da Merkezi Kurultay düzenlendi. 26 Sendikadan 710 delegenin katıldığı Merkezi Kurultay?da, konfederasyonun 4 ay içinde kurulması kararı alındı.

4 ay içerisinde kuruluş süreci tamamlanamadı ancak, konfederasyonun kurulması için 11-12 Kasım 1995 tarihlerinde 28 sendikadan 500 delegenin katılımı ile Ankara?da ?Konfederasyonlaşma Tüzük ve Kuruluş Kurultayı? yapıldı. Kurultayda kabul edilen tüzük ile 8 Aralık 1995 tarihinde kuruluş dilekçesi İstanbul Valiliği?ne verilerek Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) kuruldu.

KESK 1. Olağan Genel Kurulu?nu 16-17-18 Ağustos 1996 tarihinde yaptı.

1. Olağan Genel Kurul?da seçilen KESK Merkez Yürütme Kurulu Üyeleri şunlardır:

Genel Başkan : Siyami Erdem

Genel Sekreter : Faysal Özçift

Mali Sekreter : Cengiz Uzuner

Örgütlenme Sekreteri : Güven Gerçek

Eğitim Sekreteri : Cengiz Aşkıncı

İnsan Hakları ve Çevre Sekreteri : Tayfun İşçi

Uluslararası İlişkiler Sekreteri : Orhan Altuğ

Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Sekr. : Hasan Hayır

Hukuk Sekreteri : Nafi Maraş

Toplu İş Sözleşme Sekreteri : Fikret Doğan

Kadın Sekreteri : Hatice Pehlivanoğlu

KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKALARININ HUKUKSAL DURUMU

Sendikalarımız hukuksal dayanaklarını başta ILO?nun 87, 98, 151 sayılı sözleşmeleri olmak üzere TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) tarafından onaylanarak yürürlüğe konulan uluslararası sözleşmeler ve antlaşmalar ile bu sözleşmelere iç hukukta bağlayıcılık getiren Anayasa?nın 90. maddesinden almıştır. Ülkemiz Anayasasının 90. maddesi ?usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir, bunlar hakkında Anayasa?ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.? demektedir.

Devlet tarafından, ülkemizde hakların kullanımı için yapılan Anayasa değişikliklerine bağlı olarak iç hukukumuzda da yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği belirtilmektedir. Hakların yalnızca Anayasa ile güvence altına alınması bu hakların kullanımı için yeterli görülmemektedir.

Bu çerçevede TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe konulan uluslararası andlaşmalar doğrultusunda uyum yasalarının çıkarılmadığı gerekçesiyle toplu sözleşme ve grev hakkımız engellenmeye çalışılmaktadır.

Kamu emekçileri yukarıda belirtilen Anayasa?nın 90. maddesi gereğince kabul edilen uluslararası sözleşmeler çerçevesinde örgütlenme, toplu sözleşme yapma ve grev haklarının bulunduğunu belirtmektedirler. Ancak bugün için yalnızca örgütlenme önündeki engeller aşılmıştır. Yerel yönetimlerde örgütlü Tüm Bel-Sen sendikamızın bazı belediyelerle yaptığı toplu sözleşmeler diğer alanlarda uygulattırılamamıştır.

Uluslararası sözleşmelerden doğan örgütlenme hakkımıza ilişkin olarak çok sayıda mahkeme kararı alınmıştır. Buna karşın sendika üye ve yöneticilerine yönelik adli ve idari soruşturmalar artarak devam etmektedir. Bugüne kadar 110 bin civarındaki kamu emekçisi hakkında adli ve idari soruşturma açılmıştır. Bu çerçevede hapis, sürgün, para kesme başta olmak üzere çeşitli cezalara maruz kalınmaktadır. Son olarak 1997 Mayıs ayında konfederasyonumuz Genel Başkanına iş bırakma çağrısı yaptığı gerekçesiyle 6 ay hapis cezası verilmiştir.

25 Ekim 2006 13:20

Özgür Deniz

KESK VE SENDİKAL MÜCADELEDE TEMEL AMAÇLARI

KESK, emeğin en yüce değer olduğu gerçeğinden hareketle ve sendikal mücadelenin demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunun bilinci ile;

?Çalışma yaşamında ve hayatın diğer alanlarında üyelerin ve tüm emekçilerin ekonomik, demokratik, sosyal, siyasal, kültürel, mesleki, hukuksal ve özlük haklarını ve çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi?,

?Evrensel İnsan Hakları belgelerine dayanan ve uluslararası hukuk ve sözleşmelerden doğan bütün hak ve özgürlükleri eksiksiz yaşama geçirmeyi?,

