Yandex.Metrica
Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
Editörler : ergunReverse
08 Nisan 2007 13:21  


Kapalı
Efendimiz (s.a.v) için yazılmış en güzel şiir?

Peygamberimiz (s.a.v)için yazılmış en güzel şiirleri bu başlık altında paylaşalım ve yorumlayalım.

Peygamberimiz (s.a.v)için yazılmış yüzlerce güzel şiir vardır ama Arif Nihat Asya?nın Naat?ının bende ayrı bir yeri var.

NAAT

Seccaden kumlardı?

Devirlerden, diyarlardan

Gelip göklerde buluşan

Ezanların vardı!

-----------------

Mescit mü?min, minber mü?min?

Taşardı kubbelerden Tekbîr,

Dolardı kubbelere ?âmin!?

Ve mübarek geceler, dualarımız,

Geri gelmeyen dualardı?

Geceler, ki pırıl pırıl,

Kandillerin yanardı.

Kapına gelenler, yâ Muhammed,

-Uzaktan, yakından-

Mü?min döndüler kapından!

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,

İki dünyada aziz ümmet;

Muhammed ümmetiydi.

Konsun ?yine- pervazlara güvercinler,

?Hû hû?lara karışsın âminler?

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Şimdi seni ananlar,

Anıyor ağlar gibi?

Ey yetimler yetimi,

Ey garipler garibi;

Düşkünlerin kanadıydın,

Yoksulların sahibi?

Nerde kaldın ey Resûl,

Nerde kaldın ey Nebi?

----------------

ÖZELLİKLE BURASI ÇOK ANLAMLI GELİYOR BANA:

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet

Altın devrini yaşıyor?

Diller, sayfalar, satırlar

?Ebu Leheb öldü? diyorlar.

Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed

Ebû Cehil kıt?alar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada

Mevlidine hayran kulaklarımız;

Ne adlar ezberledi, ey Nebî,

Adına alışkın dudaklarımız!

Artık, yolunu bilmiyor;

Artık, yolunu unuttu

Ayaklarımız!

Kâbe?ne siyahlar

Yakışmamıştır, yâ Muhammed

Bugünkü kadar!

Bu güzel şiirin tamamını okumak ve Sacit Onan Yorumuyla dinlemek isterseniz BUYURUN LİNK:

http://ivideo.wordpress.com/2006/07/15/naat/

08 Nisan 2007 22:34

beyzaca

BEN SENi GÖRMEDEN SEVDiM EFENDiM

Ey bizlericin gönderilen son PEYGANBER

Ben seni görmeden sevdim EFENDiM

Hic kimse sevilmedi senin kadar

Ben seni görmeden sevdim EFENDiM

Veysel Karani olamasamda

Kapina yüzümü süremesemde

Rüyamda hayalin göremesemde

Ben seni görmeden sevdim EFENDiM

Ebubekir Siddik olamasamda

Yunus Emre gibi yanamasamda

Rüyamda hayalin göremesemde

Ben seni görmeden sevdim EFENDiM

Heran dilimdedir mübark adin

Sana gelemedim icimde yangin

Ahirettir benim enson duragim

Ben seni görmeden sevdim EFENDiM

Tek bir dilegim var yüce ALLAH tan

Cennette seninle görüssem biran

Doya doya bakip kokun koklasam

Ben seni görmeden sevdim EFENDiM

09 Nisan 2007 19:49

"ikra"
Kapalı

~MEDİNENİN GÜLÜ~

Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi,

Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi;

Bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi..

Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi.

-------------------------------

Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam,

Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam;

Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam..

Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam.

--------------------------

Anladım vaslına ermek için artık çok geç,

Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek;

İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek..

Anladım vaslına ermek için artık çok geç...

-------------------------------

Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından,

Ne olur Sana ulaşmam için kanadından;

Bana bir tüy ver pervaz edeyim hep ardından..

Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından.

--------------------------------

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül;

Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!

Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül!.

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül!

---------------------------

Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım,

Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım;

Sensiz geçen bu acı rüyadan kurtulayım..

Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım..

----------------------

Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta,

Ruhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta;

Göster çehreni ki güneş gurûba kaymakta..

Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta...

-----------------------

Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,

Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;

Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun..

