Yandex.Metrica
Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
Editörler : permanganat42
04 Temmuz 2009 13:59  


Editör
Kelimelerin Soyağacı

*ÇORBA

--- Çorba kelimesi, Yaşar Çağbayır tarafından "Arapça'da, şurba (et suyu)"olarak verilmiş. Andreas Tietze, Kubbealtı Lûgatı ve Hasan Eren ise kelimenin Farsça olduğunu söylüyor.

--- Eski Osmanlıca'da da şorba / şorva olarak kullanılan çorba, Farsça'daki "ş" lerin Türkçe'de "ç" ye dönüşmesi ile çorba olmuştur. ( şorva / şorba < çorba )

_____________________________________________________________

*FENER

--- 'Fener' kelimesi dilimize Yunanca 'phanari' kelimesinden geçmiştir. Yunanca'da 'phane' ışık anlamına, 'phanari' ise ışıldak anlamına gelmektedir. (1)

--- Eski Yunanca'da 'phanôs' kelimesi de lamba, ışıldak anlamlarına gelmektedir. Aralarındaki fark ise 'phanôs', 'phanari'den daha büyüktür. Bu kelime de dilimize 'fanus' olarak geçmiştir. (2)

--- Arapça'da 'ph' sesi yoktur, bu ses 'f' sesi ile karşılanır. Aynı şekilde bu kelime Arapça'ya da 'phanari - fanari - fanar - fener' yolunu izleyerek geçmiştir. (3)

--- Bu kelime için doğrudan Yunanca'dan değil de Yunanca - Arapça - Türkçe yoluyla geçmiş de diyebiliriz...

04 Temmuz 2009 14:08

burak363
Editor

*ALFABE

--- Yunan alfabesindeki ilk iki harf -alfa ve beta

harfleri- birleştirilerek alfa-be kelimesi oluşturulmuş.

--- Yani alfabe ve abece kelimelerinin oluşum sistemi aynı. Kuran-ı Kerimin okunuşunu öğretmek için hazırlanan küçük kitaplara "Kuran elifbası" dendiğini bilirsiniz. "elifba" kelimesi de diğer kelimeler gibi kolayca oluşturulan bir kelime.

_____________________________________________________________

*TELEFON VE AHİZE

--- Alexander Graham Bell tarafından elektrikli ses sistemi olarak kurulan telefon, 1908 yılında ülkemize girmiş ve 1970'li yıllarda yayılmaya başlamıştır.

--- Yunanca telos (uzak) + fone (ses) kelimelerinin birleştirilmesiyle telosfone kelimesi oluşturulmuş. "Telefon" kelimesi Türkçe'ye, Fransızca "telephone" dan geçmiştir.

--- Nurullah Ataç tarafından telefon kelimesi yerine, "uzaklaşarak konuşur" önerilmiş; fakat bu, halk tarafından benimsenmemiş ve kullanılmamıştır.

--- Karşıdan gelen sesi duymamıza sağlayan ve karşıya sesimizi ileten ahize ise, Arapça kökenli bir kelime. Arapça'da ahz ;alma, kabul etme anlamına gelir. 19.asır

sonuna doğru "ahz" dan "ahize" (alıcı alet) sözcüğü türetilmiştir.

04 Temmuz 2009 14:11

burak363
Editor

*BALON

--- Balon sözcüğü Avrupa?dan dilimize girmiş bir sözcük. Balonun Avrupa?daki ilk yayılışı; 18.asrın sonu, 19. asrın başında balonla havaya uçuş denemelerinin gerçekleştirildiği döneme denk gelir.

--- Balon sözcüğünün aslı ?pallaone?dir. Palla (yuvarlak, top) sözcüğüne ?one küçültme eki getirilerek pallaone sözcüğü oluşturulmuş.

--- İta. Pallone > Fr. Balon > Tr. Balon

---İstanbul?da balonla ilk uçuş 1844'de yapılmış ve Varta Paşa da bu sözcüğü 1851?de kullanmış. Balon ismiyle ve cismiyle 19.asrın ortalarında ülkemize girmiş.

_____________________________________________________________

*KUYUMCU VE KAYMAKAM

--- Paraya kayme/gayme denildiğini birçoğunuz duymuştur. Kayme sözcüğü, Arapça kâime sözcüğünün değişmiş hâli. Kâime, kâim (birinin, bir şeyin yerine geçen, yerini tutan) sözcüğünün müennesidir.

