Editörler :
20 Şubat 2016 01:52   


İzmarit

İlk baharındayken daha ömrümüzün

Zamana esir ettik ruhumuzu,

Mavilikleri bizden sonrakilere bırakarak,

Aklımızın alamayacağı yolculuklara düştük

Ruhumuzda bir adanmışlık hali,umutluyduk insana dair

İnsanlık;utanmamıştı henüz kendinden

Tüketmemişti kendini,şimdiki kadar...

İzmlere göre yaşıyorduk

Ar damarımız da sağlamdı hala

İtleşmemiştik henüz,yenilsek de biz insandık...

Velhasıl geldik bugüne

Sigara tadında yaşamayı dayatıyor dünya...

Son nefes kadar anlamlı,sonrası kadar değersiz...

Peki ya biz?

20 Şubat 2016 02:53

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

Doğmamış çocuklara don biçerdik bizler,

Ölümlere aldırmadan...

En çok o yüzden kızardım kendimize...

Şimdi düşünüyorum da

İçinde doğmadan ölen çocukları

İyi niyetleri

Başlamadan bitmek zorunda kalan zamansız aşkları

Geç kalmışlığı

Erken gelmişliği

Yetişememişliği, sana

Ve Zamana

Haklıymışım

Doğmadan öldürülen insanlığı görünce

Haklıymışım...

Bir tek yerde yanılmışım...

Sen de...

https://www.youtube.com/watch?v=z3KYHYeEHFI

20 Şubat 2016 03:17

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

Alelacele yaşadım hayata dair her şeyi...

Hep bir yerlere yetişme telaşıyla...

Sonra baktım ki,

Yetişmeye çalıştığım yer hiç yokmuş...

Ben yokmuşum,

Ve

Sen de hiç olmamışsın zaten...

https://www.youtube.com/watch?v=fVrFDDnJaXs

20 Şubat 2016 04:58

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

Salağa yakın şaşkın

Ya da

Şaşkına yakın salak...

Kısacası

İfadesizlik hali...

Bolca özlem...

İmkansıza..

Çocuksu masallara...

https://www.youtube.com/watch?v=Hs6pIwavHWA

20 Şubat 2016 12:28

a t l a n t i s
Memur

içmesek olmaz.172 den yardım alıp şiirlerde bıraksak şu sigarayı ne güzel olur

21 Şubat 2016 03:58

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

içmesek olmaz.172 den yardım alıp şiirlerde bıraksak şu sigarayı ne güzel olur


a t l a n t i s, 3 yıl önce - Alıntıya git

Tamam bırakarım bir şartla...

C.B yi bizim buraya yolla,cebimden paketi alarak benden söz alsın...

Not:Ben paketi hala çorabımda saklıyorum...

22 Şubat 2016 13:23

zümrüd-u anka
Aday Memur

Petunyalar yeni açmıştı

Eriklere yürüyen sularaa kimse hesap sormadı

kardelenler çığlık çığlığa telaşta

iyi ki doğdun muştusunda.

.

.

.

23 Şubat 2016 00:47

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

Yaşama dair,

En doğru,en iyi,en güzelini biz yaparız...

Çağdaş uygarlık seviyesindekiler dahil herkes;yüksek ahlakımızın mertebesine,gıpta ile bakar...

En anlayışlı,en kültürlü ve dahası en bilgilisi de bizizdir...

Din alimine din öğretecek kadar dindar,40 yıllık marksiste ideoloji satacak kadar da solcuyuzdur.

Sonra hepimiz demokrat ve Atatürkçüyüzdür...Devletimize de çok bağlıyızdır...

Cerattepedeki devlete söveriz,ama Diyarbakır'daki devleti överiz...Bu kadar da inceciyizdir hani...

Moderniz ama geleneklerimize de sıkı sıkıya hatta sıp sıp sıkıya bağlıyızdır...

Elitizdir her halimizle velhasıl,ama insancılız ya elitist takılmayız asla,tevazudan taviz vermeyiz...

Kısacası

Kalitemiz paçalarımızdan akar ve belediyelerimiz sokaklardan sadece kalite toplar...

Sonra köşedeki çarpıya basarsın ve masal biter...