?Savaşsız ve sömürüsüz bir dünya amacıyla, ülkede ve dünyada savaşa karşı kalıcı barışın yaratılmasına katkıda bulunmayı, her türlü baskıcı yönetime karşı demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile yerleşmesini sağlamak, faşizme karşı demokrasi, emperyalizme karşı bağımsızlık, baskılara karşı özgürlük, ırkçılığa ve şovenizme karşı halkların kardeşliği için mücadele etmeyi?,

?Tüm emekçilerin birlikte mücadelesi ve ortak örgütlenmesi hedefine bağlı kalarak emekçilerin işyerlerinde işkollarında ortak mücadelesinin yaratılmasını ve bu doğrultuda ilişkileri kurmayı?,

?Emekçilerin uluslararası düzeyde birlik ve dayanışmasını sağlamak için çaba göstermeyi, bu amaca ulaşmak için uluslararası emek örgütleri ile ilişkiler kurmayı ve geliştirmeyi?,

?Emekçilerin sosyal ve kültürel gelişmelerinin sağlanması, sınıf bilincinin geliştirilmesi, örgütlülüğün ve demokrasinin bir yaşam biçimi haline gelmesi için bilimsel ve kültürel etkinliklerde bulunmayı?,

?Ortak, genel ve demokratik bir sendikanın yaratılmasını, tüm emekçilerin Toplu Sözleşme ve Grev haklarından eksiksiz olarak yararlanmasını, emekçiler için iş güvencesini sağlamayı ve lokavtın kaldırılması için mücadele etmeyi?,

?Tüm emekçilerin aynı üst örgütlerde yer almasını sağlamak için emekçi sınıfların birliğini sağlamaya yönelik her türlü örgütsel ve kültürel çabanın gösterilmesi ve bu çerçevede emeğin bütün biçimlerini sendika, platform, federasyon ve benzeri tarzda örgütlenmesi için çaba harcamayı?,

?Toplumsal yaşamın her alanında cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkarak, başta çalışma yaşamı olmak üzere her alanda cinsiyetler arası eşitsizliğin ortadan kaldırılması için mücadele etmeyi, kadınların sendikal yaşama aktif katılımını sağlamayı ve pozitif destek sunmayı?,

?Örgütlü bir toplum yaratmayı ve örgütlü mücadele etmeyi?,

?Ekolojik denge ile tarihi ve kültürel çevreyi korumayı ve üretim süreçleri içerisinde zarar görmemesini sağlayacak sendikal inisiyatifleri geliştirmeyi?,

?Emekçilerin çıkarlarının aynı zamanda tüm toplumun da çıkarları olduğu gerçeğinden hareketle mal ve hizmet üretimi süreçlerinin idari, yönlendirici vb. tüm aşamalarında emekçilerin denetiminin ve katılımının sağlanmasını?,

?Toplumsal servetin yaratılması ve paylaştırılması süreçlerine emekçiler lehinde müdahale edilmesini?,

?Tüm ulusların eşit ve özgürce yaşayabilmeleri ve geleceklerini belirleyebilmelerinin önündeki engellerin kaldırılması için mücadele etmeyi?,

?Çalışma yaşamının ve üretim süreçlerinin her aşamasında, amaçları doğrultusunda emekçilerin durumunu iyileştirmeyi, iş yaşamının fiziki koşullarını iş ve hizmet özelliklerine uygun hale getirmeyi, denetlemeyi, iş kazalarını, meslek hastalıklarını engellemeyi, sigortalı çalışmayı yaygınlaştırmayı, özürlülerin çalışma yaşamına en uygun koşullarda katılımını sağlamayı, özürlerinden kaynaklanan sorunlarına çözüm üretmeyi ve olanaklar sunmayı? amaçlar.

25 Ekim 2006 13:22

Özgür Deniz

KESK'İN SENDİKAL MÜCADELE PERSPEKTİFİNİ BELİRLEYEN TEMEL İLKELERİ:

KESK, ?Sınıf ve kitle sendikal anlayışını temel ilke olarak kabul eder?,

?Üye sendikaların irade ve inisiyatifini esas alan demokratik merkeziyetçi bir işleyiş esas alır?,

?Tüm emekçilerin ve örgütlerinin siyaset yapma hakkını ve siyasal örgütlenme özgürlüğünü savunur. Sermaye ve devletten bağımsızdır. Her düzeydeki mücadele emekten yana taraftır. Siyasi parti, kurum ve kuruluşlardan örgütsel olarak bağımsızdır?,

?Emekçiler arasında din, dil, ırk, siyasal düşünce, etnik köken, mezhep, cinsiyet ve felsefi düşünce ayrımı gözetmez?,

