Editörler : LaNeT**sude**
«145146147148149150151152153154155156157
30 Ekim 2019 23:34

sabah melikesi
Başbakan Müsteşarı

Güvercin , Patrick Süskind

Can Yay. 82 sayfa, Hikaye

Çocukluğu ve ilk gençlik yılları hatta evliliği hayal kırıklıkları, onmaz yaralar içerisinde geçen hikaye kahramanımız Jonathan Noell'in başından geçenleri, psikolojisini, panik atağa varan hallerini anlatan hacmi küçük bir eser "Güvercin".

Şehre geldikten sonra kendi ayakları üzerinde duran, kendine göre bir odada küçük bir dünya kuran Jonathan'ın kendini tanıma hikayesi belki de bu.

Odanın kapısında karşılaştığı güvercin ile içine attığı tüm atıkların ortaya çıkması, bir nevi kahramanın bir sorgulamadan geçmesini, betimlemelerle, içsel konuşmalarla ortaya koymuş yazar.

Ve kapanışın yine güvercinle yapılması yerinde.

Bir kaç saatte okunabilecek, oldukça akıcı içsel bir kitap.Hatta pdf'den okudum. Koku'yu çok beğenen bir okur olarak bu mini hikayeyi de hoş buldum.

08 Kasım 2019 11:34

te-selya
Aday Memur

Bircan YILDIRIM-- Hayat

Cesurlara Torpil Geçer

Destek Yayınları'ndan

yayınlanmış, Kişisel gelişim disiplininde bir kitap.

255 sayfa

100. baskı

AŞTİ'de otobüs saati

beklerken aldığım bir kitap.

Ağustos ayıydı sanırım.

AŞTİ'de beklerken biraz

okumaya çalışmış ilk başlarda saçma bulmuş bir kenara bırakmıştım kitabı.

İş yerindeki bir

arkadaşla konuşurken kitapla ilgili bi kaç ilginç anekdot öğrendikten sonra

yeniden başladım okumaya. Bir süre okudum ama yine bir direnç gösterdim okuma

konusunda.

Kitap "terapi"

niteliğinde. Bahsi geçen konular genel olarak insanların sorunlarına neden olan

"değersizlik, yetersizlik, güvensizlik ve sevgisizlik" hislerinden

hareketle yapılması önerilen nefes ve duygusal arınma metotları üzerine odaklanmış.

Kitap bittiğinde hangi

duyguya niyetlenerek okunursa o duygunun tamirine yardımcı olduğu söyleniyor.

Ben 3 kerede zor

Çok şükür bitirdim kitabı. Benim gibi okumakta zorlanan kişilerin de o “kitabı okumayı

bırakma isteği” duydukları sayfalarda hangi duygu işleniyorsa o konudaki

değişimi bilinçaltının reddettiği gibi bir yorum da yapılıyor kitapla ilgili.

Hasıl-ı ve’l-kelam ben

kitabı bitirdim.

Bi kaç nefes tekniği, bi

kaç enerji metodu, birkaç duygusal özgürleşme ve kabullenme tekniği öğrenmenin

yanı sıra “kişinin neye odaklanırsa onu büyüttüğü” gibi bir cümle kaldı bana

kâr…

Kitapta anlatım

bozuklukları, mantıksal cümle hataları, yazım hataları oldukça fazla.

Çok basit cümlelerle

anlatılan olaylar okurken bana yazar yazamasa daha mı iyi olurdu diye

düşündürdü.

Konuşabilmek ve

yazabilmek, öğretebilmek birbirinden farklı yeteneklermiş bunu kitapta çok net

gördüm. Buna rağmen anlatıları bana hitap ettiği için yazarın, Yaşam Terapisi

ve Duygusal Zeka kitaplarını da okuma listeme aldım.

08 Kasım 2019 11:38

te-selya
Aday Memur

Bircan YILDIRIM-- Hayat

Cesurlara Torpil Geçer

Destek Yayınları'ndan

yayınlanmış, Kişisel gelişim disiplininde bir kitap.

255 sayfa

100. baskı

AŞTİ'de otobüs saati

beklerken aldığım bir kitap.

Ağustos ayıydı sanırım.

