Editörler : **sude**
01 Ocak 2011 13:17   


Zülfü Livaneli ve Eserleri

?.

Tam adı Ömer Zülfü Livaneli?dir. Ankara Cumhuriyet Lisesi mezunudur. Daha sonraki tarihlerde ABD Fairfax Konservatuarı'nı bitirmiştir.

Zülfü Livaneli, müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül aldı ve eserleri Joan Baez, Maria Farandouri, Maria del Mar Bonet, Leman Sam gibi onlarca yerli ve yabancı sanatçı tarafından yorumlandı. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye?nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300'e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı.

Livaneli, 1978 yılında yaptığı "Nazım Türküsü" adlı albümde Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.

Eserleri;

-Arafatta bir çocuk

-Geçmişten Geleceğe Türküler

-Sis

-Orta Zekalılar Cenneti

-Diktatör ile Palyaço

-Sosyalizm öldü mü?

-Engereğin Gözündeki Kamaşma

-Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm

-Mutluluk

-Leyla'nın Evi

-Sevdalim Hayat

-Son Ada

-Sanat Uzun,Hayat Kisa

01 Ocak 2011 13:27

şehb@l
Başbakan Müsteşarı

Bir Zülfü Livaneli hayranı olarak teşekkür ediyorum büşra....

***

Demokrat kimliği ile dikkatleri çeken yazarın duygu ve düşünce aktarımı konusundaki inceliği takdire şayan.

****

Bir yazısını paylaşmak istiyorum...

Sık sık Anton Çehov gelir aklıma; büyük Çehov! Onun dâhice örülmüş oyunlarında da her şey olağan gibidir. Gündelik yaşam, tembel bir nehir gibi ağır ağır akmakta ve insanlar kendilerini nehrin akıntılarına bırakmaktadır.

Yaz bahçelerindeki beyaz giysili insanlar; piyano konserleri, yemekler, fıkralar ve entelektüel tartışmalarla vakit geçirirler.

Ama oyun biraz ilerleyince anlarız ki, bu insancıkların hepsi derin bir huzursuzluğun pençesindedir.

Durup durup ağlama krizlerine giren kadınlar, ölesiye sarhoş bir doktor, ona umutsuzca sevdalanmış bir genç kız, ölümü bekleyen bir ihtiyar... Hepsi de huzursuz ve her an isteri krizlerine açık bir kırılganlıkta yaşamaktadır ama dış görünüşte bunu fark etmeye imkân yoktur.

İç huzursuzluğu anlayabilmek için Çehov çapında dahi bir yazarın, insan ruhlarını, sandıktan çıkarılmış gizli bir çeyiz bohçası gibi kat kat açması gerekmektedir.

İhtilale, yani büyük değişime akan bir toplumdaki derin huzursuzluktur bu.

Taşlar yerinden oynamış ve insan ruhları onulmaz biçimde yaralanmıştır.

***

Gazetelerde sık sık Türkiye ekonomisinin ne kadar büyüdüğünü, bir kesimdeki zenginliğin arttığını, halkın nasıl alış veriş merkezlerine hücum ettiğini, dünyanın en lüks lokantalarının ardı ardına İstanbul?a geldiğini okuyoruz.

Her gün şık davetlerde, pahalı giysilerle boy gösteren zenginleri ve şampanyalı davetleri izlemekten yorgun düşüyoruz.

Dışardan baktığınızda mutlu bir hayat. Ama içte derin bir huzursuzluk mutsuzluk, güvensizlik var.

Türkiye?de de ekonomik krizlerden daha yoğun olarak yaşanan kriz bence bu. Amacını yitirmiş, hayallerini tüketmiş ve yarınına umutla bakamayan bir toplum.

Büyük değişimin sancılarıyla kıvranan ve ne olduğunu bir türlü anlayamayan huzursuz insanlar. Yerleşik değerlerin çöktüğü ama bir türlü yeni değerler sistemine geçemeyen insanların iki cami arasında bînamaz kalmış hali.