?İşkolu temelinde örgütlenmeyi esas alır. Aynı işkolunda kurulmuş birden çok sendikanın birleşmesi için çaba harcar?,

?Emekçilerin çıkarları temelinde uluslararası sendika ve üst örgütlenmelerle dayanışma ve işbirliği içinde olur?,

?Örgüt içi demokrasiyi temel bir örgütlenme ilkesi olarak benimser. Örgüt içi demokrasiyi gerçekleştirmek,

zenginleştirmek ve tüm emekçilerin söz, yetki ve karar sahibi olabilmesi için doğrudan demokrasi mekanizmalarını gözeterek örgütlenir. Bürokratikleşme ve tasfiyecilik eğilimlerine karşı mücadele eder?,

?Mali, idari ve tüzüksel denetimde, esas olarak sendikal yapılara ve emekçi denetimine açıktır?,

?Tüm kamu emekçileri sendikaları ve tüm emekçi kesimlerin hakları ve bağımsız çıkarları doğrultusunda mücadeleyi fiili ve meşru bir temelde yürütür. Sendikal hak ve özgürlükleri yasaklayan, kısıtlayan, yasal ve Anayasal düzenlemelere karşı mücadele eder.? ilkeleri ile hareket eder.

25 Ekim 2006 13:40

Özgür Deniz

KESK?İN YÖNETİM BİÇİMİ

GENEL KURUL

Konfederasyonun en yetkili karar organıdır. 2 yıl?da bir olağan olarak toplanır. Genel kurul delege sayısı 500?dür. Üye sendikalar kendi genel kurullarında üyeleri oranında KESK delegesi seçerler.

GENEL YÖNETİM KURULU (GYK)

Genel kuruldan sonra konfederasyonun en yetkili organıdır. GYK, genel kuruldan sendikaların üyeleri oranından seçilen 91 kişiden oluşur. Üye sendikaların genel başkanları ve KESK MYK üyeleri bu kurulun doğal üyesidir. GYK, 3 ay?da bir toplanır.

MERKEZ YÜRÜTME KURULU (MYK)

Genel kurul ve GYK kararlarını uygulamakla görevlidir. MYK, genel kuruldan seçilen 11 kişiden oluşur.

MERKEZ YÜRÜTME KURULU GÖREV DAĞILIMI:

1- Genel Başkan

2- Genel Sekreter

3- Mali Sekreter

4- Örgütlenme Sekreteri

5- Eğitim Sekreteri

6- İnsan Hakları ve Çevre Sekreteri

7- Uluslararası İlişkiler Sekreteri

8- Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Sekreteri

9- Toplu İş Sözleşme Sekreteri

10- Hukuk Sekreteri

11- Kadın Sekreteri

KESK?İN İŞÇİ KONFEDERASYONLARI İLE İLİŞKİLERİ

KESK, sendikal anlayışı gereği, bir parçası olduğu işçi sınıfı ve onun sendika ve konfederasyonları ile ortak örgütlenmeyi ve mücadeleyi savunmaktadır. Mevcut yasalar ortak örgütlenmeyi engellemektedir. Ancak kamu çalışanları, KESK öncesi oluşturduğu platformlarla, KESK oluştuktan sonra da KESK olarak işçi sendikaları konfederasyonları ile birlikte bir çok eylem gerçekleştirdi.

Son üç yıl da yapılan 1 Mayıs kutlamalarını KESK, TÜRK-İŞ, DİSK ve HAK-İŞ konfederasyonları birlikte kutlamışlardır.

KESK, TÜRK-İŞ ve DİSK?in gerçekleştirdiği tüm eylemlere aktif destek vermiştir. Aynı şekilde TÜRK-İŞ ve DİSK?de KESK eylemlerine aynı desteği vermiştir.

KESK, özellikle TÜRK-İŞ ve DİSK?le iyi ilişkiler içindedir.

KESK?İN ULUSLARARASI İLİŞKİLERİ

KESK uluslararası ilişkilerini henüz yeterince kuramamıştır. Ancak, özellikle Avrupa?daki sendika ve konfederasyonlar Türkiye?de kamu çalışanlarının sendikal haklar mücadelesinden ve KESK?den haberlidirler.

1995 yılında ICFTU, ETUC, PSİ, ITF ve İsveç TCO?dan bir grup sendikacının Türkiye?ye yaptığı ziyaret sırasında KESK öncesi oluşturulan Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu (KÇSKK) temsilcileri ile bir görüşme yapmışlardır.

Norveç LO temsilcileri 14 Eylül 1996 günü KESK?i ziyaret ederek KESK yöneticileri ile bir görüşme yapmıştır.