AŞTİ'de beklerken biraz

okumaya çalışmış ilk başlarda saçma bulmuş bir kenara bırakmıştım kitabı.

İş yerindeki bir

arkadaşla konuşurken kitapla ilgili bi kaç ilginç anekdot öğrendikten sonra

yeniden başladım okumaya. Bir süre okudum ama yine bir direnç gösterdim okuma

konusunda.

Kitap "terapi"

niteliğinde. Bahsi geçen konular genel olarak insanların sorunlarına neden olan

"değersizlik, yetersizlik, güvensizlik ve sevgisizlik" hislerinden

hareketle yapılması önerilen nefes ve duygusal arınma metotları üzerine odaklanmış.

Kitap bittiğinde hangi

duyguya niyetlenerek okunursa o duygunun tamirine yardımcı olduğu söyleniyor.

Ben 3 kerede zor

Çok şükür bitirdim kitabı. Benim gibi okumakta zorlanan kişilerin de o “kitabı okumayı

bırakma isteği” duydukları sayfalarda hangi duygu işleniyorsa o konudaki

değişimi bilinçaltının reddettiği gibi bir yorum da yapılıyor kitapla ilgili.

Hasıl-ı ve’l-kelam ben

kitabı bitirdim.

Bi kaç nefes tekniği, bi

kaç enerji metodu, birkaç duygusal özgürleşme ve kabullenme tekniği öğrenmenin

yanı sıra “kişinin neye odaklanırsa onu büyüttüğü” gibi bir cümle kaldı bana

kâr…

Kitapta anlatım

bozuklukları, mantıksal cümle hataları, yazım hataları oldukça fazla.

Çok basit cümlelerle

anlatılan olaylar okurken bana yazar yazamasa daha mı iyi olurdu diye

düşündürdü.

Konuşabilmek ve

yazabilmek, öğretebilmek birbirinden farklı yeteneklermiş bunu kitapta çok net

gördüm. Buna rağmen anlatıları bana hitap ettiği için yazarın, Yaşam Terapisi

ve Duygusal Zeka kitaplarını da okuma listeme aldım.


te-selya, 8 ay önce - Alıntıya git

bu çıkan acayip şekillerin yerinde tırnak ve kesme işareti var. Maşallahı var yine sitenin yazılanları bulmacaya çevirmek konusunda

10 Kasım 2019 12:26

sabah melikesi
Başbakan Müsteşarı

Kağıt Ev, Carlos Maria Domingues

Bu eseri e kitap üzerinden okudum. Oldukça keyif alarak okudum.On sekiz bin (yirmi sekiz bin miydi yoksa) kitap bulunan bir kütüphane içerisindeyim hala. Her köşe kitap dolu. Hakketen kağıt ev. Kitap nasıl okunur, bir okurun kitaplarıyla bağlılığı, iletişimi nasıldır, ne düşünür, kitaplarını kitaplığa nasıl neye göre dizer yada dizmez, kitaplar uzun süre nasıl korunur, raflar nasıl olmalı/olmamalı gibi kitaplığı olan bir okurun başına gelebilecek bir çok soruya, olaya yaklaşımlarla dolu bir kitaptı kağıt ev.Kendi kitaplığımda şu an ortalama binbeşyüz kitap var.Sıklıkla da kitap alıyorum. Sonum ne olur bilmiyorum. Delgado gibi olur muyum acaba?

11 Kasım 2019 10:09

te-selya
Aday Memur

Koleksiyoncu

Fiona CUMMINS

Panama Yayınları

"Güzel olan kusurdur." diye yazıyor kırmızı harflerle kapakta.

Orijinal ismi "Rattle"

Gözde ACAR çevirisi

Birinci Baskı- Şubat 2019

479 sayfa

Arka kapaktan:

Kemiklerinize kadar ürpertecek bir seri katil. Hannibal Lecter'dan daha korkunç bir psikopat.

.

Çok sıradan bir hayat yaşıyor.

-Kimi zaman.

.

Öyle bir geçmişi var ki bazı davranışlarının sebebini açıklıyor.

-Çoğu zaman.

.

Korkunç hobisini anlamaksa imkansız.

-Hem de her zaman.

.

Her şeyi gayet iyi planlıyor.

