Editörler :
18 Kasım 2010 19:54   


Kapalı
İnsanları Gerçekten Tanımak İçin Neler Yaparsınız?

Günümüzde çevremizden yediğimiz kazıklar üzerine bir araştırma yapalım ve hangi insanların düzgün bir kişiliğie sahip olduğunu anlamaya çalışıp tartışalım.

Ben konuşmalarına bakıyorum şuan için ya siz?

18 Kasım 2010 20:49

miss22
Kapalı

gözler çok şey ifade ediyor. insanların söylediklerinden çok gözleriyle bakışlarıyla ifade ettiklerine bakıyorum.

aslında insanları tanımak imkansız yani tek bir yöntem yok tanımak için. çünkü insanlar kendilerini öyle gizliyorlarki tanımak imkansız.

insanların samimiyetsizliklerinden yoruldum. hiçbirini tanımak istemiorum :(

18 Kasım 2010 21:42

wgoldxxfredrich
Memur

miss22 ye katılıyorum..gözler kalbin aynasıdır derler..gerçekten insanın kendisini ele veriyor...sadece birazcık bu konuda sarraflık lazım...belli bir kuralıda yok...tecrübevi bir şey ..ben ilk tanıştığım insanın en az 5 saniye gözlerine bakarım ..ve biraz kişiliğinin röntgenini çekerim...

19 Kasım 2010 22:19

mdkr
Daire Başkanı

arkadaşlar bu devirde kişilik para ile ölçülüyor paran varsa sen en iyisin paran yoksa en kötü

zengin isen ya bey derler ya paşa

fukara isen ya adtal derler ya cigen haşa

20 Kasım 2010 00:54

enadrun_05.07
Aday Memur

alış veriş ticaret yaparım

20 Kasım 2010 08:57

ecemnazlı
Kapalı

insanları tanımak o kadar zor ki,bu zoru basarabilenler mutlu ve kacımız mutluyuz ki...ha tanımak için cok zor bir günümde yardım isterim,işte gercek kişiligi o zaman ortaya cıkar.

20 Kasım 2010 11:33

wgoldxxfredrich
Memur

bir insanın gerçek kişiliğinin ve karakterinin ortaya çıktığı yerler ve ortamlar:

1)hapishane: hapise düşen bir insan maskesini çıkarır.. öyle girer..çıkarmasa bile uzun geçen zaman sonucunda herkes herkesin en gizli sırlarına bile hakim olur..çünkü anlatmak zorundasınızdır..yoksa çıldırırsınız...

2)uzun bir askerlik ve savaşlar: uzun bir askerlikte ve bunun içinde savaşlarda varsa ,silah arkadaşınızdan hiçbir şeyi saklayamassınız..vede oda sizden bir şey saklayamaz..

3)uzun süren eziyetli yolculuk ve seyehat: müslüman alimler kişiyi tanımak için onunla yolculuk yap demiştir...

4)alış veriş ve ticaret: kişinin namazına niyazına değil para konusundaki tavrına bakın der hazreti peygamber...gerçekten çok doğru ...para bir turnusol kağıdı gibidir ..kişiliğinin rengini verir..

20 Kasım 2010 20:17

Ş@h-in
Müsteşar

Ortalarına 1 Kuruş atarım.

20 Kasım 2010 20:28

kayıboylu
Şef

Trafikte nasıl araba kullandığına bakmak,Hastalanan çocuğuna karşı tutumu,Bayramlardaki eş dost akraba ziyaretleri gibi bazı temel kıstaslar.:))

20 Kasım 2010 20:47

mislina2
Kapalı

kendinizi tanımak için de bir formülünüz var mı?

20 Kasım 2010 21:03

mdkr
Daire Başkanı

insanları tanımak için para ile test gerek ki

bu testten sonra çoğu insanın insan olmadığını fark edersiniz.

20 Kasım 2010 23:00

kayıboylu
Şef

Kendimizi tanımak için,içinde bulunduğumuz topluma bakmak yeterli.

20 Kasım 2010 23:22

ecemnazlı
Kapalı

o kadar iyi oynayan insanlar var ki onları tanımak imkansız...zaman gerekiyor tanımak için...ama işte o giden zaman bizim hayatımızın en güzel yılları oluyor maalesef...