26 Şubat 2016 23:57

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

İki yarımdamdan bir yarın olmaz

Düne takılıp kalmışım,yarım orada.

Yarın yok,

Yarın

Her şeyin ölü doğduğu bir ülke

Gidilmesi mümkün olmayan uzak diyar

Yarın

Dile gelesi imkansız, azılı bir düşünce suçu

İçimde doğan, büyüyen ve ölen

Katli vacip bir cenin.

İki yarımdan bir yarın olmaz…

*

Ey giden kişi, kendinle kırılan bir kalbi götürdün,

https://www.youtube.com/watch?v=4BdniD5huJ0

28 Şubat 2016 01:07

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

Küçük burjuva aydınını tanımlamak için "her düğünde damat,her cenazede ölü olmak" tabirini

kullanılır.Sınıfsal üretime uzak,ama yaşam tarzıyla düşünsel üretim için biçilmiş kaftandır

küçük burjuva aydını...İnsanlık tarihinin bugüne kadar gördüğü en yetenekli "sınıf"tır küçük

burjuvazi...Yetmezliğini yaldızlı cümlelerle süslemekte çok mahirdir...Gerekçe uzmanıdır,hatta

gerekçeyi gerçeklik yapabilme uzmanıdır...60 ların sonu,70 lerin başında,emperyalist sistem bir şekilde yedekledi kendine bu sınıfı...Doğal bir sonuç,burjuva demekrasisi kendini rahatsız

etmeyecek muhalifler ister ve yaratır...Küçük burjuvazi de buna en uygun olanıdır yapısı gereği...Falan filan feşmekan...

Kapitalizmin 100 yıl geriden ilerlediği doğu toplumlarındaki küçük burjuvazinin ruh halindeki gelgitler daha farklıdır..."Kutsanan Burjuva Demokrasisi" kaf dağının ardı kadar uzak...Muhalefet alanları batıya göre çok farklı ve yaşam alanları arasındaki geçişler siyahla beyaz kadar keskin... Bir nevi taraf olmayan bertaraf olur bu tür coğrafyalarda...Çoğunluğun seçimi de iktidardan yana olur doğal olarak...Ve küçük burjuvazi doldurduğu alanı fazla bir sorun çıkarmadan boşaltır..Buraya kadar her şey normal...

Sıkıntı burada başlıyor sanırım...Dışa bağımlı coğrafyaların üretici güçleri küçük burjuvazinin

boşalttığı alanı dolduruyor...2000 li yılların başından sonra sanal portallar bu konuda en önemli işlevi yerine getiriyor...

Ne güzel değil mi?

Akşama kadar çalışırken,müdür vs baskısını hissedip,akşam klavye başında isyan etmek...

İslami konularda ahkam keserken örtülü flörtleşmek...

Maksimum ayda 70 lirayla kendini gerçekleştirebilme diye buna denir...

Bundan iyisi Şam'da kayısı...

Şam da yok oldu zaten...

Eeeee

Var olanın değerini bilmek lazım...

28 Şubat 2016 04:10

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

13 Yaşımda gördüm denizi

Çengelköy'de,

Kuleli sınavında

Babamın solculuğunun ilk defa yüzüme çarpıldığı

Hani şu hıyarı ve bademi meşhur olan yerde.

Bademleri bilmem de,

Hıyarlıkla benzerliğim ta o zamanlardan sanırım...

20 li yaşlarım hep denizle iç içeydi

İnsanla deniz arasındaki benzerliği o zamanlar anladım

Gelgitlerin ne kadar da bize benzediğini

Ama

Denize dair hiç hayalim olmadı

Ben bir köy çocuğuydum

Ve

Hiç olmazsa olmazım olmadı denizler

İlk defa

En uzak yerdeyken özledim denizi

Ağrı Dağı'na çok yakın bir yerde...

Tuhaftır

Hep içinde deniz olan hayaller kuruyorum bu aralar...

Uzakta olsa

Denizi gören bir yer olsun

Bir kulübe olsun

Bir de

Sen ol

Mutluluk zaten kendiliğinden gelir...

