Oturum açOturum aç / Parola hatırlat Üye olÜye ol

  
Editörler : ergunReverse
07 Mayıs 2006 21:42  


MEZHEPLERİN DOĞUŞU

MEZHEPLERİN DOĞUŞU

Peygamber efendimiz zamanında Eshâb-ı Kirâm ve tabiîn devirlerinde Müslümanların îtikad ve amelleri Efendimiz (s.a.v)?in sohbeti bereketiyle gâyet saf ve temizdi. Fakat aradan zaman geçince Müslümanlar arasında mes?eleler ve ihtilaflar çoğaldı, tefrika ve fitne zuhûr etti.

Rasülullah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz zamanla bu durumun zuhûr edeceğine işâretle, Hadîs-i Şeriflerinde ?...Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak. Bunların hepsi cehennemlik, ancak bir tanesi müstesnâ? buyurdular. ?O bir fırka hangisidir?? diye sorulunca da ?Onlar benim ve eshâbımın olduğu îtikad, amel ve yol üzere olanlardır.? buyurmuşlardır.(S.Tirmizî, Îman 18 )

Peygamber Efendimizin ve eshâbının olduğu îtikad, amel ve yol üzere olanlara ?Ehl-i Sünnet vel? Cemâat fırkası, Fırka-i Nâciye?, diğerlerine ise ?Fırak-ı Dâlle? (sapık fırkalar) denir.

Ehl-i Sünnet vel Cemâat mezhebinin müctehidleri gerek amelî gerekse îtikadî hususlarda esasta müttefiktirler. Ehl-i Sünnetin dışındakilerse esastan, temelden ayrılanlardır. Bugün dünyâda amelde sâlik ve müntesibi bulunan Hak mezheplerden Hanefî, Şafiî, Malikî, Hanbelî?nin hepsi de Ehl-i Sünnettirler.

Ehl-i Sünnetten ayrılan ilk Fırka Mu?teziledir. Bu Fırkanın başı olan Vâsıl İbn-i Atâ Ehl-i Sünnetin büyük Üstazlarından Hasan-ı Basrî hazretlerinin meclisinden ?Büyük günah işleyen ne mümindir, ne de kafirdir? deyip iman ile küfür arasında bir menzîle, bir mertebe iddiâ ederek ayrılıp gitti. Böylece Ehl-i Sünnetten ayrılan ilk fırka oldu. Bu hususta Ehl-i Sünnet îtikadı odur ki ?İnsan ya mümin ya kafirdir. İkisi arasında bir mertebe yoktur. Büyük günah işleyen günahkardır, fakat o günâhı helal addederek yapmamışsa yine de mü?mindir.?

Mu?tezileden sonra Cebriye, Kerâmiye, Neccâriye, Mücessime, Müşebbihe, Kaderiye, Havâric, Revâfiz, Şîa, Vehhâbi ve sâire gibi Ehl-i Sünnete zıt daha birçok fırkalar zuhur eti. Büyük fitne çıktı. Hâdise ve mes?eleler çoğaldı. Bu durum karşısında Ehl-i Sünnet âlim ve müctehidleri paçaları sıvadılar. Onların kitap ve sünnete uymayan, ters düşen, yanlış görüşlerini birer birer çürütüp hak ve doğru olanı beyan ve îzâh ettiler. Îtikad ve amel mevzuunda, Ehl-i Sünnet çerçevesi dâhilinde içtihad yapan bu müctehidlerin mukallidleri (Kendilerine tâbî olup, uyanları) müctehidlerinin ünvan ve isimlerine izâfeten Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî gibi isim ve ünvanlar ile anıldı. Böylece amelde mezhepler Hanefî, Şafiî, Malikî, Hanbelî gibi isimlerle isimlenmiş oldu. Îtikadda ise Maturîdî ve Eş?arî gibi isimlerle isimlendiler. Bunların hepsi de Ehl-i sünnettirler. Zîrâ esasta müttefiktirler.

Hak mezheplerin mukallitleri arasında hiçbir suretle sürtüşme, birbirini bâtıla nispet etme yoktur. Hanefî, Şafiî, Malikî, Hanbelî gibi Ehl-i Sünnet yolunun yolcusu bu mezheplerin mukallitlerinden her biri, ?Bizim mezhebimiz savabtır(doğrudur), fakat hatâya ihtimali vardır? derler. Diğer Hak mezhep için ise ?Aslâ savâba ihtimali yoktur? demezler.