Farklı iki ayrı hayat sürüyor.

Şimdi de koleksiyonuna yeni bir şeyler katmak istiyor.

Yıllardır devam eden saplantısını beslemek üzere bir kez daha ava çıkmaya hazırlanıyor.

…..

Yazarın Türkçe'ye çevrilen ilk ve serinin birinci kitabı imiş.

Oldukça ilginç bir konusu var. Nadir görülebilecek bir konu da denilebilir. Sıra dışı bir yöntem.

İlginç hayat hikayelerinin kesişmesi...

Yarıladım kitabı. Akıcı gidiyor.

Her fırsatta alıp okuma isteği uyandırıyor bende.

Oldukça duygusal bölümleri var ve bir o kadar da tüyler ürperten bölümleri de mevcut.

Genel yorumlar serini ilk kitabı olduğu yönünde ama ben kitabı henüz bitirmediğim için her hangi bir yorum yapamıyorum bu konuda.

12 Kasım 2019 16:04

sabah melikesi
Başbakan Müsteşarı

Kör Baykuş, Sadık Hidayet

111 sayfa , İletişim Yayınları

Yazarın okuduğum ilk kitabı."Ölüm"ün ana tema olarak işlendiği ve kadınların konuya sıklıkla dahil edildiği bir kitaptı. İçsellik çok yoğundu.Yazarın hayatını okuyunca kitabı daha iyi anlamlandırıyor insan. Zira, yaşantısından çok izler bırakmıştı Sadık Hidayet.

Hayal gerçek rüya arasında da getirip götürür okuru. Mekan için de aynı şey geçerli.İmgeler çok fazla yer bulur kendine bu eserde. Bir anda çözülecek bir kitap da değil. Belki tekrar okumak gerekir.

Kendini dar bir alana kapatan hasta bir adamın gel gitleri, sorgulamalar, ruhsal durumu, sevgi olayındaki saplantılı yaklaşımı, çocukluğundan itibaren hikayesel bir şekilde işleniyor.

Yazar hakkında araştırma yaparken intiharını okumak sarstı beni. Kitabı okuyunca bu ölüm olgusunun işlenişi vs daha net yer buluyor havsalasında insanın.

İlk defa bir kitap için bu kadar uzun yazılmış bir yazıya rastladım son sayfalarında. Ali Fuat Bilkan tarafından ele alınan bu inceleme 20 sayfa kadar var. Zaten kitap 89 sayfa. Kitabı hiç okumayıp bu incelemeyi okursanız da epey fikriniz olur kitap hakkında.Ben bu tür incelemelerin kitap içerisine dahil edilmesini pek doğru bulmuyorum.Bir de bunu ön söz kısmına koyanlar var. En azında sonda olması da güzel.

15 Kasım 2019 19:16

sabah melikesi
Başbakan Müsteşarı

Üç Hikaye, J.D. Salinger

Çavdar Tarlasında Çocuklar yada Gönülçelen ile tanıdığım Salinger'den tekrar bir kitap okumak da varmış.

Üç hikayeden oluşuyor. İlk hikayede bizim atarlı ergen Holden'e denk gelmek keyifliydi.

Diğer hikayelerde de Paula'nın son hali yürek burktu.

En sevdiğim hikaye ilk hikaye oldu.

Kitaptan kısacık bir cümle;

"Birini seviyorsan, onu ne kadar sevdiğini herkese söyle." dedi Kenneth.

Diyor Kenneth. Herkese söylemese de olur. Sevdiğine söylesin kafi. Hatta ilk ona. Bunu onun bilmesi yeterli diğerleri teferruat.

Bu arada , e kitap okumak o kadar da itici bir eylem değilmiş.

02 Aralık 2019 12:10

liebestraum
Şef

BİRİNCİ MEZARCI

(Türkü söyler.)

Yıllar geçti sinsice sezdirmeden

Yaşım büktü belimi

Attı beni karaya denizlerden Bir var bir yokmuş gibi.

(Bir kafatası çıkarır atar.)