--- Kağıt paradan önce Osmanlı'da pul pul olan altınlar, gümüşler, bakır paralar vardı. Kağıt para üretilince; kağıt paraya, "altının yerine geçen, altının yerini tutan" manasında kâime (kayme) denmiştir.

Kuyum sözcüğü, kâim sözcüğünün çoğuludur. Altın yerine geçen, altın türünden madenler anlamındaki kuyum sözcüğüne, -cu (meslek ismi yapan isimden isim yapan yapım eki) getirilerek, kuyumcu (kuyum alıp-satan) sözcüğü oluşturulmuştur.

--- Yeri gelmişken kaymakam sözcüğünün etimolojisini de verelim. Kaymakam sözcüğü, arapça bir birleşik isimdir: Kâim-makam

--- Kâim-makam: Devletin yeriine geçen, devletin yerini tutan, makam sahibi.

04 Temmuz 2009 14:16

burak363
Editor

*ALYANS

--- Evliliğin olmazsa olmazı, bağlılığı simgeleyen küçük halkanın, yani alyansın etimolojisine bir bakalım:

--- Alyans sözcüğü Latince oluşumlu bir sözcük. Latince?de ?alligere? sözcüğü bağlamak manasına geliyor.

al (yanına) + ligâre (bağlamak) = alligâre

--- Fransızca?da ise ?allier? birleştirmek, ?alliance? anlaşma birleşme anlamına geliyor. Türkçe?ye de Fransızca?dan alyans olarak geçiyor.

_____________________________________________________________

*DÜRBÜN

--- Dürbün, Farsça bir sözcük. Aslı dûr-bîn olan sözcük, dilimize girerken ses uyumuna uyarak dürbün şeklini almış.

- dûr : uzak

- bîn : gören, görücü

- dûr-bîn : uzağı gören

04 Temmuz 2009 14:20

burak363
Editor

*BARDAK

--- Esli çamlar bardak oldu deyimini hepiniz bilirsiniz. Eskiden ağaçlar oyarak onlardan bardak, çanak yaparlarmış. Bardak sözcüğünün kökü de buradan geliyor.

--- Yar-(mak), ağacın yarılması, oyulması veya yararlı olmak, kullanılmaya elverişli olmak manasında. "Yar-" köküne gelen -t eki ile "yar-t" , b>y dönüşmesiyle "bart" olmuş ve isim yapan küçültme eki (-ak) nin gelmesiyle de

bartak > bardak sözcüğü meydana gelmiştir.

_____________________________________________________________

*KARNABAHAR

--- "Karnabahar" kelimesi dilimize Farsça "karamb-i bahâr" kelimesinden geçmiş. "Karamb-i bahâr" da bir sebze, ilkbahar lahanası anlamında. Bir bileşik kelime yâni. Arapça'da ve Farsça'da "karamb", "lahana" demekmiş.

--- Ayrıca Eski Yunanca'da da "krambé" kelimesi "lahana" anlamına gelmekte. İşte bu "karamb" kelimesi ile dilimize Farsça'dan olduğu gibi geçmiş olan "bahar" kelimesinden meydana gelmiştir

04 Temmuz 2009 14:24

ali karadayı

alyans kelimesinin Türkçe karşılığı nişan yüzüğüdür. Nihat Sami Banarlı'nın "nişan yüzüğü varken alyansı kullanana bağlanamazdım" diye bir cümlesi vardır.

04 Temmuz 2009 14:34

mimesis2
Kapalı

TDK sözlüğünde "çorba" kelimesinin Farsça olduğu yazıyor ama kökü "çor", aslı da "şor" ise biraz daha incelemek lazım bence. İddia etmiyorum ama yansıma bir kök gibi. Ve farklı dillerde benzer yansımalar görülebilir.

04 Temmuz 2009 14:37

burak363
Editor

*ÇAM DEVİRMEK DEYİMİ

--- "Çam devirmek" ile "pot kırmak" hemen hemen aynı anlama gelen iki deyimimizdir. "Kaş yaparken göz çıkarmak" da bunlara yakın bir anlamdadır.

