Editörler : Lanet
«31323334353637383940414243
12 Eylül 2012 13:21

5.mvsm
Başbakan Müsteşarı

Hiç düsündünüz mü bir yürege kaç sevda sığar?

Hatta aynı anda kaç tanesini aldınız yüreğinize?

2 mi?..

3 mü?...

Daha mı fazlası yoksa?

Peki bunların hepsini de gerçekten sevdiniz mi?

''Canım... Seni Seviyorum ''

kelimelerini bol keseden atar gibi savurup durdunuz mu ortalara?

Oysa ki anlam olarak ne kadar agırdır CANIM kelimesi

Canım; dedigin senin gerçek canındır,

nasıl canının acımasını istemiyorsan

iste onada aynen öyle itina ve özenle bakıp davranacaksın...

Olmekten korkar gibi canını kaybetmekten de korkacaksın,

hatta daha fazla olmalı bu korkun çünkü ölmek bir keredir ama kaybettigin canın arkasından hergün yeni bastan ölürsün

hergun ölüp ölüp can verememek nedir bilirmisin?

Bana sormayın ben de bilmiyorum ölüp ölüp dirilmeyi...

Ama istersen öldürülüp öldürülüp diriltilmeyi anlatırım sana....

Peki ya SENI SEVIYORUM'lar..

Sevmek nedir sizce?

begenmek? hoslanmak mıdır?

SEVMEK; dedigin aynı anda aynı solugu alıp vermektir benim için...

Her an özlem duymaktır...

Elini tuttugun an tüm korkularını yendigini hissettigin andır...

Sesi sıcaklıgın demektir...

Askı ise tutkundur, vazgeçilmezindir...

Tüm bunları yüreginize sıgdırdıgınız 2 yada 3 sevda ile aynı anda paylasamazsınız hep eksik biseyler kalır...

Bense bir tanesini bile sıgdıramadım

ne yazık ki öyle büyüttüm ki yüregime sıgmaz oldu

ve CANIM gittikçe agırlastı yüregim de tasınamaz olup canım yanmaya basladı...

Sıgamadın kalbime çatlaklar olustu derken bir kan kaybıdır aldı basını gitti. Sense karsıdan can çekismelerimi izledin.

Neydi senin için aşk?

eglence ?

vakit doldurma ?

hangisi????

Ask dedigin sadece kimyasal heyecan mı?

Öyleyse ben vazgeçtim asktan beni kimse sevmesin...!!

ve Hosçakal Ask!!

Yolun açık olsun...(

,

alıntı

12 Eylül 2012 14:03

hudson
Aday Memur

Fena Sıkıldım (Misafir)

Dün fena sıkıldım akşama kadar

İki paket cigara bana mısın demedi

Yazı yazacak oldum, sarmadı

Keman çaldım ömrümde ilk defa

Dolaştım

Tavla oynayanları seyrettim

Bir şarkıyı başka makamla söyledim

Sinek tuttum bir kibrit kutusu

Allah kahretsin, en sonunda

Kalktım buraya geldim?

_______________

Orhan Veli Kanık

17 Eylül 2012 16:02

fuzüli2
Kapalı

Ben Seni Hala....

Hasret kalbimden vururken, resmin karşımda duruyor...

Gözümde tüterken yüzün, bütün fotoğraflarda gülümsüyorsun.

Zaten, hep gülümsemez miyiz; bazen gerçek, bazen sahte...

Belki, bir gün birisi özlemle baktığında, mutlu hatırlasın isteriz.

Gelip de geçtiğimizin her zaman bilincindeyizdir de, çok ender fark ederiz.

Ölümle yüzleşene dek, hayat karmaşasında tüketilir günlerimiz.

Kalan oluncaya dek, daha çok üzülürdüm yitenler için...

Yine de ölen için, daha zor olmalı ölmek...

Zaten kolay olsaydı, çoktan bırakmış olurdum hayatın yakasını; her gece kapımı çalmasın diye hasret...

Kulaklarımda çınlamasın diye sesin...