Ne olur hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..!

M.Fethullah Gülen

09 Nisan 2007 22:26

gulesevda

bana göre üstad mehmet akif'in necid çöllerinden medineye şiiridir.Resul'e hasretin dile getirildiği çok değerli bir eser...

Yâ Nebî, şu hâlime bak!

Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın;

Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!

Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;

Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum.

?Tahammül et!? dediler? Hangi bir zamana kadar?

Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!

Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;

Önümde durmadı artık, ne hânümân, ne ocak?

Yıkıldı hepsi? Ben aştım diyâr-ı Sûdân?ı,

Üç ay ?Tihâme!? deyip çiğnedim beyabanı.

Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada;

Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdada:

Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;

Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!

İrâdem olduğu gündür senin irâdene ram,

Bir ân için bana yollarda durmak oldu haram.

Bütün heyâkil-i hilkatle hasbıhâl ettim;

Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!

Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü?

Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?

Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir?

Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?

Beş altı sineyi hicran içinde inleterek,

Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?

Demir nikaabını kaldır mezâr-ı pâkinden;

Bu hasta ruhumu artık ayırma hâkinden!

Nedir o meş?ale? Nurun mu? Yâ Resûlallâh!?

Mehmet Akif ERSOY

11 Nisan 2007 17:00

"ikra"
Kapalı

YAĞMUR

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur

Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından

Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur

Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından

Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat

En müstesna doğuşa hamiledir kainat

-----------------------------

Yıllardır boz bulanık suları yudumladım

Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

-------------------------------

Hasretin alev alev içime bir an düştü

Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü

Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde

Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

-----------------------------------

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin

Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla

Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin

Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla

Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak

Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

-------------------------------

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım

Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

not: Bu güzel şiirin devamını okumak için buyurun link:

http://www.siraze.net/antoloji/nurullahgenc/yagmur.htm

12 Nisan 2007 15:28

mafsi

şiirler O'nu yaşayanların hissedenlerin şiirleri hakikaten bende MEDİNENİN GÜLÜ NÜ YAZAN ASRIN BÜYÜĞÜ DİLE GETİRMİŞ DERİM HÜZÜNLÜ GURBETİ YAŞAYAN AMA YAŞATMAK SEVDASIYLA YAŞAYAN İNSAN HERKULDAN TAKİP EDİYORUM HER HAFTA

12 Nisan 2007 15:33

"ikra"
Kapalı

sayın:beyzaca,gulesevda,mafsi'ye bizlerle paylaştıkları şiir ve yorumların dan dolayı teşekkürlerimi sunarım.

12 Nisan 2007 18:51

"ikra"
Kapalı

''Efendim,Kurtarıcım,Habercim,Peygamberim

Sana Uymayan Ölçü Hayat Olsa Teperim''

N.Fazıl Kısaürek

12 Nisan 2007 19:15

emineas

40 Yaşındasın

Rahmetini umarak

Günahkar bir dille;

Allah Azze ve Celle

Ya Rasulallah,

Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,

Kalbimizden seyrediyoruz seni.

İşte

Bir yaşındasın,

Beni Sa'd yurdundasın

Sana süt anne olmadı kadınlar

Bu yüzden dargın bulutlar

Bir damla yağmur indirmiyor

Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa'd yurdunda

Minicik bir bulut var gökyüzünde

Sana aşık...

Ayrılmıyor başucundan

Ve insanlar yağmur duasında...

Hz.Halime kucağına alıyor seni

Yüzünde bir gölgelik...Seni güneşten korumak için

Oysa minicik bulut gökyüzünde

Sana meftun, sana kilitli...

Ve dua eden rahibin kucağındasın

Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip

Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da

Ama sen unutmuyorsun

Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun

O minicik bulut ilişiyor bakışlarına

Büyüyor, büyüyor...

Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan

Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini

Çoğusu bilmiyor seni...

Altı yaşındasın

Medine-i Münevvere yolundasın

Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen

Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında

Sonra yolda, Ebva'da öksüzlük karşılıyor seni

Mekke'ye annesiz giriyorsun

Abdulmuttalip bir başka seviyor seni

Ebu Talip bir başka seviyor

Ya Rasulallah

Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında

Onlar anne deyince sen yere mi bakardın

Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva'ya

Kaç gece anne diye hıçkırdın

Efendim!

