Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
Editörler : iren17Reverse
04 Aralık 2009 15:32  


Kapalı
?Alemlerin Rabbi? Ne Demek?

İnsan, meydana gelişi ve neticeleri itibariyle önemli vukuatın bilgisine sahip olmak ister. En azından darb-ı mesellerin malumatı dağarcığında bulunsun arzu eder. Bu, olmakta olanın usûlünce tedvîri ve olacak olanın tahmini bakımından gereklidir.

Şefkatle elimizden tutan Yüce Kitabımız, insanlığın yolunu aydınlatan kıssalarla bu ihtiyaca cevap veriyor. Yeter ki samimiyetle yüreğinizi ona açın. Bir kutlu ışık belirir önünüzde. Tarih boyunca değişmeyen karakterlerin temsilcilerini yeniden görürsünüz. İman erlerinin kutlu izinde bir yer ararsınız kendinize.

Şimdi bunlardan biri huzurundayız; Mûsâ aleyhisselam kıssasında. Ki onun tevhid mücadelesine ait muhtelif safahât idrakimize sunuluyor. (Bk. A'râf 103-137, Yûnus 75-92, İsrâ 101-104, Tâhâ 9-79) Bunlar içinde Şuarâ Sûresi ayetlerine yüreğimizi açıyoruz ki, ılık bir bahar havası vuruyor yüzümüze. Zor günlerinde Peygamberimiz'i tesellî eden ebedî tasvirin sükûnet limanında gönlümüz arınıyor. Hakk'ı, âsârına bakıp da bilmeyi öğreten nezih üslupta ifakat buluyoruz. İnkarcıların hayata ve olaylara bakışını görüyoruz.

Cenab-ı Hak, haddi aşan bir topluma hakikatı bildirmek üzere peygamberini göndermiştir. Kimin arzında kime karşı büyüklük tasladığını bilmeyen bir zalimle, ona hakikatı söyleyen bir peygamberin ibretâmiz diyaloğu var önümüzde.

O zalim kavme git. Fir'avn'ın toplumuna! Azabımızdan korkmuyorlar mı diye sor, buyrulur... Sözkonusu diyaloğun seyri bundan sonraki ayet-i kerimelerde şöyle anlatılır: Fir'avn; Alemlerin Rabbi de nedir dedi. Musa; kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir dedi.

Yanında bulunanlara; işitmiyor musunuz dedi.

O, sizin de Rabiniz, sizden öncekilerin de Rabbidir dedi.

Fir'avn çevresindekilere; size gönderilen elçiniz şüphesiz delidir dedi.

Musa; eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O doğunun, batının ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir dedi.

Fir'avn; benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim dedi. (26/23-29)

* * *

Görüyoruz ki Fir'avn, adına elçi geldiğini söylediği Alemlerin Rabbi'nin ne olduğunu soruyor. O'nun mahiyetini öğrenmek istediğini belirtiyor pervasızca... Ve sualini canlılar için kullanılan soru edatlarından kim ile değil, cansız varlıklar için kullanılan ne edatı ile soruyor... Allah'ın peygamberi hakimane bir üslupla ona cevap verir: Alemlerin Rabbi'nin mahiyetini bilemeyeceğini, ancak eserden müessire bakarak O'nun varlığını idrak edebileceğini ima eder. ?O göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi'dir? der.

Bunu şöyle anlayabiliriz: Güçlüyüm diye övündüğün ülkenin nihayetinde belli sınırları var. Oysa Allah, yönettiğin ülkeyi içine alan yeryüzünün, semaların ve bütün kainatın Rabbi'dir. Eğer akledersen; akledip de gerçek kudret sahibinin Cenab-ı Hak olduğunu idrak edersen. Bu hatırlatmam senin için bir fırsattır.

Fir'avn'ın buna mukabelesi söz konusu karakteri tanıma bakımından önemli bir ipucu mahiyetindedir. ?İşitiyor musunuz? der etrafındakilere. Ben ne soruyorum, o ne masallar okuyor, duyuyor musunuz?

Ancak Peygamberin cevabı yine çaresiz bırakır onu. Büyüklendiği topluluk önünde aczini meydana çıkarır. ?Alemlerin Rabbi, sizin de rabbinizdir, sizden evvelki atalarınızın da? der. Büyükleniyorsun, başka güç tanımam diyorsun, aksini iddia edeni cezalandırırım diye tehdit ediyorsun. Oysa O, kendinde güç vehmeden bütün fanilerin ilahıdır. Bu gün sen böyle konuşmaktasın. Dün de ataların aynı aldanış içindelerdi. Bak şimdi onlar yerlerinde yok. Bir düşün...

