Editörler : Lanet
«12131415161718192021222324

Piraye06.
Kapalı
13 Ekim 2025 14:42

Ormanın kenarında, kimselerin pek fark etmediği küçük gri bir tavşan yaşardı. Adı yoktu; çünkü kendini henüz bir isme sığdıracak kadar tanımıyordu. Kulağının biri diğerinden biraz daha uzun, kalbi ise aklından hep birkaç adım önceydi.

Günlerini toprağın nemini koklayarak, yaprakların sesini dinleyerek geçirirdi. Bir keresinde rüzgârın "gel" dediğini sanıp saatlerce aynı yerde durdu, sonra utandı kendi hayalinden.

Kendi içinden geçip giden düşünceleri bazen öyle derindi ki, gerçeği unutur, yere düşen bir kozalakla irkilirdi. Bir gün gökyüzünden süzülen ince bir ışık huzmesini gördü, öylece dondu kaldı.

Göz bebekleri büyüdü, patileri hafif titredi. O an sanki kelimeler ayağına dolandı; anlatmak istese de dili yuvasına çekildi.

Onu asıl tuzağa düşüren ise kelimelerdi. İnsanların geride bıraktığı, rüzgârın taşıdığı cümle kırıntılarını toplardı. Bazıları öylesine yumuşak, öylesine içe işleyiciydi ki, tüylerini okşar gibi ruhuna dokunurdu.

Bir gün "sen iyi ki varsın' diye fısıldanmış, yarım kalmış bir cümle buldu yosunların arasında. Ne kendine ait sandı ne de bırakmaya kıydı; cebine koydu, gerçi tavşanların cebi yoktur ama o yine de sakladı işte.

Yaklaştıkça büyüleyen şeylerin aslında korkuttuğunu düşünürdü uzun zaman. Ama içine indikçe büyüyen bir sessizliği vardı. Dışarıdan bakan, "ne tatlı" der geçerdi, ama biraz durup kalbini dinleyen olsa, her nabızda ayrı bir masal duyardı.

Ve bazen kendi kendine fısıldardı, kulaklarının ucuna kadar yayılan minik bir tebessümle:

"Belki biri beni bir gün gerçekten duyarsa... kulaklarımı düzelttiğim gibi kalbimi de toparlarım."

Sonra gözlerini kapatır, küçük patilerini hafifçe birbirine sürterken içinden, "Belki o gün geldiğinde, ben de bir parça cesur olurum." derdi. Ve ormanın sessizliğinde, kendi minik kahkahalarıyla karışan bir mutlulukla, hafifçe gülümseyerek uykuya dalardı.


Dino Buzatti
Aday Memur
13 Ekim 2025 21:22

;)

Piraye06., 7 ay önce

Ormanın kenarında, kimselerin pek fark etmediği küçük gri bir tavşan yaşardı. Adı yoktu; çünkü kendini henüz bir isme sığdıracak kadar tanımıyordu. Kulağının biri diğerinden biraz daha uzun, kalbi ise aklından hep birkaç adım önceydi.

Günlerini toprağın nemini koklayarak, yaprakların sesini dinleyerek geçirirdi. Bir keresinde rüzgârın "gel" dediğini sanıp saatlerce aynı yerde durdu, sonra utandı kendi hayalinden.

Kendi içinden geçip giden düşünceleri bazen öyle derindi ki, gerçeği unutur, yere düşen bir kozalakla irkilirdi. Bir gün gökyüzünden süzülen ince bir ışık huzmesini gördü, öylece dondu kaldı.

Göz bebekleri büyüdü, patileri hafif titredi. O an sanki kelimeler ayağına dolandı; anlatmak istese de dili yuvasına çekildi.

Onu asıl tuzağa düşüren ise kelimelerdi. İnsanların geride bıraktığı, rüzgârın taşıdığı cümle kırıntılarını toplardı. Bazıları öylesine yumuşak, öylesine içe işleyiciydi ki, tüylerini okşar gibi ruhuna dokunurdu.