HAMLET

Bu kafanın bir dili vardı içinde, türkü söylerdi bir zaman. Herif nasıl kaldırıp atıyor şimdi yere, Kabil?in eşeğinin çene kemiğiymiş, ilk cinayetin aletiymiş gibi. Belki de bir politikacının kafatası bu hayvan herifin fırlatıp attığı. Oysa adam sağlığında kendini Tanrıdan daha akıllı sanmış olabilir, olamaz mı?

HORATIO

Hem de nasıl efendimiz!

HAMLET

Ya da bir dalkavuk saraylının: "Ah canım efendim, günaydın efendimiz, afiyettesiniz inşallah sevgili efendimiz?" diye diller dökerdi. Falan lordumuzun atını, belki hediye eder diye öve öve bitiremeyen falanca lordumuzun kafası olamaz mı?

HORATIO

Olabilir.

HAMLET

Neden olmasın? Evet ya! Ama şimdi kurt sultanların emrinde, bu çenesiz, tepesini mezarcı küreği delmiş kafa. Ne yaman bir devrim bu, gören göz için. Bu kemikler böyle ayak altında olmak için mi bunca nimetlerle beslendi? Kemiklerim sızlıyor, düşündükçe.

Hamlet, William Shakespeare

05 Aralık 2019 10:01

sabah melikesi
Başbakan Müsteşarı

Başkasının Karısı, Dostoyevski

Dostoyevski'nin şirin, kısa hikayeciklerinden birisi.

Karısını çok seven ve onu kıskanan bir adamın başına gelenlerin trajikomik bir şekilde anlatıldığı bir hikaye bu. Yanlış anlamalar mı dersiniz, tamamen çetrefilli işler mi dersiniz, yine de onca şeye rağmen ucuz atlatıyor kahramanımız olayların sonuçlarını. Bir tiyatro oyunu izler gibi okutuyor hikaye kendini.

Kıskançlığın bir hastalık olduğuna sık sık vurgu yapılıyor hikayede.

Güven çok önemli ilişkilerde. Bunun şakası bile olmaz. Şüphe ise yer bitirir insanı. İkili ilişkilerde buna fırsat vermemeli taraflar. Hırstı, intikamdı, nazireydi bunlar ilişkiye yakışmaz.

Kıskançlığa da sürüklememeli, güven vermeli.

22 Aralık 2019 22:46

sabah melikesi
Başbakan Müsteşarı

Langa İstanbul'un Yitik Semtlerinden Birisi , Nermin Karahan

232 sayfa , Pirus yay.

Yazarın ilk kitabı. Beş yıl süren bir süreç içerisinde oluşturmuş Langa'yı. İyi ki de oluşturmuş.Sıcacık bir roman okudum.

Yazarla birlikte ben de çocukluğuma gittim. Komşularımız tek tek geçti gözlerimin önümden, okul anılarım canlandı, annemin ev hallerine bi kez daha aşık oldum. Ve babamı ne kadar özlediğimi fark ettim.Kardeşlerimle yaptığımız yaramazlıklar, evcilik oyunları, dedemin arı kovanları, babaannemin bahçesi, annemin çiçekleri, kışın çıtırdayarak yanan odun sobası, üzerinde fokurdayan güğüm. Pazar banyoları, cumartesi filmleri, kat kat giydirilen kazaklar, soğuktan çatlayan eller.

Evet Nermin hanım beni çocukluğuma götürdü. Belki onun çocukluğu kadar yitik değildi ama onun çocukluğu kadar gerçek ve yaşanası idi.Yazar kendi hayatından parçaları olduğu gibi, çekinmeden, ayrıntıları dahi atlamadan anlattığı için öncelikle kutluyorum kendisini.

Bir kitap fuarında tanışma fırsatı da yakalamıştım kendisiyle. Kaleminin daim olmasını diliyorum.Kitapta herkes, özellikle yetmişlerde seksenlerde doksanlarda çocuk olanlar daha çok şey bulacaklardır kendilerine dair.

Biyografi aynı zamanda bu roman.Dönemin şartları da güzel anlatılmış.Darbe zamanları, yasaklanan kitaplar, ev baskınları, bakkal kuyrukları...En samimi duygu ise arkadaşlık, dostluk, insanlık kavramlarının yaşıyor olması.