3-5 Ekim 1996 tarihlerinde İsveç Kamu Çalışanları Konfederasyonu (TCO) Uluslararası İlişkiler Sekreteri Olle SODERMAN ve beraberindeki heyet ile KESK Genel Merkezinde görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmeler sonucunda ortak eğitim projesinin hayata geçirilmesine karar verilmiş ve 6-10 Kasım 1996 tarihleri arasında KESK yöneticileri TCO?nun davetlisi olarak Stockholm?de görüşmelerde bulunmuşlardır. TCO / KESK Eğitim Projesinin 1. ve 2. aşaması tamamlanmış olup, 3. aşaması Haziran ayında yapılacaktır.

Alman DGB?yi temsilen ÖTV ve GEW temmsilcileri 24-25 Mart 1997 günü KESK?i ziyaret ederek KESK yöneticileri ile bir görüşme yapmıştır.

KESK, 16-18 Ağustos 1996 tarihlerinde yaptığı 1. Olağan Genel Kurulu?nda ICFTU ve ETUC?a üyelik başvurusunda bulunma kararı almıştır. Bu karar gereğince ICFTU ve ETUC?a üyelik başvuruları yapılmıştır.

KESK Üyesi Sendikalardan;

EĞİTİM-SEN Eğitim Enternasyonali,

TÜM BEL-SEN, ENERJİ YAPI YOL-SEN ve SES sendikaları PSI, BTS sendikası ITF üyesidirler.

ORKAM-SEN?in IFBWW?ya, HABER-SEN?in IPTT?ye üyelik başvurusu vardır.

EĞİTİM-SEN, Alman GEW, Norveç ve İsveç Eğitimciler Sendikaları ile, TÜM BEL-SEN, ENERJİ YAPI YOL-SEN ve SES, PSI ile BTS, ITF ile FNV destekli ortak eğitim çalışmaları yapmıştır.

1990 SONRASI KURULAN SENDİKALAR

28 Mayıs 1990 EĞİTİM-İŞ (Eğitim İşkolu Kamu Görevlileri Sendikası) Ankara.

26 Ekim 1990 SAĞLIK-SEN (Sağlık Emekçileri Sendikası) İstanbul.

26 Ekim 1990 BEM-SEN (Belediye Emekçileri Sendikası) İstanbul.

13 Kasım 1990 EĞİT-SEN (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası) İstanbul.

20 Aralık 1990 TÜM BEL-SEN (Tüm Belediye Memurları Sendikası) İstanbul.

11 Ocak 1991 TÜM SAĞLIK-SEN (Tüm Sağlık Çalışanları Sendikası) İstanbul.

19 Şubat 1991 GENEL SAĞLIK-İŞ (Genel Sağlık İşkolu Kamu Görevlileri Sendikası) Ankara.

20 Mayıs 1991 TARIM-SEN (Tarım İşkolu Kamu Çalışanları Sendikası) İstanbul.

13 Kasım 1991 TÜM RAY-SEN (Tüm Raylı Taşımacılık Çalışanları Sendikası) İstanbul.

10 Aralık 1991 DEM-SEN (Tüm Demiryolu Çalışanları Sendikası) Ankara.

16 Ocak 1992 TÜM HABER-SEN (Tüm Haberleşme ve İletişim Çalışanları Sendikası) İstanbul.

3 Şubat 1992 TÜM MALİYE-SEN (Tüm Maliye Çalışanları Sendikası) İstanbul.

5 Şubat 1992 TÜM YARGI-SEN (Tüm Yargı ve İnfaz Kurumları Çalışanları Sendikası) Ankara.