--- Şimdi İstanbul'un merkezî yerleri sayılan pek çok mekânda eskiden eşraf ve kibar takımının sayfiye köşkleri bulunur, her köşk birkaç dönümlük arazi içerisinde bağlar, bahçeleriyle tanınırmış. Zariflerden birinin, Erenköy taraflarında böyle geniş bir köşkü varmış. Bahçesindeki her çeşit ağaç yanında, özellikle çam fidanlarıyla dikkati çeker ve parmakla gösterilirmiş. Köşk sahibi bahçenin bir köşesine ilâve bina yaptırmaya karar verince, gereken keresteyi sonbaharda tomruk hâlinde getirip duvar dibine istifletmiş. O vakitlerin binaları ahşaptan yapılır ve çam, gürgen, meşe, ceviz, vs. ağacın hemen hepsi kullanılırmış.

--- Sayfiye mevsimi bitince köşk halkı Bayezıt'teki konaklarına taşınmışlar. Efendi, giderken köşkü bekleyecek uşağaşöyle tembihte bulunmuş:

- "Önümüzdeki mevsim hizmetliler için buraya bir ilâve bina yapacağız. Biz yokken bir hızarcı bulup bahçedeki ağaçların arasındaki çamları biçtir, tahta ve kalas yaparak sundurmanın altına istifle."

--- Saf uşak, denileni yapmakta gecikmemiş. Ne var ki istiflenmiş çam tomruklarını biçtireceğine, bahçenin güzellik sembolü çam ağaçlarını kestirmiş. İri çamlar diğer ağaçların üzerine devrilirken de hızarcıya, "Bizim efendinin cimriliği tuttu. Bu çamları tahta edince yazın gölgeyi nereden bulacak?" diye dert yanarmış.

Haberi efendiye yetiştirenler:

- "Uşak çamları deviriyor, bahçe elden gidiyor" demişler.

--- Bizim "çam devirmek" deyimi de buradan dilimize yâdigâr kalmış.

_____________________________________________________________

*RAST GELE

--- Râst: Farsça bir kelime. Doğru, sağ, uygunluk, (atılan şey için) hedefi vurma, tesadüf gibi anlamlarda kullanılıyor. Aynı kökten, Latincede rectus, Almancada recht, İngilizcede right, Fransızcada droit (düz, doğru = sağ) kelimeleri var.

--- Balıkçıların da kullandığı bir terim olan rastgele, "işiniz yolunda gitsin, doğru gitsin" mânâsında söylenen bir söz. Rastgele daha sonra, "seçmeden, iyisini kötüsünü ayırmadan, gelişigüzel" anlamlarında da kullanılmıştır.

04 Temmuz 2009 22:07

uluda

Burak Hocam,

Çok hoş bir çalışma.. Müthiş zevk aldım özellikle kaymakam konusunda bilgi eksikliğimi giderdi teşekkürler..

Devamını beklerim..

04 Temmuz 2009 23:13

burak363
Editor

*KARANTİNA

--- "Karantina" kelimesi dilimize Venedikçe'den girmiş. Bildiğiniz gibi Venedik bir İtalya kenti. Venedikçesi "cuarantina" olan kelime, İtalyanca'da ise "quarantina".

--- Biliyorsunuz Venedik bir liman kenti. İşte bu "karantina" kelimesinin onların dilindeki anlam biraz daha farklı. Venedikçe'de anlamı: "Venedik'e gemiyle gelen yolculara uygulanan kırk günlük karaya çıkma yasağı" olarak geçiyor sözlüklerde. Ancak biz bu kelimeyi daha geniş alanda kullanmışız.

--- Ek bilgi olması için şunu da belirteyim. Yasağın 40 gün olmasının nedeni de bu kelimenin kökeni olan "cuaranta" kelimesinin Venedikçe'de "kırk" anlamına gelmesidir. Aynı kelimenin İtalyancası ise "quaranta"dır.

_____________________________________________________________

*AYNA-AYNI

--- Ayna, Farsça'dan aldığımız bir sözcük. Sözcüğün aslı âyînedir. Dilimize girerken ses düşmesi gerçekleşmiş, ayne olmuş. Daha sonra ses uyumuna uyarak ayna olmuş.