Beni en çok bu durum korkutuyor biliyor musunuz!

Bir ülkenin ruhunu yaraladığınız zaman, ekonominin ve siyasetin bu yarayı iyileştirmesi çok zor oluyor.

Her akşam televizyon ekranında dinlediğimiz kur, makas, faiz, para kurulu formüllerinin ulaşamayacağı derinlikteki bir yara bu.

Ve için için kanıyor.

01 Ocak 2011 13:29

şehb@l
Başbakan Müsteşarı

ATATÜRK'Ü SEVMEK VE ANLAMAK AYNI ŞEY DEĞİL

Kim ne derse desin, hangi yıkıcı propaganda yapılırsa yapılsın, bu ülkede Gazi Mustafa Kemal?i seven milyonlarca insan var ve hiçbir kuvvet bu sevgiyi onların kalbinden söküp atmaya yetmeyecek.

Tam tersine Atatürk sevgisi gittikçe büyüyor, halka, gençliğe daha çok yayılıyor.

Yaşı müsait olanlar hatırlar: 1981?de Kenan Evren ?Atatürk Yüz Yaşında? kampanyası yaparken, bu sevgi ve coşku yoktu.

Çünkü darbeciler o büyük adamın heykelinin arkasına saklanarak halka karşı suç işliyorlardı.

Bir de bugüne bakın.

Rahatlıkla söyleyebilirim ki ben Türkiye?de Atatürk sevgisinin bu kadar yükseldiği hiçbir dönem görmedim.

(Belki de Cumhuriyet?in ilk yıllarında böyleydi ama o günleri yaşamadım.)

***

Bir 10 Kasım gününde büyük devrimciyi sevgiyle, saygıyla anarken bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Atatürk?ü sevmek ve anlamak aynı şey değil.

Elbette O?nu hem seven, hem anlayan insanlar var ama bazen Atatürk?ün sevildiği kadar anlaşılmadığı düşüncesi oluşuyor bende.

Bu iddia, küçük bir gazete yazısına sığmayacağı için üzerinde düşünmek amacıyla sadece satır başları vereyim:

Atatürk milliyetçiliği ile Enver Paşa milliyetçiliği arasındaki fark çok önemlidir.

Enver Paşa ne kadar hamasi, hesapsız kitapsız ve savaş yanlısı ise Gazi o kadar gerçekçi, soğukkanlı ve barışçı bir hesap adamıdır.

Atatürk?ü sevenler onun ?Yurtta barış, dünyada barış? sözünü tekrar tekrar düşünmeli ve özellikle bugünün koşullarında ?Yurtta barış?ın ne anlama geldiği üzerinde kafa yormalıdır.

***

Gazi?nin en önemli ilkelerinden birisi de ?askerin siyasete karışmaması?dır.

Daha genç bir subayken Selanik?teki İttihat Terakki Kongresi?nde bu fikrini dile getirdiği için dışlanmıştır. Cemiyet onu öldürmek için tetikçiler göndermiştir.

O her zaman ?askerin siyasete müdahelesi?nin imparatorluğu batıracağını söylemiş ve dediği de çıkmıştır.

Mücadelesini bir sivil siyasetçi olarak yapmıştır.

***

Barışa, demokrasiye, kültüre değer veren, duygulu, incelmiş zevklere sahip, hümanist bir aydındır.

Hayvan kesilirken bakamaz, kesilen bir ağaca ya da ölen atına ağlar.

Sık sık gözyaşı döken, kibarlığı asla elden bırakmayan, küfretmeyen, en ağır lafı ?Şaşarım senin akl-ı perişanına? olan medeni bir İNSAN?dır.

Cumhuriyet?i korumak ve kollamak için sadece ?yeni Cumhuriyet insanı?nı oluşturacak kültüre ve eğitime inanmıştır.

Savaştığı ülkeleri bile incitecek bir söz çıkmamıştır ağzından.

Nihai amacın barış olduğunu hiçbir zaman aklından çıkarmamıştır.