Rıza Karahan'a atfedilen bir kitap kızı tarafından. Dillere dolanan bir türkü vardır çoğunluk bilir. "Bul getir"" Kime ait bu türkü?Tabiki Rıza Karahan'a. Kitap kapağında yer alıyor bir kısmı.

Arka kapakta da Kıvanç Tatlıtuğ 'a ait bir yorum var.Özellikle çocukluğundan bir parça bulmak isteyenlere, bir döneme tutulan aynayı izlemek isteyenlere hitap edecek bir kitap Langa.

23 Aralık 2019 11:19

te-selya
Aday Memur

Sinestezi- Sarah J. Harris

Orijinal adı: The Colourn of Bee Larkham's Murder

Panama yayınları

462 sayfa

Birinci Baskı- Ocak 2019

Çeviri: Gözde Acar

On üç yaşındaki Jasper, sinestezi hastasıdır. Etrafındaki hiç kimsenin göremediği, renklerden oluşan bir dünyada yaşar; kelimeleri, rakamları, haftanın günlerini, duyduğu sesleri ve konuşmaları farklı renklerle algılar.

Jasper hakkında bilmeniz gereken başka şeyler de var:

Diğer insanlarla kıyaslandığında dünyayı bambaşka bir şekilde algılar, babası bile ne gibi renkler gördüğünü anlayamaz.

İnsanların yüzlerini hatırlayamaz, hatta kendi çehresini bile tanıyamaz.

Papağanlara hayran, hevesli bir kuş gözlemcisidir.

Yaşadıkları sokağa yeni taşınan ve güzel bir kadın olan Bee Larkham?ın öldürüldüğüne şahit olur ve cinayetin rengini görür.

Gördükleri hoşuna gitmeyen ve vicdanını rahatlatmak isteyen Jasper, her şeyi polise itiraf etmeye kararlıdır çünkü Bee Larkham?a çok kötü bir şey yaptığının bilincindedir. Oysa babası, her şeyi örtbas edeceği konusunda ona söz vermiştir. Oğlundan tek istediği, polise herhangi bir şey anlatmamasıdır. Üstelik yüzü bilinmeyen katili yakalamak neredeyse imkânsızken, şüpheliler listesinin ilk sırasında Jasper?ın adı yer almaktadır.

Neler yaşandığını daha iyi anlayabilmek için birkaç ay öncesine dönüp, olaylara Jasper?ın gözüyle bakmak gerekecektir. Hafızasına güvenmeyen çocuk, tüm yaşadıklarını boyaları ve resimleriyle betimleyip, anımsayabilmektedir.

Onun rengârenk dünyasına girdikçe, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını fark edeceksiniz.

Bu sıra dışı ve dokunaklı roman, dünyayı daha değişik bir şekilde algılamanızı sağlayacak. Jasper?ı, kitabı bitirdikten sonra bile uzun süre unutamayacaksınız.

(Tanıtım Bülteninden)

24 Aralık 2019 13:39

sabah melikesi
Başbakan Müsteşarı

Bilmemek, Milan Kundera

136 sayfa, Can Yay.

Yazarın okuduğum ikinci kitabı.

1968'de Rusların Çek Cumhuriyetini (Prag) işgali ile ülkelerinden zorunlu olarak göç etmek zorunda kalan (Danimarka, Fransa gibi yerlere) insanların ne gittikleri yerde ne de tekrar döndükleri yerde kendilerini oraya ait hissedememe duygusunu, yaşadıklarını, geçmişlerini, aşklarını, yalnızlıklarını konu alan, sayfa sayısı az da olsa içeriği doyurucu, dolu dolu bir kitap "Bilmemek".

İçeriğinde ; edebiyat, tarih, psikoloji, sosyoloji, felsefe, insan ilişkileri, umutsuzluk, aidiyetsizlik bol miktarda var.İnsan psikolojisinin katmanlarını güzel irdelemiş Kundera.İki karakter (İrena & Josef) üzerinden işleniyor gibi görünse de kitapta beş karakter daha belirgin.

Günümüz ile geçmiş arasındaki geçişler, farklı karakterler üzerinden anlatım ara ara okuru şaşırtsa da dikkati ölçen unsurlardı.Göçmenlik duygusunu güzel veren bir eser olarak, aynı zamanda "Bilmemek" yazarın da kendi hayatından akisler sunmakta.