- Âyîne < ayne < ayna

--- Aynı sözcüğü, ayna sözcüğünden tamamen farklı. Arapça ayn sözcüğünden geliyor. Ayn: 1. göz, 2. aslı, kendisi. 3. bir şeyin eşi, tıpkısı. Aynı sözcüğündeki -ı nın iyelik eki olduğunu düşünüyorum. Çünki, sözcüğün aslı ayn. Ayn sözcüğüyle tamlama yaptığımızda, (örn: sendekinin aynı) ayn sözcüğüne gelen iyelik eki kalıplaşmış. Bu yüzden tamlama yaparken, bu sözcüğe bir iyelik eki daha getiriyoruz (örn: sendekinin aynısı).

04 Temmuz 2009 23:21

burak363
Editor

*AK mı KARA mı GÖRÜRSÜN...

--- Orta yaşlı bir bey, traş olmak için berbere gitmiş. Berberin koltuğuna oturur oturmaz sormuş:

-?Usta söyle bakalım, saçımıza düşen aklar çok mudur az mıdır?? Berber, umursamaz bir tavırla cevap vermiş:

-Eh işte beyim, şöyle böyle ağarmış amma pek fazla sayılmaz.?

Bu cevap, beyin merakını daha da arttırmış:

-?Yahu, benim yaşım daha kırk bile değil. Ağarmışsa, üç beş tel anca ağarmıştır diye düşünüyorum. Sen ise, şöyle böyle ağarmış dedin. Hele iyice bir bak? demiş.

--- Berber, yine aynı umursamaz tavırla:

-?Yahu beyim, birazdan saçını traş edeceğim. O zaman önüne dökülür, sen de ak mı kara mı, görürsün? demiş.

***

-?Acele etme, herhangi bir yargıya varma; sonucun ne olduğunu biraz sonra, iş bitince kendi gözlerinle görüp anlarsın? anlamında kullanılır.

_____________________________________________________________

*GERİ İADE ETMEK

:))

--- Geçenlerde bir bakanımız, bütün basın mensuplarının ve milletimizin huzurunda, televizyon haberlerinde şöyle diyordu:

-"Biz, o kanun tasarısını komisyona geri iade edeceğiz."

--- Yanlış. "Geri iade edeceğiz" denmez, çünkü iade etmek zaten geri vermek demektir. Sayın bakan Türkçe'yi doğru konuşsaydı şöyle diyecekti:

-"O kanun tasarısını komisyona geri göndereceğiz."

veya

-"O kanun tasarısını komisyona iade edeceğiz."

--- Bu iki cümle, Türkçe bakımından doğrudur. Ama "O kanun tasarısını komisyona geri iade edeceğiz" demek yanlıştır. Bu "geri iade etmek", "mesela örneğin" demek gibi, "şartsız koşulsuz" demek gibi veya "Bu işin sebeplerinin nedenleri nedir?" demek gibi yanlış, gülünç ve çarpık bir ifâde.

04 Temmuz 2009 23:41

burak363
Editor

*SİBEL İSMİ

--- Mitolojide bereket tanrıçası olan Kybele?nin kendi kendine Kybelon Dağı?ndan doğduğu , bu yüzden hem ana hem bâkire olduğu ve ismini Kybelon Dağı?ndan aldığı söylenir. Kibele doğayı, bolluğu, bereketi, toprağı, verimliliği, üretkenliği, canlılığı temsil eder.

--- Anadolu?da Kibele adına, Frigler tarafından tapınaklar kurulmuş ve bu tapınakların etrafına yerleşilmiştir. Anadolu?da bunun gibi birçok tapınak, Kibele heykeli ve Kibele kabartmaları bulunur. Anadolu?yu büyük ölçüde etkileyen Kibele, Sümerce metinlerden Türkçe?ye Sibel olarak çevrilmiş ve Sibel kız ismi olarak ülkemizde kullanılmıştır.

-Kybele > Cybele / Cybil (Sibel olarak okunmuştur.)

_____________________________________________________________

*DAĞ

--- Dağ kelimesinin kökü Çince "tai"ye dayanıyor. Tay-tağ-dağ şeklinde dilimize girmiştir. Sanskritçe "tâ", Babil dilinde "tahv", Moğolca "tağ" şeklindedir.

