Yandex.Metrica
Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
Editörler : ergunReverse
09 Eylül 2009 08:50  


Kapalı
?Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.?Hadisini nasıl anlamalıyız?

"Hadis-i şerifteki ?tamamlama? kelimesi üzerinde dikkatle durmak gerekiyor. Bilindiği gibi yarım olan, eksik olan şey tamamlanır. Hiç varlığından söz edilmeyen bir şeyin tamamlanması da bahis konusu olmaz. O halde, ortada güzel ahlâkın bazı esasları mevcut, ama noksan demektir." güzel olan ahlaktan noksan olupta tamamlanalar nelerdir sizce?

09 Eylül 2009 20:13

duhan2
Kapalı

çok yardımcı oldunuz mersi:)

09 Eylül 2009 20:32

minarebiliş

sabır duhan

bismillah

Ahlâk; huy, tabiat, seciye, insanın manevî nitelikleri, tutum ve davranışları gibi manalara gelir.?

İnsan denilince akılda iki kavram birlikte canlanır: Beden ve ruh. Beden için ?suret?, ruh için ise ?sîret? tâbirleri kullanılır. Meseleyi yaratılış açısından ele aldığımızda, bedenin yaratılışına ?halk?, ruhunkine ise, ?hulk? tâbir edilir. Hüsn-ü hulk, yahut hüsn-ü sîret terkipleri insanın bu iç dünyasının güzelliğini ifade ederler.

Yaratılış itibariyle insanın sureti de güzeldir, sîreti de. Ne bedeninde noksan yahut fazla bir organ vardır, ne de ruhunda gereksiz bir sıfat, bir lâtife, bir his... Organları arasında tam bir uygunluk olduğu gibi, hissiyatı arasında da mükemmel bir âhenk mevcuttur. Öyle ise, güzel ahlâk yahut kötü ahlak derken neyi kastediyoruz? Bu soru ile beraber karşımıza insan ruhunun en belirgin bir özelliği olan ?cüz?î irade? çıkıyor. İnsan kendi iradesini doğru yahut yanlış kullanmakla, iç âlemini ya daha da güzelleştirebiliyor, yahut büsbütün bozup mahvedebiliyor.

Dış güzelliğe özenmekte hemen herkes müşterek. Bunun ölçüsü de insandan insana pek fazla farklılık göstermiyor. Aynanın karşısına geçildiğinde, yüzün herhangi bir yerinde bir is, bir karartı varsa bunun güzelliği bozduğunu herkes biliyor. Ruh güzelliğinde, ruhu güzelleştirmede ise, bu hassasiyeti, bu görüş birliğini göremiyoruz. Niçin mi? Çünkü tercih edilen aynalar farklı.

?Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.? hadisine gelince: Bilindiği gibi, her peygamber (a.s.) kendi ümmetine güzel ahlâk dersi vermiş, onları Allah?ın râzı olacağı ahlâk modeline göre yetiştirmeye çalışmıştı. Peygamberimiz (asm.) ise, bu güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildi. Yâni, Âdem aleyhisselam ile başlayan bir dersin, en mükemmel tarzını göstermek, en ileri seviyesini vermek için vazifelendirildi. Zira en büyük ilâhi ferman Ona (a.s.m.) nazil olmuştu.

Hadis-i şerifteki ?tamamlama? kelimesi üzerinde dikkatle durmak gerekiyor. Bilindiği gibi yarım olan, eksik olan şey tamamlanır. Hiç varlığından söz edilmeyen bir şeyin tamamlanması da bahis konusu olmaz. O halde, ortada güzel ahlâkın bazı esasları mevcut, ama noksan demektir. Semavî dinlerin tesiriyle, birçok cemiyette yalan ayıplanır, zina yasaklanır, hırsızlık cezayı gerektirir, dedikodu hoş görülmez. Bütün bunlar İlâhî iradeye uygundur ve bütün bunlar Kur?an ahlâkından bazı şubelerdir. Ama bu kadarı kâfi değil. Kur?an-ı Kerim?deki bütün emir ve yasakları, bütün teşvik ve tehditleri birlikte nazara almamız ve güzel ahlâkın ancak bütün emirlere uyma ve bütün yasaklardan sakınma ile tahakkuk edebileceğini kabul etmemiz gerekiyor.