Zamânımızda ba?zıları ?Ben mezhep kabul etmem. Peygamberimiz zamanında mezhep var mıydı?? diyerek mezheplere saldırıyorlar. Onların suâline cevap vermeden önce biz de onlara sormak isteriz: ?Peygamberimiz zamânında mezhepsizlik var mıydı??

Yukarıda zikrettiğimiz müctehidlere izâfeten isimlenen bu Hak mezhepler Peygamber Efendimizin yapmadığını ve yapılmasına işâret ve izin vermediğini yapmış değillerdir. Hepsi de beş vakit namâzı, orucu, zekâtı, haccı hülâsâ bütün hüküm ve ibâdetleri kabul ederler. Ne var ki teferruât ve tatbîkâtta ba?zı içtihad farkları vardır. Meselâ; sabah namazını, Şafiîlerce ilk vaktinde, Hanefîlerce ise seher vakti iyice aydınlandıktan sonra kılmanın efdal olması gibi. Teferruâttaki bu farklılıklarsa Müslümanlar için bir kolaylıktır.

Mezhebi red ve inkar edenler dînin direği olan namâzın nasıl kılınacağını bilemezler. Şaşırırlar, bocalarlar, bunalıma düşerler, perîşân olurlar. Zîrâ vesîlesiz, delilsiz, mezhepsiz, öndersiz hiçbir yere varılamaz. Mezhebi kabul etmeyen adam namazda İmâm-ı Âzam?ın içtihâdına uymayacak, Şafiîye de uymayacak, Malikî ve Hanbelîye de uymayacak. O halde bunların ictihadından hiçbirine uymadan bir namaz kılsın bakalım. Nasıl kılacak? Meselâ; Hanefi de İmâmı Âzam?a göre namâza başlarken eller kulak hizasına kaldırılır. Şâfii mezhebinde ise hem namaza başlarken, hem de rükûa giderken el kaldırılır. Mezhep kabul etmem diyen kimse bu imamları kabul etmediğine göre bu tatbîkâtları yapmayacak. Mâliki ve Hanbeli?ye göre olan tatbîkâtları da yapmayacak. Bir namaz kılsın bakalım nasıl kılacak? Şaşırır, ne yapacağını bilemez. Bunalıma düşer, perîşân olur.

Zamanımızda bâzıları, ?zamana göre biz de ictihad yapalım? demeye kalkışıyorlar. Hattâ çok daha ileri gidip müctehidlik taslıyorlar. Filhakîka ictihad kapısı kapanmamıştır. Kıyâmete kadar açıktır. Ama ne var ki ehli kalmamıştır. Zîrâ müctehid olabilmek için 14 Fenni gâyet iyi bildikten sonra 15. olarak da Mevhibe-i İlâhî olan İlm-i Ledünnîye mazhar olmak lazım gelir. Esâsen bütün mes?eleler hakkında ehli olan müctehidler tarafından îcab eden ictihadlar da yapılmıştır. İslam?da tıkanan bir nokta yoktur.

Şurası bir gerçektir ki İslam, bütün hükümleri ile değişmeyen esaslar manzûmesidir. Mâzîye hitap etmiş, hâle hitap ediyor, İstikbâle de hitap edecektir. Dün ne ise bugün de, yarın da odur. Örf ve adetlerin dışında zamana göre ahkam değişmez. Zamanın tebeddülü ile ahkam tebeddül etmez. Din değişmeyen bir asıldır. O halde biz insanlar dîni kendimize değil kendimizi dîne uydurmakla mükellefiz.

Kur?an?da Her Şeyin Hükmü Sarih Değildir

Filhakîka Kur?ân-ı Kerimde her şeyin hükmü vardır ama bu ya sarihtir veya mücmeldir. (kapalıdır) Mücmel olan hükümleri herkes bilip çıkaramaz, onu ancak müçtehitler çıkarır.

Nass ile sâbit olan hükümlerde, içtihâda yer yoktur. Mecelle-i Ahkâmı Adliyye?de yer alan ?Ezmânın teğayyürü (zamanların değişmesi)? ile ?Ahkâmın teğayyürü inkâr olunamaz? kâidesi ?Mevrid-i nass?da içtihâda mesağ yoktur? hükmüyle ifade edilen umûmî kâideye bağlı bir husustur. Nitekim Mecelle?yi hazırlayan hey?etten Ali Haydar Efendi merhum bunu şöyle izah etmiştir: ?zamanın değişmesiyle değişen ahkâm, örf ve âdet üzerine kurulan hükümlerdir. Nass ile sâbit olan hükümler değişmez. Zîrâ nass örften daha kuvvetlidir. Nass?ın bâtıl üzere olması aslâ muhtemel değil iken, örf bâtıl üzere olabilir.?

