Editörler : yaralı-bir-öykü
19 Şubat 2007 08:41   


Bursalılar Buraya

günaydın tüm ste ziyaretcilerine, selam olsun tüm stedeki arkadaşlara

19 Şubat 2007 09:34

davut yücal
Müsteşar

allal,allah nerde kaldı kaldı bunlar uyudularmı acaba

19 Şubat 2007 10:43

davut yücal
Müsteşar

bu bursalılarda ne kadar uyurmuşlar hala daha uyanmadılar

19 Şubat 2007 10:45

neokeynesci
Memur

ben bursalı değilim ama bursa dünya güzeli bir şehir, bursa mezunuyum ve bursa aşığıyım ayrıca.. selam olsun tüm bursaya, orhangaziye, osmangaziye , yıldırıma, çelebi mehmete..

19 Şubat 2007 10:58

ŞoPaR*****
Şube Müdürü

O

:):):

19 Şubat 2007 11:01

defneee
Şef

uyandık calısıyoss ne var:p

19 Şubat 2007 11:14

davut yücal
Müsteşar

nihayet günaydın sabahı şerifiniz mübarek olsun gönlünüz mutluluklarla dolsun allahın selamı tüm insanlara olsun

19 Şubat 2007 11:18

defneee
Şef

gün coktan aydın oldu tünaydına dogru ilerliyorus..

19 Şubat 2007 11:26

davut yücal
Müsteşar

valla bizde doğru ilerliyoruz hiç yanlış istikamete ilerlemedik

19 Şubat 2007 11:32

defneee
Şef

aferin size:)

19 Şubat 2007 11:34

uşaklı
Yasaklı

merhaba hemşolar..

19 Şubat 2007 11:34

davut yücal
Müsteşar

sizede aferin

19 Şubat 2007 11:37

davut yücal
Müsteşar

tüm hemşolara merhaba allah işlerinizde kolaylıklar versin

19 Şubat 2007 12:54

davut yücal
Müsteşar

maaşallah biri burada geldi aferin çekti gitti bir dahada uğramadı helal olsun bütün günün hayırlı olsun

06 Mayıs 2007 08:59

C@NC@N
Aday Memur

günaydın arkaraş bu bursalılar hep saklanıyor olmuyor böyle.

06 Mayıs 2007 09:05

C@NC@N
Aday Memur

Hani bulutlarla bana haber yollayacaktın,

Sen her yağmur damlasına bir kelime yazacak;

bende o damlaları avuçlarıma alıp,

yazdığın mektubu okuyacaktım.

Kokunu çiçeklere iliştirip yollayacaktın hani?

Söz vermiştin...

Bülbüller sözlerini getirecekti bana.

Dalgalar, vurup vurup hasretini solumayacak mıydı?

Yıldızlar, sana giden yolu gösterecek,

mehtap, yolumuzu aydınlatacaktı.

Aşkımıza ondan başka kimse şahit olmayacaktı

Öyle sevecektik ki birbirimizi,

sorgusuz sualsiz girecektik cennete.

Kıskanacaktı nur'umuzu melekler bile...

Şimdi neden solgunsun böyle bir tanem,

Niçin açıp gözlerini ellerimden tutmuyorsun?

Uzat ellerini, al beni de yanına.

Bunca hasret yetmez mi çıkmak için katına,

Yoksa gittin ve unuttun mu beni;

Unuttun mu oralarda?

Göz kırp bana yıldızlardan.

Bir an bile durmam buralarda inan;

Davetini bekliyorum

Çağır geleyim artık,

Çağır meleğim artık...

06 Mayıs 2007 09:10

C@NC@N
Aday Memur

Merhaba!

Doğan gün

Dal uçları, tomurcuklar

Dağların esen rüzgârı

Sığırcık kuşlarının sevinci bahar

Güneşe koşan çocuklar

Merhaba!

Merhaba!

Sevgi düşüm

Utangaç gülüşüm

İlk yaşam çığlığım

Gelin duvağım

Türkü tadındaki yaşam

Yürekteki sevda, gözlerdeki ışıltı

Dudaktaki şarkı,

Özlemi çekilen yarınlar

İçerdekiler, dışardakiler

Hasreti kanayan dostlar

Merhaba!

Merhaba!