--- Bu kısa bilginin yanına bir de şiir eklemenin güzel olacağını düşündüm. Hem de Fazıl Hüsnü Dağlarca'dan... :)

Göre

Bana göre dağ

Yalnızdır

Uykusuzumdur

Dağa göre ben

Ben

Dağa

Göre

Deliyim

Dağ

Bana

Göre

Dağa göre ben

Uzanamam

Ulaşamaz

Dağ bana göre

04 Temmuz 2009 23:48

burak363
Editor

*MAFYA

--- Mafya, yasa dışı işlerle uğraşan, zor kullanarak birtakım gizli çıkarlar sağlayan örgüttür.Hiçbir dünya dilinde böyle bir kelime yok. Bu kelime bir kısaltmanın sonucu. Kelimenin aslı ?Mafia? imiş. Biz mafya diye okuyoruz. Peki bu ?Mafia? neyin kısaltması?İtalyanca bir sloganın baş harflerinin sıralanması ile oluşuyor bu kısaltma: Morte Alle Francia, İtalia Anela!Her kelimenin baş harfi alındığında ortaya ?Mafia? çıkıyor. Sloganın anlamı ise: Fransa'ya ölüm, İtalya kükrüyor!

--- Bu sloganı, Korsika Adasının Fransa'dan bağımsızlığı için Fransa'yla savaşan ve İtalya'ya bağlanmak isteyen Korsikalı şövalyeler kullanıyorlarmış. Rahat hareket edebilmek için de bu yapılanmalarını ve diğer tüm çalışmalarını gizlice yapıyorlarmış. Yeraltında kendileri için hazırladıkları dehlizlerde toplanırlarmış. Örgütlerinin adı ise daha önce söylediğim gibi ?Mafia? imiş.

--- Bu hareket, Avrupa tarihini oldukça etkilemiş bir harekettir. Bugün bile Fransızlarla İtalyanlar arasındaki sorunlardan biri Korsika adasıdır. Gerçi geçenlerde, 3 asır sonra Fransa, Korsika'ya özerk bir statü tanımak zorunda kaldı ama, yine de bu olay 17.yüzyıl Avrupası?na ve hatta günümüze kadar uzanan bir iz bırakmıştır. O yüzden bu kelime dünyanın diğer yerlerinde, gayri-kanuni teşekküller için de çokça kullanılır olmuştur.

--- Bazıları da 1800'lü yıllarda yaşamış Mazzini isimli devrimci bir milliyetçinin önderliğini yaptığı bir örgütten geldiğini söylüyor. Mazzini Autorizza Furti Incendi Avvelenamenti, (Mazzini hırsızlık, kundakçılık ve zehirlenmeyi onaylıyor) ifadesinin baş harflerinin mafya demek olduğunu savunuyor.

04 Temmuz 2009 23:58

burak363
Editor

*PEYNİR

--- Farsça 'Panîr' kelimesi zamanla muhtelif ses değişikliklerine uğramış ve günümüzde kullandığımız peynir kelimesine dönüşmüş.Anlayacağınız, bu kelimeyi de bağrımıza basmış, kendi ses ve şekil özelliklerimize uygun bir konuma getirmişiz.

05 Temmuz 2009 00:04

burak363
Editor

*GÜN İSİMLERİ

--- Pazartesi:Pazar ve ertesi sözcüklerinin birleşiminden meydana gelmiş bu sözcükte, hece düşmesi vardır; ertesi sözcüğünün "Er" hecesi düşmüştür.

Ertesi, öz Türkçe basit bir kelimedir ve kökünün erte, ert, hatta er olduğu düşünülmektedir."Erte", eski Türkçede sabah, tan vakti, yarın; "Ert", eski Türkçede geçmek, bir yerden başka yere geçmek; "Er", eski Türkçede olmak, olgunlaşmak, var olmak gibi anlamlara sahiptir ve imek ek fiili, ermek biçiminden türemiştir.

--- Salı: Pazartesi ile çarşamba arasında haftanın ikinci günü olan salı gün adı, dilimize iki ayrı dilden gelmiş olabilir: İlki Arapça üçüncü gün anlamında Sellase, Selase sözcüğü, ikincisi de Farsça-Süryanice gene üçüncü gün anlamında "Seşenbe" sözcüğüdür. Eski Türkçede bu güne "Üçünç" denir.(Kaynak: Wikipedia) Nişanyan'ın etimolojik sözlüğünde, bu kelimenin Arapça olduğu ve "Sülüs" kelimesinden türediği; fakat ses değişikliklerinin açıklanmaya muhtaç olduğu söylenmektedir.