Senin yerine de anne dedik annemize

Senin yerine de baba dedik

Yirmi beş yaşındasın

Ve bambaşkasın

Kimse sana denk değil

Şefkat yayıyor kokun

Güven veriyor sesin

Sen Muhammed-ül Emin' sin

Otuz üç yaşındasın

Dalga dalga rahmet var

Otuz beş yaşındasın

Hadi gel bekletme yar

İniltiler çalıyor kapısını göklerin

Hadi gel bekletme yar

Sinesi çatlayacak Rasul bekleyenlerin...

Hadi gel ey Yâr!

Nurdağına davet var

İşte

Kırk yaşındasın

Hira Nur dağındasın

Cibril iniyor göklerden

Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor

Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ' Ah! ' sın

Karanlık gecelerimize sabahsın

Sen Nebiyullahsın

Sen Habibullahsın

Sen Rasulullahsın

Niye incittilerki seni sultanım

Niye işkence yaptılarki sana

Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar

Himayesiz kaldın diye mi

Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne

' Amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin ' diyişin

Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza

Başına pislikler saçılıyor

Başlar feda o mübarek başına

Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar

Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru

Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âla

' Bu koşan kimdir ' diye bir soru dolaşıyor boşlukta

Bu koşan kim?

Ve cevap veriyor biri:

Muhammed' in kızı Fatımatüz-Zehra

Velilerin anası...

Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın

Sana yeryüzünde en çok benzeyen

Gülmesi sen, ağlaması sen

' Ağlama kızım ' diyişin geliyor aklımıza

Niye çıkardılar ki yurdundan seni

Himayesiz kaldın diye mi

Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni

Seni yetim bulup barındıranı

Seni alemlere rahmet kılanı

Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun

Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun

'Seni bizim elimizden kim kurtaracak' diyorlardı

Sen,

Sen ' Allah! ' diyordun

Allah Azze ve Celle

Semayı haşyet kaplıyordu

Sen ' Allah! ' diyordun

Arş-ı Âla titriyordu

Bedir' de ' Allah! ' diyordun

Üç bin melek iniyordu alaca atlarda

Yüz yirmi beş bin sahabi:

' Anam babam sana feda olsun ' diyordu

Ya Rasulallah

Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun

Neccar Oğulları'nın küçük kızları seni görünce

Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi

' Beni seviyor musunuz ' diye sormuştun onlara

' Seni çok seviyoruz Ya Habiballah ' demişlerdi

Sen de:

' Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum' demiştin

Bu gün yaşayan gençler var

Neccar Oğulları'nın kızları diğil belki

Ama seni onlar da çok seviyor

Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar

Senden başka kimseleri yok

Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun

Altmış üç yaşındasın

Refik-i Âla duasındasın

Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu

Kenarları beyazdı

Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın

Ve mübarek ellerini dizine vurarak:

' Görüyor musunuz ne kadar güzel ' demiştin

Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti:

' Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah, onu bana ver '

Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile

İstendiğinde katiyyen ' hayır ' demediğini bile bile

' Peki ' dedin o zata

Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin

Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı

Aynı cübbeden yine yine diktirdiler

Ama giyinmek nasip olmadı

Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre' nin diliyle:

' Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne de evladımız olsaydı diyecekler '

Ve Hz. Enes ile paylaşmıştın özlemini

' Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim'

Sultanım!

Ey Medine minberinde ' ümmeti, ümmeti ' diye hüznü giyen sevgili

Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ' Allah! ' diyen sevgili

Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik

Rabbinden bize ne getirdi isen amenna

Duyduk, itaat ettik

Ya Rasulallah

Sen hâlâ kırk yaşındasın

Ve hâlâ ümmetinin başındasın...

Dursun Ali Erzincanlı

selam ve dua ile..

12 Nisan 2007 21:42

beyzaca

Sen Yoktun

Sen yoktun...

Hz Adem'deydi nurun

Önce cenneti,

Sonra yeryüzünü şereflendirdin.

Adem nuruna affedildi

Arafat bu affa şahitti.

Sen yoktun

Nuh'un gemisindeydi Nurun...

