Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
Editörler : ergun
23 Aralık 2006 15:00  


Kapalı
edip yüksel kimdir?

hakkında bilgisi olanlar paylaşırsa sevinrim.

23 Aralık 2006 15:28

özgür gercüşlü

ÖNEMLİ BİR ŞAHSİYET Mİ?:)

23 Aralık 2006 15:32

cenab_ı aşka dair
Kapalı

bilmem araştıralım bakalım!:)

23 Aralık 2006 16:18

emre doğru
Kapalı

SÜNNET-HADİS İNKARCISI,AMERİKADA YALANCI BİR PEYGAMBERİN YARDAKÇISI,SAYILARLA TAKINTILI,KAFASI OLDUKÇA KARIŞIK,MİHRİLERE BENZEYEN AMA ONLARDAN DEĞİL FARKLI BİR SAPIKLIĞIN SAPIĞI,MENSUBU BULUNDUĞU YABANCI PEYGAMBERİN İNANÇLARI ABD TARAFINDAN MÜSLÜMAN ÜLKELERE PZARLANIYOR,UZAK DURULA.

23 Aralık 2006 16:34

angara06
Kapalı

emre doğru yine haklısın sevgili kardeşim...

23 Aralık 2006 18:29

mutevaggil
Kapalı

bu edip yüksel denen kişilik,

TEVBE süresinin son iki ayeti, kurana sonradan eklendi diyecek kadar ileri gitmiş, ilerlemiş hatta biraz fazla ilerlemiş, deyim yerindeyse uçmuş bir adam galiba.

:-)

23 Aralık 2006 22:10

AlimOğlu
Kapalı

edip yüksel,

bitlislidir,

meşhur merhum islam alimi sadretin yukselin oğludur,

şehit metin yükselin kardeşidir.

babasından kardeşinden tamamen ayrı bir zihniyete sahip sapkın bir mürteddir.

bilgim bu.

23 Aralık 2006 22:33

macirko

Bitlis'ten Arizona'ya Hayatımın Kısa Bir Öyküsü

1957 yılında Bitlis'in Norşin (Göroymak) ilçesinde, herkes gibi ağlayarak dünyaya geldim. Anam şeyh Masum Mutlu'nun kızı, babam ise ünlü Molla Sadreddin (Istanbul'a göç ettikten sonra, Sadrettin Hoca). Doğduğum ilçe, yaşayanlarından çok ölüleriyle ünlü bir merkezdi. "Marqad-a Hazret," yani Hazret'in Türbesi olarak bilinen puthane Eyüp Sultan puthanesi kadar popüler olmamasina rağmen, türbedeki kemiklerin zürriyeti olan dayılarımın Bitlis vilayetindeki politik, sosyal ve ekonomik gücünü kutsallaştırmada önemli bir sembolik role sahipti . . . Bir şeyh torunu olarak, dayılarımın Kürtçe "dest-pe" (el-ayak) olarak tanımladığı köylülerin çocuklarından farklı yetiştim. Ne var ki karpuz kabuklarından yaptığım arabaları ve kamyon diye bindiğim Kulongo yaylasının volkanik kayalarını unutamıyorum hala.

Sekiz yaşındayken İstanbul'a göçtük. Babam, Türkçe'yi çabuk öğrenmemiz için evde sıkıyönetim ilan edip Kürtçe konuşmayı yasaklayınca ne olduysa gariban anneme oldu. Okuma-yazma bilmeyen zavallı annem Türkçe'yi öğrenemediği gibi Kürtçe'yi de unuttu. Sonunda, annem Kürtçe ve Türkçe karışımı yeni bir dil (Kütürkçe!) konuşmaya başladı. Kendisini galiba bizden başka anlayan yoktu. Zaten başkasının anlamasına pek ihtiyacı da yoktu; zira, annem evden hemen hemen hiç dışarı çıkmazdı. Çıksa bile ne değişirdi. Kütürkçe konuşan peçeli-çarşaflı annem hem fiziksel ve hem de zihinsel olarak ömür boyu güneşsiz bir zindana mahkumdu. Ne yazık ki, Şafii hazretlerinin mezhebi yoluyla Allah adına uygulanan bu mahkumiyeti benimsemişti artık.