Aynı estanteneler "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği"nde de vardı.Bilmemenin 'özgürlük' olduğu vurgusu da vardı kitapta.

Odyyseus (mitelojide İthaka kralı) 'dan da esintiler vardı yine eserde yada etkilenmeler diyelim.Kitabın ikinci yarısı daha akıcı ve bir anda bitiveriyor. Sonu ise şaşırtıcı oldukça.

Bir daha Kundera okur muyum? Kısmet.. Çünkü "asla" dememek gerektiğini bu kitabı okurken bir kez daha deneyimlemiş oldum.

24 Aralık 2019 14:36

vegas01
Şube Müdürü

En son Paul Sartre'nin Bulantı isimli kitabını okumuştum.

Kitap yalnızlığın felsefesi üzerine. Tavsiye ederim.

31 Ocak 2020 17:00

sabah melikesi
Başbakan Müsteşarı

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley

266, ithaki - 33.baskı

1931'de yazılıp, 1932'de yayınlanan bilim kurgu klasiklerinde başyapıt kabul edilen, yayınlandığı dönem epey ses getiren bu distopik eser, Huxley tarafından 1926'da ABD'yi ziyareti sonrasında kaleme alınıyor.

Henry Ford 'un ilk araba üretimi sonrasında ABD' de de insanların yaşam koşullarındaki rahatlığa geçiş güdüsü sonrasında, bir dünya oluşturuyor yazar burada. Ford'un tanrı olarak ifade ediyor. "Ford aşkına" sözü kitapta sık sık geçer.

26.yy İngilteresinde geçiyor olaylar.

Orjinal adı "Brave New World". Shakespeare 'in bir eserinden ortaya çıkıyor bu isim. Brave' in güzel anlamı da var o zamanlar. Güzel Yeni Dünya olarak da isimle diriliebilir.

Yeni Dünya, mutluluk üzerine kurulu, açıklar, hastalıklar, savaşlar yok, refah seviyesi üstlerde.Ebeveynler yok, anne, baba, aile, din, felsefe, sanat yok.

Üreme olayı kuluçka yöntemiyle, şişelerde. Bilim, teknoloji bu anlamda çok gelişmiş durumda. "Herkes, herkes için." Bir kişiye aidiyet bağlılık vs yok. Bu konuda serbestlik var. Her bireyin görevi farklı. Üretim çok iyi.

Kuluçka yöntemiyle doğan insanlar ise belirli özellikteler. Alfalar, epsilonlar, betalar, gamalar, deltalar vb var. Bunların as, üst leri var.

Yönetim kadrosunda alfalar yer alıyor. Betalar bir alt kademe, fiziksel olarak da her kademe farklı birbirinden. İnsanları mutsuz edecek bir şey yok. Bireyler koşullandırılarak, rüyada, bilinç altında görevlerine hazırlandıtılıyorlar. Arada kafa karışıklığı olduğunda soma adı verilen bir uyuşturucu madde alıyorlar, rahatlıyorlar. Sistemi denetleyenler var vs.

Kafası karışanları bir adaya sürüyorlar. Yazıldığı zaman dikkate alındığında kurgu çok çok iyi. Ve güncelliğini koruyan bir kitap. Her dönem için ayrı bir bakışla okunabilir.

Ulaşım hava yolu ile. Herkesin uçağı, helikopteri var.

Bu dünya dışında bir de vahşiler olarak adlandırılan normal bir hayat süren bir kesim var kitapta. Evleniyorlar, doğuruyotlar vs.

Kafası karışan Bernard'ın burayı ziyaret etmek istemesiyle başlayıp, Mustafa Mond'un ve vahşinin içerinde yer aldığı bir sona doğru gidiyor kitap.

Genel olarak beğendim. Geçen yıl en çok satanlar arasında yer alan bir eserdi.

Mutluluk üzerine kurulu bir dünya vardı ama insanlar mutsuzluğun ne olduğunu bilmedikleri için bu mutlu dünyayı da tam anlayamıyorlar, özgür değiller. Her şey zıddıyla vardır dünyada. Zıddını yaşamayan insan, aksinin değerini bilemez.

Diyor ya;

"Ben keyif aramıyorum...

Gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum... Günah istiyorum."

20 Şubat 2020 15:52

sabah melikesi
Başbakan Müsteşarı

Yaprak Fırtınası 'nı okuyorum bu aralar.

Gabriel Garcia Marquez' e ait ilk kitap, aynı zamanda Yüzyıllık Yalnızlık kitabına da temel olan bir kitap.

Zira kitapta ünlü Macondo kasabası ve Albay Aureliano Buendia isimleri ana karakter olarak geçmekte. Tanıdık bir kitap okuma hissi var. Vefalı eski bi dosta rastlamış gibi.

Ölen bir doktorun cenazesini kaldırmak istemeyen kasabalıya karşı albayın defin çabalarını, geri dönüşlü zamanlar ile yarım saat içerisinde anlatıyor.

03 Mart 2020 10:33

Akbar2
Aday Memur

İlahi Komedya okuyorum Dante A

Uzun bir yolculuk oluyor ama Dante'yi tanımak için düşsel bir gezinti aynı zamanda.

10 Mart 2020 13:49

Hariçten gazell
Daire Başkanı

Olasiliksizlik-Adam fawer

Pek begenmedim

01 Temmuz 2020 23:31

sabah melikesi
Başbakan Müsteşarı

Aradım Yaz Dediniz , Feryal TİLMAÇ

168 sayfa , İthaki..

Her bölümde 7 olmak üzere iki bölümde ön dört öyküden oluşan bu eser, zihnimde epey süre dolanıp duracak.Olmayacak Şey isimli ilk bölüm Atilla İLHAN'ın;

"demlendikçe yalnızlığı aydınlanıyor muammer bey

olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması"

dizeleri yer alıyor.

Öykülerle alakalı olarak da bu dizeleri harmanlayarak anlıyor insanı ve özellikle kadınlarımızı yazarımız. Kadınların iç çekişleri, karşılaştıkları anormal durumlar, toplumdaki itilmişliği, var olma ve kendini kabul ettirme çabası , yalnızlaşması çarpıcı bir şekilde ve ilginç kurgularla ortaya koyulur. Feryal Tilmaç olmayacak olanı,bir insanın bir insanı anlayabileceğini olduruyor.

İkinci bölüm Ey Kızkardeş adını taşıyor ve Nilgün MARMARA'nın;

"Yaslı yüreğin gözyaşı yasası

Nasıl da kaçımılmaz kızkardeş!

Sabah artı acısıyla örtünce karanlığın

Sonsuz olanağını

Ses bilmeyen için ne kadar uzak!"

dizeleriyle başlıyor.

Kadınların çoğunun gözyaşı dökmeye mahkum edildiği hemen her öyküde dile getiriliyor. Bilinç akışı, geriye dönüş tekniği, iç monolog, mizahi anlatım gibi farklı teknikler; metinlerarası ilişkiler; yer yer noktalama ve yazım kurallarını reddetme gibi unsurlar postmodernizmin yansımaları olarak karşımıza çıkıyor.

Her öykü ayrı bir evrende sürüklenmemizi sağlıyor.

"Çocukluğuyla hesaplaşmadan büyüyebilir mi insan?"

" Yalnızlığım,katlanmak zorunda olduğum beraberliğimsin, yalnızlığım, canımsın, kanımsın, sen benim vaz geçilmezimsin." (s.140, Can'la Başla)

"Tamamlanmış hissediyordum. Yani neredeyse!" (s.147, Amigos Para Siempre)

"Ben eskiden ne güzel unuturdum herkesi. Unuttuğumu bile unuturdum." (s.139, Can'la Başla)

"Aylar var ki.. Hiçini içine gömüp günlük gazetelere uzanıyorsun." ( s.80, Melek)

"Bir an önce bitse! Hepimiz kendi hayatlarımıza dağılsak." (s.119, İncir Çekirdeği)

"Erguvanlar morlarını toplamış gitmiş, Boğaz mavisini." (s. 17, Sis Pus)

"Benim sorularını arayan cevaplarım var asıl." (s.28, Masal)

"En tuhaf erkekleri bile sevme kabiliyeti vardır kadınların." ( s.40, Kadınlar Sıcak Ülkelerden Dönen Vahşi Sakatları Sever)