Bir gün "sen iyi ki varsın' diye fısıldanmış, yarım kalmış bir cümle buldu yosunların arasında. Ne kendine ait sandı ne de bırakmaya kıydı; cebine koydu, gerçi tavşanların cebi yoktur ama o yine de sakladı işte.

Yaklaştıkça büyüleyen şeylerin aslında korkuttuğunu düşünürdü uzun zaman. Ama içine indikçe büyüyen bir sessizliği vardı. Dışarıdan bakan, "ne tatlı" der geçerdi, ama biraz durup kalbini dinleyen olsa, her nabızda ayrı bir masal duyardı.

Ve bazen kendi kendine fısıldardı, kulaklarının ucuna kadar yayılan minik bir tebessümle:

"Belki biri beni bir gün gerçekten duyarsa... kulaklarımı düzelttiğim gibi kalbimi de toparlarım."

Sonra gözlerini kapatır, küçük patilerini hafifçe birbirine sürterken içinden, "Belki o gün geldiğinde, ben de bir parça cesur olurum." derdi. Ve ormanın sessizliğinde, kendi minik kahkahalarıyla karışan bir mutlulukla, hafifçe gülümseyerek uykuya dalardı.


Dino Buzatti
Aday Memur
15 Kasım 2025 09:08

Şu piyanonun her tuş sesi kalbime neşter atar gibi. Nermine Abla, ezelden tanıdığım biri gibisin, çok özlüyorum çok.

youtu.be/ubcHGGDgqiU


Dino Buzatti
Aday Memur
17 Kasım 2025 23:08

Raif Efendi; Havran'da bir zeytinlikte elinde tablet, Metin Erksan'ın Sevmek Zamanı'nı izliyor.

.

O esnada Almanya'dan Meryem Ana Kilisesi'ne giden bir tramvaydayız, bütün kara gözlüler dahil

Sabahattin Ali hariç değil.


Aegina.
Aday Memur
07 Ocak 2026 23:01

" De bana, yakalasaydım seni bir gün ve öpseydim ayağının altını.. Öpüşümü ezmekten korkarak az biraz topallamaz mıydın o zaman? "

( Nichita Stãnescu )


Aegina.
Aday Memur
07 Ocak 2026 23:25

Uyandığında hava henüz tam aydınlanmamıştı, griyle mavi arasında kararsız bir sabah vardı. Çiy damlaları bıyıklarına tutunmuş, dünya sanki nefesini tutuyordu.

Tavşan, o sessizliğin içinden ağır ağır doğruldu. Kalbi, uykudan kalan bir rüyanın izini hâlâ taşıyordu, ne olduğunu bilmiyor ama kaybetmek istemiyordu. Bir süre olduğu yerde oturdu. Acele etmedi. Çünkü bazı duygular, hızlanınca dağılıyordu.

Uzakta bir kuş kanat çırptı, hemen ardından başka bir kuş cevap verdi. Tavşan, bu karşılıklı seslenişe kulak kabarttı. İlk kez, bir sesin başka bir sese cesaret verdiğini fark etti.

Toprağa patisiyle küçük bir çukur açtı. Ne aradığını bilmiyordu, belki de sadece içindekileri dışarıya emanet etmek istiyordu. Sonra o yarım kalmış cümleyi hatırladı. "İyi ki varsın." Yosunların arasından bulduğu, cebinde taşıdığı o kırıntıyı.. Çukuru kapatmadı. Orada dursun istedi. Belki bir gün, birileri geçerken duyar diye.

Günün ilerleyen saatlerinde orman biraz daha kalabalıklaştı. Ayak sesleri, kanat çırpışları, yaprak hışırtıları.. Tavşan, eskisi gibi hemen saklanmadı. Gövdesini bir ağacın gölgesine yasladı, görünür kalmayı denedi. Çok kısa bir an için de olsa.

O an kalbi yine aklının önüne geçti ama bu kez geri çağırmadı onu. Titredi, evet ama kaçmadı. Kendi içinden geçenleri birilerine anlatamayacağını biliyordu hâlâ. Kelimeler hâlâ ona ağır geliyordu. Ama belki kelime olmak zorunda değildi her şey.