Hayal bu

Ona da yasak yok ya

Bir Sabah Türküsü

Ve

Sana ekmek parası için sabahın köründe işe giden ben...

Rüya bu

Ona da yasak yok ya... 

https://www.youtube.com/watch?v=OZhNKyAa4OY

01 Mart 2016 13:25

Martı İkaros
Şube Müdürü

İzmarit, bitmeye bi tık kalmış ezilmeye mahkum simgeden öte, fiyakanın süslü paketlerin kalıcı olmadığının çarpıcılığına pırtıksı bir örnek zannımca.

01 Mart 2016 23:42

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

İzmarit, bitmeye bi tık kalmış ezilmeye mahkum simgeden öte, fiyakanın süslü paketlerin kalıcı olmadığının çarpıcılığına pırtıksı bir örnek zannımca.


Martı İkaros, 3 yıl önce - Alıntıya git

Üşenmedim tdk ya baktım ,serseri anlamında mı? Eğer öyleyse güzelmiş?Serserilik;gezginlik,

deneyim,birikim,cesaret ihtiva eden bir kavram benim için?

Pırtıksı:)

Yahu akrostiş bile yapmıştım oysa?Hem harften,hem de heceden..

*

Şimdi 90 lı yılların başındasosyalist blkoğun çöküp iki kutuplu dünyanın sona ermesiyle birlikte,

Türkiye gibi geri bıraktılrılan ülkelerde neo liberal politikalar alabildiğince pervasızlaştı?

Diye başlayıp,tüketi toplumu ve yaşadığımız toplumsal erezyon falan diyerek,klip mezarlığında

yetişen nesilden hani şu şarkıyı değilde klibini hatırlayan(örnek,Candan Erçetin sandalyede ters oturduğu klip,şarkının adı neydi) filan bahsederek sıkmayayım..

Çünkü o süreçler bile çok durağan kalıyor günümüze göre?Durağan demek haksızlık olur,belki daha masum bile diyebiliriz...

Uzun lafın kısası

Çok kolay tüketiyoruz her şeyi?

Yaşama dair olan ne varsa hepsini günübirlik yaşıyoruz?

Çok kolay kabul edip,çok kolay vazgeçebiliyoruz?

Başlangıçlar çok kolay,bitirişler ondan daha kolay?

Her şeyi araçsallaştırmışız,yaşamak buna dahil?

Yani sigara kıvamında yaşıyoruz her şeyi?

Sigaranın en tatlı yeri,son nefesidir?

Bir adım sonrası at çöpe,izmarit?

Sonrası mı döngü sağlam?

Yeni bir tek,yeni bir nefes?

Fiyakalı süslü paketler zaten bitmez?

05 Mart 2016 01:33

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

Her şeyi hiç tadında yaşarken,bir şarkı düşer,aklına, diline...

Durup dururken,apansız

Uzaklaştırmaya çalışırsın zihninden

Olmaz

Yarım yamalak bir suret

Takılır kalır..

Takılır kalır yokluğunun en orta yerinde...

Gülümsersin sonra

Anılara...

Merak edersin,

Mutlu mu

Mutludur,mutludur

Benden kurtuldu ya dersin...

Sonrası

Sonrası yok işte...

Dalarsın...

Anısı olan her şey güzeldir...

https://www.youtube.com/watch?v=3pFKn4R4vVE

05 Mart 2016 15:56

Martı İkaros
Şube Müdürü

Üşenmedim tdk ya baktım ,serseri anlamında mı? Eğer öyleyse güzelmiş?Serserilik;gezginlik,

deneyim,birikim,cesaret ihtiva eden bir kavram benim için?

Pırtıksı:)

Yahu akrostiş bile yapmıştım oysa?Hem harften,hem de heceden..

*

Şimdi 90 lı yılların başındasosyalist blkoğun çöküp iki kutuplu dünyanın sona ermesiyle birlikte,

Türkiye gibi geri bıraktılrılan ülkelerde neo liberal politikalar alabildiğince pervasızlaştı?

Diye başlayıp,tüketi toplumu ve yaşadığımız toplumsal erezyon falan diyerek,klip mezarlığında

yetişen nesilden hani şu şarkıyı değilde klibini hatırlayan(örnek,Candan Erçetin sandalyede ters oturduğu klip,şarkının adı neydi) filan bahsederek sıkmayayım..