21 Kasım 2010 22:55

serap54
Kapalı

kaç yıl üniversitede birlikte okursun o kadar güzel günlerin geçmiştir ama okul biter arkadaşın ne arar ne sorar onun için artık bitmişsindir bu şimdi arkadaşlık mı?eğer arkadaşın seni arayıp soruyorsa tamamdır. ama işte zaman gösteriyor

22 Kasım 2010 17:06

mdkr
Daire Başkanı

Dost

Genç adamın biri,

Dermiş babasına her gün;

'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'

Baba, itiraz eder,

Olmaz öyle çok dost, hakikisi

Belki bir, belki iki,

Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...

Devam eder durur konuşma...

Aralarında başlar bir tartışma,

Karar verirler bir sınava,

Dostun hakikisini anlamaya...

Bir akşam bir koyun keserler,

Ve koyarlar çuvala.

Baba der ki oğluna,

'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'.

Çuvaldan kanlar damlamakta,

Sanki öldürmüşler de bir adamı,

Koymuşlar çuvala,

Dıştan böyle sanılmakta.

Delikanlı sırtlar çuvalı,

Gider en iyi bildiği dostuna,

çalar kapıyı.

O dost, bakar ki bir çuval,

hem de kanlı,

Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,

Almaz içeri arkadaşını,

Böylece tek tek dolaşır delikanlı,

Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.

Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır.

evlat geriye döner.

Ama içten yıkılır...

Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der.

Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.

Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim.

Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona.

Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.

Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...

Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.

O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.

Geçerler arka bahçeye.

Bir çukur kazarlar birlikte,

Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,

Üzerine de serpiştirirler toprak.

Belli olmasın diye dikerler sarımsak...

Genç adam gelir babasına;

'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca,

Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha.

Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga,

Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona,

işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi.

Sonra gel olanları anlat bana...'

Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,

Maksadı anlamaktır dostun hakikisini,

babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!

Der ki tokadı yiyen DOST;

'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını böyle iki tokada'

ben böyle insanlar arıyorum ve bekliyorum

22 Kasım 2010 19:21

mislina2
Kapalı

Kendimizi tanımak için,içinde bulunduğumuz topluma bakmak yeterli.

kayıboylu

Bizler toplumun yaratmış olduğu birer insan profiliyken, çevremizdekilere sıkı sıkı bağlı/bağımlıyken kendimizi veyahut diğerlerini tanımamız mümkün mü?

*

İçinde bulunduğumuz toplum öznel değeri baskılayıp, toplumsal değerleri yeğ tuttuğu sürece binlerce insan hayatın anlam ve amacını bilmeden, hiç istemediği bir hayatı yaşayacak, kendini gerçekleştiremeyeceği işlerde çalışmak zorunda kalacaktır... Dolayısıyla hayatında bir takım olumsuz olaylar yaşayacak, içinde bulunduğu toplum onu sahtekar insan, yalancı, üçkağıtcı diye katagorilere ayıracaktır.

Yediğimiz kazıklar üzerine araştırma yapmaktan ziyade; çevremizdeki kişileri çeşitli katagorilere ayırmadan, o kişinin o davranışı ya da davranışları neden, niçin yapmış olabileceğini düşünüp, onu anlamaya çalışırsak daha iyi olmaz mı?

22 Kasım 2010 19:45

kayıboylu
Şef

''Sen kendini bilmessen,ya nice okumaktır''

Yunus Emre'nin dediği gibi,kendini bilmek gerek.Toplumu okumak için,önce kendini bilmek,kendini tanımak gerektir.

Birey toplumu oluşturur,toplum bireyi yaşatır.Arasındaki ilişki,inanılmaz derece de yakındır.Bireylerin düşünce,hal ve davranış benzerliği,toplumun da yaşayış biçimini temsil etmez mi?

Bir bireyin hatalı,yada doğru tutum içerisine girdiği subjektif bir değerlendirmedir.Objektif olması mümkün değildir.Zaten objektiflik,subjektifşliğin çoğulu değil midir. Bir hikaye vardır,

Uzun, çok uzun yıllar önce dünyanın herhangi bir yerinde çok güzel bir krallık varmış. Bu ülkenin insanları refah düzeyi yüksek, mutlu ve barış ortamına alışık bir toplum oluştururlarmış. Başlarında bulunan Kral ve Kraliçe de iyi yöneticilermiş. Zaten bu yüzden halk onlara sonuna kadar bağlıymış.