?Eğer vatan savunması için şart değilse her savaş bir cinayettir? diyen tek komutandır.

Aristokrat bir aileden gelmemesine, yoksul ve yetim bir çocuk olmasına (yani o sahte deyimle Beyaz Türk olmamasına) rağmen azmiyle yabancı dil öğrenmiş, zevklerini ve kültürünü en üst seviyeye çıkarmıştır.

Halkı için istediği de budur.

Diktatör değildir. Sultan ve halife olma tekliflerini elinin tersiyle itmiştir.

Samimi olarak bir demokrasi aşığıdır. Yoksa bütün gücü elinde tutarken bir muhalefet partisi yaratmak için girdiği onca zahmete ne gerek vardı? O?nu kim zorlayabilirdi?

***

Hayatında bir tek kuruş haram paraya tenezzül etmemiştir. Yolsuzlukların ayyuka çıktığı çöküş yıllarında da, yeni bir devlet kurduğu dönemde de paraya-pula metelik vermemiştir.

Arnold Toynbee, onun bu özelliğini İngiliz hükümetine yazdığı raporda, biraz da hayretle belirtmiştir.

Namuslu, ilkeli, yüksek ahlak ve merhamet sahibi bir insandır.

***

İslâm konusunda hutbe verecek kadar bilgili olmasına ve mesela Yalova?daki evinde başucunda Kuran bulunmasına rağmen hiçbir zaman din sömürücülüğü yapmamıştır.

***

Anlaşıldı ki bu yazı sonlanmayacak çünkü onun özelliklerini saymakla bitiremiyorum.

Onu kaybettiğimiz günün yıldönümünde benim aciz fikirlerime değer veren gençlere bir tek şey söylemek istiyorum:

Hangi partiye, hangi görüşe, hangi bölgeye ait olusanız olun; unutmayın ki bu ülkede başı dik yaşamakta oluşumuzu, tarihin en büyük insanlarından birisi olan Gazi Mustafa Kemal?e borçluyuz.

O sizi sevdiği için siz de onu seviyorsunuz.

Ama onu sevmenin yanısıra daha çok anlamaya, Atatürk istismarcılarına kanmamaya ve onun fikirlerine doğrudan doğruya ulaşmaya çalışın.

*****

Zülfü Livaneli

01 Ocak 2011 13:50

buşra
Müsteşar

Ben teşekkür ederim sevgili şehb@l.Kendim gibi bir başka Livaneli hayranı görmek mutlu etti beni(:

Paylaşımın içinde müteşekkirim.Çok ince ve düşünülmesi gereken konulara değinmiş gerçekten de.

Yer yer yazılarına da değinebiliriz aslında.Forumda böyle bir başlığın eksikliğini uzun zamandır hissediyordum ve kısmet bugüneymiş.Bunun yanı sıra daha çok eserlerine yer vermekle beraber eserlerinden alıntı yapmakta istiyorum zamanı gelince.

***

Zülfü Livaneli çok yönlü bir kişilik.Hayatın her alanında izleri var.Eserleri hakkında bilgi vermek/edinmek,yazarı daha yakından tanımak/tanıtmak.

İlk önce ?Bir Kedi,Bir Adam,Bir Ölüm? den başlamak istiyorum.

***

2001 Yunus Nadi Roman Ödülünü almış bir kitap.Farklı hayatlara bakarken, okurken şaşırıp hayret edebilirsiniz.Siyasi iktidarlar.Haksızlığa uğramış insanların öç almaları,nefretleri.

Kitabın en belirgin özelliği iki anlatıcının olması.Olay kahramanının başından geçen olay anlatılmakta.Ve kahramanın kendisine ait notları da bulunmakta.

Livaneli akıcı bir dil kullanmakta.

***

Zülfü Livaneli?nin bütün eserlerini okudum ve her bitirdiğim eserinden sonra bir sonraki eserini sabırsızlıkla bekledim.

Ve son eseri ?Sanat Uzun,Hayat Kısa? eserini okumaktayım.Yeri geldikçe kısa kısa alıntılar yapmaya çalışacağım.