Babam beni İstanbul İmam-Hatip Lisesine verdi. Yetmiş-seksen kişilik sınıflarda bir kısmı psikopat veya paranoyak olan hocaların terörü altında ders talim ediyorduk. Ezberciliği bir türlü benimsemediğim için beni Kuran dersinden her yıl ikmale bırakan Müzekka hocanın bir kez bile gülümsediğine tanık olmadım. İmam veya müezzin olmaya hiç niyetim yoktu.

Daha orta sondayken fizik ve kimya derslerine aşırı ilgi duymaya başladım. Evin depo olarak kullandığımız bir odasını laboratuvara çevirdim. Defalarca sigorta patlatmama rağmen demir çubuklara kablo sardıktan sonra prize takıp mıknatıslar yaptım. Motor ve jeneratorler imal ettim. Hatta tahtadan filim oynatıcı bir projeksiyon makinası yaptım. Bu arada, kendi kendime kendi kendine çalışan bir makine icad etmenin yollarını düşündüm. Jenerator ile motorun eksenlerini birleştirdikten sonra ilk hareketi verirsem diye umutlanıyordum. Bu makinanın Devr-i Daim olarak bilindiğini ve yapılmasının mümkün olmadığını öğrenince ayaklarım yere bastı. Daha sonra, Milli Nizam Partisi'yle laik devlete karşı cihat ilan eden Erbakan bana meslek konusunda kutup yıldızı oldu. Ben de onun gibi makina mühendisi olacak ve vatanı masonlardan, hainlerden kurtaracaktım.

Orta Doğu Teknik Üniversitesine 7'nci olarak girdim. Devletten burs almama rağmen Milli Selamet Partisinin gençlik örgütü Akıncılar teşkilatının üssü olan bir yurda girince derslerime çalışacağıma sokaklara yazı yazmaya, bildiriler yazıp dağıtmaya, sex filimleri oynatan komşu sinemanın camlarını kırmaya, protesto mitingleri düzenlemeye, polis ile köşe kapmaca oynamaya verdim kendimi. Etkinlikleri altındaki yurtlarda kalan temiz kalpli üniversite öğrencilerini kendileri için gece gündüz bedava çalışmaya teşvik eden politikacıları kahraman bildim. Akıncılar örgütünün Ankara şubesinde ve genel merkezinde aktif bir eleman oldum.

O günün ODTÜ'sünü tamamıyla kontrol altında bulunduran silahlı sol örgütlerinin despot tavırlarını sınıfta eleştirme saflığını gösterdim. Öğrenci temsilcisi olduğum Ankara Cebeci'deki 300 kişilik Milli Gençlik Vakfı yurdunun önündeki caddede afiş aşan bir grup solcunun yanına sokularak yurdun yüz metre sağına ve soluna afiş asmamalarını nazikçe rica edince çevirile çevirile dövüldüm, kurşunlandım. Bu arada, sağcıların egemen olduğu semtlerde bildiri dağıttığım için onlardan da nasibimi aldım ve postu zor kurtardım. Konya belediye secimlerinde, Elazığlı bir Akıncının bana verdiği kullanmasını bilmediğim tabancayla sandık başında kovboyluk yaparken yakalanıp hapishaneye girdim. Belediye başkanı seçilen Keçeciler'in bana ve arkadaşıma hergün gönderdiği kızarmış tavuk ve bir kilo baklavayı koğuştaki cinayet ve soygun gibi suçlardan mahkum olanlarla paylaştım. (O bir aylık sürede bir romanı dolduracak kadar ilginç olaylar yaşadım).

