Editörler :
17 Aralık 2012 00:05   


Hılful Fudul Cemiyeti&Erdemliler Dayanışması

Hılful Fudul Cemiyeti; Erdemliler İttifakı; 58o li yıllarda Arap kabileleri arasında süregelen savaşlar sonucunda ortaya çıkan, anarşi ortamında can ve mal güvenliğinin sağlanması, zayıf ve güçsüzlerin korunması, zulmün önlenmesi gibi amaçlarla, toplumda sözü geçen saygın ve iyi niyetli kişilerin önderliğinde kurulan ve Hz.Muhammed'in de bir ara toplantılarına katıldığı barış cemiyetidir,

anlaşmayı gerçekleştirenlerin bazılarının adları fadl ile başladığından fadl bin haris,fadl bin veda'a,fadl bin fudale gibi,bu anlaşma hılfu'l fudul olarak adlandırılmıştır,

islamdan evvel cahiliye devrinde araplar arasında cinayetlerin, kanlı çarpışmaların,şiddet olaylarının, hırsızlık ve yolsuzlukların, kan davalarının ardı arkası kesilmiyordu,kalpler şevkatten merhametten uzaktı, sosyal hayatları hak ve hukuktan uzak cemiyetlerden başka türlü ne beklenebilirdi,

muharrem, recep, zilkade ve zilhicce ayaları eskiden beri araplarca kutsal sayılıyordu, her türlü kötülüğün işlenmesi, haksızlığın yapılması, kan dökülmesi yasaktı; bu yüzden bu aylara haram aylar deniliyordu,

işte bu aylarda ficar muharebeleri meydana geldi ve iki taraf arasında büyük haksızlıklar yapıldı,

ficar muharebeleri 4 kez meydana gelmiştir,1.muharebe de Hz.Muhammed 10 yaşındaydı,

çok basit sebeplerden bu savaşlar çıkıyordu,

son ficar muharebesinde çok kişi hayatını kaybetmişti, mekkede dışarıdan gelen yabancılar için, can mal ve namus güvenliği kalmamaıştı,acz ve güçsüzler her türlü zulme maruz kalıyorlardı,

bardağı taşıran damla;yemenin zebid kabilesinden birinin bir deve yükü malının, şehrin ileri gelenlerinden As bin Vail tarafından gasbedilmesi olmuştur,

zebidli, kimseden yardım görmüyordu,sonunda ebu kubeys dağına çıkarak, uğradığı zulüm ve hakareti kureyşlilere yüksek sesle bildirmeyi denedi ve böylece şehir halkını yardıma çağırdı,

bu davet uzun zamandan beri halkın perişan haline kafa yoranları harekete geçirdi,biran evvel bu gayrimeşru hareketlere son verilmeliydi,

bu konuda başı çeken mekkenin hatırı sayılır büyüklerini biraraya getirmeye teşebbüs eden ilk isim peygamberimizin amcası Zübeyr oldu,Haşim, Muttalip, Zühre, Esed, Haris, Teymoğullarının ileri gelenlerinden birçoğunun katılımı ile mekkenin en zengin itibarlı ve yaşlısı sayılan Abdullah bin Cuda'nın evinde toplanıldı ve ''hılful fudul cemiyeti'' kuruldu,

hılful fudul cemiyetinde alınan kararlar şuunlardı;

-mekkede ister yerlisinden, ister dışardan zulme uğramış kimse bırakılmayacaktır,

-bundan sonra mekkede asla zulme meydan verilmeyecek,zalime asla müsamaha gösterilmeyecekti

-mazlumlar zalimlerden hakkını alıncaya kadar mazlumlarla beraber hareket edilecektir

ve cemiyet üyeleri bu kurallara uyacaklarına dair şöyle yemin ettiler,''denizlerin bir kıl parçasını ıslatacak suları kalmayıncaya, hira ve sebir dağı yerlerinden silinip gidinceye kadar, kabede istilam ibadeti (kabenin tavafı sırasında Hacerü-l Esved'e el sürülmesi ve izdiham dolayısıyla bizzat el sürülemiyorssa uzaktan selamlama işaretinin yapılması) ortadan kalkıncaya kadar bu ahdimizde sebat edeceğiz''

peygambermizde henüz yirmi yaşında olmasına rağmen yaşlılardan oluşan bu cemiyete katılmıştır,bu O'nun genç yaşlarda dahi zulme karşı çıktığının ve daha o zamanlarda dahi olgun düşüncelerde olduğunun,ayrıca o erdemliller cemiyetinde bulunmasının kendi kavmi ve kabilesi arasında büyük bir itibara layık görüldüğünün ifadesidir,