9 Nisan 1992 OR KAM-SEN (Ormancılık İşkolu Kamu Çalışanları Sendikası) Ankara.

30 Nisan 1992 MADEN-SEN (Maden İşkolu Kamu Emekçileri Sendikası) Ankara.

11 Mayıs 1992 TÜM SOSYAL-SEN (Tüm Çalışma ve Sosyal Güvenlik Çalışanları Sendikası) Ankara.

9 Haziran 1992 YAPI YOL-SEN (Yol, Yapı ve Altyapı Kamu Çalışanları Sendikası) Ankara.

25 Haziran 1992 ENERJİ-SEN (Enerji, Yapı, Altyapı Hizmetleri İşkolu Çalışanları Sendikası) Ankara.

25 Haziran 1992 TÜM HAVA-SEN (Tüm Hava Meydanları İşletmesi Çalışanları Sendikası) İstanbul.

2 Temmuz 1992 TÜM ENERJİ-SEN (Tüm Enerji İşkolu Kamu Çalışanları Sendikası) İstanbul.

14 Eylül 1992 KÜLTÜR-SEN (Kültür Emekçileri Sendikası) Ankara.

19 Ekim 1992 SOSYAL HİZMET-SEN (Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası) Ankara.

12 Kasım 1992 EMEK-SEN (Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Kamu Çalışanları Memur Sendikası) Ankara.

1 Aralık 1992 GENEL ENERJİ-SEN (Genel Enerji İşkolu Kamu Çalışanları Sendikası) Ankara.

16 Aralık 1992 TÜM TAK-SEN (Tüm Tapu Kadastro Çalışanları Sendikası) Ankara.

24 Aralık 1992 DEÇEM-SEN (Demir Çelik Kamu Çalışanları Sendikası) Karabük.

30 Aralık 1992 İL-SEN (İller Bankası Çalışanları Sendikası) Ankara.

1992 LİM-SEN (Liman Çalışanları Sendikası) İstanbul.

1992 TURİZM-SEN (Turizm Kamu Çalışanları Sendikası) Ankara.

1992 ASİM-SEN (Askeri İşyerlerinde Görevli Sivil Kamu Çalışanları Sendikası) Ankara.

1992 DEMİR-SEN (Demir Çelik Kamu Çalışanları Sendikası) İskenderun.

14 Ocak 1993 TÜM GIDA-SEN (Tüm Tütün, Müskirat ve Gıda Kamu Emekçileri Sendikası) İstanbul.

27 Temmuz 1993 ŞEKER-SEN (Türkiye Şeker Sanayii Memurları Sendikası) Eskişehir.

3 Ağustos 1993 TÜM BANKA-SEN (Tüm Banka ve Sigorta Çalışanları Sendikası) İstanbul.

3 Mart 1994 ÖES (Öğretim Elemanları Sendikası) Ankara.

20 Haziran 1994 SEKAM-SEN (Türkiye Selüloz ve Kağıt Sanayii Kamu Çalışanları Sendikası) Kocaeli.

17 Mayıs 1996 GENEL SANAYİ-SEN (Genel Sanayi Kamu Emekçileri Sendikası) Ankara.

KAYNAK: http://www.kesk.org.tr/kesk.asp?sayfa=tarih

31 Ekim 2006 12:23

damla005
Kapalı

teç-sen'i kuranlar, memurlar arasında ayrımcılık yapıldığından bahsediyor ama bu ayrımcılığı en başta siz yapıyorsunuz. Siz şimdiden öğretmen-eğitimci karşıtı bir politikayla hareket ettiğinizi açık açık yazmışsınız. marti48'in başka başlıklarda yazdıklarına dikkatinizi çekerim:

"--96 yılından buyana öğretmenlerin kazanımlarını bizimse kayıplarımızı özetleyelim.

Heryıl maas zamlarına ek olarak farklı adlar altında zam almışlardır..98 yılında sanırsam Erbakan hükümeti memura iyi zam vermiş fakat öğretmenlere ilaveten 512 zam vermiştir.

Ayrıca ekderslerde iyilestirme yapılmıştır.bu iyileştirmeler değişik dönemlerde devam etmiştir.

--Tayin ve yerdeğiştirme istekleri hergecen gün iyileştirilipbelirli zamanlar belirlenmiş-

tir.istek yapma hakları düzenlendi.zamanı gelince formunu doldurup bekliyor?

--Heryıl eğitim tazminatı arttırılarak alınıyor.

Bİ MEMUR ÇALIŞMA VE İŞ YÜKÜNE GÖRE ÖĞRETMENLE KIYASLANIRSA EN AZ DÖRT ÖĞRETMEN MAASI ALMASI GEREKİR.."

......................................................

işte bunları yazmış ve şikayet etmiş...

Sizler Eğitim-Sen'in eğitim yolunda verdiği uğraşları mı hazmedemediniz?

Çekemediğiniz öğretmenler mi?

Öğretmenlerin aldığı maaşı çok görmüşsünüz.

Bir ülkenin kalkınması, ilerlemesi, çağdaş, bilinçli bireyler yetişmesinde en büyük rolün eğitimcilere, öğretmenlere düştüğünden mi habersizsiniz yoksa?

Eğitim emekçilerini mi kıskanıyorsunuz?

Siz sözleşmeli öğretmenliği de destekliyorsunuzdur büyük ihtimalle, pardon sözleşmeli kölelik demeliydim, bu daha doğru olur...

Siz kendi içinizde bişeyleri aşmamışsınızki, sendika adı altında hem meslekler hem de insanlar arasında ayrımcılık yapıyorsunuz. Bu sitede yazdıklarınızdan çok rahat anlaşılabiliyor bunlar.

Emeği görmezden gelen esas sizsiniz, emeğe hiç saygınız yok, çok yazık...