Dalgalar yeryüzünü boğarken

Toprağın bağrındaki su

Gökyüzüyle buluşurken

Ve bu bir ilahi azap derken,

Allah nurunu taşıdı binbir sebeble

Tufan,nurunu selamladı edeple...

Sen yoktun...

Hz.İsmail'in alnındaydı Nurun

İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden

"Rabbimiz" dedi,

" Onlara kendi içlerinden

Senin ayetlerini okuyacak

Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,

Onları temizleyecek bir elçi gönder ";

Amin dedi on sekiz bin alem

Nurunla aydınlanan minicik ellerini

Semaya kaldırarak

Amin dedi İsmail.

Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı

Medine'den adı Uhud olan bir amin yankılandı

Sevr dağında.

Sen yoktun Sultanım...

Hz.İsa Ahmed diye muştuladı seni

Alemlerin efendisi diye sana seslendi

" Artık ben sizinle çok söyleşmem "dedi havarilerine

Çünkü bu alemin reisi geliyor...

Bekleyin Ahmed geliyor

Kainata Rahmet geliyor...

Havarilerin yüzünü okşayan, ölüleri dirilten bir nefes oldun.

Ama sen yoktun.

Sen yoktun....

Hz.Abdullahın alnındaydı Nurun

Başı eğik gezerdi mazlum

Put eyle göklerden seni sorardı

Varaka seni arardı sema'da

Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.

Ağlayarak süslediler ölüme!...

Ağlayarak ?hadi dayına gidiyorsun? dediler.

Sen yoktun Sultanım...

Canlı canlı toprağa gömülmenin adı idi dayıya gitmek,

Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliği idi,

Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi.

En son çocuk atılırken çukura,

Annesinin suretinde bir melek tuttu onu

Ve tebessüm ederek Hira Nur dağını gösterdi

Melekler süslüyordu Hira'yı,

Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur

Efendisine hazırlanıyordu Mekke

Alem, efendisine hazırlanıyordu.

Kainatın gözü Hz.Amine'deydi

Toprak yalvarıyordu Rabbine...

Gel diye ağlıyordu mazlumlar

Gözleri Sema'da

Ve bir gelişin vardı Ya Resülallah

Bir inişin vardı yeryüzüne

Ve cebrail ardında yalın kılıç melekler

Bir inişin vardı yeryüzüne

Yetimler en huzurlu geceyi geçirdiler belki de...doya doya.

Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini

Herşey sus pus olmuştu.

Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu Ay,

Kainat bir isim duymak istiyordu

Ve bir ses yükseldi Amine?nin evinden

Muhammed...

Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini

Muhammed...

Seni yaratan Allah'a kurbanız Ey Dürr-i Yekta...

Sana O adı veren Rahman?a kurbanız.

Artık sen vardın...

Susuz topraklara rahmet indi seninle

Annenden sonra, anne Halime sevindi seninle

Yağmura mı ihtiyaç var?...

Kaldır şehadet parmağını...

Yağmuru salsın Allah

Sonra tut ağacın yaprağını

Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.

Yeter ki sen iste

Sen iste Ya Resülallah

Deki; ben kimim?...

Dağlar, taşlar dile gelsin...

Dilsiz çocuklar ellerinden tutup "ente resülallah" desin.

Sen vardın...

Bedir kârdı,

Uhud dardı,

Hendek yardı,

Yiğitlerin vardı.

Ölmek için yarışan yiğitlerin

Hele bir Enes'in vardı Ya Resülallah

Uhud'da öldüğünü duyunca arkadaşlarına;

" Niye burada oturuyorsunuz ? " diye sordu...

Onlarda ;" Allah'ın resül-ü öldürülmüş ! " deyince...

" Peki O öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız,

Kalkın ve O'nun gibi ölün." demişti.

Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.

Hem de ne şehit Ey Nebi...

Vücudu yaralardan tanınmaz halde idi

Kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...

Musab bin Umeyer'in vardı senin...

Uhud'da sancağını taşıyan, öyle bir aşkla sana bağlıydı ki!...

Allah o gün meleklerini Musab'ın suretinde indirdi.

Ebu Hureyre'n vardı...

Acıkınca mescidin önünde durur

Sana bakardı, sen anlardın.

" Ya Ebahir!..gel " derdin.

Ve sen gittin...