01 Ocak 2011 15:49

buşra
Müsteşar

Livaneli'nin son yapıtı ?Sanat Uzun, Hayat Kısa??dan, Mehmet Akif Ersoy için birkaç alıntıya yer vermek istiyorum.

Ruhu şad olsun.

***

Şairlerle dövüşmek

Ne yazık ki Türkiye şairleriyle dövüşen bir ülkedir.Belki de şiirin etki gücünün yüksek oluşundan gelmektedir bu; ama ortaya çıkan görüntü hoş değil

Büyük şairimiz Nazım Hikmet yıllarca tabu olarak görülmüş ve kendisine yapılan zulüm bir yana, şiirini okuyanların ocağı söndürülmüştür.Mehmet Akif rejime muhalif bir şair oluşunun bedelini vatanından ayrı kalarak ödemiştir.Üç mısralık şiir yüzünden 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılanlar mı istersiniz, linç girişimine maruz kalanlar mı?

Kısacası bizim buralar şairler bakımından hiç de tekin topraklar değildir.?Kendi diliyle Hakk?ın belasına uğradığı? varsayılan Nefi?nin idamından, ?Darağacı ağlar Pir Sultan deyu? ağıdının yakıldığı Pir Sultan Abdal?a kadar, eceliyle ölme mutluluğuna kavuşamamış şairimiz çoktur bizim.

İşin bir başka yönü de şairlere düşmanlığın yıllar hatta yüzyıllar boyunca devam ettirilmesi.Pir Sultan Abdal?ın 16. yüzyılda idam edilmiş olması yetmiyor, 20. yüzyıl sonlarında da eserleri yasaklanmaya çalışılıyor.Onun adına yapılan kutlamalara katılan aydınlar, gözü dönmüş fanatik canilerce öldürülüyor.Kimileri hala Nazım?a düşman, kimileri Akif?e?

Oysa ayrı dünya görüşlerini savunsalar da namuslu, yürekli şairler bunlar.Birçokları gibi iktidardan teşvik bekleyeceklerine, düşüncelerini olduğu gibi söyleyip, bu uğurda gelen her türlü cefayı göğüslemişler.Nazım Hikmet bir şiirinde Mehmet Akif için ?Akif büyük adam,inanmış adam!? diye yazar.

Büyük sanatçıları iyi tanıyor insanlar.Hiç görmeseler, karşılaşmasalar, onun zamanında yaşamasalar bile kişiliklerini çok iyi biliyorlar.Akif?in kişiliği de iyi bilinenlerden.

Namuslu, dürüst, yurtsever, inançlı, doğru bildiğini söyleyen, çıkar ilişkilerine bulaşmayan, düşüncelerinden ödün vereceğine ölümü seçebilen bir fikir adamı, bir büyük şair.Türk edebiyatı böyle büyük bir kişiliğe sahip olmakla ne kadar övünse az.

Safahat?taki dizeleriyle içimizi titreten büyük şair, İstiklal Marşı sayesinde, bu ülkenin geleceğindeki bütün kuşaklarla buluştu, hem de sonsuza kadar?

Atatürk rejimi karşıtlarıyla bu büyük buluşma, bir çelişki gibi görünüyor ama değil.Tam tersine bir büyük uzlaşma.

21.yüzyıl başında tabuların gücünü yitirdiği, önyargıların yıkıldığı Türkiye?de Mehmet Akif?i büyük ve içten bir saygıyla anmalıyız.

Ve şairlerimizle dövüşmekten vazgeçmeliyiz.(Sayfa:90)

01 Ocak 2011 23:34

öz-nur
Müsteşar Yardımcısı

Zülfü Livaneli'yi hem sanatçı olarak hemde kişilik olarak çok beğendiğim birisidir. Eserlerini beğenerek dinler, okurum .