Hz.Muhammed bu toplantıda şöyle konuşmuştur : '' yerli yabancı, hür veya köle, kim olursa olsun Mekke dolaylarında zulme ve saldırıya uğrayan herkesi korumak, kollamak, hakkını zalimlerden alıp iade etmek üzere ittifak yapalım,bir grup oluşturalım, zayıf ve kudretsiz olanları kurtaralım'' peygamberimizin bu etkili konuşması ürününü vermiştir ve cemiyet ahitlerine hira ve sebit dağları yerinde durdukca bağlı kalacaklarına yemin ettiler

kendisi islam gelmeden evvel de görüldüğü üzere zulme karşı durmuş yardıma ihtiyacı olanlara yardım etme gayretini göstermiştir,islma geldikten sonra da bu cemiyete katılmış olmanın memnuniyetini şu şekilde ifade etmiştir

''Abdulah Cuda'nın evinde yapılan yeminleşmede ben de bulundum, bence o yeminleşme kırmızı tüylü develere sahip olmaktan daha sevimlidir,ben ona islamiyet de bile çağrılsam icabet ederim'' demiştir

Erdemliller İttifakı; birçok zulme anında müdahele etmiştir;

Yemenli bir tüccarın güzel kızına el koyan güçlü bir adamın evinden genç kız hılful fudul elemanlarının sayesinde kurtulmuştur,kızın babasıyla güvenlice dönüşü sağlanmıştır,

peygamber efendimize vahiy geldikten sonra aynı kararlılıkla mazlumun hakkını savunmuştur;

bir gün şöyle bir olay meydana gelmiştir '' yabancı bir adam ebu cehile mal sattı,ebu cehil malı aldı parayı da ödemedi,
parasını isteyen adamı da tehdit etti,araya girenleri de kovdu adam çaresizce dolaşırken peygamberimize gitmesini söylediler ,peygamberimize giden adam durumu O'na anlattı,peygamberimiz müslüman olmayan bu adamı yanına alıp ebu cehilin kapısına gittiler,kapıyı açan ebu cehile peygamberimiz tek bir cümle söyledi ''bu mazlumun parasını ver'' ebu cehil sözü tekrar ettirmeden parasını verdi,müşrikler ebu cehile adama direnmesine rağmen neden peygamberin tek sözü üzerine parayı iade ettiğini sordular,''Muhammed'in arkasındaki deveyi gösrseydiniz, azgın bir deve bana bakıyordu vallahi biraz direnseydim deve beni parçalardı, korktum ve parayı verdim '' demiştir''

evet Hılful Fudul Erdemliler Dayanışması, kısaca açıklaması yaşananlar durumlar böyledir,günümüzcede alınacak çokca mesaj vardır; hiçbir ırk, din, mezhep, inanç, meşrep farkı gözetmeksizin her mazlumun yanında olacak bu tür uluslararası sivil seslere ihtiyaç vardır,kimsenin güdümünde olmayan hiçbir düşüncenin alanına girmeden yaradılanı yaradan adına korumak kolamak için akıl ve vicdanla karar verecek sivil oluşumlara ihtiyaç vardır...

17 Aralık 2012 00:10

naamutedilalbatros
Yasaklı

Demek ki Efendimiz (s.a.v.) peygamberliğinden önce de hayır ve faziletten ayrılmamış.

Zaten hakkı teslim etmede Efendimiz'in üstüne yoktur. "İnsanlar maden gibidir. cahiliyede hayırlı olanı İslamiyette de hayırlıdır" hadisine bakınca İslam'ın fıtrat dini olduğu daha bir net anlaşılıyor.