Şu âyet-i kerimeyi ibretle okuyalım: ?Allah, şirki (kendisine ortak koşulmasını) elbette bağışlamaz. Ondan başka günahları, dilediği kimse için bağışlar.? (Nisâ Sûresi, 48)

Güzel ahlakın en önemli şubeleri iman ve tevhittir, Allah?a inanmak ve Onun birliğini kabul etmektir. Allah?ın hukukuna en büyük tecavüz şirktir, yani Allah?a ortak koşmaktır. Bu suçu işleyen bir insan, dünyada tövbe edip bu batıl yoldan dönmedikçe ahirette kesinlikle affedilmiyor. Bir başka ifadeyle, cennete kesinlikle giremiyor. Bu cinayeti işleyen bir insan artık, diğer insanlarla nasıl iyi geçinirse geçinsin, onlara ne kadar centilmence davranırsa davransın, kul hakkına riayette ne derece hassas olursa olsun güzelleşemiyor; Allah indinde güzel olamıyor ve güzellerin diyarı olan cennete adım atamıyor.

Burada çok önemli bir İslâmî kuralı birlikte hatırlayalım: ?Allah için muhabbet ediniz. Allah için buğz ediniz.? Bu prensipten alacağımız dersle, biz de Allah?ın sevdiği kimseleri sevecek, ancak onlara ?iyi?, ?güzel?, ?ahlâklı? diyebileceğiz...

Ona karşı en büyük ahlâksızlığı yapan kimseleri, hoşumuza giden bazı sıfatlarının hatırına, ahlâklı kabul etmeyeceğiz. O müspet sıfatların hakkını vereceğiz, ama, o kimselerin ahlâkının kemâle ermemiş olduğunu, ?güzel ahlâkı tamamlamak? üzere gönderilen peygamberimizin (asm.) terbiyesi altına girmedikleri sürece, bunun mümkün de olamayacağını çok iyi bileceğiz...

Bütün müminlerin annesi Hz. Ayşe?ye (r.a.) sorarlar: Resûlullah?ın (asm.) ahlâkı nasıldı? Aldıkları cevap şu olur:

?Siz Kur?anı okumadınız mı? Resûlullah?ın (asm.) ahlâkı Kuran?dı.?

Bu ibretli sözlerle, Müslüman?ın hangi aynanın karşısına geçip, ruhuna çekidüzen vereceği, huylarını ayarlayacağı, sıfatlarını, kabiliyetlerini tanzim edeceği ortaya konulmuş oluyordu. Bu ayine Kuran?dı ve Cenâbı Hakk?ın kullarında görmek istediği ahlâk da Kur?an ahlâkıydı. Kur?an-ı Kerim?de bize bu ahlâkı ders veren birçok âyet mevcut.

?Allah muhsinleri sever.? âyetini okuyan bir mü?min, düşkünleri korumaya, açları doyurmaya, mânen gıdasız kalmışların imdadına ilim ve irfanla koşmaya çalışır.

?Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme. Çünkü sen asla arzı (yer küreyi) yaramazsın. Ve boyca da dağlara erişemezsin? fermanını okuyan ve ?Allah mütekebbirleri sevmez.? âyetini dinleyen bir insan kibri bırakır, tevazua yapışır.

?Allah tevekkül edenleri sever.? âyetinden ders alan bir mü?min, şikâyeti, itirazı, hırsı bir yana atar. Sebeplere teşebbüs ettikten sonra, artık, ?elbette, mutlaka, illâ? demez; ?İnşallah, nasipse, hayırlısıyla? der. Kalbi kararsızlıktan ve endişeden kurtulur; rıza ve teslimiyetle dolar

09 Eylül 2009 21:17

Kainat numunesi
Yasaklı

bence bu hadis devamı olan bir şeyi anlatmak istiyor..

ahlak dinimiz birden inmiyor önce HZ adem ve diger peygamberler vs.

ve enson onların vasıfları ve en üstünü peygamberimiz ÖRNEK İNSAN....

islamiyet öyle bir dinki öbür dinleri(hristiyan yahudi...)tamamlamış arkasına almış bütünlemiş...

tahribatı yok etmiş o nuruyla kuranı kerim...

cümleler tam olmasada anlayın işte yaa:D

11 Eylül 2009 07:05

duhan2
Kapalı

Peygamber Efendimiz buyurdular ki: "Benimle benden önceki diğer peygamberlerin misâli, şu adamın misâli gibidir: Adam mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir tuğla yeri boş kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve (o eksikliği görüp): "Bu eksik tuğla konulmayacak mı?" der. İşte ben bu tuğlayım ve ben peygamberlerin sonuncusuyum."