Romanlarından 'Mutluluk ' ve 'Leylanın Evi 'ni okudum . ikiside güzel eserdi birinin flimi çekilmişti ,diğeride tiyatro sahnesinde gösterime girmişti. İnşallah santçı olduklarını söyleyen kişiler onu örnek alırlar ,böyle sanatçılara ihtiyacımız var ....

05 Ocak 2011 15:57

buşra
Müsteşar

Leyla?nın Evi;

Birbirini hiç tanımayan üç ayrı kişiliğin, yollarının tesadüfen kesişmesi.Bir yandan yalılarda büyüyen Leyla Hanım, diğer yandan gazetecilik yapan Yusuf ve kız arkadaşı Roxy?nin ilginç hayatları.

Livaneli bu kitabında ağırlıklı olarak İstanbul?u işlemiş.Kitabı okurken boğaz kokusunu alabiliyorsunuz yer yer.

Kitap tiyatro sahnesine taşınmış ve ödül almıştır.

Dil akıcı ve sürükleyici.Bir solukta okunacak Livaneli eserlerinden biri daha.

Livaneli kitaplarında genellikle toplumsal olaylardan ilham alır.Usta bir dille ince göndermelerle olayları çok güzel bir şekilde anlatır.

06 Ocak 2011 22:22

buşra
Müsteşar

Okumaya dair Livaneli?nin ?Sanat Uzun, Hayat Kısa? kitabından bir alıntı yapmak istiyorum.

Üç-Beş Kitap;

Okuma konusu açıldığı zaman çok sık duyduğumuz bir yakınma vardır:? İyi ama vakit yok ki birader! Gazete bile okuyamıyorum.?

İlk bakışta doğru gibi geliyor değil mi? Sabah alelacele evden fırlayıp işe giden insanlar, iş dönüşü yorgun argın eve geliyorlar ve yemek telaşından sonra çeşitli televizyon kanalları karşısında yarı uykulu bir mahmurluğa gömülüyorlar.

Ama aynı koşullar Batı insanları için de geçerli.Onlar da en az bizim kadar yorucu bir tempoda çalışıyorlar.Nasıl oluyor da o ülkelerde birçok kitabın satışı milyonlara ulaşabiliyor?

Batı ülkelerini görmüş olan herkes bu sorunun cevabını kolayca verebilir.İnsanlar yolda okuyorlar.Metroda, otobüste, elinde kitap, gazete ya da dergi olmayan tek bir kişi bile göremiyorsunuz.Tren ve uçak yolculuklarına herkes bir ya da birkaç kitapla çıkıyor.Otobüs duraklarında beklerken dergilere göz atıyorlar.Tatile gittikleri zaman bavullarına mutlaka birkaç kitap koyuyorlar.Plajda güneşlenirken ya da yeşillikler arasında şezlongda dinlenirken kitap okuyorlar.

Bizim insanımızsa Hitit döneminden beri büyük bir sabır ve tevekkülle bıraktığınız yerde oturuyor.Ağrı?dan otobüse binip İstanbul?a gidiyor ve günler geceler boyu yola bakıyor.Hastane kapısında üç gün bekliyor da aklına bir gazeteye bakmak gelmiyor.Toprağa çömelmiş bir Hitit heykeli gibi kıpırdamadan duruyor.

Bu durum bana Ege?deki zeytin yetiştiricilerini hatırlatıyor:Dünyanın en zor yetişen ağaçlarından biri olan zeytinin meyvesini bir yıl bekleyen köylüler, gözlerinin önünde uzanan engin denizden yararlanmayı düşünmüyorlar.

Ağacın altına oturup bir yıl kıpırdamadan durabilen insanlar, denizin sunduğu eşsiz zenginlik kaynaklarına sırtını dönüyor.