1979 yılında tekrar sınavlara girerek ilk tercihim olan Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesine girdim. Ne var ki, o günün gençliğini birbirine can düşmanı yapan kaosundan kurtulamadım. Beni öldürmek isteyen sağ ve sol örgütlerin düzenlediği bir çok süikast eylemine rağmen yaşadım. Ne var ki bana çok benzeyen bir arkadaşım solcular tarafından sokak ortasında öldürüldü, bana hedeflenen ateşlere muhatap olan bir arkadaşım yaralandı, beni Kartal 2'nci Zırhlı Tugayı Cezaevinde öldürmek isteyen bir sağcı militan yanlışlıkla bir arkadaşımı ciğerinden şişledi.

1978 yılında, 50-60 lise öğrencisini o günkü politik amaçlarım doğrultusunda eğitmek ve kullanmak amacıyla örgütledim. Fatih Camisinin etrafını saran kubbeli Vakıflar Yurdunun büyük bir odasını bu örgütün kütüphanesi olarak kullandım. Kaderin ilginç bir cilvesi olarak bu grubu FT/19 olarak adlandırdım. Akıncılar teşkilatının ünlü lideri kardeşim Metin Yüksel Cuma namazından sonra Fatih camisinden çıkarken sağcı militanlarca avluda şehit edildi. Bu acı olay sonucu kendimi tümüyle o günün gençlik kavgasına adadım. Beni yıldırmak isteyen polis ve asker tarafından sürekli rahatsız edildim. Sekiz-dokuz kez askeri tutukevlerinde göz altına alındım. Günlerce, haftalarca beton tabanlı hücrelerde yattım. İşkencelere muhatap oldum. 1979 ve 1980 yılları polis ve askerle saklambaç oynamakla geçti.

Bu arada Iran'daki sözde Islam devrimini kopya etmenin hayallerini kurdum. Nihayet, 1980 yılının ilkbaharında Pasdaran'ın (Devrim Muhafızlarının) lideri tarafından gizlice İran'a davet edildim. İki haftalık ziyaretim boyunca devrimin ileri gelen liderleriyle görüştürüldüm. İran topraklarında Türkiye'ye yönelik yayın yapacak bir radyo istasyonu gibi kültürel yardımlar beklerken Türkiyeli Akıncıların Iran topraklarında silahlı eğitimi görmesi önerisine muhatap oldum. Türkiye'ye döndükten sonra benimle irtibata geçen bir İranlı'nın Türkiye'deki askeri tesisler hakkında malumat toplamamı istemesi beni iyice rahatsız etti. Beni casusluk gibi sinsi ve hain bir iş için kullanmaya çalışmalarını yadırgadım.

1980 yılının Ağustos ayında, Gençlik ve Spor Bakanlığının Çanakkale'deki tesislerinde düzenlenen Dünya İslam Gençlik Konferansına katıldım. İki hafta kadar süren bu konferans Müslüman Kardeşler örgütü tarafından düzenleniyordu. Kırkı aşkın ülkeden gençlerin katıldığı bu konferansta Güney Afrikadaki İslam Propaganda Merkezi'nin lideri Ahmet Deedat tarafından verilen seminer benim müthiş ilgimi çekti: Kuran'daki 19 Mucizesi. Kurucusu olduğum örgütümün ismi olan 19 rakamının Kuran'daki bir matematiksel sistemin kodu olması ve eğer doğruysa böyle bir olayın felsefi boyutlarının müthiş olacağı gerçeği karşısında heyecanlandım.

Konferanstan bir hafta sonra, 11 Eylül 1980 gecesi, Fatih sokaklarında, Müslüman Kardeşler teşkilatına üye olan Mısırlı ve Suriyeli arkadaşlarla dolaşırken, beni arayan polis tarafından göz altına alındım. Karakoldayken askeri bir darbe olduğunu öğrendim. Tevhit ve Hicret dergilerinde çıkan laikliğe aykırı yazılarımdan dolay yargılandım. Avukatımın "yorum yapalım kurtaralım" teklifini "tükürdüğümü yutmam" diyerek tersledim ve yarım saat boyunca Selimiye'deki sıkıyönetim mahkemesinde düşünce ve inanç özgürlüğü konusunda nutuk çektim (savunduğum "şeriatın" düşünce ve özgürlüğün amansız düşmanı olduğunu hiç düşünmeden!). Sıkıyönetim hakimleri 163'üncü maddeden 6 yıl hapse mahkum ederek beni yanıtladılar. Toplam dört yıl süren hapishane hayatımı burada özetlemem mümkün değil. (1986 yılında bu konuda Kitap Dergisinde yapılan bir söyleşi "Kitap Okumanın Zararları" adlı kitabımda yayınlanmıştır). Siyasi suçlardan hüküm giymiş kişilere yüksek öğrenimi yasaklayan YÖK kararından da payımı aldım.