Bu mutluluk tablosu her zaman olduğu gibi bazı kişileri rahatsız etmiş.

Özellikle de yakınlarda bir yerlerde yaşayan kötü kalpli büyücüyü! Kıskançlığın pençesinde kıvranan büyücü sonunda oturmuş ve bir zehir üretmiş. Hain planına göre bu zehirden ufacık bir yudum alan insanlar bile bir daha tedavi edilemez ölçüde delirecekmiş.

Bir müddet düşündükten sonra en kolay yolun zehiri, ülkenin tek kuyusuna boşaltmak olduğuna karar vermiş. Gerçekten de orada yaşayanların su içmek için başka yerleri yokmuş.

Böylece hain büyücü kararını uygulamaya koymuş. Ve hatırı sayılır miktarda zehiri bir fırsat yakalayıp kuyuya boşaltmışErtesi sabahtan itibaren sudan

içen herkes delirmeye başlamış. Abuk sabuk konuşup anlamsızca gülen, kahkahalar atan ve hiç sebepsiz kavgaya tutuşan insanlar haline gelmişler. Kimsenin aklına sorunun kuyuda olduğu gelmediği için kısa sürede ülkede bulunan herkes delirmiş.

Kraliyet ailesi hariç.

Çünkü sarayın kuyusu ayrıymış ve onlar zehirli sudan içmek zorunda kalmamışlar.

Gel zaman git zaman ülkedeki huzursuzluk tehlikeli boyutlara ulaşmış. İnsanlar kendilerinden farklı davranan Kral ve Kraliçeye karşı nefret ve şüphe beslemeye başlamışlar. Onlar kalabalık bir toplum oluşturdukları halde iki kişiden oluşan yöneticilerinin farklı tutum sergiliyor olmasını hazmedememişler.

Çaresiz kalan Kraliçe sonunda Kral eşine bir teklif götürmüş ve kendilerinin de o kuyudan su içmelerini salık vermiş. Böylece onlar da delireceklerinden topluma uyum sağlayacaklarını ve huzursuzluğun

sona ereceğini düşünmüş.Ve içipte topluma ayak uydurduklarında,halk ta onları bağrına basmış.

22 Kasım 2010 23:34

mdkr
Daire Başkanı

artık toplumumuzun eskisi gibi olmadığını düşünüyorum

baskı eskiye dayalı yaşamın azaldığını insanların daha hür yaşadığını

tabi bu yaşam kişiye göre değişiyor

ama kesinlikle insanların çoğu artık özgür ve hür iradeleri ile birşeyler yapıyorlar

bazen eski iyimiymiş ne

22 Kasım 2010 23:53

tebül
Kapalı

insanları tanımak için bir şey yapmam

birini tanımak için göstereceğim bilinçli çaba beni rahatsız eder

oluruna bırakırım

26 Kasım 2010 07:47

mislina2
Kapalı

"Birey toplumu oluşturur,toplum bireyi yaşatır."

Birey nedir, her kişi birey midir, birey olmak kolay bir süreç midir, birey olamadan toplumcu olunabilir mi?

Kendi öz benliğinden uzaklaşıp, ait olmayı bir varoluş biçimi olarak adlandıran ve sosyal rollerin dışına çıkamayan, aidiyet duygusu kişisel ve özgürlüklerden ağır basan kişiye birey diyebilir miyiz? Fikrimce birey olmadan da toplumcu olunmaz. Bir kişi herhangi bir otoritenin etkisinde kalmadan karar verebiliyorsa, vermiş olduğu kararın sorumluluğunu üstleniyorsa; bütünün içinde kendisi olabiliyorsa, kendi değerlerinin, olumlu ve olumsuz yanlarının, davranışlarının farkındaysa; oturup kendi haline yanmayıp da sorunlarına aklı ile çözüm üretebiliyorsa kısacası kendi iç dünyasının mimarı olabilirsa kişi o vakit bireyleşebilir. İşte o zaman birey sağlıklı bir toplum oluşturur ve toplumda o bireyi yaşatır. Değilse kişi, toplumun kurbanı olur..:)

Aktarmış olduğunuz hikaye bana Kemal Sayar'ın "Kafesteki Adam" yazısını anımsattı.:)

**

Bir akşam sarayın bir penceresinden sokakta akıp giden kalabalığı seyreden bir kralın gözüne, o kalabalığın içinden bir adam takılmış. Sıradan bir insanmış bu. O akşam vakti, evine yürümekteymiş. Tıpkı, yıllardan beri haftada beş akşam yaptığı gibi... Kral, adamın evine vardığında yapacaklarını tahayyül etmiş: hanımı ve çocuklarıyla merhabalaşmak, hal hatır sormak, yemeğini yemek, televizyon seyretmek veya birşeyler okumak, uyumak, sonra da, ertesi sabah her zamanki saatinde uyanıp yine işe doğru yola koyulmak.