Belki de bu yüzden kahvehanelerimiz milyonlarca kitap düşmanıyla dolu.Belki de bu yüzden İslam dini ?Oku!? emriyle başlıyor, ama din kuralları bile insanlarımıza okutmayı başaramıyor. (Sayfa:87)

06 Şubat 2011 18:35

buşra
Müsteşar

Livaneli?nin son kitabı ?Sanat Uzun, Hayat Kısa? dan sevdiğim bir bölüm;

***

Kitabı Okşayınca,

Roman kahramanlarını, hep şişeden çıkmayı bekleyen cinler gibi düşünmüşümdür.Oradadırlar, sizi beklemektedirler, şişeyi okşadığınız da çıkıp geleceklerdir.Çağırmadığınız zaman ise yokturlar, şişe alelade bir şişe olarak durur.

Kitaplar da öyle değil mi?

Birbirine yapışık durumda bekleyen binlerce, yüz binlerce sayfa cansızdır, kupkurudur.Önce havayla en çok temas eden kenar bölümleri sararır, sonra bu sararma içlere doğru yayılır.Raflarda süs olmaktan başka bir işe yaramazlar.

Ama bir kez elinize alıp okumaya görün; o cansız sayfalardan süzülen ruhlar, ete kemiğe bürünür, capcanlı görünürler size.

Onlarla dertlenir, onlarla sevinir, onlarla kıskanırsınız.Belki de tanımakta olduğunuz kişileri, her gün önünden geçtiğiniz dükkanları gizemli bir dünya da yeniden var eder ve siz bundan büyük bir tat alırsınız.

Selüloz katmanlarının arasından fışkıran yakıcı hayatlar, sizi de birlikte sürükler.Lafcadio olursunuz,Raskolnikov,Bovary,Meryemce,Anna Karenina,Lacombe Lucien,Goriot,Jean Valjean,Buendia gibi duyumsarsınız kendinizi.

O andan itibaren kitabın küf kokusu da bir alışkanlık olur sizin için; her ülke kağıdının değişik kokusunu içinize çekersiniz.

Sararmalar, eski ve çok sevilen bir dostun saçlarına düşen ak gibidir.

Yaşamı imbikten süzerek size yeniden sevdiren bir büyüdür bu. Sayfa:257

06 Şubat 2011 19:40

buşra
Müsteşar

Sanat Uzun,Hayat Kısa/Zülfü LİVANELİ

Livaneli?nin son kitabı.Hayata ve insana dair denemeler.

Kitap arka kapak yazısı;

?Bu kitap, çok boyutlu bir sanatçının okuyarak, besteler yaparak, filmler çekerek, romanlar yazarak ve hepsini halkla iletişim halinde üreterek yaşarken birikmiş sözlerinin süzülmesinden oluşuyor. Ayrıca, bu ülkede yaşamanın; bu yollarda seyahat etmenin, bu televizyonları izlemenin, bu sokaklarda yürümenin izlerini taşıyor. Livaneli bu kez, yıllar boyunca biriktirdiği bilgiler, karşılaştığı gerçeklikler, tanık olduğu durumlar arasında ilgiler kurarak, kimi sorunlar üstünde düşünüyor. Her insanda olduğu gibi onda da dış dünya bu şekilde zihnine yansıyor.?

Kitap sekiz bölümden oluşuyor.Aile, çocuk,bilim,kitap,insan vb. daha bir çok olgunun ele alındığı bir eser.Livaneli hayranı olarak tavsiye edebileceğim harika bir kitaplarından biri yine

09 Şubat 2011 11:41

buşra
Müsteşar

Livaneli?nin , toplumsal sorunlarından yola çıkarak yazdığı bir eseri daha ?Son Ada?.

İnsanların ihtiraslarının ,koltuk sevdalarının daha bulaşmadığı bir yer.Komşuluk ilişkilerin,sohbetlerin hala ayakta olduğu bir cennet.Ama ne yazık ki, emekli olmuş darbeci bir başkanın ayak basmasıyla ters-yüz olan bir ada.Kendi çıkarları için doğayı katleden,komşudan öte kardeş olan insanları birbirine düşman etmeye kadar varan olaylar zinciri.Sonunda herkesin hak ettiğini bulacağı güzel bir eser.

