Editörler : yaralı-bir-öykü
«8910111213141516171819»
22 Aralık 2018 23:54

Metallurgist
Müsteşar

21.12.2018

Günler Perişan (Arkadaş Zekai Özger)

yırtarak geçiyor kalbimizden

hayatı da törpüleyen zaman

şuramızda birşey var

acıya benzer

umuda benzer

böyle günlerde herşey

hem acıya, hem umuda benzer

gün ölümle başlatıyor hayatı

her şafak taze bir ölünün üstünde doğuyor

her sabah ölümü anlatıyor gazeteler

sol köşede ölümü kutsallaştıran bir fotoğraf

yeni bir cinayetin rontgenini çıkartıyor gövdeme

beynim sabırla keskin

iğdişliyor haber bültenlerini, yorumları, sahte ölüm ilanlarını

bizim ilanlarımız çoktan verilmiştir

gelirsede bilinir nerden ve nasıl

böyle ölümün yücedir adı

ha kanağacı canım, ha gelincik tarlası

çünkü ölümün kanıdır besleyen

bir başka baharın tohumlarını

şuramızda birşey var

bizi onduran birşey

acıya saran

umudu kuşatan

kalbim: kalbim mi desem

var kalbim :yaşayan ben

hayatla, ölümle, cinayetle

gazetelerle, radyolarla, eski üniversitelilerle

eski prof hocalarla

yaşayan ben :geç mi kaldık/ kabul edemem

ah benim sevgili annem

oğlun da elbet yurtseverden

birgün bırakır da sizi yüzüstü

yüzüstü değil :elbette bizüstü

bırakırda kötü sarmaşıkları, yaban güllerini

bırakır da sekizyüzlük hırtları,şunları bunları

giriverir senin sıcacık kucağına

yani hem sana karşı, hem senin için

giriverir o yanılmaz tarihçinin yaprağına

ölüm mü dedin annem

ölüm senin gibi güzel annelerin

senin gibi güzel çocuklar feda etmiş

o tarih atlasında

bir kırmızı gül olur ancak

koksun diye çocukların bahçesi

şuramızda, tam şuramızda

kanserli bir virüs gibi kanımıza karışsa da

bizi yaşatan

günler perişan

22 Aralık 2018 23:55

Metallurgist
Müsteşar

Gün Kararmasın Geldiğinde (Arkadaş Zekai Özger)

Güz yakmadan gülün pembesini

avuçlarımda ol, sokul yanıma

gülüşünle ısınsın bedenim

ve dudaklarımda acılaşan ıslık

adınla çiçeklensin

Serçeler göçe dayanmaz bilirsin

ne özleyen bir bakış kalır

ne de sımsıcaklığın

sular donar yürek üşür

sende kalır seni yakan

Uçurumlar açılır yollarında

buharlaşır çiy damlaları

Terli bir kısrak gibi gel kapıma

savrulsun saçların

yastığım kekik koksun

Uzağı yakın et

pembeleşsin çarşafın

ölüm kapımın tokmağında

ayrılığı iyi bilirim

ferhat olmayayım dağlarda

Ey gülün pembesiyle

bir gülümseyişi paylaşan

kar yağıyor yatağıma

avuçlarım kutuplara döndü

gün kararmasın geldiğinde

23 Aralık 2018 23:26

Metallurgist
Müsteşar

Pencere (Füruğ Ferruhzad)

Bir pencere, bakmaya

Bir pencere, duymaya

Bir pencere, yeryüzünün yüreğine ulaşan tıpkı bir kuyu gibi

Tekrarlanan mavi şefkatin enginlerine açılan.