--- Çarşamba : Farsçadaki dört anlamındaki "Çehar" ile, gün anlamına gelen "Şenbe" kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Anlamı, dördüncü gündür.

--- Perşembe: Farsça beş anlamındaki "Penç" ile gün anlamındaki "Şenbe" kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Anlamı, beşinci gündür.

--- Cuma: Aslı, Arapça "Cum'a" olan bu kelime, Arapçadaki "Cem" kelimesinden türemiştir. Cem kelimesi Arapçada bir olmak, toplanmak, toplanma yeri gibi anlamlara sahiptir. Cemiyet, camia, cuma, cemaat gibi kelimeler, cem sözcüğünden türemiştir.

--- Cumartesi: Haftanın altıncı günü olan cumartesi, cuma ve ertesi kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Türkçede vurgu sonda olduğundan, bu iki kelime birleşirken, bir de ses düşmesi yaşanmış; "e" sesi düşmüştür. Kahvaltı kelimesinde de pazartesi ve cumartesi kelimelerinde gördüğümüz ses düşmesi vardır. Türkçede vurgu sonda olduğundan, Türkçe ve Türkçeleşmiş birçok türemiş, basit veya bileşik kelimenin orta ünlüsünde ses değişimi ve düşmesi ile karşılaşırız.Yazı diline yansımamış, fakat konuşma dilinde kullandığımız; Gelecek>Gelicek>Gelcek , Ötürü>ötrü orta ünlü düşmesi ve değişimine örnek sayılabilir.

--- Pazar:Aslı "Bâzâr" olan bu sözcük, Farsça kökenlidir ve iki anlamı vardır: Birinci anlamı,çarşı veya alışveriş edilen yer; ikinci anlamı, bir gün ismi. Bezirgan ve pazartesi, bazar kelimesinden türetilmiş, eş köklü sözcüklerdir.

05 Temmuz 2009 10:54

burak363
Editor

*TOPRAĞI BOL OLMAK

--- İlk çağ inançlarına göre, insanlar öldükleri vakit birtakım eşyaları ile birlikte gömülürlerdi. Tanrılarına sunmak ve öte dünyada kullanmak üzere mezarlara birlikte götürdükleri bu eşyalar genellikle kıymetli maden ve taşlardan mamul kap kacak ile takılardan oluşurdu.

--- Türk Beyleri de İslamiyetten önceki zamanlarda korugan dedikleri mezarlarına altın, gümüş ve mücevherleriyle birlikte gömülürler, sonra da üzerine toprak yığdırtarak höyük yapılmasını vasiyet ederlerdi. Eski medeniyetlerin beşiği olan Ortadoğu ve Anadolu'da, pek çok ünlü hükümdara ait bu tür mezar ve höyükler hala bulunmaktadır.

Altın ve hazine her zaman insanoğlunun ihtiraslarını kamçılamış, nerede ve ne kadar kutsal olursa olsun elde edilmek için insanı kanunsuz yollara sevk etmiştir. Höyüklerdeki hazineler de zamanla yağmalayanmaya başlanınca ölenin ruhunun muazzep edildiği düşüncesiyle üzerine toprak yığılır ve gittikçe daha büyük höyükler yapılır olmuş. O kadar ki ölenin yakınları ve cenaze merasimine katılanların birer küfe toprak getirip mezarın üstüne atmaları gelenek halini almış. Öyle ya, mezarın üzerinde toprak ne kadar bol olursa, düşmanlar ve art niyetliler tarafından açılması ve hazinenin yağmalanması, o kadar engellenmiş olurdu.

--- Bu durumda toprağı bol olan kişi de öte dünyada rahat edecek, en azından kulanmaya eşyası ve tanrılara sunmaya hediyesi bulunacaktır. Bugün dilimizde yaşayan "toprağı bol olmak" deyimi, aslında ölen kişi hakkında iyi dilek ifade eder. Türklerin İslam dairesine girdikten sonra yavaş yavaş terk ettikleri höyük geleneği, "toprağı bol olmak" deyiminin de gayrimüslimler hakkında kullanılmasına yol açmıştır.

05 Temmuz 2009 10:56

burak363
Editor

*ORDU İLİMİZİN ADI

--- Ordu ismi, Türklerin bu bölgeye geldikleri tarihten itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Bazılarının iddia ettikleri gibi, Fatih Trabzon?u feth etmek için geçtiği yöremizde ordusu ile konakladığı için bu ad verilmemiştir. Zira Fatih, Erzurum üzerinden Trabzon?a gelmiştir.

