Editörler :
23 Ağustos 2016 10:14   


Psikolog gözüyle şizofreni

PSİKOLOG GÖZÜYLE ŞİZOFRENİ

0 Yorum 22 Ağustos 2016 Erişkin Psikiyatrisi Şizofreni

Klinik Psikolog Alagün Belce Bahşi

Şizofreni hastalığı denildiğinde akla ilk gelenler, psikiyatrik bir hastalık olduğu, genetik ilerleyebileceği, ilaç tedavisi gerektiği ya da kronik bir hastalık olduğudur. Şizofreni hastası denildiğinde ise; hastalığın belirtilerinin akla gelmesinin yanında, bu hastaların tehlikeli, korkunç ya da uzak durulması gereken kişiler olduğu zihinlere ilk gelen düşüncelerden olabiliyor. Sadece hastalık gibi kabul görmemesinin yanında, bu hastalığı yaşayan kişilere ve onların ailelerine karşı önyargı ve mitler oluştuğu da gözlemlenmektedir. Şizofreni, psikiyatri rahatsızlıklarının arasında çoğu zaman topluma en korkunç ve ürkütücü olan durummuş gibi gelen rahatsızlıklardan olabilmektedir.

Peki gerçekten şizofreni hastaları tehlikeli midir? Şizofreni hastaları sosyal ortamlardan izole bir hayat mı yaşamalıdır?

Şizofreni hastaları sanıldığı gibi tehlikeli ve zararlı değildir. Asıl ihtiyaçları olan şey anlaşılmaktır. Bu noktada ihtiyaç duydukları, içinde oldukları çevrede, güvende hissedebilmektir. İlaç tedavisi ile desteklendiğinde, olası ortaya çıkabilecek olumsuz durumlar kontrol altına alınabilmektedir.

Şizofreni, kronik olarak seyreden ruhsal bir hastalıktır. Erken tanı tedavide çok önemli bir yer tutmaktadır. Tanı ilk konulduğu andan itibaren aile, hasta, psikiyatri uzmanı ve destek ekipleri uzun soluklu bir maratona çıkarlar. Şizofreni beyin yapısında oluşan bir farklılık sonucu oluştuğundan, ilaç tedavisi çok önemli bir yer tutar; çünkü hastalığı kontrol altına almadan, sosyal yönden desteklemek tedavide yeterli olmamaktadır.

Şizofreniyi yaşayan kişiler hastalıktan daha fazla anlam ifade ederler?

Tedavi sürecinde, hastaların hayata karışabilmelerine ve sosyal ortamlara girmelerine destek olmaya çok ihtiyaçları vardır. Her hastanın hastalığıyla birlikte getirdiği kişilik özellikleri, deneyimleri, sosyal çevresi, beğenileri, becerileri, tercihleri, yetenekleri en önemlisi de bir geçmişi vardır. Bu hastalığı yaşayan kişiler, hastalığın kendisinden çok daha fazla şey ifade ederler. Sadece ?hasta? olarak onları damgalamak yerine, yapabileceklerini ön plana çıkararak, onları sosyal hayatın içine kazandırmak iyileştirici bir güç özelliği taşır.

Bu hastalığın görülmesinde genetik faktörlerin rolü büyük olduğu gibi; yaş, sosyal çevre, meslek, sosyoekonomik düzey etkili değildir. Bu hastalığı yaşayanlara bakıldığında çok farklı meslek grubundan kişiler, sanatçılar, yüksek gelir düzeyine sahip insanlara rastlanabilir. Yani şizofreni din, dil, ırk, kültür ayırt etmeksizin herkeste görülebilecek bir hastalıktır. Bu noktada, mutlaka her bir şizofreni hastasının başarabileceği bir iş, ortaya çıkarabileceği bir yetenek ya da becerisi vardır. Bu nedenle, üretken olduklarını onlara hatırlatmak, başarma isteklerini canlı tutmak ve becerilerini desteklemek, kendilerini rahat ve güvende hissettikleri ortamlara onları da dahil etmek çok önemlidir.

Peki şizofreni ruhsal bir hastalık olduğundan psikiyatri alanına giriyorsa, psikologların bu hastalığın tedavi sürecindeki rolü ne olabilir?

Bu hastalığın tedavisi biyopsikososyal bir süreçtir. Yani şizofreni hastalığının tedavi süreci; biyolojik, fizyolojik ve sosyal değişkenlerin karmaşık etkileşimiyle şekillenmektedir. Burada psikologlara düşen görev, hastaların ve hasta yakınlarının sosyal uyum sürecini takip etmek, psikososyal destek vermek ve rehabilitasyon alanında görev almaktır. Önemsenilen nokta, onlara işlevsellik kazandırmak ve sosyal ortamlara dahil olmalarına destek olmaktır.

Şizofreni hastalarına psikolojik destek verilmesi önemli olduğu gibi, onların aileleri ve yakınları da psikososyal desteğe ihtiyaç duymaktadırlar. Damgalanan ve izole edilen hastalar yanında, aileleri de etiketlenirler. Bu hastalıkla tanışmak, bu hastalığı anlamak ve başka insanlara anlatmak onlar için yeni bir süreçtir. Aynı zamanda, hastaların tüm dönemlerinde yanlarında olmak, duygusal ve fiziksel açıdan zorlayıcı olabilmektedir.Moodist hastanesi olarak her türlü psikolojik destek için daima yanınızdayız. Daha fazla makale ve iletişim bilgileri için mood. ist sitesmizi ziyaret ediniz.

Klinik psikologların/psikoterapistlerin, aile terapistlerinin, sağlık psikolojisi uzmanlarının, desteklerine ihtiyaç vardır. Psikoterapi uygulamaları, grup terapileri, sanat terapisi etkinlikleri, oluşturulan paylaşım grupları ve bu alana özel kurulan derneklerdeki çalışmalarda psikologlar aktif bir şekilde görev almaktadır. Medikal tedavi ile birlikte psikososyal destek sağlanması, hastaların becerilerinin gelişmesine ve sosyalleşmesine destek olmaktadır. Bu noktada ailelere ve yakınlarına, tedavi sürecinde psikososyal destek kolunun aktif tutulması önerilmektedir.

Klinik Psikolog Alagün Belce BAHŞİ

 
ANKET
Sizce, Kurban Bayramı tatili 9 güne çıkarılmalı mı?