" Zaman aramakla geçecek. Aradığını bilmeyen bulduğunda anlamayacak." (s.112 , Lodostop)

"Çok istiyorsan ara.Ararsan aynı kısır döngüye kapıalcaksın unutma. Bundan sonra sadece okumak var. Yaşasın kitaplar, kahrolsun romantik aşk." ( s.136, Can'la Başla)

"Balkabağımı beş kelimeyle altın kaplamalı bir kraliyet arabasına dönüştürüyor, ruhumun farecilerini arabacılara, güvercinlerini muhafızlara ya da tam tersi. Bay tarafsız dünyanın en yakışıklı prensi, bulana kadar bir sürü salak kurbağayı öpmek zorunda kaldığım." ( Bay Tarafsız)

03 Temmuz 2020 17:57

sabah melikesi
Başbakan Müsteşarı

Dalgalar, Wirginia WOOLF

288 sayfa, Ren yay.

Oldukça farklı bir yazım tekniğini kullanan Woolf, klasik roman anlayışına da karşı çıkıyor bu eserde. Bilinç akışı tekniğini çok iyi kullanan yazar Dalgalar'da bu teknikle beraber kendisinin de söylediği şiirsel oyun dilini kullanıyor.

Kitapta bir birileriyle arkadaş üç kız ve üç erkeğin çocukluklarından yaşlılıklarına kadar yaşadıkları, kim oldukları, yaşadıkları olayları algılayışları bilinç akışı tekniğiyle, iç monolog ve monologlarla anlatılıyor. Yazarın kullandığı dil şiirsel bir dilin düz yazıya aktarılması gibi Shakespearevari biraz. Akıp gidiyor ahenkli bi şekilde. Her karakterin yaşadığı olaylar hem kendi hem de arkadaşları tarafından nasıl algılanıyor ve ynasıl yaşanmışsa öyle anlatılmakta. Buna şiirsel anlatım da eklenince ortaya oldukça güzel ve farklı bir kurgu çıkıyor. Hangi isimle başlıyorsa paragraf o kısım o kişinin bilinç akışı.

"Dalgalar " ise kitabın içinde bir imge olarak kullanılmış. Yaşanılan hayat bir denizde dalgalar gibi gidip gelmektedir. Diğer yandan her karakterin hayatının evrelerini simgeleyen bir diğer imge ise güneştir. Ayrıca kitapta anlatılan altı karakterin hayatları bunun üzrinden yola çıkılarak anlatılmış. Ana al ltı karakter var ama bir kaç da yan karakterler var elbet. Yazarın seçtiği teknik ve anlatım tarzı çok farklı .Okunması zor ve yoran kitaplardan. Woolf hiç okunmadıysa bu kitap ile baaşlanması tavsiye edilmez. Ama şu var ki anlatım tarzı ve kullandığı bilinç akışı tekniği ki bu tekniği çok severim harikaydı. Yazar gerçekten bu kitabı yazarken çok farklı bir kitap ortaya koyacağını söylemiş ve bunu başarmıştır da.

Faruk Duman da diyor ya Edebiyat bir ritimdir. Neden, niçin nasılı düşünmek yerine bazen o ritme kapılıp gitmek gerekir. Dalgalar tam da böylesi kitaplardan.

Yazarın hayatından da izlere rastlamak mümkün eserde. İntiharı, evliliği gibi.

"Olup olacağı buysa değmez. "

"Biri içimde derinlere saplandı. "

"Onları hor görmüyorum. Soytarılıkları benim gözümde zavallılık. "

" Ömrüm boyunca sözcüklerin uç anlamlarına sarılacağım. "

" En nefret ettiğim şeylere simgeler bulacağım, toprağa gömeceğim onları. "

" Kendimi son derece devasa bir tapınak, bir kilise, bir koca evren, kuşatılmış ve her yerde, her şeyin sınırında ve burada da bulunabilecek kapasiteye sahip biri olarak düşünen ben, şimdi senin gördüğünden başka bir şey değilim. "

Toplam 3139 mesaj
«145146147148149150151152153154155156157
 
ANKET
Çoklu baro kanun teklifi hakkında ne düşünüyorsunuz?