--- Yine, asayişi sağlamak için Samsun?dan gelen Osman Paşa?nın askeri birliğine dayandırılan rivayet de tümüyle yanlıştır.

--- Yusuf Has Hacib?in ?Kutadgu Bilig? adlı ünlü eserinde Ordu isminin manası, şehir, saray, başşehir, sahil şehri olarak geçer.

--- Bu duruma göre, Hacı Emir Beyi İbrahim?in oğlu Bayram Bey tarafından kurulan Eskipazar?ın o günkü adı şöyledir:

-?Bölük-i Niyabet-i Ordu bi, ism-i Alevi? dir.

---Hemen belirtmek gerekir ki, buradaki alevi, bu günkü manasında kullanılmıyor, bir cemaat, bir sülale anlamında kullanılıyordu.

--- Keza, Kaşgarlı Mahmud?un yazdığı çok tanınmış olan ?Divan-ı Lügat?it-Türk? adlı büyük eserde, Ordu, bir yere yerleşmek, Hakan?ın yurdu, ordulanmak gibi anlamlara gelmekteydi.

--- 15. asır başında Eskipazar?da bu adla kurulan Ordu kazası, günümüzde de aynı adını korumaktadır.

--- Resmi kayıtlarda Eskipazar yerleşmesinin adı, Bayramlı, Bayramlu mea İskefsir ve Milas, Behram Şah, Behramlı, Eyalet-i Behram, Ordu Bayramlu Eyaleti şeklinde geçmektedir.

--- Ordu?nun hemen batısında, Hacı Emir Beyliği ile aynı çağda hüküm süren Taceddin oğulları Beyliği?nin de başkentinin adı da Ordu idi.

05 Temmuz 2009 10:59

burak363
Editor

*LİRA

--- Lira ile tanışmamız Osmanlı dönemine uzanıyor. 1844 yılında tedavüle giren lira, altın para kavramı için kullanılıyordu. Osmanlı bu parayı o zamanki İtalya'nın para birimi olan "lira" dan değiştirmeden almış. İşin ilginç tarafı İtalyanlar "lira" yı gümüş paralara isim olarak verirken biz altın paralar için kullanmışız.

05 Temmuz 2009 21:39

burak363
Editor

*KEŞKE

--- Keşke kelimesin aslının "keşki" olduğunu biliyor muydunuz? Dilek anlatan cümlelerin başına getirilerek ?ne olurdu? anlamında özlem veya pişmanlık bildiren bir söz olan "keşke" kelimesi dilimize Farsça'da aynı amaçla kullanılan "kâşki" kelimesinden geçmiştir.

--- Bugüne kadar ele aldığımız kelimelerin çoğu Arapça'dan, ondan sonra Farsça'dan üçüncü olarak da Fransızca'dan geçmiş olması dilimizin diğer dillerle olan ilişkilerinin ne kadar üst düzeyde olduğunu gösteriyor. Bâzı milliyetçiler Öz Türkçe olmayan kelimeleri dilimizden çıkarmayı savunuyor. Soruyorum size mümkün mü hiç bu?

05 Temmuz 2009 22:06

burak363
Editor

güzgülleri teşekkürler...

05 Temmuz 2009 22:08

burak363
Editor

*GİRESUN İLİMİZ

--- Fındığıyla meşhur olan bu inci kentimizin isminin kökeni "kerasus"tan gelmektedir. Bu "kerasus" kelimesi hakkında iki ayrı rivâyet vardır:

--- Birinci rivâyete göre bu isim, "Kerasus"ta bol miktarda yetişen kirazdan gelmiştir.

--- İkinci rivâyete göre ise sizlerin de bildiği üzere Giresun şehrimiz denize doğru uzanan bir yarımadanın üzerine kurulmuştur. Bu yarımadanın şekli de boynuza benzemektedir. İşte bu sebepten Yunanca'da boynuz anlamına gelen "kerastan"dan türemiştir.

--- Daha sonra bu güzel Karadeniz şehrimiz Türk egemenliğine girmiş ve bugünkü ismiyle anıla gelmiştir.

Toplam 49 mesaj
ANKET
Her il'de bir üniversite açılmasını;