17 Aralık 2012 08:39

snms_4242
Başbakan Müsteşarı

Peygamber efendimiz hayırlı işlerde dayanışmanın gerekli olduğu durumlar gündeme geldiği zaman, yaşadığı toplumun sosyal etkinliklerine katılırdı,bir faaliyet gerçekleşeceği vakit gücü oranında katkıda bulunurdu,hak ile sevinir batıla karşı dururdu,öfkelenmek ve kin gütmek peygamberin huyu değildi,yumuşak huyluydu,

darünnedvenin toplantılarına katılır Arapların önde gelen büyüklerini dinlerdi,hoşuna giden bir söz söylendiğinde sevinir ve söze katılırdı,doğru olmayan bir söz söylenildiğinde tepkisini gösterirdi, gerçek dışı ifadalerden hiç hoşlanmazdı,

peygamber efendimiz kureyş toplantılarına katılırdı, bir eserde anlatıldığına göre; katıldığı toplantılardan birine yemenli bir büyük de katılmış peygamberi izlemişdir,O'nun bazen toplantıya katılanları keskin bakışlarla süzdüğünü,bazen de onlara sevinçli bakışlarla baktığını görmüş;

''şu gencin bazen size arslan bakışlarıyla baktığını,bazen de utangaç bir bekarın gözleriyle süzdüğünü görüyorum,

Allah'a andolsun ki O'nun arslan bakışıyla size yönelttiği bakıışları ok gibi olup kalplerinizi şişe saplayabilir, ikinci bakışı ise adeta nesim rüzarı gibi olup ölülerinizi diriltebilecek güçtedir''

peygamber efendimiz rahmet ve sevgi peygamberi olup toplulukları birbirine ısındıran bir insandı,

yazımın devamında hılful fudul'un yani erdemliler dayanışmasının zalimlere karşı duruşlarına birkaç örnek daha vereceğim...

17 Aralık 2012 12:02

İ_Mansız
Şube Müdürü

Müslümanların çoğu bilmez bu konuyu..

İslam peygamberine inanmazsak da onun bir devrimci oldugunu biliyoruz.. Her devrimci gibi o da yaşadıgı toplumun kurallarına yada kuralsızlıklarına isyan eden bunu değiştirmek için yola çıkan bir önderdir.. Bu anlamda bizim için Atatürk veya che guevara dan farklı değildir.. Diğer devrimcilerden farkı yaptıklarını-yapacaklarını ilahi bir güce atfetmesidir sadece.. Bu da yaşadıgı zaman itibariyle çok da büyük bir yanlış olarak görülmemeli.. O zamanlar halkı örgütlemek için birşeyler vadetmek gerekiyordu.. O da bunu yaptı ve halka cennet vadedinde bulundu.. Devrimini ancak bu şekilde gerçekleştirebilirdi.. Nitekim de bu şekilde gerçekleştirdi..

Bu örgüte üye olması da , peygamberliğini ilan etmeden yıllar önce bile yaşadıgı toplumdaki sıkınıtıları dert edindiğini göstermekte..

17 Aralık 2012 12:19

p00r
Kapalı

Müslümanların çoğu bilmez bu konuyu..

İslam peygamberine inanmazsak da onun bir devrimci oldugunu biliyoruz.. Her devrimci gibi o da yaşadıgı toplumun kurallarına yada kuralsızlıklarına isyan eden bunu değiştirmek için yola çıkan bir önderdir.. Bu anlamda bizim için Atatürk veya che guevara dan farklı değildir.. Diğer devrimcilerden farkı yaptıklarını-yapacaklarını ilahi bir güce atfetmesidir sadece.. Bu da yaşadıgı zaman itibariyle çok da büyük bir yanlış olarak görülmemeli.. O zamanlar halkı örgütlemek için birşeyler vadetmek gerekiyordu.. O da bunu yaptı ve halka cennet vadedinde bulundu.. Devrimini ancak bu şekilde gerçekleştirebilirdi.. Nitekim de bu şekilde gerçekleştirdi..

Bu örgüte üye olması da , peygamberliğini ilan etmeden yıllar önce bile yaşadıgı toplumdaki sıkınıtıları dert edindiğini göstermekte..