11 Eylül 2009 07:21

duhan2
Kapalı

ben ilkçağlardan günümüze medeniyetlerin gelişim sürecinide hesaba katmadan bu hadisin anlaşılamayacağı kanısındayım..yani her bir çağın kültür ve medeniyet seviyesi farklı olduğu için o medeniyet seviyesini yansıtan ortalama insan profili de farklıdır..peygamberler geldikleri toplumun şartlarını da hesaba katarak tebliğ yaptıklarına göre bizden önceki medeniyetlerde-çağlarda insanlık alemi güzel ahlak eğitiminde daha alt sınıflarında olduğunu söyleyebiliriz..hz muhammedin ümmeti olan bizler ise artık dünyanın olgunlaştığı bir altın kesiti oluşturuyoruz..

sosyal yaşamın,toplumun eski nisbeten ilkelliğine bedeviliğine,gelişmemişliğine veya ferdiyetçi yapıya zıt olarak bizler küreselleşmiş,evrenselleşmiş tekarub-i zaman ve mekan boyutunu yaşayan,sürat çağının süratini zorlayan bir dünyada sosyal hayatın kemale erdiği ilmin irfanın en üst seviyeye vardığı bir ümmeti ifade ediyoruz..

böyle bir ders halkasına verilmesi gereken ders her konunun en üst seviyesi olmalı..yani hangi ahlaki vasıf anlatılacaksa o vasfın en son sınıflar için uygun olanı ders verilmeli.efendimizde(sav)bunu yapmış..

11 Eylül 2009 07:30

duhan2
Kapalı

bu hadisin muhatabına yönelik ilk boyutuduydu yani dersi alanların farklılığı boyutu ..birde hadisin muallim boyutu var(o muallimin sözlerine kurban olayım)

dost ve düşmanın tasdikiyle(münafıklar fasıklar hariç)o(sav) güzel ahlâkı hem de en zirvede, birbirine karıştırmadan ve en mükemmel şekilde Zâtında toplayan, yaşayan ve ümmetine nümûne olan ancak Zât (sav)?tır.mualimin en üstün seviyede olması verilen dersin de en mükemmel ders olmasını icab eder.etmiştirde..ahlak-ı hasene noktasında insanlık zirvesini zorlayan abdulkadir-i geylaniler bediüzzamanlar mevlanalar hep o resul-i ekremin (sav)bir tilmizi bir talebesi değilmidir..talebe böyleyse hoca-i kainat(asm) nasıldır?ya verdiği dersten(konumuz itibariyle ahlak-ı hasene dersi) daha üstün,daha mükemmel ders varmıdır?

aynen bunun gibi onun karşısında olan ebu cehiller ve ebu lehebler veya ibnu seluller veya her devrin münafıkları da ahlak-ı seyyienin en kötü derslerini vermektedirler..adeta ahlak-ı seyyienin eksik kalan son tuğlasını da onun düşmanları(veya dost görünüp hakikatte düşmanları)sergilemektedir..

11 Eylül 2009 07:36

duhan2
Kapalı

anlatan ,kendisine anlatılan gibi 2 noktanın farklılığından sonra 3. noktada anlatılan şeyin farklılığı:

anlatılan şey en başta kuran-ı kerim ve de sünnet-i seniyyedir..kuran-ı kerimin diğer semavi kitaplardan üstünlüğü ve hz muhammedin diğer peygamberler arasındaki seçkinliği ulul azmlığı ne derce belirgin ise onun kuran ve sünnet yoluyla verdiği ahlak-ı hasene dersi diğer ümmetlerin aldığı dersten de o derece üstündür.