Çünkü o süreçler bile çok durağan kalıyor günümüze göre?Durağan demek haksızlık olur,belki daha masum bile diyebiliriz...

Uzun lafın kısası

Çok kolay tüketiyoruz her şeyi?

Yaşama dair olan ne varsa hepsini günübirlik yaşıyoruz?

Çok kolay kabul edip,çok kolay vazgeçebiliyoruz?

Başlangıçlar çok kolay,bitirişler ondan daha kolay?

Her şeyi araçsallaştırmışız,yaşamak buna dahil?

Yani sigara kıvamında yaşıyoruz her şeyi?

Sigaranın en tatlı yeri,son nefesidir?

Bir adım sonrası at çöpe,izmarit?

Sonrası mı döngü sağlam?

Yeni bir tek,yeni bir nefes?

Fiyakalı süslü paketler zaten bitmez?


narodnick, 3 yıl önce - Alıntıya git

:)

06 Mart 2016 01:33

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

İki resim arasındaki yedi farkı bulmaya benzer bir hikayeydi bizimkisi...

Sen;Dost meclislerine meze olmayı göze alan bir kaçamak kadar pervasız,ben seni kendine

bile söyleyemeyen bir korkak...

Sen;elde var bir olmaya razı,ben komşudan bir onluk dilenen muhtaç...

Sen;başlangıç,ilk bahar,ben güz,sonram kış...

Sen hayali gerçek sanabilecek kadar gerçekçi,ben gerçeği hayalleştiren hayalperest...

Sen;yağmurla gelen,ben yağmursuz bir akşamda farkına varılamayan gidiş...

Sen; geç kalmışlık,ben erken gelmişlik...

Sen; an,ben anı...

Sen sigara,ben izmarit...

Kaybedeni biz olan bir hikaye...

Kazanan?

08 Mart 2016 21:03

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

Bugün 8 Mart dünya Emekçi Kadınlar Günü

Televizyonlarda herkesler kadınlara ve kadınlığa methiyeler

düzmekte.

Tarihçesine bakılınca çok anlamlı.Ama günümüzdeki kutlanış

biçimleri evlere şenlik?

Kadının insani bir vasfı

doğurma özelliğini analığını kutsallaştırarak onu sadece oraya hapseden ve her

şekilde kıskanılası bir cinsel obje haline getiren muhazakarlar,dinciler.Bir

yandan ?Cennet anaların ayağının altındadır? derken,diğer yandan 3 yaşındaki

kız çocuğunu amcalarının önünde çıplak gezdirmeyin ya da 6 yaşında kız

evlendirilir diyen vakıf başkanı gık edemeyen hatta destek verenler.

Kadınının sadece giyim kuşamıyla moderniteyi özdeşleştiren

radikal laikler,sözde sosyal demakratlar.Yıllarca ?benim annem de başörtülü ama

türban değil bildiğiniz anam babam

örtüsü? diyerek kılık kıyafet üzerinden Cumhuriyet kurtaranlar.

Reklamlarından tutun güncel hayatın her alanında kadının seksepalitisinden yararlananarak

yaşamı dizayn eden kapitalistler.Kadın bacağıyla araba pazarlayan,dizileriyle,magaziniyle

60 lık genç işadamı,20 lik manken ilişkilerini, ?her genç kızın rüyası zetina

dikiş makinesinin? yerine ikame edenler.

Ya da dünyadaki temel çelişkiyi iktidar ilişkisinden

çıkararak ?tek başına kadın? tanımlayan

feministler.Azami ?kullanmayı? karşılıklı hale getirmekten bir adım öteye götüremeyenler.