İ_Mansız, 8 yıl önce - Alıntıya git

Fransanın dünyaca tanınmış büyük edîblerinden ve devlet adamlarından biri olan Lamartine (1204 [m. 1790]-1285 [m. 1869]) vazîfe ile bütün Avrupayı ve Amerikayı dolaşmış ve bu arada, Sultan Abdülmecîd hân zamanında Türkiyeye de gelmiştir. Pâdişâh tarafından, büyük dostlukla kabûl edilen Lamartine'e ayrıca, Aydın vilâyetinde bir de çiftlik hediye edilmiştir. Bakınız, Lamartine, (Histoire de Turquie=Türkiye Tarihi) adlı eserinde Muhammed aleyhisselâm için ne diyor:

(Muhammed bir yalancı peygamber miydi?Onun eserlerini ve tarihini inceledikten sonra bunu düşünemeyiz. Çünkü yalancı peygamberlik, iki yüzlülüktür. Yalanda doğruluğun kudreti bulunmadığı gibi, iki yüzlülükte inandırma kudreti yoktur.

Mekanikte, bir cism atıldığı zaman onun varabileceği yer, fırlatma kuvvetine tâbidir. Bir mânevi ilhâmın kuvveti de, onun hâsıl edeceği eser ile ölçülür. Bu kadar çok şey taşıyan, bu kadar uzaklara kadar yayılan ve bu kadar uzun zaman aynı kudrette devam eden bir "din" (yâni İslâmiyet) yalan olamaz. Bunun çok samîmî ve çok inandırıcı olması gerekir. Muhammed aleyhisselâmın hayatı, gayretleri, memleketin hurâfelerine ve putlarına kahramanca saldırıp onları parçalaması, puta tapan kavmin hiddetlerine karşı koymak cesareti, şecâ'ati, kendine saldırdıkları hâlde, 13 sene Mekkede hemşehrileri arasında çeşidli hakâret ve zulmlere tehammül etmesi, Medîneye hicreti, durmadan yaptığı teşvîkler ve verdiği vaazlar, nasihatler, çok üstün düşman kuvvetleriyle yaptığı cihâdlar, kazanacağına olan îtikadı, en büyük felaket zamanında bile duyduğu insan üstü itimat, zaferde bile gösterdiği sabr ve tevekkül, sözlerini kabûl ettirme azmi, sonsuz ibâdeti, Allahü teâlâ ile mukaddes konuşmaları, vefâtı ve vefâtından sonra da devam eden şân, şeref ve zaferleri, Onun hiç bir zaman bir yalancı peygamber olmadığını, tam aksine, büyük bir îmana sahip bulunduğunu gösterir.

İşte bu îmanı, Rabbine olan itimadı, Ona, ortaya iki yeni îtikat, îman koymasını sağladı:Biri, (Tek ve ebedî varlık olan bir Allahın bulunduğu), ikincisi ise (Putların tanrı olmadığı) idi. Birincisi ile, arablara, o zamana kadar bilmedikleri bir olan Allahü teâlâyı tanıtıyor, ikincisi ile de, o zamana kadar tanrı zannettikleri putları onların elinden alıyordu. Kısaca, bir kılıç darbesi ile yalancı ilahları, putları kırıyor, bunun yerine onlara (Tek Allah) îmanını yerleştiriyordu.

Filozof, hatîb, Peygamber, kanûn koyucu, cengâver, insan düşüncelerini sihirleyici, yeni îman esasları koyan ve yirmi büyük dünya İmparatorluğu ile bir büyük islâm devleti ve medeniyeti kuran büyük insan; işte Muhammed aleyhisselâm budur.

İnsanların, büyüklüğü ölçmek için kullandıkları bütün mikyaslarla ölçülsün:Acaba Ondan daha büyük bir kimse var mıdır?Olamaz. )

KAYNAK: Herkese Lazım Olan İman, Hakikat Kitabevi, Sf: 167-168. Mayıs 2009.