Ağaçta göveren dal

Güllerin güne gülüşü

Yerdeki çiy, gökteki ay

Yağmurun çimlere dökülüşü

Yedi iklim, dört mevsim

Evrenin renk renk cümbüşü

Salkım saçak umut

Merhaba!

Merhaba!

Güneşle beslediğim

Sevgiyle süslediğim

Dostluk diyarı ülkem

Hasretim, Asyam, Anadolum

Yüreğim, sevdam, yeni gelinim

Merhaba!

06 Mayıs 2007 11:41

C@NC@N
Aday Memur

davut bey daha yoksunuz ortalarda.

07 Mayıs 2007 07:33

C@NC@N
Aday Memur

günaydın arkadaşlar

07 Mayıs 2007 07:35

C@NC@N
Aday Memur

> Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli

> dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü

> temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına

> dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok

> sıkkındı, birde sinirlenmişti.

>

> Alaycı bir ses tonuyla :

> - Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.

>

> - Hayır çikolata parası lazım!

>

> Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali

> de başka oluyor diye düşündü.

>

> - Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

>

> - Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da

> bulamadıysak aç yatarız.

>

> Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

>

> - Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?

>

> - Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

>

> - Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?

>

> - Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata

> götürmek istiyorum.

>

> - Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.

>

> - O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona

> bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata

> götürdüm. Çikolatayı çok sever.

>

> Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga

> etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile

> kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden

> denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.

> Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey

> onu rahatlatmıyordu.

>

> Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek

> mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.

>

> - Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

>

> Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından

> başka bir şey çıkmadı.

>

> - Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.

> Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

>

> Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

>

> - Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.

>

> Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

>

> - Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?

>

> - Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını

> doyururlar.

>

> - Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?

>

> - Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

>

> - Hımmmm. Aşk hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en

> fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.

>

> - Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

>

> - Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa

> sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.

>

> - Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

>

> - Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık

> evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga

> ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız,

> işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin

> yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?

>

> - Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.

> Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan

> daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?

> Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey

> olan.

>

> - Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet

> ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?

>

> - Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç

> anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit

> yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu

> bildiğinde ancak mutlu olur.

>

> - Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?

>

> - Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne

> kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.

>

> - Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?

>

> - Küçük kızı severek.

>

> - Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?

>

> - Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız

> vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da

> o kadar mutlu edersin.

>

> - Nasıl yani ?

>

> - Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep

> beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.

> Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep

> prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak

> isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz

> küçük kızlar. Öyle değil mi?

>

> - Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma

> sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini

> değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye

> sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi

> olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

>

> - İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki

> karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak

> ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona

> "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay

> yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.

>

> - Hiç kavga etmez misiniz siz?

>

> - Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın

> tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için

> uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

>

> - Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

>

> - Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En

> ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen

> o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla

> aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla

> bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok

> narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak

> dokunuşları severler.

>

> - Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.

> Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.

>

> - Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.

> Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde

> karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek

> için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu

> olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir.

> Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne

> kadar mutlu olabilirsin.

>

> - Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

>

> - Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar

> para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar

> hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama

> hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan

> hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük

> kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu.

> Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk

> sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama

> hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler

> giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım

> bedenini ve mutlu ettim onu.

>

> Adam ayağa kalktı.

>

> - Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük

> kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

>

> - Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.

>

> - Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

>

> Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.

>

> - Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.

>

> Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin

> mutluluğuyla, bin

> bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki

> manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.

>

> Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su

> içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp

> yıkadı., sonra eşinin önüne koydu.

>

> - Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

>

> İnci hiç konuşmadı.

>

> - Sorsana "niye" diye.

>

> İnci kızgın kızgın:

>

> - Niye? Diye sordu.

>

> - Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet

> ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi

> yumuşamıştı.

>

> - Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.

>

> - Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi

> meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim bir

> şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"

> Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü

> alamazsın.

>

> - Özür dilerim seni kırdığım için.

>

> Sonra Bülent yere diz çöktü.

>

> - Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice

> seven bu adamı senden mahrum etme.

>

> - Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.

>

> İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.

>

> - Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin,

> dedi.

>

> Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük

> kızı gördü .

>

> Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü

07 Mayıs 2007 08:55

kangus
Müsteşar Yardımcısı

günaydın herkeze neşeli günler.....

Toplam 4507 mesaj
12345678910111213»