Ha bir de sosyalistler.Konuya en çok kafa yoranlar.Yazan

çizen mücadele edenler.Orada durum daha vahim.Sanırım geçen yıl İstanbul?da bir

hayat kadınının tartaklanması mevzuu var.tartaklayan grup;mahallede fuhuşu

meşrulaştırıyor,üstelik 16 yaşındaki yeğenini de pazarlıyor diyor.Karşı olan

grup ise;yapılan kadına karşı şiddettir,o kadın bir seks işçisidir diyor.bu

arada aklıma hemen şu soru geliyor.Seks işçisi kadının karşıtı,seks işçisi

erkek yani jigolo,ne yapacağız onları da mı proleter sınıfına koyacağız?Dün Sovyetler

Birliği?nin sosyalist mi,sosyal

emperyalist mi ve revizyonist mi olduğu

üzerinden ayrışan solcular bugün kadın üzerinden ayrışıyor kurtarmak bir yana.

Velhasıl yurdum kadınını bazen her gün,bazen gün aşırı ama

en az senede bir gün kurtaranların,korup gözetenlerin ahvali böyle.

Peki kadınlarımız nerede?Ne yapıyorlar?

Dindar kadın;daha 3 yaşındaki kız çocuğuna cinsel meta olmayı

empoze eden zihniyete kafa kaldırabiliyor mu?

Laik,çağdaş elitist kadın; bir zamanlar sadece kıyafetinden

ötürü ötekileştirilen hemcinslerine sahip çıkabildi mi?

Feministler; bugünkü cinsel pratiklerinin doğu toplumlarında

erkeğin işini kolaylaştırmaktan öte bir şey olmadığını farkedebiliyorlar mı?

Zetina dikiş makineli rüyadan,dizi yıldızlığına terfi

hayaline odaklanan kızlarımız; ?bir gecelik kaçamak? olmayı yedirebiliyorlar

mı? Çok rahat,hatta kaçamak olmak için kavga edebiliyorlar.

Örneklere onlarcası eklenebilir, uzatmaya gerek yok.

İronik olanı şurası,sayılan örneklerdeki kadın tiplemelerin

başına kötü bir şey geldiğinde kadınlar da demedi mi ?su testisi su yolunda kırılır?diye?

Doğu toplumlarında düşmanı uzakta değil,en yakınında aramak

gerekir.Bu ülkede kadının en büyük düşmanı yine kadındır.Kadın hem gelin,hem de

kaynanadır. Kadın dayanışmasının kadının en fazla mağdur olduğu ülkede en alt

seviyede olmasının açıklaması,farklı aidiyetlere mensup kadın örgütleri

tarafından erkeklere bırakılmadan bizzat kadınlar yapılmalı.Bu yapılmadan

yurdum kadını sembolik anmaların meesi olmaktan başka bir şey olmaz.

Peki 8 Mart neydi,neden kutlanıyordu? Grevde öldürülen

dokuma işçisi kadınlar için değil mi?

Hangisi girer o kategoriye yukarıda sayılan örneklerin.

Sözü uzattım.Nazım?dan kadını anlatan bir şiirle bitireyim.Yok

vazgeçtim.kadını en güzel anlatan şiirler erkekler tarafından yazılmıştır.Ve

her erkek biraz hovardadır,kadını mağdur eder,Nazım gibi.

Mağduru olmayan günlere.

14 Mart 2016 20:47

a t l a n t i s
Memur

Bunca açının üstüne yakalim bitane gardas izmarit anlar dilimizdeki aciyi

26 Mart 2016 01:39

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

Kalbine iyi bak çocuk,

Konjonktürel akıntılara esir etme onu sakın

Kalbine iyi bak

O senin varoluşun,

Seni sen yapan varlık...

Yenilgilere alıştır onu

Esarete alıştır

Teslim olmasın yeter ki yokluğa...

Kalbine iyi bak

İyi davran ona

O senin güzelliğin

O sensin

Üzme sakın onu...

Kalbine iyi bak çocuk

İte kopuğa harcama onu

Kalbin sensin

Ve

Sen kalbinle güzelsin

Sen

Kalbin kadar güzelsin...

Kalbine iyi bak, ihmal etme onu

https://www.youtube.com/watch?v=oskXAniqU6U

02 Nisan 2016 02:03

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

Her erkek Galina gibi bir kadın ister...

Ama hiç bir erkek kızının Galina gibi olmasını istemez...

Bir tek Galina pişman değildir

Tuhaf değil mi?

Dünya iyisi kadınların aşkta kaybetmesi...