Bir gidişle gittin.

Ardında hüznün kaldı,

Hasretin kaldı göklerde,

Bilal ezan okuyamaz oldu

Ne zaman teşebbüs etse

" Muhammed resülallah " demeye...

Dizinin üstine çöker kendinden geçerdi.

Sonra günler ay, aylar yıl oldu.

Asırlar oldu...

Sensizliğe açtık gözlerimizi

Ama sen bırakmazsın bizi!...

Sen varsın...

Ey şehitlerin Sultanı sen varsın

Bir şehit bile ölmezken

Sana nasıl yok deriz.

Ebu Talip Şam'a giderken,

devesinin önüne geçip;

" Beni burada kime bırakıp da gidiyorsun " demiştin

" Ne anam var ne babam..."

Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden

Sensizliğin ızdırabı ile inleyen

Ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Resülallah

Bırakma bizi ki ; Allah " Sen onların içindeyken onlara azap edecek değiliz." buyuruyor.

Bırakma bizi !...

Hayatı seninle öğretti Rahman

Kulluğu seninle tanıdık

Duayı senden öğrendik sevgili,

Hz.Ömer umre için senden izin isteyince,

Kardeşcik dedin ona;

" Duanda bana da yer ayırır mısın ? "

Bizler Ömer değiliz ama bütün dualarımız senin için.

Ey Rabbimiz!...

Resülünü anışımızdan haberdar et...

O'na binler salat,binler selam...

Habibine Makam-ı Mahmud-u ver...

O'na Vesile-i lütfet...

O'nu Refik-i Ala'ya yükselt....

Bizi de affet...

O'nun hatırına affet...

Zatının hatırına affet...

Ne olur affet bizi...

Bizi affet....

Dursun Ali Erzincanlı

13 Nisan 2007 14:10

hattusaş
Yasaklı

ARKADAŞLAR ÇOK GÜZEL ŞİİRLER. ALLAH HEPİNİZİ HZ.MUHAMMEDE(S.A.V) KOMŞU YAPSIN.

13 Nisan 2007 14:20

emineas

amin amin.... tüm inananları inşallah..

13 Nisan 2007 15:08

...Zeynep...
Kapalı

Abdülbaki Kömür

Yetiminim

Sen gittin

Hayatın öbür ucunda bıraktın beni

Issızlaştı şehir

Yetim kaldı şarkılar

Sen gittin

Ummanımı besleyen dereler gitti

Enlemler boylamlar

Ülkeler gitti

Şaşırdı yönleri kuzey ve güney

Demirden kavilik, yelden hafiflik

Savaşlar barışlar gitti

Sen gittin

Aşımın hamuru gitti

Sen gittin

Yapımın çamuru gitti

Sen gittin

Nisanın yağmuru gitti

Sen gittin

Dünyanın uğuru gitti

Söylesene ağzımın tadı mı kalır

Hangi beyaz keyif çatar çayımda

Sen gittin

aralandı sahte dünyam yokluğa

Bir yağ emmez çıkrık kolu hatıran

Sen içimde büyüdükçe, ben küçülüyorum

Adını kazıyamadı zaman

Nar tadından

Kar suyundan

Sen gittin

Devletim gitti

Sen gittin

Sen gittin

Servetim gitti

Sen gittin

İzzetim gitti

Sen gittin

Saadetim gitti

Yıkılmış bir hisar kaldı tevarüs

Bulutlara kan karıştı ardından

Sen gittin

Örtüm gitti

Açıktayım cascavlak

Muhteşem rüzgarlar dağımı yoklar

Tüm yangınlar beni yakar önce

Tipi bir yandan boran bir yandan biler dişini

Bende kalan en son yanını ister

Sen gittin

Elim gitti

Sen gittin

Dilim gitti

Sen gittin

Gülüm gitti

Baştan sona diken dolu gülistan

Yediveren suya saldı ıtrını

Kırağı düştü bülbüllerin sesine

Akreplere kaldı bütün türküler

Sen gittin

Kalakaldım tamtakır

Zenginliğim eteğinle sürüldü

Bir yığın suç, zillet bastı hanemi

Ateşten gömlek giydim, şerbet içtim kızılcık

Tacirlere bayram oldu gidişin

Sen gittin

Ben bittim

Ne olur

Benden uzak tutma nurunu

Nerde aşk varsa oraya yetişir elin

Yalnızlıklardan beni yine

Korursa sevdan korur ancak...