18 Aralık 2012 11:15

snms_4242
Başbakan Müsteşarı

i-mansız senin sevdiğim yanın, tartışılabilecek biri olman,inançsız olmana rağmen cümlelerini basitleştirmiyorsun bunu söylemeden geçmeyim,

evet peygamber tabiri caizse bir dava insanıydı, bunu sen de kabul ediyorsun,bunun üzerine birkaç cümle kuracağım sonrasında sana birkaç sorum var;

öncelikle cennet vaadinden bahsetmişsin yalnız şu nokta da sizlere katılmıyorum; peygamber, insanlara diğer alemde güzel bir mekanda keyif sürmeyi vaadeden biri değil, inanç ve dini salt böyle algılamayı doğru bulmuyorum,Allah ilmiyle bir düzen kurmuş,bir evren yaratmış ve biz canlılara bir dünya yaşamı bahşetmiş,herşeyi bilim de dahil neredeyse herşeyi emrimize de vermiş,''yaşa ve Allah'ı bul''
nasıl olur da böyle bir anlayışı cennetle minimize edebilirsiniz,salt amaç cennetmiş ama gerisi fıs gerisi boş lalettayn hiçbir amacı anlamı düsturu ilkesi olmayan mikro bir değerlendirmeniz olabilir,

Allah diyor ki gerçek mutluluğu ''Bana'' ulaşarak yakalayabilirsin ki mantıklı ve tutarlı, yaratan O sonuçta,,gösterdiğim yolda ilerlersen mutlu olabilirsin,yasakladıklarım seni mutsuz edecek eylemler bunlardan uzak dur,meşru kıldıklarım seni mutlu edecekler bunları yap,aklı veriyor düşün diye kullan diye ilimi ve bilimi emrimize veriyor geliştir insanlık için kullan diye,hukuk sistemine bile daha çok saygı duyuyorsunuz ancak bugün evrensel ahlak kuralları dahi fi tarihinden din sayesin de yerleşti,hz.ademden bu yana evrensel ahlak kurallarının olmayışını tahayyül ettiniz mi?

-geçen gün bir cümlene kafam takıldı,şunu söylüyordun ''bir bebek 5.kattan düşüp ölmediğin de Allah'ın merhameti peki başka bir durumda düşüp parçalandığında bu durum ne Allahın v....lığı mı''
bak şimdi bu durumu analiz edebildin mi,sen neye karşısın arkadaşım,o duruma Allah'ın merhameti diyen de insan antitezini üretip o zaman bu da budur diyen de insan,gerçeği kim biliyor,bu cümleleri ifadeleri çıkaran kim? anlam yükleyen kim? sen kime kızıyorsun kimi eleştiriyorsun?

-peygamberin zulmün karşısında olması mazlumun yanında olmasını kabul ediyorsun,kabul etmediğin tam olarak ne? yani biri çıkıyor bir devrimci zalime karşı bir duruş sergiliyor,ve sen inanmıyorsun,neden peki cennet vaadi olması mı?ki bu durum Allah'ın ilminin düzeninin sadece bir parçası,meselenin uhrevi olması mı peki,nedir,karşı duruşun,bunun üzerine devam etmek istiyorum...

18 Aralık 2012 23:17

İ_Mansız
Şube Müdürü

Şimdi arattım kuranda cennet kelimesi 143 defa geçiyor.. Bu hiç de azımsanacak bir rakam değil öncelikle.. Namaz dinin direği dersiniz hep mesela.. Namaz cennet kadar geçmez kuranda..

Ben bu anlayışı cennetle minimize etmiyorum.. Tam tersine İslam peygamberi cennet sadece bir araçtı.. Kurdugu yada kurmak istediği düzenin yanında cennet bir hiçti.. Fakat çok önemli bir araçtı.. Eğer peygamber , cenneti hiç karıştırmasaydı , kim takardı onu ? Bunu samimi bir şekilde soruyorum.. Namaz kılın oruç tutun , allaha inanın yalan söylemein zina etmeyin faiz yemeyin vs vs.. Ama öldükten sonra ne olacak Allah bilir deseydi kim giderdi peşinden ? İslamiyetin en büyük güçlerinden birisi insanın en büyük zaafı olan "sonsuz yaşam " yani cennettir.. Geriye kalanı da cehennem korkusudur..