Her gün, tekrar tekrar sevmeyeyim diye seni...

Ve her gece, yanmasın diye içim...

Ardından bakarken yüreğime akan yaşlar, sapsarı bir gül düşürdü toprağıma.

Dikenleri kanatsa da zaman zaman, kokusu her dem taze...

Kaybettiğim her şeyle anlam kazanan hayat; o ilk anda, yine düştü gözümden...

Ve bir gün yine yüceldi; üstelik sen dönmeden.

Kayan her yıldızla buğulanan gözlerim, umudu arıyordu; doğan her güneşte, gülümseyen her yüzde...

Bir gün, aynada çıktı karşıma...

Şaşırmadım görünce.

Böyle öğretmişti hayat; düştükçe kalkmalı, kim ölse yaşamalıydık!

Ben de yaşadım!

Gel gör ki, sen hala:

Ardından ağıtlar yazdığım;

Yokluğuna methiyeler düzdüğümsün.

Bir bahar sabahı kolsuz kanatsız bırakan,

Bir yangın yerinde sarı bir gül unutansın.

Sen,

Rüyalarda bile görüşemediğim;

Her zaman yüreğimdeyken, erişemediğimsin!

Sen hayatı ilk reddeden,

Ölümle ilk yüzleşensin...

Kendimi, hep beklerken bulduğum gelmeyenim;

Asla dönmeyecek olan gidenimsin!

Sen,

Sevinci kalabalık, kederi yalnız;

Yüreği hüzünlü, gözleri yaşsız;

Hep batarken rastladığım güneşimsin.

Eski bir vazoda kurumuş sarı güller,

Sarı bir defterde solmuş şiirlersin...

Sen sadece dünümsün; bugünüm, yarınım değil.

Ama,

Dünde kalmak istemezsin bilirim.

Seni hatırlatıp durur; gittin gideli yüreğim!

Ne yazsam anlatamaz; sana olan özlemimi, sana olan sevgimi...

Bilmem son sözlerim; bana yaptığı gibi, seni de titretir mi?

Gülleri sarı severim; toprağı ıslak...

Türküleri yanık, şiirleri hoyrat!

Havayı nemsiz, çayı demsiz...

Bir seni olduğun gibi,

Bir seni her şeye rağmen,

Bir seni, hala!...

Ümit Yaşar Oğuzcan

18 Eylül 2012 21:10

**GAYE**
Müsteşar

SENİNLE BAŞLADI, BİTSİN SENİNLE

Seninle başladı, bitsin seninle?

Ve gün be gün, ben seni düsünürüm.

Sen benim herseyimsin ey sevgili.

Rüzgarlara ezberlettim türkülerimi,

Ben hep uzaklara türkü yazarım

Sılamsın, sevdamsın, sabır tasımsın

Kalemim adından baska ad yazmaz

Bu kütükte baska bir ad okunmaz

...Narına nuruna kurban oldugum

Seven sevdiginden asla yakınmaz

Ben sevda bölügünde kıdemli bir askerim

Terhis olsam gidecek bir yerim yok

Yüregimden baska silah tasımam

Bütün adresleri iptal ettim

Benim senden özge gerçek yarim yok.

Sen benim herseyimsin ey sevgili

Ben rol geregi asık degilim

Deme bu garibin benimle isi ne?

Askım beni teshir eder, Sesim içime saklanır

Aklanırsa adım, seninle aklanır.

Istersen durmadan adres degistir,

Gözlerimi baglasalar da bulurum seni.

Ben, türkülerde tanıdım Fizanı, Yemeni

Anlasam ki sesim sesine degmistir,

Bütün gemileri yakar gelirim.

Bu bir taahhüttür; sına beni..

En deli rüzgarların önüne sür, bulut-bulut,

Bir yerde yanlıs yaparsam adımı unut.

Son kursunu kendime sıkar gelirim.

Bir et kemik torbası degilim ben

Bir hasar raporu degil yazdıgım

Bir ask mektubudur ey sevgili,

Kızıl-kıyametten önce?