13 Nisan 2007 18:59

"ikra"
Kapalı

sayın emineas,hattusaş ve ...Zeynep... kardeşlerime bizimle paylaştıkları yorum ve güzel şiirlerinden dolayı teşekkürlerimi sunarım.

13 Nisan 2007 19:18

el_biruni

Yağmur

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur

Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından

Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur

Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından

Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat

En müstesna doğuşa hamiledir kainat

Yıllardır boz bulanık suları yudumladım

Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Hasretin alev alev içime bir an düştü

Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü

Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde

Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin

Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla

Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin

Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla

Evlerin arasına dikilir yesil bayrak

Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım

Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim

Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü

Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü

Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe

Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden

Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına

Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden

Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina

Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin

Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım

Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim

Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü

Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü

Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin

En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan

Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar

Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan

Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar

Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri

Paramparça, ateşler sahinin hayalleri

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım

O mücella çehreni izleseydim ebedi

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü

Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü

Katil sinekler deldi hicabın perdesini

İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü

Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında

Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin

Ebedi aşka giden esrarlı yollarında

Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin

Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü

On asırlık ocağın savururdum külünü

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım

Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü

Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü

Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara

Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

Badiye yaylasında koklasaydım izini

Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar

Seninle yıkasaydım acılar dehlizini

Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar

Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya

Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım

Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu

Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü

Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü

Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi

Hakların temeline sanki bir volkan düştü

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri

Ahuların içinde sevdan akkor gibidir

Erdemin, bereketin doldurur haneleri

Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir

Şemsiyesi altında yürürsün bulutların

Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım

Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü

İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü

Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer

Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini

Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir

Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini

Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir

Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından

Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

Madeni arzuların ardında seyre daldım

Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini

Senin için görülen bir düş de ben olsaydim

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü

Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü

Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü

Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır

Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur

Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır

Sesini duymayanlar girdabında boğulur

Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin

Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

Saatlerin ardında hep kendimi aradim

Bir melal zincirine takıldı parmaklarım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü

Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü

Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül

Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde

Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay

Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde

Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray

Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin

Mekanın fırçasında solmayan resim senin

Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım

Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü

Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü

İniltiler geliyor doğudan ve batıdan

Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın

İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler

Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın

Nazarın ok misali karanlıkları deler

Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin

Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım

Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü

Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü

Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün

Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

Nefsinle yeniden çizilecek desenler

Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek

Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler

Anneler çocuklara hep seni içirecek

Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin

Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü

Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü

Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın

İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım

Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Nurullah Genç

14 Nisan 2007 14:27

"ikra"
Kapalı

Dün akşam dinlediğim bir şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum,

yine saygıdeğer F.gülen hoca efendiye ait bir şiir,

Dursun ali erzincanlı çok hoş yorumlamış.ilk önce şiiri sonuna da linkini ekliyorum.

---------- --------- ------------ ---------

~~~~~~~~Gönlümün Gülü~~~~~~~~

Sen?i seven her ruh uludur ya Resûlallâh!

Gönlü-gözü onun doludur ya Resûlallâh!

-------------------------------------

Cemâlin pertevinden zerre şevk alan billâh,

Kapının ayrılmaz kuludur ya Resûlallâh!

------------------------------------

Beklemez bir başka iltifât Sana erenler,

Semtin iltifat buğuludur ya Resûlallâh!

-----------------------------------

Gönül gözleriyle bir kere seni görenler,

Onlar ruhların bir koludur ya Resûlallâh!

-----------------------------------

Uçuşur ikliminde altın kanatlı kuşlar,

İklimin kuşların yoludur ya Resûlallâh!

-----------------------------------

Cennet yamaçları gibidir orda ufuklar,

Cemâlin bu ufkun tülüdür ya Resûlallâh!

---------------------------------

Sana ermek imanlı gönüllerin rüyâsı,

Seni bilmeyenler ölüdür ya Resûlallâh!

---------------------------------

Vuslatın, bu garip kıtmîrin her dem hülyâsı,

Bu benim gönlümün gülüdür ya Resûlallâh!

M.Fethullah Gülen

14 Nisan 2007 14:32

"ikra"
Kapalı

~~~~~~~~DEVAMI~~~~~~

Yine hicranla Seni andı gönül,

Tende canım, ruh-u revanım Canan

Andıkça hasretlere yandı gönül;

Ne olur kıl artık vuslata şayan.!