Birden bir merak sarmış kralı: ?Hayvanat bahçesindeki hayvanlar gibi, bu adamı da bir kafese kapatsak acaba ne olur??

Ertesi gün hemen ruhbilimcisini çağırıp ona bu düşüncesinden söz açmış ve kendisini bu deneyin gözlemini yapmaya çağırmış. Ruhbilimci bunun imkânsız olduğunu söyleyip itiraz edecek olduysa da, kral, Cengiz Han?dan Hitler?e kadar pek çok totaliter liderin bunu yaptığını ve şimdi bu durumu bilimsel açıdan incelemenin hiçbir mahzuru bulunmadığını söyleyerek kestirip atmış. ?Üstelik? demiş kral, ?bu iş için külliyetli miktarda para ayırdım. Bu para heba olsun istemem.?

Aslında, ruhbilimci de bir insanın kafese kapatıldığında ne gibi davranışlar gösterebileceğini için için merak ediyormuş zaten.

Ertesi gün kral hayvanat bahçesinden kafes getirilmesini emretmiş. Kafes sarayın iç avlusuna yerleştirilmiş ve kralın gözüne kestirdiği o sıradan adam derdest edilerek kafese konulmuş. Ruhbilimci de adamı gözlemlemek için kafesin kenarında bir yere ilişmiş. Adam önceleri yakınmış hep. Ruhbilimciye, ?Tramvayı yakalamam gerek, işe gitmeliyim, saate bak, geç kaldım!? deyip duruyormuş. İkindiye doğru, neler olup bittiğinin farkına varmış ve protestoya başlamış: ?Kral bunu bana yapamaz! Bu âdil değil, kanuna aykırı!..? Sesi kuvvetli, gözleri öfke doluymuş.

?Çok iyi? diye düşünmüş ruhbilimci. ?Öfke, yanlış giden şeylerle savaşmak, onu doğrudan protesto etmek isteyen insanların davranışıdır. Birisi kliniğe bu duygu içinde gelse iyi sayılır, ona yardımcı olunabilir.?

Haftanın sonraki günlerinde adam protestolarını devam ettirmiş. Kral ne zaman kafesin yanından geçse, protestolarını onun yüzüne haykırıyormuş.

Ancak, şöyle diyormuş kral: ?Şuraya bak! İyi bir yatağın, bol yiyeceğin var, çalışman de gerekmiyor. Sana burada çok iyi bakıyoruz. Niye itiraz ediyorsun ki??

Birkaç gün daha geçince adamın protestoları azalmış ve sonra bitmiş. Kafesinde sessiz duruyor ve konuşmayı reddediyormuş. Ama ruhbilimci adamın gözlerinde bir ateş yalımı gibi parlayan nefreti görebiliyormuş. Ağzından birkaç söz çıktığında kısa ve kesin kelimelerle oluyormuş bu; kimden ve niçin nefret ettiğini bilen sakin ama kuvvetli bir sesle oluyormuş. Kral avluya çıktığında adamın gözlerinde derin bir ateş yanıyormuş.

Ruhbilimci bu derin ateşi haksızlığa uğrayan çok insanın gözlerinde gördüğünü düşünmüş: ?Hâlâ iyi, içinde kavga ateşi taşıyan bir kişiye yardım edilebilir.?

Kral ne zaman avluda yürüyüşe çıksa, kafesteki adama kendisine iyi bakıldığını, bol yiyecek ve barınak verildiğini hatırlatıyormuş. Gel zaman git zaman, ruhbilimci adamın kralın sözlerine eskisi gibi öfkeyle mukabele etmediğini, bunları sessizlikle karşıladığını farketmiş. Adam kralın doğru söyleyip söylemediğini tartmak ister gibi, düşünceli bir halde, susuyormuş. Öfkenin yaktığı o derin ateş zaman içinde sönmeye yüz tutmuş.