Yalnızlığın küçücük ellerini

Cömert yıldızların verdiği gece bahşişi kokularıyla

Dolduran bir pencere

Belki de konuk etmek için güneşi şamdan çiçeklerinin gurbetine

Bir pencere, yeter bana

Oyuncak bebeklerin ülkesinden geliyorum ben

Bir resimli kitap bahçesinde

Kâğıt ağaçların gölgesi altından

Toprak yollarında geçip giden

Kurum mevsiminden, kısır aşk ve dostluk deneylerinin

Sıralarında veremli okulların

Alfabelerin soluk harflerinin büyüdüğü yıllardan

Ve karatahtaya taş sözcüğünü yazar yazmaz çocuklar

Ulu ağaçlardan sığırcıkların çığlık çığlığa kanat çırparak

Uçup gittikleri

O andan

Etobur bitkilerin köklerinden geliyorum ben

Ve hâlâ başım

Dopdolu

Bir deftere toplu iğnelerle

Çakılan

O kelebeğin yabancı sesiyle

Asılınca güvenim adaletin koptu kopacak ipiyle

Ve bütün kentte

Parıldayan ışıklarımın yüreğini parça parça edince onlar

Koyu renk mendiliyle yasanın, bağladıklarında

Aşkımın çocuksu gözlerini

Ve isteğimin acı şakaklarından

Fışkırdığında kan

Yaşamım artık

Hiçbir şey olmadığında, hiçbir şey olmadığında duvar saatinin

tiktaklarından başka

Anladım birden yolum yok yolum yok yolum yok

Çılgınca sevmekten başka

Bir pencere yeter bana bir tek pencere

Bilince ve bakışa ve suskunluğa

İşte öylesine boy atmış ki ceviz fidanı

Anlatabilir artık genç yapraklarına tüm bir duvarı

Ve sor aynadan

Adını kurtarıcının

Ve işte senden daha yalnız değil mi

Ayaklarının altında titreyen yeryüzü?

Yıkıntı elçiliğini, peygamberler

Kendileriyle birlikte getirmediler mi çağımıza?

Ve yankıları değil mi o kutsal metinlerin

Bu patlamalar art arda

Bu zehirli bulutlar?

Ey dost, ey kardeş, ey herkes!

Yazın tarihini gül soykırımının

Aya vardığınızda!

Düşler

Ne kadar safsalar o yükseklikten düşer ölürler

Şimdi dört yapraklı bir yoncayı kokluyorum ben

Eski düşüncelerin gömütünde boy atmış yonca

Ve soruyorum saflığın ve bekleyişin kefeninde toprak olan o kadın

gençliğim miydi benim?

Çıkabilecek miyim yeniden o merak merdivenlerinden?

Merhaba diyebilecek miyim o iyi Tanrı'ya çatılarda dolaşan?

Seziyorum zaman geçip gitti artık

Seziyorum an, tarihin yapraklarından benim payıma düşendir

Seziyorum aldatıcı bir aralıktır bu masa saçlarımla o garip ve kederli

adamın elleri arasında

Bir şey söyle bana

Teninin tüm sevgisini sana bağışlayan insan

Ne istiyor diri kalma duygusundan başka?

Bir şey söyle bana

Kıyısındayım pencerenin

Ve güneşle bağlantıda...

24 Aralık 2018 22:51

Metallurgist
Müsteşar

Ayrılık Hediyesi (Yusuf Hayaloğlu)

Şimdi saat sensizin ertesi

Yıldız dolmuş gökyüzü ayaydın

Avutulmuş çocuklar çoktan sustu

Bir ben kaldım bir ben kaldım

Tenhasında gecenin avutulmamış ben

Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin ki bu yaşlar

Utangaç boynunun kolyesi olsun

Buda benim sana buda benim sana ayrılırken hediyem olsun

Soytarılık etmeden güldürebilmek seni

Ekmek çalmadan

Doyurabilmek ve haksızlık etmeden doğan güneşe bütün

Aydınlıları içine süzebilmek gibi mülteci isteklerim oldu

Arasıra biliyorsun

Şimdi iyi niyetlerimi bir bir

Yargılayıp asıyorum

Bu son olsun bu son olsun

Şimdi saat yokluğun belası

Sensiz gelen sabaha günaydın

İşi gücü olanlar çoktan gittiler

Bir ben kaldım bir ben kaldım

Voltasında gecenin hiç uyumamış ben

Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin ki bu yaşlar

Utangaç boynunun kolyesi olsun

Buda benim sana buda benim sana ayrılırken hediyem olsun

Kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni

Beyninin içindekileri anlayabilmek ve yitirmeden yüzündeki

anlık

Tebessümü

Bütün saatleri öylece dondurabilmek için

Çıldırasıya parladım kendimi lanet olsun

Artık sigarayı üç pakete çıkardım günde

Olsun güzelim olsun ne olacaksa olsun

25 Aralık 2018 22:24

Metallurgist
Müsteşar

Ayrılıkların Şairi (Ahmet Selçuk İlkan)

Ben ayrılıkların şairi,

Yalnızların ozanıyım.