31 Ekim 2006 13:16

Özgür Deniz

Sn. martı48 ve s_yurdakul.

Öncelikle belirtmek istiyorum ki;

Tarafımdan bilgilendirme amacıyla açılan, ?DÜNYADA VE ÜLKEMİZDE SENDİKAL MÜCADELENİN TARİHİ? konulu başlığını bu şekilde kirletmekten sizleri ?MEN? ederim.

Açmış olduğum bu başlığa asılsız iddia ve mesnetsiz ithamlar ve art niyetli karalamalar ile yapmış olduğunuz bu saygısızca tecavüz için, sizleri esefle ve şiddetle kınıyorum.

Sendikanızı tanıttığınız kendi konu başlıklarınız dururken (üstelik şahsım o başlıklara yazma gereği bile duymamışken), sizlerin buraya bu şekilde saygısızca girerek, asılsız iddia ve çirkin iftiralarla karalama yapmanız, sendikal mücadele etiğinizin bir işareti olduğu gibi, bu pervasızca tecavüzkar tavrınız da, insan olarak sizlerin niteliğinin açık bir emaresi olsa gerek.

Evet bu başlıkta da yapmış olduğunuz çirkin tecavüz ve karalama çamur atmaya dayalı saygısızca tavır, sizlerin SENDİKAL MÜCADELEYE olan BAKIŞ AÇINIZIN göstergesi olduğu gibi, Ülkemizde KESK tarafından başlatılan ve onurluca devam ettirilen Sınıfsal perspektifli Sendikal Mücadeleye parçalayarak, ayrı bir sendika kurup, sonra da bunca yılın mücadele geleneğine sırt çevirip, verilen bunca emeğe, ödenen bunca acı bedele kara çalıp, çirkince iftiralar atarak, bunun üzerinden kendisine bir ?fayda sağlamak?, iftira ve karalama kampanyası üzerinden kendisini ?var etmeye? çalışmak, sizlerin ve?MÜCADELE ETİĞİ?nizin bir göstergesi olduğu gerçeği apaçık ortadadır.

Sn. Hakan Mete?nin sizlere vermiş olduğu cevabı (her ne kadar da üslubunu tasdik etmesem de), yapmış olduğunuz saygısızca tecavüz, çirkin iftira ve ithamlar ile karalamalarınıza denk düşecek bir düzeyde olduğu kanısındayım.

Sizleri daha düzeyli bir yazışmaya, daha somut gerçekler üzerinden, sınıfsal temelli ekonomi-politiğin bilimsel eksenindeinsani bir yaklaşıma davet ediyorum.

Hiçbir kimse yıllardır mücadele ettiğimiz, onca emek harcadığımız, uğrunda onca bedel ödediğimiz insanca bir yaşam uğruna sürdürdüğümüz emeğin sınıfsal mücadelesinin kamu işkolundaki ilk ve gerçek temsilcisi sendikalarımıza, böyle asılsız itham ve iftiralarla bu şekilde çirkince saldıramaz, benim ve mücadele arkadaşlarımın emeğine mücadelesine asla leke süremez.

Bilmelisiniz ki, burjuvazi ile olan yüzyıllık sınıf mücadelemiz de zaman zaman yenilgiler yaşasak da yılgınlığa yer olmayacaktır.

Bu gerçekten hareketle sınıfsal karşıtlı bu tür maksatlı ve çirkince saldırılara, gereken cevabı dün olduğu gibi, bugün de, yarın da vereceğiz.

31 Ekim 2006 14:03

Özgür Deniz

Sermayenin yüzyıldır uğraşıdır, emekçiler arasında rekabet yaratıp, onları birbirine düşürmek, birlik ve beraberliği bozarak dayanışmayı yok etmek, böylece verilen ve verilecek ortak mücadeleyi parçalamak ve nihayetinde de zamanla yok etmek.

Yoksa sizler de Tec-sen?i bu amaç için mi kurdunuz?

Zaten daha önce burjuvazinin sendikal mücadeleyi içten bölerek, zamanla asıl özünden-sınıfsal perspektifinden uzaklaştırıp tasfiye ederek yok etmesi amacıyla kurdurdukları iki tane kontra sözde ve sahte sendika varken, sizlerin bu düşündürücü çıkışı ve saldırgan tavrı daha iyi anlaşılıyor.

Kamu işkolunda bulunan binlerce örgütsüz ve bilinçsiz çalışanları örgütlemek gibi esaslı bir amaç öylece orta yerde dururken,

Zaten on yıllardır KESK?e bağlı sendikalarda mücadele yürüten, bu mücadeleye yıllarını ve onca emeğini vermiş, 12 Eylül Faşist Cuntasının bile yıldıramadığı, sermaye yanlısı nice iktidar ve gerici-şoven idarelerce türlü baskılarla birçok soruşturmalara, cezalara, zulme uğratılmış yine de mücadeleden vazgeçirilememiş bizlere böyle pervasızca saldırmaya neden uğraşıyorsunuz?