Birkaç hafta içinde adam ruhbilimciye bir insana yiyecek ve barınak sağlanmasının ne kadar iyi olduğunu anlatmaya başlamış. İnsanın kaderine rıza göstermesi gerektiğini, kadere rızanın bilgeliğin bir parçası olduğunu söylüyormuş. Bir süre sonra da güvenlik ve kadere teslimiyet konusunda kapsamlı bir kuram geliştirmeye başlamış. Bu uzun ve çoğu kez adamın monologundan ibaret sohbetlerinde, ruhbilimci onun sesinin düzleştiğini, âdeta içinin boşaldığını hissetmiş. ?Çok zor? diye düşünmüş. ?Bir insan kime buğzedeceğini bilmiyorsa eğer, ona yardım etmek çok zor.?

Adam, kendisini ziyarete gelen bilim adamları heyetine şaşırtıcı bir biçimde dostâne davranmış ve onlara bu yaşam biçimini kendisinin seçtiğini, emniyetin ve gözetilip kollanmanın büyük değerler olduğunu anlatmış. ?Ne garip!? diye düşünmüş ruhbilimci. ?Kendi yaşam biçimini temize çıkarmak için neden bu kadar uğraşıyor ki??

İleriki günlerde kral avluya gezmeye çıktığında adam kafesin parmaklıkları ardından ona şükran ve minnetini bildirmeye başlamış. Kral ortalıkta olmadığında ise, içine kapanık, künt ve vurdumduymaz bir hale bürünüyormuş. Parmaklıklar arasından yiyeceğini aldığında bardağı yahut tabağı yere düşürüyor, sakarlığına üzülüyormuş. Konuşması da giderek fakirleşmiş ve gözetilip kollanmanın değeri üzerine geliştirdiği felsefî kuramlar, yerlerini ?Kader bu!? gibi basit ve sıklıkla yinelenen cümlelere bırakmış. Önceki testlerinde hiçbir zeka sorunu olmadığı açığa çıkan adamın bu durumu, ruhbilimciyi şaşırtmış. Neden sonra, bunun efendilerinin elini öpmeye zorlanan kölelerde sıklıkla görülen bir davranış biçimi olduğunu hatırlamış. Kendilerini besleyen ama aynı zamanda onları köleleştirmiş kişilere karşı ne isyan, ne de buğz edebilen köleler de böyle umarsız bir duruma düşerlermiş.

Kafesteki adam artık gün boyu kafesinde oturuyor, sadece güneşin hareketlerine göre pozisyonunu değiştiriyormuş. Ruhbilimci, adamın yüzünün artık belirli bir ifade taşımadığını, o yüzde gülümseyişten bir iz bulunmadığını, yüz ifadesinin tümüyle boş ve anlamsız bir hale büründüğünü farketmiş. Adam yemeğini yiyor ve ruhbilimciye en fazla birkaç kelime diyormuş. Gözleri uzak ve belirsiz bir noktaya tıkılmış gibi, bakıyor, ama etrafını görmüyormuş. Adam o basit konuşmalarında artık hiç ?ben? demiyormuş. Kafesi ve bir kafes içinde yaşamayı kabullenmiş. Öfkesi, nefreti, dahası içinde bulunduğu hali meşrulaştırma yolunda bir gayreti yokmuş. Zira artık aklı başında değilmiş.

Bu masalı bize Rollo May anlatıyor, Psychology and the Human Dilemma adlı eserinde.

Acaba diyorum, burada adamın yerine bir milleti koysak, bu kıssadan bir hisse devşirmek mümkün olur mu? Kafese konmuş bir millet de, tarihsel süreç içerisinde benzeri tepkileri verir mi?

Ne dersiniz: Bu masaldan asrî zamanlara uygun bir mesel çıkar mı?

26 Kasım 2010 09:55

mdkr
Daire Başkanı

başka milletleri bilmem ama biz TÜRKLER için bu olay bu ruh haline toplum olarak düşmemiz imkansuz

iki TÜRK bir araya geldimi devleti nasıl kuruarız nasıl özgür oluruz düşüncesini besleyen bir milletiz biz

bu olaylar bu kişinin süre gelen hikayeside tıpkı bize

yazar gibi yabancı

yanılıyormuyum?

Toplam 169 mesaj
 
ANKET
İşçilere yönelik toplu iş sözleşmesinde anlaşma sağlandı. Nasıl buldunuz?