Sakıncalı piyade olarak yaptığım bir buçuk yıllık askerlik dönemi de apayrı bir macera. Hayatımın en önemli olaylarından birisini askerdeyken 1 Temmuz 1986'da yaşadım. Amerika'daki Dr. Reşad Halife ile sürdürdüğüm mektuplu tartışmaların sonunda nihayet o gece "dini yalnızca Allah'a has kılmaya" karar verdim. Hadis ve Sünnet denilen ortaçağ Arap kültürü ve öğretilerini Kuran'a ortak koşmaktan vazgeçtim.

1987 yılında, geleneksel-mezhepçi İslam'a olan ilk eleştirilerimi "İlginç Sorular-2" kitabıyla yayımladım. Kitapları yıllarca "best seller" olan ve dinci kitle tarafından bir kahraman olarak bilinen genç bir yazarın bu cüreti bağışlanmadı. Sünnetçi-müslüman bir dergi önce babamın hakaret dolu bir eleştirisini yayımladı. Bunu daha sonra diğer mezhepçi yazarlar izledi. Kısa sürede kendimi müthiş bir saldırı karşısında yalnız buldum. Hakaretleri tehditler izledi. Dost bildiklerim düşman oluvermişti. Entellektüel geçinen yazar arkadaşlarım tarafından bile aforoz edildim. Kitaplarımın dağıtımı durduruldu. Kitaplarım kitapçılardan toplattırıldı. Bana yöneltilen eleştirilere verdiğim cevaplar hiç bir dergi ve gazetede yayımlanmadı. Hatta kendi imkanlarımla yayımladığım "Sakıncalı Yazılar" adlı kitabımın ilk baskısı matbaadan çalındı. Haftalık popüler bir derginin kapak konusu olduktan sonra kendimi tarikatçı ve mezhepçi gazetelerin manşetlerinde din adamları tarafından "mürted" olarak ilan edilir buldum. Hadisçi-Sünnetçi dinin terminolojisine göre "mürted" ilan edilmenin "ölüm fermanı" ile eş anlamlı olduğunu çok iyi biliyordum. Sonunda, Allah'in izni ve yardımıyla 1989 yılında Amerika'ya hicret etme imkanı buldum.

Amerika'da bulunduğum süre içinde, Türkiye'de YÖK'lenen Yüksek Öğrenimimi devam ettirmeye karar verdim. Lise'yi dışardan bitirerek Arizona Üniversitesine girdim. İki bölümü, Felsefe ve Yakın Doğu Bilimleri bölümlerini iftiharla bitirdim. Bu arada Arizona'daki liselerde part-time öğretmenlik, üniversite'de belleticilik ve assitanlık yaptım. Kuran'dan başka dini kaynakları reddederek İslam'da reform hareketini destekleyen Renaissance Institute, International Community of Submitters ve The Monotheist Productions için İnglizce kitaplar ve makaleler yazdım. Boston'daki Massathusetts Universitesinde baslattığım Eleştirel ve Yaratıcı Düşünme master programını ailevi nedenlerle kesmek zorunda kaldım. 1998 yılında Arizona Üniversitesi Hukuk Fakültesinden hukuk dalında doktora aldım.