Ve görmek için bakmaya gerek yok

Her dilde güzeldir senin adın

Meydanlar sarsılır sen ortaya çıkınca

Yeter ki görecek göz, göz olsun.

Velhasıl uzun sözlere hiç gerek yok

Dil hicâbından lâl olmalı seni anarken

Ey benim tabibim, tacidarım

Gündönümüdür ben seni bekliyorum

Bahattin KARAKOÇ

18 Eylül 2012 22:15

bridget_nivea
Başbakan Müsteşarı

aglasam duyar mısın mısralarinda.

30 Eylül 2012 22:09

**GAYE**
Müsteşar

Yalvarış

İzin ver,son bir kez daha düşeyim çehrene.

En saklı çizgilerin,en saklı düşlerine.

Ben sende yasaklı bir Leyla

Sen bende en aşikar heyula

Unut dersen unutmuş gibi yaparım

Git dersen gidemesem de saklanırım

Aşk işte neylesin bu derbeder

Ben gördüğümü göremediklerime sayarım.

Bir zavallının yakarışı değil bunlar

Ya da bir bir meczubun günah çıkarışı...

Çek şimdi şakağımdaki tetiği

Ölüm çığlıkları sarsın,arzı arşı

Yok emanı

Yok yalvarışı...

Ü.G.

01 Ekim 2012 17:44

çerkess kısı
Memur

Ölüm güzel şey budur perde arkasından haber

Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber

Necip Fazıl Kısakürek

07 Ekim 2012 13:34

**GAYE**
Müsteşar

GÖZLERİNİ GETİR ÖLEYİM

Gözlerini getir, yarı umutsuzlugumda

Yaprak gibi döküleyim önüne

Solayım, beter olayım

Gözlerini getir öleyim...

Bilmeden çocukçA sevildigini

Ve bayram sabahınca beklendigini

KAf Dagından günesi getirir gibi

Getir gözlerini öleyim...

Kimsesizim, ilk kez bu kadar suskunum

Sana söylemiyorum

Yıldızlara uzanmısım her aksam

Ve baglanmıs ve kınanmıs

Ve karsında yitirilmisim

Ne olur gözlerini getir

Ustamm ne olur ne olur,

Getir gözlerini öleyim...

Ben biraz sairim, biraz divane

Çarmıha gerseler öldüremezler

Sırrım sazımda degil yüregimdedir

Istersen dost, istersen düsman gibi

Getir gözlerini öleyim...

Ben yine kaybettim, görmüyor musun?

Safak yangınından yaralı çıktım

Ve ben,

Gözlerinle yıkılası bir siire basladım

Kaçtıkça sana döndüm

Ve artık gülü bıraktım

Menekse yapragını, kitaplarımı,

Suskun maceramı...

Bu siir bitsin...

Bana pesini bıraktıgım bir hayatı degil,

Gözlerini getir,

Getir gözlerini, öleyim...

Arif NAZIM

07 Ekim 2012 14:18

selcen rüzgar
Aday Memur

bugün pazar

bugün pazar.

bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.

ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün

bu kadar benden uzak

bu kadar mavi

bu kadar geniş olduğuna şaşarak

kımıldamadan durdum.

sonra saygıyla toprağa oturdum,

dayadım sırtımı duvara.

bu anda ne düşmek dalgalara,

bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.

toprak, güneş ve ben...

bahtiyarım...