Neye karsı oldugum konusunda anlaşılmayacak birşey yok.. İslam peygamberi yaşadığı dönemin önemli kişilerinden birisidir.. Yaşadıgı döneme göre devrim niteliğinde bir düşüncesi vardı ve bunu hayata geçirdi.. Ama aynı düşünceler bugun itibariyle "çağdışı" düşüncelerdir.. Ve bugun hala bu düşünceleri moda mod savunmak çağdışılıktır.. Bu islam içinde böyledir atıyorum kemalizm içinde böyledir.. Yakın tarihte mustafa kemal de büyük bir devrim yaptı örneğin.. Belki kendini peygamber ilan edip allahtan vahiy aldıgını iddaa etmedi ama bu ugurda onunda kabul edilebilir yalanları-hileleri vardı.. Mustafa kemalin yaptıklarını her devrimci takdir eder.. Ama tüm yaptıklarını aynen bugun moda mod savunmayı da yobazlık-çağdışılık olarak görür.. Ki bu daha 100 yıllık yakın tarih.. 1400 yıllık bir tarihi bugun hala savunmayı ben şahsen isimlendiremiyorum..

19 Aralık 2012 21:27

snms_4242
Başbakan Müsteşarı

cennet kelimesine takılman aslında çok da işin özünü bilmemenizden kaynaklı ki bu yüzden zaten namaz la kıyaslıyorsun, aslında bilsen bu kıyaslamaya girmenin ne kadar manasız olduğunu anlardın,

hukuk düzenin de ceza sistemi neyse cennet cehennem kavramı birebir olmasa da teorik olarak benzerdir,demokratik sistemlerde ki müeyyide anlayışını yadırgamıyorsan, ilahi düzenin de müeyyide kavramını yadırgamıyacaksın,ha keza hukuk seni yola getirmek için kullanacağı en iyi yol müeyyideleridir,ilahi düzen için de cenet cehennem kavramları ne şaşılacak ne de neden bu kadar bahsi var denilecek kavramlardır,

ama hep derim maddeci materyalist rasyonel seküler canlı ateist işin içine yaratıcı girdi mi tüm rasyonaliteyi yerle bir ederler,

gelelim namaza,namaz; Allah'a varış yollarından sadece biridir,ancak bu düzenin ana teması değildir,kaldı ki bir düzen sistem anlatılırken örneğin Kuran'da her konu, anlatılan her olay, her durum bir şekilde düzenin önemli parçasına değinmek durumunda kalacaktır,aksi mümkün mü zaten,yine çok benzer olmasa da muadil olsun diye düşün hukuk düzenin de şöyle denilsin o halde; cinayet işlemeyin, hırsızlık yapmayın, suç işlemeyin....eeee? sonuç, yapmayın yani iyi bişey değil:) böyle bi durum mu arzuluyorsun,böyle birşey olabilir mi,

peki senin sorunu soralım kim giderdi bu sistemin peşinden? bi suç işlendiğinde cezalar artırılmalı demeyi biliyoruz yalnız, neden? caydırıcılığı olsun diye değil mi?

peki devam edelim sadece cezaların artırılması suçu yokeder mi? etmez,eğer sosyal düzenin, eğitim sistemin, kurduğun aile yapın sağlam değilse, bireyin temelden de iyi yetişmesini sağlayamazsan yani ahlakı tabana yayamazsan istersen hukuk 1000 yıl hapis versin farkeder mi?

işte namaz, oruç, hac, zekat, sadaka, infak, ribadan uzak durulması, yardımlaşma,yetimi öksüz kimsesizi koruma, aileye, annne babaya saygı ki anneyi sırtında hacca götürsen hakkını ödeyemezsin gibi cümleler bu anlayışın ürünleridir,çalışmak,emek,

Allah der ki ayetinde ''çalışana hakkını veririm'' peygamberimiz der ki ''işcinin hakkını teri kurumadan veriniz'' işte bunlar bireyin iyi yetişmesini sağlar, ahlaklı olmasını sağlar ve bunca yola rağmen yine insana verilen değerin sonucu herkes yaptığının hakkını alacak, aldığı hakkın bedelini ödeyecektir,inanan da inanmayan da, cennet cehennem bu yüzden vardır yani kimse şu konuda kendini kandırmasın; ya ben iyiyim, ahlaklıyım, kimsenin hakkını yemedim, kimseye kötülük etmedim ama yaratıcıya inanmıyorum,geç arkadaşım bunları göreceğiz hepimiz hepimizi bakalım, hiçbirimizin hiç mi zararı olmamış şu evren de,