12 Eylül 2009 05:09

ahmet ekrem

KİM ALLAHIN VELİLERİNE DÜŞMANLIK EDERSE !!!

Ebu Hureyre (ra)'den, dedi ki: Rasulullah (sa) şöyle buyurdu: "Yüce Allah buyurdu ki: Kim benim bir dostuma (velime) düşmanlık ederse, ben ona ;p savaş ilân ederim Kulum üzerine farz kıldığım şeyden daha çok sevdiğim ,, herhangi birşeyle bana yakınlaşmaz Kulum nafilelerle bana yaklaşmayı sürdürür; sonunda ben de onu severim Onu sevdim mi, artık kendisiyle işittiği kulağı, kendisiyle gördüğü gözü, kendisiyle yakaladığı eli, kendisiyle yürüdüğü ayağı olurum Eğer benden birşey dileyecek olursa andolsun ki a veririm Ve andolsun ki, bana sığınacak olursa, şüphesiz ki ben de u himayeme alırım[1]

17 Eylül 2009 04:55

duhan2
Kapalı

Resûl-i Ekrem iyiliğin, hayır ve faziletin şaşmaz ölçüsünü verirken:

"Hayırlınız, ahlâkı güzel olanınızdır" buyururdu.

Hadisin bazı rivayetlerinde "hayırlınız" yerine, "içinizde en çok sevdiğim" ifadesi geçtiğine göre (Buhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 27), Resûlullah'ın en sevdiği kimsenin güzel ahlâklı insan olduğu anlaşılmaktadır.

Ahlâk güzelliği, iyilikleri benimsemek, kötülüklerden uzak durmak suretiyle ortaya çıkar. Resûlullah Efendimiz hayatı boyunca bunu öğretmiştir. Çünkü onun en önemli görevlerinden biri, mükemmel ahlâkı bizzat yaşayarak öğretmek ve İslâmiyet'in getirdiği ahlâk değerlerini benimsetmekti.

Tirmizî'nin bir rivayetine göre, tâbiîn neslinden Ebû Abdullah el-Cedelî Hz. Âişe'den Peygamber Efendimiz'in ahlâkını sormuştu. Hz. Âişe annemiz bu soruya şu cevabı vermişti:

"Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sözlerinde ve hareketlerinde hiçbir çirkinlik bulunmadığı gibi, o çirkin olan hiçbir şeye de özenmezdi. Çarşıda pazarda bağırıp çağırmaz, kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi. Tam aksine kusurları bağışlar, hatta yüzünü çevirip hatayı görmezden gelirdi" (Birr 69).

Böyle olan bir kimse, insanların en hayırlısı olmaya elbette hak kazanır.

17 Eylül 2009 06:56

fatihkaan84

Nasıl anlamak istiyorsan anla...

19 Eylül 2009 01:30

duhan2
Kapalı

ilgi alnına girmiyor anlaşılan

19 Eylül 2009 01:34

asos_zen
Yasaklı

sünnete gel sünnete vatandaş :)))

sünneti seniyeye gel bu müslümanlığı sadece kurandan öğrenemessin...:)))))

inkara gidersin onun as. nurlu yüzüne bakamassın mahşerde sonra...sünnete gel sünnete...:)

19 Eylül 2009 01:39

Rüştü ÖZDEMİR

Din yazısı İslam parağrafı ile tamamlanmıştır. Kitap ve Peygamber faslı sona ermiştir. Ahlakın son şekli "özet" olarak Sevgili Peygamberimiz tarafından gösterilmiştir. Hadisten bunu anlayabiliriz.

19 Eylül 2009 01:41

duhan2
Kapalı

ÖZET OLARAKMI MUFASSAL OLARAKMI?

19 Eylül 2009 08:27

Rüştü ÖZDEMİR

Kuran bütün kitapların, İslam bütün dinlerin özeti değil mi. İçerden bakarsanız İslam mufassaldır tabi. Ancak insanlık serüveninin tamamına baktığımızda "özet" olarak görülür. Biraz felsefik mi oldu ne!

Toplam 15 mesaj
ANKET
Sizce mülakatla, daha liyakatli okul müdürleri mi atanıyor?