Dahası hâlâ kaybettiğini bile bile sevebilmesi?

Tamam herkes Nazım değil...

O nedenle Galina mazur görülebilir bir nebze...

Ya yurdum kadını

Ama yurdum kadınının da yarısı Galina...

Ve

Asıl tuhaflıkta burada...

03 Nisan 2016 01:05

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

21 Şubat 2014 Cuma

Beyaz gecelerin aydınlığında uçmuştuk Urallar?a...

Nâzım Hikmet Vakfı?nın Genel Sekreteri Kıymet Coşkun?la birlikte...

Votkinsk?te çok katlı sosyal konukları andıran bir apartmanın giriş katının zilini çaldık. Kapıyı, mavi gözlerine kadar inen beresiyle 82 yaşında, sevimli bir ihtiyar açtı.

Oydu:

Galina Gregoryevna Kolesnikova...

Kısaca ?Galya?...

Nâzım?ın ?Kanaryacık?ı... ?Güllü hanım?ı... ?Galuşka?sı...

Samimiyetle içeri buyur etti bizi...

Küçük, basık, bakımsız görünen bu ev, içinde insanların yaşadığı bir ?Nâzım Hikmet Müzesi?ydi.

Şairin şiirlerini yazdığı masa, notları, kitapları, kütüphanesi, dünyanın dört bir yanından ona gönderilen hediyeler, oğlu Memet?in çocukluk resmi... Hepsi salonda duruyordu.

Sanki Nâzım dün evden çıkıp gitmiş gibiydi.

***

?Nâzım? belgeseli için röportaja gitmiştik. Galina?nın boynunda Nâzım?ın hediyesi tahta oyma bir broş vardı. Ayağında yine Nâzım?ın hediyesi, eskimiş ayakkabılar...

Aradan geçen 40 yıla rağmen hâlâ ?Nâzım? derken buruşuk yüzü çiçekleniyordu.

1953?ten 1960?a kadar 7 yıl beraber olmuşlardı. Kendi deyimiyle ?Nâzım?ın karısı?ydı.

Sadece karısı mı?

Doktoru, hemşiresi, sekreteri, tercümanı, mihmandarı, aşçısı, şoförü, daktilografı, muhasebecisi, kameramanı, hatta berberi, tellağı, dert ortağı...

Şair?le ilk kalp krizinden sonra hastanede tanışmış, doktoru olarak yanına yerleşmiş, onu dört kez Azrail?in elinden almış, şiirlerini ilk o dinlemiş, yedi yıl boyunca her yerde yanı başında olmuştu.

Peredelkino?daki kır evinde bulunan dört metrelik masanın bir ucunda Türkçe klavyeli daktiloda Nâzım yazar, bir uçtaki Rusça klavyeli daktiloda Galya çevirirdi.

Seyahattelerse vapurda, trende, arabada Nâzım?ın aklına gelen bir mısraı portatif daktilosunda yazan yine oydu.

Fotoğraflarında sıkça görünen tayfa fanilasını o almıştı.

Nâzım?ın Memet?e gönderdiği oyuncak atı da...

Münevver?e yolladığı hediyeleri de...

***

Kimine göre KGB ajanıydı Galya; Nâzım?ı izlesin diye eve yerleştirilmişti. Kimine göre ise Nâzım?ın Moskova?daki en büyük şansıydı. O olmasa, belki de çok önceden sekte-i kalpten giderdi Şair...

?16?dan 70?e kadar her yaştan kadının âşık olduğu adam?a o da tutulmuştu.

?Birbirimizi seviyorduk ama nikâhlanamıyorduk? diyordu ?Nâzım?la 7 Yıl? adlı kitabında (Halkevleri, 2006.)

Peki ?Hikmetoviç?i neden bir tek şiir dahi yazmamıştı ona?

Neden diğer sevdalılarına yolladığı mektuplar ateş dolu satırlarla doluyken ona ?Canım, güllü hanım?, ?Neşe kaynağım benim?den fazlasına gitmemişti kalemi?