İran asıllı Amerikalı bir diet (gıda) uzmanıyla evliyim. Oğlum Yahya ve Metin, üç dilin (İnglizce, Farsça ve Türkçe) konuşulduğu bir evde yetişiyorlar. Oğlum Yahya şu anda birkaç alanda beni geçmiş durumda: kompüter oyunlarını benden daha iyi biliyor, "roller blade" ile hockey oynayabiliyor, piyanoyu benden daha iyi çalıyor, klarnet ve violin dersleri aliyor, İnglizce'yi Amerikan şivesi ile konuşabiliyor ve beni pek yakında satrançta yeneceğine inanıyor. Küçük oğlum Metin'in marifetlerini ise yakında göreceğiz. En güzeli, her iki oğlum hanımla birlikte kıldığımız namazlara arada bir seve seve katılıyorlar ve özgürce düşünebilmenin ve korkmadan herşeyi soruşturabilmenin ve eleştirmenin keyfini yaşıyorlar. Darısı tüm çocukların başına. . . (Inglizce bölümde CHILDREN kategorisinde Yahya'nin günlüğünü ve Metinle birlikte resmini bulabilirsiniz).

23 Aralık 2006 23:09

macirko

Edip Yüksel

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

1957 'de Molla Sadrettin'in (ö.2004) Oğlu olarak Bitlis'te doğdu. (Imnkar edince evlatliktan reddedildi.) İstanbul Akıncılar Derneği bünyesinde Etkinlikler'de bulundu. Karışık dönemde kardeşi Metin Yüksel sehit edildi (1979). 12 Eylül'den sonra yargılandı. 1 Temmuz 1986'da kutsal olduğu iddia edilen 19 sayısıyla ilgili özel vahy aldığını iddia etti (ve murted oldu). Düşünceleri nedeniyle kendini sıkışmış hissettiğini öne sürerek ülkesini terk etti (refugee - vatani satti)), ABD'ye göçtü. Allah'ın elçisi olduğunu iddia eden Reşad Halife'nin öğrencisi oldu (armut pis, agzima dus). http://www.19.org ve http://www.islamicreform.org sitelerini oluşturdu. Reformist (inkarci) görüşleri üzerine birçok kitap yazdı. Türkiye'de çeşitli tartışma programlarına katıldı. Hukuk alanında doktora yapan Yüksel evli ve iki erkek çocuğu sahibidir.

Temel Görüşleri [değiştir]Dini Tek kaynak Kur'an'dır. Hadis ve Sünnet dinde esas alınmamalıdır.

Kur'an'ı koruyan sistem 19 Mucizesi olarak savunduğu kodlamadır.

Muhammed Son resul değildir. Son nebidir.

Kadınlar başlarını örtmek zorunda değillerdir.

Domuzun sadece eti haramdır, yağı yenilebilir.

Namaz günde 5 Vakit değil, 3 Vakittir.

Hacc'ı birkaç günde yapmak şart değildir, 4 ay içinde yapılabilir

23 Aralık 2006 23:12

macirko

Sadrettin Yüksel ( 1920)- (25.12.2004)

--------------------------------------------------------------------------------

Aslen Bitlisli olan Sadrettin Yüksel, 1920 yılında Konya'da dünyaya geldi. 11 yaşında medresede eğitime başlayan Yüksel, memuriyet hayatına Siirt'in Baykan ilçesinde müftü olarak başladı. Yüksel, müftülüğü sırasında Said Nursi'nin talimatıyla, İşaratu'l-İ'caz tefsirini yayına hazırlayıp bir takriz ile birlikte Ankara'da yayınlattı. Yüksel, daha sonra müftülük görevinden istifa edip Norşin'e dönüp ders vermeye devam eder. 1964 yılında Diyanet tarafından Kur'an-ı Kerim meâl ve tefsiri hazırlamakla görevlendirilir. Fakat bu proje sonradan yarım kalır. 1966 yılı sonunda ise ailesiyle birlikte İstanbul'a taşınır. Sultanahmet Camii imamı merhum Gönenli Mehmed Efendi'nin kurslarında ve İsmail Ağa Kur'an Kursu'nda talebelere Arapça İslâmî ilimler okutur. 1968 yılında ise Diyanet tarafından İstanbul merkez vaizliğine atanır. 1972 yılında, evinde Risale-i Nur Külliyatı bulundurmaktan takibata uğrar. 1975 yılında İstanbul merkez vaizliğinden istifa etmek zorunda kalır. 7 çocuk babası olan Yüksel, Arapça ve Farsça biliyordu. 25 Aralık 2004 tarihinde 84 yaşında vefat eden Yüksel'in medrese eğitiminde önemli bir yeri vardı. Uzun süredir evinde hasta yatan Yüksel'in cenazesi, Fatih camii'nden kaldırıldı.