Fir'avn konuşmayı aynı inat bataklığında sürdürür. Ve Allah elçisinin deli olduğunu savunur. Hz. Musa'nın buna cevabı, Allah'ın hakimiyetinin sınırsızlığını hatırlatmak şeklinde olur. ?O doğunun, batının ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir? sözüyle şunu kast eder. Sınırları dahilinde ilahlık iddia edecek kadar şımardığın şu ülke ile O'nun nihayetsiz mülkünü bir kıyasla.

İşte burada inkarcı kişiliğin başka bir özelliği ortaya çıkıyor: Tehdit etmek. Batılın batıl olduğunu söyleyeni korkutmak... Anlıyoruz ki o, Hz. Musa'nın söylediği hakikatleri inkara yeltenmiyor. Bilakis dikkatleri dünyevî iktidarını ilgilendiren yöne çekiyor. İsrailoğullarını yanında götürme teklifini işitince tehdidini arttırıyor. Muhatabına akılsız demekle hızını alamıyor. Bu kez onun sihirbaz olduğunu iddia ediyor. Çelişkiye düşme pahasına bunu söylüyor. Sihirle sizi yurdunuzdan çıkaracak diyor.

* * *

Âlemlerin Rabbi ne demek?

Âlemlerin Rabbi; yerin ve göklerin, doğunun ve batının ve bunlar arasındakilerin, evvelkilerin sonrakilerin ilahı, nihayetsiz kudret sahibi demektir.

İnaıyoruz ki bu hakikati böylece bilmek, bu idrakin bilincinde olmak ya da olmamak insanlığın kırılma noktalarından biridir. İnkarcı ve zalim bu hayatî bilgiyi ıskaladığı için inatla inkarını sürdürüyor. Apaçık delillere gözünü kapatıyor da, O'nun asarını hatırlatanları akılsızlıkla, sihir yapmakla, ayrımcılıkla itham ediyor. Bunların tutmadığını görünce onları hapisle, işkence ile tehdit ediyor. Zulmünü arttırıyor... Hakikat bilgisine inanıp gereğince yaşadığı müddetçe müslümanın imanı kemale eriyor. O bilinci zihninde diri tutup bütün fiillerine yansıttığı ölçüde insanlığa örnek oluyor. Aksi taktirde gel-gitlere maruz kalıyor. Günlük hayatta bazı durumlarda, bazı işlerde O'ndan bağımsız alanlar olabileceği düşüncesine yakın durduğu ölçüde savruluşlar yaşıyor.

Kanaatimizce nasıl bir Allah'a inanıyoruz sorusunu sorup, tatminkar cevabını benliğimize nakşetmek bu gün için önemlidir. Yazık ki insanımız bunun yeterince şuurunda değildir ya da sık sık unutmaktadır.

Öyle bir Allah'a iman ediyoruz ki O, sonsuz kudret sahibidir. Her şeyi görür gözetir, işitir ve bilir. Zalimin zulmü, münkirin inkarı dahi O'nun bilgisi ve izni dahilindedir. Öyle bir Allah'a inanıyoruz ki, gözler O'nu göremez, akıllar mahiyetini idrak edemez. Ve O bütün gözleri görür, söylenenleri işitir. Kalplerde gizlenen niyetleri bilir. O izin vermedikçe bir yaprak dahi yerinden kıpırdamaz.

Şunu diyebiliriz: Fir'avn karakteri ve Musa aleyhisselamın rahmânî duruşu, insanlığın iki farklı ucundaki numuneleri teşkil eder. Birincinin taklitçileri, ikincinin takipçileri hep olagelmiştir. Hüner, peygamber lisanıyla öğretildiği vechile imanını tahkim etmekte ve onun nezih üslûbunu kuşanarak insanlığın yarasına merhem olabilmektedir.

Cafer Durmuş

04 Aralık 2009 18:21

bendemistimzaten
Kapalı

* * *

Alemlerin Rabbi güzel Allahım..

Son nefeste imanımdan ayırma..

Senin rahmetin bol,benim günahım..

Son nefeste imanımdan ayırma....

Gafletimden yedim binlerce tokat..

Tükendi mecalim kalmadı takat...

Bir ömür gözyaşım dinmedi,fakat...

Son nefeste imanımdan ayırma...

"Alemlerin Rabbi" denince aklıma bu dörtlükler geldi... çok severek okurum..

05 Aralık 2009 13:08

Ebu_Ubeyde
Kapalı

gayb ve melekut alemi,mülk ve şehadetalemi,insanlar hayvanlar canlılar bitkiler alemi,güneş sistemi,samanyolu galaksisi diğer galaksiler,her bir insanın has,özel dünyası

ve en nihayetindekesretten kinaye 18 bin alem,

Toplam 2 mesaj