Galina, anılarında bunu Nâzım?ın evli oluşuyla açıklıyor:

?Bana adanmış şiirler yazmamasını ben rica ettim, o da bu ricamı yerine getirdi. Şiirler yayınlanırsa Münevver?i yaralardı? diyor.

Nâzım?ı, Münevver?in hatırası, fikri, fotoğrafları, mektuplarıyla paylaşmak zorunda kalmış.

O yüzden, Nâzım?ın kafasında Münevver?le kendisinin tek bir kişi halinde birleştiklerini düşünüyordu.

Nâzım?ın ona, ?Canım, kızım, biricik anam, Adil Giray?ım, yoldaşım, bacım, Memetim, Münevverim, Galyam? diye hitap etmesi boşuna değil...

Bu güler yüzlü Rus kızını bütün sevdikleriyle özdeşleştiriyordu belki...

Nitekim vasiyetnamesini de ona emanet edecek ve kendisi göçüp gidince, mirasının yüzde 70?ini Münevver ve Memet?e bıraktığını belirten vasiyetnamesini, tabutun başında Münevver?e (bütün mektuplarıyla birlikte) vermek yine Galina?ya düşecekti.

***

7 yılın sonunda Nâzım, bir gün her şeyini bırakarak Vera?ya kaçıvermişti.

Mart 1960?ta şu ?son mektup?u yollamıştı:

?Galya merhaba...

Bugün gidiyorum. Sağlığım fena sayılmaz. Tek sorunum iyi uyuyamamak. Çalışıyorum. Şiir yazdım. Münevver?e para gönderdiğin için teşekkür ederim. Ben, senin sadık bir dostunum. Sen de benim kızımsın. Öpüyorum. Annene, Anka?ya selam söyle. Güzel süveter için teşekkür ederim. Nâzım Hikmet?.

***

?Benimle kalsa daha uzun yaşardı? demişti o görüşmemizde Galina, acısını zamana sarmalamış

kadınlara özgü bir olgunlukla; sonra da büyük samimiyetle eklemişti:

?...ama o güzelim şiirleri yazamazdı. Çünkü o şiirleri ona aşk yazdırıyordu.?

Türkiye seferber olup yaşayan bir ?Nâzım müzesi? olan evini devralmalıydı; Nâzım?ın onda kalan eşyalarını, arabasını, kütüphanesini, fotoğraflarını almalıydı. Olmadı. Tüm uyarılarımıza rağmen, ne Kültür Bakanlığı ne Rusya?yla ilişkisi olanlar ilgilendi.

Sonunda Galya, yoksulluktan o eşyaların bir kısmını sattı; kendisinde kalan hatıralarla birlikte bu

hafta hayata veda etti.

Nâzım?a oralarda iyi baktığı ve ömrünü uzattığı için tüm Nâzımseverler adına ona teşekkür borçluyuz.

Can DÜNDAR

*

Bir anektod,başka bir yazısından...

ONA KAZAK YOLLADIM

"Ne hissettiniz" diye sordum Galina?ya... Büyük bir tevekkülle anlatmaya başladı: "Bu trajediyi çok zor atlattım. Sancılıydı... Her şey olabilirdi. Elektrokardiyogramı kötüydü. Kaçtıkları yerde, daha önce bizim hastanede çalışmış olan doktor arkadaşım Galina Petrova vardı. Onu aradım. Nâzım?ın tıbbi durumunu anlattım; fark ettirmeden ona göz kulak olmasını tembih ettim. Sonra Nâzım?a şoförlü arabasını gönderdim. Oralarda meyve azmış, bol bol portakal gönderdim arabayla. Bir de Nâzım?ı sıcacık tutacak bir kazak... Çünkü Petrova çok soğuk olduğunu söylemişti. Nâzım zayıftı, üşütebilirdi. Sonra da sakinleştim; artık ne yapabilirdim ki... Bir süre sonra Nâzım?dan bir mektup geldi. ?Kazak için teşekkürler? diye yazıyordu.

Ve benden bir not:

Nazım'ın aşık olduğu kadınlar arasında Galina'nın adına pek rastlanmaz.

Toplam 607 mesaj
12345678910111213»
 
ANKET
Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu'nun karşı karşıya geldiği program, fikrinizi değiştirdi mi?