Belki bazen sadece durmak, bakmak, var olmak yeterliydi. Gün batarken gökyüzü yumuşak bir renge büründü. Tavşan başını kaldırdı, ışığın bu kez korkutmadığını fark etti. İçinde minik, ama sağlam bir duygu vardı, henüz adı olmayan bir umut.

Kulaklarını düzeltti. Bu kez kalbini de.

Ve ormanın kenarında, kimselerin pek fark etmediği o küçük gri tavşan, ilk kez şunu düşündü: "Belki beni duyan biri olmasa bile ben kendimi yavaş yavaş duymaya başlıyorum."

Bu düşünceyle, gecenin serinliğine doğru birkaç küçük adım attı. Çok büyük değil. Çok cesur da değil. Ama kendine ait. Ve bazen, bir masalın devam etmesi için bundan fazlası gerekmezdi.

Piraye06., 7 ay önce

Ormanın kenarında, kimselerin pek fark etmediği küçük gri bir tavşan yaşardı. Adı yoktu; çünkü kendini henüz bir isme sığdıracak kadar tanımıyordu. Kulağının biri diğerinden biraz daha uzun, kalbi ise aklından hep birkaç adım önceydi.

Günlerini toprağın nemini koklayarak, yaprakların sesini dinleyerek geçirirdi. Bir keresinde rüzgârın "gel" dediğini sanıp saatlerce aynı yerde durdu, sonra utandı kendi hayalinden.

Kendi içinden geçip giden düşünceleri bazen öyle derindi ki, gerçeği unutur, yere düşen bir kozalakla irkilirdi. Bir gün gökyüzünden süzülen ince bir ışık huzmesini gördü, öylece dondu kaldı.

Göz bebekleri büyüdü, patileri hafif titredi. O an sanki kelimeler ayağına dolandı; anlatmak istese de dili yuvasına çekildi.

Onu asıl tuzağa düşüren ise kelimelerdi. İnsanların geride bıraktığı, rüzgârın taşıdığı cümle kırıntılarını toplardı. Bazıları öylesine yumuşak, öylesine içe işleyiciydi ki, tüylerini okşar gibi ruhuna dokunurdu.

Bir gün "sen iyi ki varsın' diye fısıldanmış, yarım kalmış bir cümle buldu yosunların arasında. Ne kendine ait sandı ne de bırakmaya kıydı; cebine koydu, gerçi tavşanların cebi yoktur ama o yine de sakladı işte.

Yaklaştıkça büyüleyen şeylerin aslında korkuttuğunu düşünürdü uzun zaman. Ama içine indikçe büyüyen bir sessizliği vardı. Dışarıdan bakan, "ne tatlı" der geçerdi, ama biraz durup kalbini dinleyen olsa, her nabızda ayrı bir masal duyardı.

Ve bazen kendi kendine fısıldardı, kulaklarının ucuna kadar yayılan minik bir tebessümle:

"Belki biri beni bir gün gerçekten duyarsa... kulaklarımı düzelttiğim gibi kalbimi de toparlarım."

Sonra gözlerini kapatır, küçük patilerini hafifçe birbirine sürterken içinden, "Belki o gün geldiğinde, ben de bir parça cesur olurum." derdi. Ve ormanın sessizliğinde, kendi minik kahkahalarıyla karışan bir mutlulukla, hafifçe gülümseyerek uykuya dalardı.


Çi.çek
Kapalı
08 Ocak 2026 00:21

:)

Dino Buzatti
Aday Memur
08 Ocak 2026 00:34

Sayfamı işgal etmeyin lütfen.

Aegina., 4 ay önce

" De bana, yakalasaydım seni bir gün ve öpseydim ayağının altını.. Öpüşümü ezmekten korkarak az biraz topallamaz mıydın o zaman? "

( Nichita Stãnescu )


Aegina.
Aday Memur
08 Ocak 2026 01:03

Onlarca yazılanlar arasından neden böyle bi uyarı aldığımı öğrenebilir miyim?

Dino Buzatti, 4 ay önce

Sayfamı işgal etmeyin lütfen.