nazım hikmet

01 Kasım 2012 09:49

**GAYE**
Müsteşar

Yağmur Güzeli

Yağmurlar yağmıyor mu inceden ince
Rüzgarlar esmiyor mu serince
Bir sigara yakıyorum efkarlanarak
Çıkıp karşıma sen geliyorsun
Saçların ıslanmış oluyor
“Gel” diyorum duymuyorsun beni bir türlü
Seni böyle hayal meyal yaşamak çok zor
Uzanıp tutsam diyorum incecik ellerinden
Ellerim boşlukta kalıyor.
*
Bir gün çıkıp gideceksin
Sonra arkandan yine ince bir yağmur yağacak
Cadde cadde,sokak sokak
Sayıklar gibi dolaşıp seni arayacağım
Beni bir köşe başında ağlıyor bulacaklar.
Saklamak zor olacak,çaresiz kalacağım
Seni sevdiğimi anlayacaklar.
Üstüme yağmurlar yağacak
İnce bir dal gibi birden kopup kırılacağım
Kaldırım taşlarında sıcaklığım kalacak
Kahrolacağım.
*
Bu şiiri yağmur yağarken yazdım
Ezanlar okunuyordu minarelerden
Seni düşünmeseydim yağmurlu havalarda
Sokaklara çıkmayı göze almazdım.
Melul mahzun dolaşmazdım akşam karanlığında,
Duraklarda yapayalnız kalmazdım.
*
Yağmurlar yağmıyor mu inceden ince
Rüzgarlar esmiyor mu serince
Bir sigara yakıyorum efkarlanarak
Çıkıp karşıma sen geliyorsun
Saçların ıslanmış oluyor
“Gel” diyorum duymuyorsun beni bir türlü
Seni böyle hayal meyal yaşamak çok zor
Uzanıp tutsam diyorum incecik ellerinden
Ellerim boşlukta kalıyor.

 

Yavuz Bülent Bakiler

03 Kasım 2012 21:33

gulin35
Aday Memur

senin sokağında geceler yıldızsızdı

senin sokağında gece yağmur yağıyordu

ben zayıftım çabuk ıslanıyordum

sevmek bana yaramıyordu

ben sevilemiyordum

14 Kasım 2012 23:23

Başıbozuk
Daire Başkanı

Marla’cım bugün filmlere konu olasım var
Fayt Klap filmini bana yazasım.
Bardaktan boşanırcasına sopalarla ıslanasım
İnanmazsın ağız burun dalmak içimdeki kendime
Ve içmeye ihtiyacım var oturup kendimle baş başa:
Dibine kadar vurmaya; konyağa, votkaya, haşhaşa…
Ah! Az kalsın şeytanlara taşlanıyordum: Haşa Marla’cım, haşa!
Kahvem made in Gloria, tütünüm made in Malbora!

Marla’cım bugün gecede kalasım var, güneşi görmeyesim.
Hayırdır inşallah diyesim, papazları kesesim.
Bak İsa’nın çarmıhı damarlarımı çekiştiriyor
İsa’nın vampirleri diyorum kanımı almış kadehliyor
K(s)ana ihtiyacım var bugün Marla’cım,
Seni boğazından öpebilir miyim?
Ah! Tuttu yine kibarlığım
Dişlerime estetik yapmalıyım
Yorgunum, bi koşu karakolları bana bırak da sevgilim
Haneye tecavüzden yargılansın,
Ruhumdaki mütecaviz vampirlerim.

Marla’cım bugün melankoli yüklenesim var
“Ölüyoruz demek ki yaşanılacak” diye biten şiire,
Otomobillere,
Samsun asfaltına
Ve Peygamberin süt kardeşine ağlayasım
Oturup şiir yazıp savurasım var sana Marla’cığım,
dudaklarını kanatasım
Ki sen de gelsen damarların patlamış bir şekilde çıksan karşıma
Birleştirsek damarlarımızı seninle kan-sevgili olsak,
Koparsak geceden karanlığı ve korkuyu ödün çalsak,
Ama n’olur o sigarayı birlikte dumanlasak
Anti-modern ilaçları diyorum, Marla, açık damardan alsak,
Sakinleşsek: Passiflora, xanax, sipralex, prozac!
Ah bunu da bilirsin sen Marla’cım her şeyi
bilirsin, en çok şairler sever anti-depresan öpüşmeyi.