Sen, sen masallar okurken daha,

Ben acıların yazarıyım.

Haklısın, aramızda dağlar, denizler var,

Haklısın, aramızda uçurumlar.

Senin sevdaların, üç günlük masal,

Benim sevdalarım, Allah'ına kadar.

Elma şekeri mi sandın aşkı,

Ne şiirin şiir, ne şarkın şarkı.

Hele bir kırılsın, feleğin çarkı,

İşte ben o zaman görürüm seni.

Halâ tahta masalara yazıyorsam adını,

Aşk kitaplarında arıyorsam tarifini aşkın,

Kahır mektuplarında yeniden buluyorsam seni,

Islak mendillere siliyorsam gözyaşlarımı,

Eyvahlar çekiyorsam her biten aşkın ardından,

Bana sor yalnızlığı,

Ayrılığı bana sor diye haykırıyorsam,

Ve sabahçı kahvelerinde

Bir çay gibi demliyorsam hasretini,

Ve inadına özlüyorsam, o çay karası gözlerini,

Bil ki, bu seni erkekçe sevdiğimdendir.

Bu benim ilk aldanışım değil,

Bu benim son yıkılışım değil,

Bırak bu sahte gözyaşlarını,

Bırak bu masum bakışlarını.

Üzülme, benim için üzülme,

Üzülme bu son için üzülme,

Ben, yeterim kendime

Varsın da bir dağ gibi büyüsün hasretin içimde,

Varsın da her gece

Bir kemanın tellerinde ezilsin kalbim,

Varsın da bir daha değmesin ellerim ellerine,

Asla pişman degilim.

Hatırla, bir adam diyordun hatırla,

Ömür boyu sevsin beni ömür boyu,

İşte o deli, işte o çılgın, işte o adam benim.

Çünkü ben,

Çünkü ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim.

26 Aralık 2018 23:26

Metallurgist
Müsteşar

Adam Gibi (Tutkun Bıçak)

Ben seni hiç sevmedim ki

Yorgun aksamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim

Bir çiçeği sevmeni bir güle benzemeni sevdim

Bir de yıldızları sevdim

Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular

Ben seni hiç sevmedim ki

Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim

Kurşunları sevdim beni vurduğunda

Ağlamayı sevdim unuttuğunda

Yalnız olduğumu anladığım da

Ayakta kalmamı sevdim

Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda

Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği

Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini

ikindide yağmur gibi

Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi

Ben seni hiç sevmedim ki

Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim

Menekşeyle konuşmanı

Nisana hatırlatmanı

Baharın bir adının da yalnızlık olmadığın

Düstügüm zaman kanayan yanlarımı

Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman

Sakız satan çocukları

Yeni çıkan şarkıları

Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim

Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe

Ben yangını sevdim

Yandığım zaman böyle iste

Ben seni hiç sevmedim ki

Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine

Bir gece bir şiir kibrit alevinde

Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde

Buğusunda sabahın

Acımasızlığında bir ahin

Ağlayan yüzünde isanın

Ferahlatan gücüyle duanın

Korkutan yanıyla narin

incirin zeytinin ve kalbin üstüne

Gülün üstüne

Tutunduğum umudun üstüne

Korkunun üstüne

Senin üstüne

Hepsinin üstüne

Ben seni hiç sevmedim ki

Gittiğin zaman

Gitmeni sevdim

Evreni sevdim geldiğin zaman

Kalmanı sevmedim

Ürküyordum sana alışmaktan

Yine de sevdim gülümsemeyi

Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasından

Kiralara ilk kar düştüğü zaman

Ölümün ne güzel olduğunu sevdim

Seni içimde öldürdüğüm zaman

Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim

Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe

Ben yangını sevdim

Yandığım zaman böyle işte

Ben seni hiç sevmedim ki

Ben sevdim mi

Adam gibi severim

27 Aralık 2018 23:07

Metallurgist
Müsteşar

Koşaradım (Şükrü Erbaş)

Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim

Ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak

Ne bir içten dostunuz var acınızı alacak

Unuttunuz nicedir paylaşmanın mutluluğunu;

Toprağı rüzgârı denizi göğü

O her zaman bir insanla anlamlı

Tükenmez bir hazine gibi kendini sunan doğayı

Unuttunuz, gömülüp günlük çıkarların

Ve ucuz korkuların kör kuyularına

Daraldıkça daraldı dünyaya açılan pencereniz.