farzet ki bir yaratıcı var,peygamber hayatını doğrulara adamış, insanlık için çabalamış çalışmış bu uğurda cefa çekmiş bir insan, farzet ki başından beri felsefen yanlıştı, gerçekleri göremedin,eeee? şimdi cevap ver bu durumda senin bu evrene çok büyük zararının olması gerek,çünkü sen doğru yaşamadın sen doğruları da göremedin sen gerçek mutluluğu gerçek ahlakı gerçek insanlığı yaşamadın ve bu evrenin sahte insanlarından biriydin,evet senin çok zararın dokundu,hayat sizin baktığınız yerden göründüğü gibi değil ve unutma birgün felsefen çöktüğünde gözlerin görür, kulakların duyar, dilin konuşmaya başlar,tabi bu hepimiz için böyle,

bu evrende kötülük varsa birşeyler yolunda gitmiyor demektir ve bu bizim çok da iyi canlılar olmadığımızı gösterir...

he bu bir inanç sonuçta işin bi fonetiği de yok bazen milyonlarca insan biraraya gelse göstermeyeceği şeyi sen tek başına hissedersin düşünürsün anlarsın vs.

kimsenin inancı da beni enterese etmiyor,hiçbir tartışamam da birşeyi kanıtlamaya çalışmadım inandırmaya çalışmadım, bu grafiklerde tavrım olmadı,ben birarada yaşamak istiyorum,

başlığımın ana teması hılful fudul erdemliler dayanışması okuyana anlayana çok şey anlatmaktadır;

demokrasinin nirvanasını yaptığı 1400 yıl sonra ki nesil birbirini yerken,peygamber müslüman olmayan birinin hakkını arıyor,bundan büyük anlayış olabilir mi...

19 Aralık 2012 21:40

ZırrCahil
Yasaklı

Bunun bir devrim olduğunu söylüyoruz zaten,katılmadığımız kısmı bunun içinde ilahi bir güç olduğu..

18 Haziran 2015 19:15

cvlstudnt.1
Müsteşar Yardımcısı

hilful fudul cemiyeti islam öncesi kurulmuş ve islam peygamberinin de peygamberliğinden çok önceleri üye olduğu bir cemiyet..

bu cemiyete bakarak islamın ve kur'anın sosyal toplumsal mesajını bu mesaj ile gelen devrimin kökeni daha rahat görülebilir..

toplumsal dokunun müsait oluşu ve spesifik bir motivasyon(yeni bir din/yeni bir söylem) ile kitlelerin harekete geçtiği bir devrim..

işte, islamın doğuşu..

01 Kasım 2016 19:45

cvlstudnt.1
Müsteşar Yardımcısı

hilful fudul cemiyeti islam öncesi kurulmuş ve islam peygamberinin de peygamberliğinden çok önceleri üye olduğu bir cemiyet..

bu cemiyete bakarak islamın ve kur'anın sosyal toplumsal mesajını bu mesaj ile gelen devrimin kökeni daha rahat görülebilir..

toplumsal dokunun müsait oluşu ve spesifik bir motivasyon(yeni bir din/yeni bir söylem) ile kitlelerin harekete geçtiği bir devrim..

işte, islamın doğuşu..


cvlstudnt.1, 6 yıl önce - Alıntıya git

bu düşüncelerimi Muhammed peygamber ve arkadaşlarının toplumsal devrim yapabilmek için İslam'ı kurduklarını düşündüğüm zamanlarda yazmıştım..

yakın dönemden bu yana İslam'a geri dönmüş bir insan olmuş olmakla birlikte Muhammed peygamberin gençlik döneminde hilful fudul cemiyetine üye oluşu onun aslında daha henüz vahiy gelmeden önce sosyalist enternasyonalizm felsefesinin sağlam bir takipçisi olduğunu bize anlatıyor.

şu çelişkiye bakın ki böyle bir peygamberin takipçisi olduğunu iddia edenlerin sahip olduğu devletlerde sol enternasyonalist ideoloji hükümet kurabilecek çoğunluğa asla ulaşamıyor.

bu işin en büyük mimarları da peygamberin ölümünün ardından kısa süre sonra sahneye çıkanlar.. 2016 yılında geçmişe bir bakış attığımızda vardığımız en temel sonuç; emevi karşı devriminin, Muhammed peygamberin devrimini başarıyla boğmuş bir durumda olduğudur.. bakalım bu durum daha ne kadar sürecek..

Toplam 10 mesaj