Marla’cım, bugün Şehr-i İstanbul’u göresim var.
Boğaz’ı bahane edip gözlerinin serin sularında diyalektiğe boğulasım.
Jokeyi düşmüş bir at kımızlar saçıyor bak hipodromlara
Yerleşik hayata geçememiş bir göçebe memleket hasretinden kuduruyor
Bir hasta ‘ben’li bir doktora platonik iğnelerle saplanıyor
Süleymaniye, karşısında bağdaş kurulacak kadar güzel değilmiş artık,
İstanbul’un tüm ölüleri oradan uğurlanıyor.
Senin Boğaz’a, Benim Fırat’a olan mesafem kadardır şimdi Marla’cım
Cennetin gözlerine, naaşımın Süleymaniye’ye yakıştığı mesafe.

Marla’cım bugün şair olasım var
Menşei sen olan şiirler döşeyesim
Ve var olmayı sorgulayasım
Bak oturmuş bir çoban
koyunlarına aşırı doz Heidegger okuyor
Bir çoban koyunlarına diyorum seni-beni üleştiriyor
Ah! Bu çıban sevgilimde ne kadar da ontolojik duruyor
Kurt olup dağıtasım var tabakalaşmış toplumu Marla
Belki eşit olur diye pratiğim dağdaki filozof çobanla

Marla’cığım bugün şair ölesim var
Goethe’nin Werther’i gibi güneşi karartasım
Beyazlarla çıktığım Amok Koşuları’ndan
kırmızılarla dönesim.
Belki de hiç dönmeyesim.
Ah! Dişleri çekilmiş aslanlara boğdurtmak gibi kendimi
Kürt olup ağlayasım var bugün Marla’cım
Yeşertsin diye gözlerindeki ayetleri
Fırat’a karışan gözyaşlarım.
 

Yusuf Ekinci

16 Kasım 2012 23:43

flyingfree
Aday Memur

Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.Nazım HİKMET

17 Kasım 2012 23:58

flyingfree
Aday Memur

Gün bitti elindeki güller de soldu

anımsanacak neler kaldı bugünden

paylaşılmış olan nelerdi sımsıcak

belki bir türlü söyleriz geceye karşı

saçlarını tarazlayan bir şafak olur... Ahmet TELLİ

18 Kasım 2012 16:08

cilginturk71
Kapalı
18 Kasım 2012 21:53

flyingfree
Aday Memur

biet bir aşkiçin söylenecek söz şu olmalı:

güzeldi yine de

19 Kasım 2012 23:16

beşaşett
Kapalı

İnsan bu;
iradesi var, hayatta iki şeyi yaşar:
Bir; izafi beni.. İki; ol hakiki gerçek beni..
İlkinde, mahkumdur hayali benliğine,
aşkı dahi hayalidir, saklıdır ihaneti içinde..
İkincisinde, karanlıklara sevdalı nefsiyle Hakka inanır,
kendi kalır gölgelerde .
Dünyada ruhuyla misafirdir, yaşar ol gönül ülkesinde.
Aşkı dahi gerçek, yaşamıştır hayalini,
artık döner ol mevlana misali, ebedi sevgiliye..

20 Kasım 2012 08:26

DEARR
Kapalı

Özlemek de güzeldir.

Unutma,

Utanma,

Ve ne olursa olsun,

Yüreğini onursuz yaşatma..

Eğilmelisin biraz,

Eğilmek de güzeldir doğruya.

Beklemek kadar güzeldir...

Ama sen yine de bekleme,

Beni,senden kalanlara ekleme...

Dilsiz Şehir...

Ü.Güven.

20 Kasım 2012 09:27

Nedras
Şef

AĞLAYAN ÇOCUKLAR

Kafesli evlerde ağlar çocuklar,
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümün önünde parlar,
Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz.

Ne vakit karanlık kaplarsa yeri,
Başlar çocukların büyük kederi;
Bakınır, korkuyla dolu gözleri:
Ya artık bir daha olmazsa gündüz?

Gittikçe kesilir derken sedalar,
Gece, bir siyah el gözümü bağlar;
Duyarım, içime sığınmış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz…

(N.Fazıl KISAKÜREK)

20 Kasım 2012 10:29

06.B.y.U.k.a.l.a
Aday Memur

saat karanlığı İstanbul geçiyor...

Toplam 857 mesaj
«31323334353637383940414243