20 Mart 2011 22:25

buşra
Müsteşar

/Mutluluk/

Sinemaya uyarlanan ve büyük ilgi uyandıran bir eser.Sinema filmiyle, kitap yer yer farklılık gösterse de konusu itibariyle aynı.

Meryem,Cemal, İrfan?

Yine farklı hayatlar ve yine beklenmeyen bir anda yollarının kesişmesi.Livaneli?nin genelde uyguladığı bir yöntemdir.Okurları iyi bilir bunu.

--

*Bu arada Livaneli severlere, son kitabının da çıktığını söylemek isterim.

?Serenad?/Mart 2011

(Bkz.?Yeni Çıkan Kitaplar? başlığına http://forum.memurlar.net/konu/1069746/?page=3)

23 Mart 2011 11:44

özgür_08
Genel Müdür

evt mutluluk filmi romana uygun çekilmemiş.çok farklılıklar var.romandaki havayı vereymo malesef.zülfü livaneli filmi kendi çekmesine rağmen konuyu tam anlamıyla verememiş

23 Mart 2011 14:17

gulecsazan
Aday Memur

Leyla'nın Evi'ni okumuştum geçen yıl. Gayet akıcı ve öğreticiydi. Tavsiye ederim gerçekten.

29 Mart 2011 18:13

Meylina
Genel Müdür

"Son Ada"

Kitaba ilk başladığımda Orhan Kemal'in poyrazgillerini hatırlattı bana.Başlarda yine Aziz Nesin'i hatırlatan anlatım ve olaylar sonlara doğru çevreciliğe,ekolojik dengenin önemine doğru yol alıyor.

Yazım dili olarak özellikle basitleştirilmiş anlatım hoş bir akıcılık sağlamış,bildik konunun şaşırtmayan yaşanılmışlıklarla işlenmesi kitabı biraz hafifletmiş ama hani işe giderken otobüste serviste zevkle okunası olmuş...

Hani rüyanızın en güzel yerinde,"Sabah oldu uyan" der birisi ve güzelim rüya uçar gider ya işte o adamın da yaptığı son şey ile rüya bitiyor.

Kalın kitap okuyamam diyerek okumaktan kaçanların kaçırmaması gereken bir kitap. kitapseverlere tavsiye ederim.

Dipnot: Kitabın adı pekala;Martı/lar... olabilirmiş .

01 Nisan 2011 20:42

İDAL*
Editor

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm

Henüz 100. sayfasında olsam da, üzerine birkaç söz de ben eklemek istedim. Şimdiye kadar sade bir dili, sürükleyici bir yanı var. Livaneli?nin ilk okuyacağım kitabı olacak.

Sevgili buşra?nın da değindiği gibi kitap iki anlatıcının yazıları ile devam ediyor. Kahramanın kendisine ait notlar ?El Yazıları? başlığını taşımakta. Merak uyandırıcı bir yönü de bulunmakta. Bu merakla kitabı bugün bitiririm sanırım.:)

Okuduğum kısma kadar birkaç alıntı ile sonlandıralım paylaşımı:

?Aslında, hiç kimseyi sevmiyordum. Çünkü insanlar beni incitiyordu.?(Kahramanın kendi kaleminden bir kesit, 35. sayfa)

?Ölümün kıyısı, ölümün kendisinden daha feci şeydir, bunu yaşayarak öğrendim. Bağlanmalar yüzünden aklımı kaçırmanın kıyısında dolaşmıştım uzun süre. İçime karanlık yerleşmişti: Bir türlü söküp atamadığım, kusamadığım, çıkaramadığım koyu bir karanlık??(El Yazıları, 31. sayfa)

??Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil, yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden insanları dinlemek, onları anlamak için yeterli değil.?(El Yazıları, 28. sayfa)

04 Nisan 2011 23:08

buşra
Müsteşar

Engereğin Gözündeki Kamaşma

1997 Balkan Edebiyat ödülü almış bir eser.17.yüzyıl Osmanlısını anlatan alegorik bir deneme.

Kitap hakkında

?Buna benzer, aynı değerde, beklenmedik sürprizlerle dolu bir başka kitap okumamıştım.okura demek isterdim ki; evet, oku ve şaşır!?/Elıa KAZAN

**

Kitap arka kapak yazısından alıntı;

?Dünya basınında, hem elden bırakılmayacak kadar sürükleyici hem de felsefî derinliğe sahip bir edebiyat eseri olarak selamlanmıştır?.