----------------------------

Seven ve ağlayan bir biçareyim,

Karasız, derbeder ve avereyim,

Yıkılıp dökülmüş bir vireneyim;

Hal-i hazinim tam mevsim-i hazan..

-------------------------------

ÖZELLİKLE BU KITASI ÇOK HOŞ!

Güller gülse de ağlıyor hep bülbül,

Bir dert küpü sanki şimdi şu gönül;

Bilmem mümkün mü bu hale tahammül?

Ruhumda ah u zar, dilimde figan.

-----------------------------

Yanıp kebap oldum, ümidim yıkma!

İtab et, ama, ağyara bırakma!

Vefasız bir kulum cürmüme bakma!

Tavsife ne gerek herşeyim ayan...

-----------------------------

Bilirsin gayrı imdad edecek yok;

Gönlümü dertten azad edecek yok;

Kıtmir'i başka abad edecek yok,

Hatırım virane, gözlerim giryan...

----------------------------

Gel vur mızrabını kalbimi söylet!

Vur ruhuma nağmelerini dinlet!

Bu gönlüme geleceğini vadet!

Vadet ki, kalmadı dizimde derman..!

Dinlemek için link:

http://www.youtube.com/watch?v=J4DM2rYBJPI

16 Nisan 2007 22:39

"ikra"
Kapalı

Ben seni görmeden sevdim

Yorgun gecelerde titreyen bir yetim bir öksüz yüregimde sevdim seni

Ey gönül bahcemde büyüttügüm nazli cicek,

Ey sevdamin adi, askin gercek anlami

Bu hasret, bu gurbet söyle, söyle ne zaman bitecek

---------------------------------

Ben seni görmeden sevdim

Yolunu gözledim bir Medine sabahi

Ellerimde güller, güllerki kokunu aldigim, kokunu alip yandigim

yanip yanip agladigim...

Ben seni görmeden sevdim

Gözlerini gözlerime degdir efendim, ellerini ellerime

Sevmeyi senden ögrendim ilkin, sevilmesi gereken herseyi senden

Sefkat seninle mana buldu, buz cöllerini seninle asdim

Ben seni görmeden sevdim

Bahar yüzlü insanlar bildim etrafinda pervane

onlardan biri olmak istedim hep, her emrine amade

Seninle yasamak seninle ölmek,

ama en cok seni seni görmek istedim...

Ben seni görmeden sevdim, konunu aldim güllerde,

Ben seni görmeden sevdim, adini andim yürekte

Sevgili Sevgili en Sevgili!!!!!

Umut Mürare

16 Nisan 2007 22:43

fmoruc
Kapalı

çok güzel şiirler . Bu şiirleri bizlerle paylaşan arkadaşlara tşk ediyorum....

16 Nisan 2007 23:04

hakmes
Kapalı

HAZRETİ PEYGAMBERİN VEFATI

Yok mu,ey yolcu,bu yoldan dönmek

Yeniden refref'e binmek yok mu?

Göğe çıktın yine...lakin bu sefer

Ya Muhammed,yere inmek yok mu?

Seni görmekte gecikmişleri de

Gelip eshabın edinmek yok mu?

Ağlıyor ağlıyoruz ardından

Bu sıcak yaşlara dinmek yok mu?

Varmış Ukba'da buluşmak amma

Bize dünyada sevinmek yok mu?

Seni görmekte gecikmişleri de

Gelip eshabın edinmek yok mu?

Arif Nihat Asya

17 Nisan 2007 03:53

fmoruc
Kapalı

MİM?e aşık bir NUN?um?

Tutmaz ki elim, kolum?

Tek bir dalım var tutunacak?

O?na(s.av) olan umudum?

Toplam 74 mesaj
ANKET
MEB'in politika üretebilmesi için, öğretmen atamalarının taşraya devredilmesini ister misiniz?