HAKKINDA YAZILANLAR

Sadrettin Yüksel dualarla uğurlandı

Mükremin Albayrak Zaman 27.12.2004

Ömrünü Kur'an hizmetine adayan ve binlerce talebe yetiştiren din adamı Sadrettin Yüksel, önceki gün evinde vefat etti. 84 yaşında vefat eden Yüksel'in cenaze namazına binlerce seveni katıldı.

Sadrettin Yüksel, halen ABD'de yaşayan ve Kur'an-ı Kerim'i 19 rakamına bağlı mucizelerle açıklamaya çalışan Edip Yüksel'in de babasıydı. Baba Yüksel'in, Kur'an-ı Kerim'e olan yaklaşımı ve hadisleri hafife alan açıklamaları nedeniyle uzun süreden beri oğluyla arasının açık olduğu belirtildi.

X

Sadrettin Hoca dua ve gözyaşlarıyla uğurlandı

Yeni Şafak 27 Aralık 2004

Ömrünü İslami ilimlerin öğretilmesine adayan son devrin önemli alimlerinden Sadrettin Yüksel (84), son yolculuğuna Fatih Camii'nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Edirnekapı şehitliğinde uğurlandı. Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazına Sadrettin Yüksel hocanın oğulları Nedim ve Müfit Yüksel, arkadaşları, öğrencileri Tacettin Hoca, Kul Sadi, Arap Mahfuz, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Yüksel'in kayınbiraderi Siirt eski milletvekili ve Saadet Partisi Kurucu üyelerinden Abdulhaluk Mutlu, kapatılan Refah Partisi Van Milletvekili Fetullah Erbaş, Yazar Mehmet Şevket Eygi gibi isimler başta olmak üzere onbinlerce seveni katıldı. Tekbir, dua ve gözyaşlarının birbirine karıştığı cenaze töreninde Türkiye'nin dört bir yanında gelen islam alimleri de hazır bulundular.

Şeyh Masum Efendi'nin oğlu ve aynı zamanda Sadrettin hocanın kayınbiraderi Şıh Nurettin Mutlu Efendi tarafından kıldırılan cenaze namazının ardından, cenaze duasını Ömer Öncül hoca okudu. Namaza katılan onbinlerden hocaefendiye hüsnü şehadetle haklarını helal etmesini isteyen Ömer Öncül, Sadrettin Yüksel'in 84 yıllık ömrünü İlme, Kur'an ve Sünnete adadığı dünyanın dört bir yanındaki müslümanların dertleriyle dertlendiğini söyledi.

'Sıkıntılar karşısında eğilip bükülmedi'

Öncül, Sadrettin Hoca'nın hayatı boyunca öğrendiği ilimle yaşadığını, hiçbir zaman küçük dünya menfaatleri için kimsenin karşısında eğilip bükülmediğini söyledi. Öncül, Molla Sadrettin'in İslam'ı öğrenme ve öğretmek için çektiği sıkıntılardan örnekler verdiği konuşmasını Necip Fazıl Kısakürek'in ölüm hakkındaki şiirleriyle süsledi.