Son devir dersiâmlarından ve Silsile-i Zeheb?in son halkası olan Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri de mezkür kâidenin îzâhı sadedinde şöyle buyurmuşlardır:

?Ezmânın tebeddülü ile şer?î ahkâm değil, dünyevî ahkâm yani âdet ve ahvâl tebeddül eder. Okka yerine kilo, dirhem yerine gram, arşın yerine metre kullanılıp cübbe yerine ceket giyildiği gibi. Ahkâm-ı İlâhî değişmez; kıyâmete kadar sabit ve bâkîdir.?

?Hiç şüphe yoktur ki; Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz?in, eshâbının yolunda dâim olanlar, Ehli Sünnet vel? Cemâat fırkasıdır. Allâhü Teâlâ bunların gayret ve çalışmalarını makbul eylesin. İşte fırka-ı nâciye bunlardır.? (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 1/80)

Ne mutlu, Peygamber Efendimizin ve Eshâbının olduğu îtikad, amel ve yol üzerine olanlara.

Hasan ARIKAN

08 Mayıs 2006 13:51

&bitkisel& adam

tşk güzel bir yazı

04 Temmuz 2007 18:10

anything
Kapalı

bu baslığıda 70, sayfadan aldım:)

04 Temmuz 2007 18:21

-uşaklı-
Kapalı

any..sen de olmasan kim nostalji yaşatacaktı bize..sağolasın:))

04 Temmuz 2007 18:23

kül bilge han
Kapalı

bari bi tozunu alsaydın.

04 Temmuz 2007 19:02

anything
Kapalı

ya bu baslık hala siyah beyaz:))

millet plazmayı getirdi:))))

04 Temmuz 2007 20:55

oguzavsar
Yasaklı

1-İmam Ebu Hanifenin mezhebi neydi.

2-İmam ebu hanife döneminde Şiia, Emevi ve Hariciler vardı sizce hangi gurupta yer almıştı imam ebu hanife.

buna cevap vermezseniz bütün yazdıklarınızın ve bilgilerinizin değerlendirmesini yeniden yapmanızı isteyeceğim ama ısrarla cevap vermenizi istiyorum.

04 Temmuz 2007 20:57

anything
Kapalı

onların mezhebi yoktu:))))

04 Temmuz 2007 21:00

libertadores
Kapalı

mezhepsiz olanjın mezhebi şeytandır binayen:)

04 Temmuz 2007 21:17

oguzavsar
Yasaklı

SON İKİ YORUMU OKUYUN BAKIN NASIL ÇELİŞMİŞ BİRİ DİYORKİ ONLARIN MEZHEBİ YOK BİRİ DİYOR MEZHEBİ OLMAYANIN .... BU ÖZETLİYOR DURUMU İŞTE SAPTANLAR BU BU İŞİN İÇİNDEN ÇIKAMAZ MEZHEP YOOKKKK UYDURDUĞUNUZUN KÖLESİ OLMUŞSUNUZ SODUGUM SORUYA ADAM GŞBİ CEVAP VERECEK KİMSE YOKMU

04 Temmuz 2007 21:21

ya umutlarda biterse
Editor

oğuzsavar

sorunu merveeee nin açtığı mezhepler konusunda cevapladığıma inanıyorum...

ama sanırım sen okumayı fazla sevmiyosun...

yine de tekrar söleyim elim yorulmaz benim...

İMAM-I AZAM EBU HANİFE kimdir?

Hicretin 80. yılında(miladi 699) Küfe de dünya ya gelmiştir. Asıl adı NUMAN BİN SABİT'tir. Doğmadan Hz. Ali'nin duasına mazhar olmuştur. İslam fıkhı içerisinde çok önemli bir fonksiyon eda etmiş olan İMAM-I AZAM Hanefi Mezhebinin kurucusudur. Günümüzde müslümanların yaklaşık 3/2'si İMAM-I AZAM'ın kurduğu Hanefi mezhebine mensuptur. Türkiye Balkanlar, Lehistan, Türkistan, Afganistan, Horasan, Pakistan, Kazan, Sibirya, Çin, Mançurya, Kafkasya, Dağıstan ve Arnavutluk ekseriyetle Hanefidir.

04 Temmuz 2007 21:29

oguzavsar
Yasaklı

bende size orda cevap verdim sizde okuyun bakalım

Toplam 11 mesaj
ANKET
1 Mayıs sizce Taksim'de kutlanmalı mı?



Grup Vizyon