Buradaki sergilediğiniz tavır, tıpkı piyasadan müşteri kapmak için, rakiplerine amansızca saldıran SERBEST PİYASA değerleriyle TİCARİ ŞİRKET mantığının ?KAR İÇİN HER YOL MÜBAHTIR? zihniyetidir.

Ancak şu bir gerçek ki, SENDİKA BİR TİCARİ ŞİRKET DEĞİL, emekçilerin kendi talep, sorun ve haklarının etrafında bütünleşerek ?insanca bir yaşam mücadelesi? ile kurdukları, yıllardır işyerlerinden-alanlara emek, fedakarlık ve özveri ile yürütülen mücadelenin çatısıdır.

Sendika; serbest piyasanın azgın rekabet ortamında KAR MARJI ile faaliyet gösteren bir işletme değil, EMEK EN YÜCE DEĞERDİR, HAK VERİLMEZ ALINIR şiarını kendisine ilke edinen, çalışanları etnik, dinsel mezhepsel yalıtılmışlıklarını ortadan kaldırıp, onları sınıfsal temelde birleştirmeyi ilke edinen bir EMEK ÖRGÜTÜDÜR..

Sendika; emekçiler arasındaki rekabeti ortadan kaldırarak mücadeleyi birleştirmek için yine emekçilerce kurulmuş işçi-emekçi sınıfın en önemli mücadele unsurudur.

Piyasadaki diğer rakiplere her ne pahasına olursa olsun, her yolu-yöntemi mubah görüp, pervasızca saldırarak onlardan adam kafalayıp, müşteri portföyünü zenginleştirmek midir sizin örgütlenme şekliniz?

Yoksa sizler müşteri olarak gördüğünüz kamu emekçilerini kendi ticari şirketinize çekmek için, ?albenili? pazarlama tekniklerini mi kullanıyorsunuz?

Rakip olarak gördüğünüz emek örgütlerine ve emekçilerine asılsız itham ve iftiralarla pervasızca saldırarak, türettiğiniz yalan ve iftira kampanyası üzerinden mi örgütleniyorsunuz?

Hani sizin verdiğiniz mücadele, hani kitleniz, hani eylemleriniz ?

Hayatın neresindesiniz? Hangi işkolunda hangi eylemin, hangi mücadelenin yürütücüsünüz?

KESK çatısı altında Maliye Bakanlığı bünyesinde çalışan kamu emekçileri geçen yıl üst üste 2-3 gün iş bırakma eylemi gerçekleştirdiler. Üretimden gelen gücü kullanarak, sınıf mücadelesinin en haklı, en meşru, en onurlu mücadele örneğini sergilediler.

Sahi sizler neredeydiniz o günlerde?

Hem sizin sınıfsal tarafınız hangisidir? Hangi sosyo-ekonomik sınıfın temsilini yapıyorsunuz?

Sermaye mi, emek mi?

Sendikanızın ?siyaset? yapmadığını iddia ediyorsunuz! Ancak öğrenmeniz gereken bir gerçek var ki; o da siyaset yani politika hayatın ta kendisidir. Sizler hayatın seyircisi misiniz ki siyasetten uzak duruyorsunuz?

Sermayenin emeği sömürüsü ve emeğin buna karşı yürüttüğü mücadelede yoksa sizler tarafsız mısınız ?

Susmak ortak olmaktır. Hele hele baskı, zulüm, sömürü karşısında susmak; zayıftan, güçsüzden, ezilenden, emekten ve emekçiden yana olmamak, sermaye, düzenine, iktidara, statükoya, güçlüye, zalime ortak olmaktır. Şimdi siz bu gerçeğin neresindesiniz? Sizlerin o tarafsızlık sanrısı da böyle bir ucubelikten başka bir şey değildir. Sakın bana kalkıp vatan-millet-Sakarya edebiyatı yapmayın. Bu söylemlerin arkasına sığınanların ne kadar sözde ve sahte vatansever olduğunu, sizlere binlerce örnekle teşhir edebilirim. Çetecilik, mafyacılık bu ülkenin halkına yönelik ırkçı kafatasçı hezeyanla yapılan linç provakasyonculuğu, etnik-dinsel-mezhepsel kışkırtıcılık ne zaman vatan severlik oldu?

Evet biz siyaset yapıyoruz, yaptık ve yapacağız da. Bizler işimizin, ekmeğimizin, geleceğimizin yani kendi sınıfsal taleplerimizin politikasını yaptık, yapacağız da.