23 Mayıs 2011 15:48

buşra
Müsteşar

Aleviliğin temel inancı bugünlerde dillerde dolaşıyor: Eline, beline, diline hakim olmak.

Türkerin eski dini olan Mani inancında ?Vücudun üç mührü? deniliyor bunlara.

Teknoloji, koşullar, bölgeler, soylar soplar değişiyor ama insanın bu üç temel yasağı değişmiyor ve durmadan da ihlal ediliyor.

EL

İki ay önce Çek Cumhurbaşkanı kameralar önünde elini uzattı, bir kalem aşırıp cebine koydu. Hırsızlıktan başka hiçbir şeyle açıklanamayacak bir durum.

Koskoca Cumhurbaşkanı, üzerine onca kamera dikilmişken, ışıklar ve objektifler altında niye yapar bunu?

Eline hakim olamadığı için.

DİL

Danimarkalı yönetmen Lars Von Trier, Cannes Film Festivali?nde Hitler?e ilan-ı aşk etti. Böylece artık dünyada Neo-Nazi?ler dışında hiç kimse tarafından saygı ve sevgi görmemeyi garantiledi.

Parlak bir yönetmen, Cannes Festivali?ndeki basın toplantısında kameralar önünde niye intihar etti dersiniz.?

Diline hakim olamadığı için.

BEL

İsrail Cumhurbaşkanı tecavüzden hüküm giydi.

Bill Clinton tarihe Monica skandalıyla geçti.

Dünyanın en yakışıklı adamlarından birisi olan aktör Hugh Grant, çirkin bir fahişeyle basılıp hapse atıldı.

Dominik Strauss-Kahn, IMF başkanlığını ve çok güçlü olan Fransa Cumhurbaşkanlığı olasılığını bir otel odasındaki kaçamak yüzünden mahvetti.

Neden?

Bellerine hakim olamadıkları için.

Çünkü hepsi insan.

Ve insan zaaflarla dolu bir yaratık.

Ama bu durumda herhalde ?insanoğlu? demek daha doğru. Çünkü insan kızları bu kadar çok risk almıyor.

Erkeklerin ise sık sık aklı başından uçup gidiyor.

Doğa böyle!

Zülfü LİVANELİ

28 Mayıs 2011 11:08

sabah melikesi
Başbakan Müsteşarı

Zülfü Livaneli denilince ilk önce akla sesi gelir,çünkü onu sesiyle tanımıştır çoğu insan.Yazar kişiliği de eklenince dolu bir sanatçı profili çıkar karşımıza.

Özgün müzikte okuduğu eserler kulaklarda yer etmiştir kuşkusuz.

Bunlardan bir tanesi de; "gözlerin".

http://www.dailymotion.com/video/xdodf2_zulfu-lvanel-gozlern_music


05 Haziran 2011 13:08

İDAL*
Editor

"İnsan küçük düştüğünü hissedip kendini korumaya girişince, karşısındaki hiç aklına gelmiyor ve dünyanın en zalim yaratığı kesilebiliyor."

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm

__

En çokta bu anlarda kırıcı olmuyor muyuz ki? Sözün tadı acımsı bir hal aldıkça, daha da çirkinleşmiyor mu insan?

08 Ağustos 2011 22:42

buşra
Müsteşar

Her alanda usta bir şahsiyet.

Ve bu da farklı açıdan ?Kan Çiçekleri?

http://www.youtube.com/watch?v=1D_WwhhEZPg

Toplam 83 mesaj
 
ANKET
Binali Yıldırım'ın, İBB adaylığından dolayı, TBMM Başkanlığından istifa etmesini nasıl buluyorsunuz?