Çi.çek
Kapalı
08 Ocak 2026 01:12

Tabi öğrenebilirsin . Ben seviyorum kendisini , değer veriyorum . Başka konular da var öpüşlü möpüşlü şeyler yazacağınız zaman benim konuma beklerim . Başımın üstünde yeriniz var.
Aegina., 4 ay önce

Onlarca yazılanlar arasından neden böyle bi uyarı aldığımı öğrenebilir miyim?


Aegina.
Aday Memur
08 Ocak 2026 01:46

Merak etmeyin, kimsenin iznine ya da dersine ihtiyacım yok. "Seviyorum, değer veriyorum" cümlelerini bir tür tapu belgesi gibi sunmanız ise hayli iddialı, hatta biraz trajikomik. Sahiplenme refleksiniz, durumun sizde yarattığı panikle gayet uyumlu.

Konu başlığı açma, alan belirleme ve insanları sıraya dizme yetkisini kendinizde neye dayanarak gördüğünüz gerçekten merak konusu. Ben kiminle, neyi, nerede konuşacağımı sizden öğrenecek değilim. Haddini bildirdiğini sananlar genelde kendi yerini en çok karıştıranlardır. Siz önce muhatabınızı, sonra konumunuzu netleştirin. Bana rol biçmeye kalkmadan önce.

Çi.çek, 4 ay önce
Tabi öğrenebilirsin . Ben seviyorum kendisini , değer veriyorum . Başka konular da var öpüşlü möpüşlü şeyler yazacağınız zaman benim konuma beklerim . Başımın üstünde yeriniz var.

Çi.çek
Kapalı
08 Ocak 2026 02:00

Daha fazla konuşmayı anlamsız buluyorum . Size kapısı işaret edilen bir yerde lütfen kendinizi daha fazla ifade etmeyin :) .
Aegina., 4 ay önce

Merak etmeyin, kimsenin iznine ya da dersine ihtiyacım yok. "Seviyorum, değer veriyorum" cümlelerini bir tür tapu belgesi gibi sunmanız ise hayli iddialı, hatta biraz trajikomik. Sahiplenme refleksiniz, durumun sizde yarattığı panikle gayet uyumlu.

Konu başlığı açma, alan belirleme ve insanları sıraya dizme yetkisini kendinizde neye dayanarak gördüğünüz gerçekten merak konusu. Ben kiminle, neyi, nerede konuşacağımı sizden öğrenecek değilim. Haddini bildirdiğini sananlar genelde kendi yerini en çok karıştıranlardır. Siz önce muhatabınızı, sonra konumunuzu netleştirin. Bana rol biçmeye kalkmadan önce.


Aegina.
Aday Memur
08 Ocak 2026 02:44

Herkes her metni taşıyacak yerde durmuyor. Bazıları için birkaç cümle bile fazla uzun, fazla zahmetli geliyor. Derinlik hâlâ bir davet ama herkes davete icabet etmiyor, bazıları için kapı göstermek daha pratik. Anlamın konuştuğu yerde söz kendiliğinden akar, anlamın yorduğu yerde ise "gereksiz" denip geçilir. Ben nerede, ne kadar duracağımı başkalarının tahammül eşiğine göre değil, kendi irademe göre belirlerim. O yüzden susmak bazen nezaket değil, seviye meselesi.

Çi.çek, 4 ay önce
Daha fazla konuşmayı anlamsız buluyorum . Size kapısı işaret edilen bir yerde lütfen kendinizi daha fazla ifade etmeyin :) .

Dino Buzatti
Aday Memur
27 Şubat 2026 18:24

güneş topla benim için


Çi.çek
Kapalı
09 Nisan 2026 05:36

https://youtu.be/9LOBNNNBAWo?si=JrkCejEXCZJiGfFU

.

Hangisini seviyorsun en çok :)

Dino Buzatti, 3 ay önce

güneş topla benim için

Toplam 475 mesaj
«12131415161718192021222324

Çok Yazılan Konular

Sözlük

Son Haberler

Editörün Seçimi