Zaten ülkemizde siyaset-politikayı emekçilerin elinden alıp, hakim sınıf olan sermayenin önüne altın tepside sunup, sonra da yönetenleri-burjuvaziyi pasif kitleler yani birer seyirci olarak sadece seyreden bu kayıtsızlık, bu duyarsızlık, bu bilinç bulanıklığı, ?politikanın bir yönetim bilimi? olduğu gerçeğinin saptırılması değil midir ki?

Kamu emekçilerince yıllardır işyerlerinde ve alanlarda cesaretle sürdürülen ortak ve tek mücadeleyi bölüp parçalamak, kamu emekçileri arasında rekabet yaratıp, emekçileri birbirine düşürmek, neticede sermayenin-burjuvazinin istediği o ?dikensiz gül bahçesinin? yolunu açmak.

On yıllardır KESK üyesi emekçilerce yürütülen ve uğurunda yaşanılan onca acıya, onca baskıya, onca zulme, onca ödenen bedele, onca verilen emeğe yönelik bu çirkince saldırılarınız bu yüzden mi?

Sizleri son bir kez daha uyarmak istiyorum.

Hiçbir kimse yıllardır mücadele ettiğimiz, onca emek harcadığımız, uğrunda onca bedel ödediğimiz insanca bir yaşam uğruna sürdürdüğümüz emeğin sınıfsal mücadelesinin kamu işkolundaki ilk ve gerçek temsilcisi sendikalarımıza, böyle asılsız itham ve iftiralarla bu şekilde çirkince saldıramaz, benim ve mücadele arkadaşlarımın emeğine mücadelesine asla leke süremez.

Bilmelisiniz ki, burjuvazi ile olan yüzyıllık sınıf mücadelemiz de zaman zaman yenilgiler yaşasak da yılgınlığa yer olmayacaktır.

Bu gerçekten hareketle sınıfsal karşıtlı bu tür maksatlı ve çirkince saldırılara, gereken cevabı dün olduğu gibi, bugün de, yarın da vereceğiz.

Ve diyoruz ki;

EMEK EN YÜCE DEĞERDİR.

YAŞASIN İŞ, EKMEK VE BAĞIMSIZLIK MÜCADELEMİZ.

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA, YA HEP BERABER, YA HİÇ BİRİMİZ.

02 Kasım 2006 01:19

KardeşlikTürküleri
Yasaklı

eline sağlık sayın deniz. çok faydalı bir bilgilendirme olmuş.

sendikal mücadele nerede nasıl başlamış nasıl devam etmiş. önce bu tarihçenin bilinmesi gerekiyor.

07 Kasım 2006 01:31

Prof.HakanMeTe
Kapalı

türkiyede ve dünyada sendikal mücadele tarihini...gelişim sürecini bilmeden...rastgele konuşan atıp tutanlar iyi okusun...

07 Kasım 2006 08:48

yürekli

Evet, sendikal mücadele değil ama ortaya çıkış şekli ve o günün şartlarıyla mücadele şekli tarih olmuştur. 100 yıl öncesinin sendikal mücadele fikirleriyle günümüzde mücadele edilemez. Türkiye gerçeklerini görün! AB deki aynı fikre sahip olan yoldaşlarınızın mücadeleleriyle sizinki arasındaki farkı kapatmak için 100 yıl öncesinin söylemlerinde kalmanın mantığını izah edin desem sayfalar dolusu metinleri bir yerlerden yine copy edersiniz. Kendinizden bir şeyler üretemiyorsunuz. Türkiye de en son yani solcuların sonuncusu da vefat etti. Tükendiniz artık. Tarih oldunuz.

07 Kasım 2006 22:47

akrostij.44

haklısın dostum onurlu yaşam örgütlü yaşamdır.

07 Kasım 2006 23:14

Özgür Deniz

Evet sendikal mücadele. Hem de işçi sınıfının yüzyıllık deneyiminden yüz yıllık mücadele birikiminden faydalanarak. Evet inadına işçi sınıfı mücadelesi inadına sınıf sendikacılığı inadına örgütlü yaşam.

Her ne kadar da, bugün sermaye sınıfı çok güçlü ise de, çok öldürücü silahlara, devasa zenginliklere, çok etkili iletişim araçlarına sahip olsa da, kitleler nezdinde yozlaşma dezenformasyon uğraşında başarılı olsa da, sınıf bilincini yok saymak ve insanca yaşam mücadelesini yok etmek için uğraşsa da, insan olmanın bilincini ve onurunu taşıyan her insan her emekçi bu mücadeleyi vermekle yükümlüdür.

Toplam 55 mesaj