Arınç: Ömrünü İslam'a adadı

TBMM Başkanı Bülent Arınç, İslam alimi Sadrettin Yüksel'in vefatı nedeniyle bir mesaj yayımladı. Arınç'ın mesajı şöyle: "Son devrin İslam alimlerinden Sadrettin Yüksel Hocaefendi'nin Hakkın rahmetine kavuştuğunu büyük üzüntü içinde öğrendim. Hayatını İslama adayan, İstanbul Merkez Vaizliği görevinde bulunan ve İstanbul Müftülüğü ile Yüksek İslam Enstitüsü'nde tefsir dersleri veren Sadrettin Yüksel, ilahiyat alanında ortaya koyduğu eserleri ile birikimlerini gelecek kuşaklara nakletmiştir. Merhuma Allah'tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve tüm İslam alemine başsağlığı dilerim."

Metin Yüksel (Doğumu 17 Temmuz 1958, Bitlis - Ölümü 23 Şubat 1979, İstanbul) İslami Akıncılar grubu ve öğrenci lideridir.

17 Temmuz 1958?de Bitlis?e bağlı Kolongo?da doğan Yüksel, İslami reformist Edip Yüksel'in küçük kardeşidir. Dokuz yaşında ailesiyle İstanbul'un Fatih ilçesine yerleşen Yüksel, eğitim hayatı boyunca öğrenci olaylarında ön saflarda rol aldı ve Akıncılar adı verilen bir öğrenci grubunun liderliğine yükseldi. İslami görüşleriyle tanınan ve sol görüşlü kişi ve örgütlerle mücadelede en çok tanınan isimlerden biri olan Yüksel, muhafazakar çevrelerin "Deniz Gezmiş"'i olarak anılmaktadır.

İzmir'deki İran Konsolosluğu'nda görüşmelerde bulunduktan sonra İstanbul'a dönen Metin Yüksel, ertesi gün 23 Şubat 1979'da cuma namazı çıkışı Fatih Camii'nin avlusunda kimliği belirlenemeyen kişilerce öldürüldü.

Yani edip yüksel entresan bir aileden gelen entrasan bir kişidir.

24 Aralık 2006 02:37

ouysal1983
Kapalı

kuran meali var bende ama kullanmıyorum onunkini..cok değişik bi uslubu var....ne bileyim insanı itici bir uslub takınmış....fazlaca türkçeleştireyim derken bazı yerlerde bocalamış kalmış gibi....

selam olsun..

12 Nisan 2007 22:02

cenab_ı aşka dair
Kapalı

İşin ilginci sünneti inkar hareketi Müslümanlar eliyle değil, oryantalistler eliyle yeşermiştir. Hindistana gönderilen İngiliz oryantalist Dr.Alois Sprenger Delhi?de kurulan İslami İlimler Fakültesi?nin dekanlığına getirilmiş ve ilk kez bu şahıs hadislere ?toptan uydurma? damgası vurmuştur. Zaten Sprenger?in ağı boş çıkmamış ?Kuraniyyun? akımı da denilen, İslam ümmetinde ilk olarak sünneti toptan inkar eden bu hareket İngiliz sömürgesi Hindistan Müslümanları arasından çıkmıştır. (Edip Yüksel?de bu akımın temsilcisidir.)

12 Nisan 2007 22:03

tog001
Kapalı

yıllar önce izlemiştim bir programda

Felak ve Nas surelerinin ayet olmadığını sonradan eklendiğini -haşa- söylüyordu

gerisini sen düşün hocam

12 Nisan 2007 22:06

cenab_ı aşka dair
Kapalı

BAKINIZ BURASI ÇARPICI!

Hindistana gönderilen İngiliz oryantalist Dr.Alois Sprenger Delhi?de kurulan İslami İlimler Fakültesi?nin dekanlığına getirilmiş ve ilk kez bu şahıs hadislere ?toptan uydurma? damgası vurmuştur. Zaten Sprenger?in ağı boş çıkmamış ?Kuraniyyun? akımı da denilen, İslam ümmetinde ilk olarak sünneti toptan inkar eden bu hareket İngiliz sömürgesi Hindistan Müslümanları arasından çıkmıştır. (Edip Yüksel?de bu akımın temsilcisidir.)

Toplam 13 mesaj
ANKET
Sizce Cumhurbaşkanı kim olmalı?











Grup Vizyon