Fırlayıp ilk ışıklarıyla günün dağınık yataklardan

Koşaradım gidiyorsunuz işinize değişmeyen yollardan

Kurulmuş saatler gibi günboyu çalışıp tekdüze

Uzayan gölgelerle koşaradım dönüyorsunuz evinize.

Ne kadar uzaksa bir felaket sizden o kadar mutlusunuz

Unuttunuz başkalarının acısını duymayı

Küçük çıkarların büyük kurnazları

Alışverişe döndü tüm ilişkileriniz, hesaplı, planlı

Sevgileriniz ayaküstü, ilgileriniz koşaradım

Unuttunuz konuşmayı kendinizi vererek

Düşünmeden bir başka şeyi, içten yalın dürüst

Dışa vurmayı duygularınızı

Unuttunuz, neydi bir ince söze yakışan en güzel davranış.

Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim

-Ki bu en büyük kötülüktür size-

Yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla

Denizler boşuna devinip duruyor bir çarşaf gibi

Gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar

Uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz.

Sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde

İnsanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke

Anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz.

Ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan

Bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına

Koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim

Koşaradım

Duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde

28 Aralık 2018 23:53

Metallurgist
Müsteşar

Ülke (Cemal Süreya)

Saat Çini vurdu birden: pirinççç

Ben gittim bembeyaz uykusuzluktan

Kasketimi eğip üstüne acılarımın

Sen yüzüne sürgün olduğum kadın

Karanlık her sokaktaydın gizli her köşedeydin

Bir çocuk boyuna bir suyu söylerdi. Mavi.

Bir takım genç anneleri uzatırdı bir keman

Sen tutar kendini incecik sevdirirdin

Bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa

Yalnız aşkı vardır aşkı olanın

Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan

Sen yüzüne sürgün olduğum kadın

Kardeşim olan gözlerini unutamadım

Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını

Dostum olan ellerini unutamadım

Karım olan karnını ve önlerini

Orospum olan yanlarını ve arkalarını

İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını

Nasıl unuturum hiç unutamadım

Kibrit çak masmavi yanardı sesin

Ormanlara ormanlara yüzünün sesi

En gizli kelimeleri akıtırdı ağzıma

Şu karangu şu acayip şu asyalı aşkın

Soluğu kesen ağulayan ormanlarında

Yaşadım o kısa ve korkunç hükümdarlığı

Ve çarpıntılı yüreğim saçlarının akıntısında

Karadeniz'e karışırdı ordan Akdeniz'e

Ordan da daha büyük sulara

Geceyse ay hemen tazeler minareleri

Kur'an sayfaları satılan sokaklardan

Ölüm bir çeşit sevgiyle uçar

Ölüm uçar çocuk yüzlere

Ben o sokaklardan ne kadar geçtim

Damağımda dilinin yosunlu tadı

Önce buğulu sonra cam gibi parlak sonra buğulu yine

Bir takım tavşanları andıran bir takım su hayvanlarını

Pazartesi günlerini ve haftanın öbür günlerini

Yani salı çarşamba perşembe cuma cumartesi

Bir başak ufak ufak bildirir Konya'yı

O başakta o Konya'da seni ararım

Ben şimdilerde her şeyi sana bağlıyorum iyi mi

Altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız

Para basma yetkisini Fırat'ın suyunu Palandöken'i

Erzincan'ın düzünü asma bahçelerin dibini

Antalya'nın denizini o denizin dibini

Beş türlü yengeç yaşıyan sularında

Çağanoz adi pavorya çingene pavoryası ayı pavoryası bir de çalpara

Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında

Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını

Sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya

Yokluğun gayri şurdan şuraya geldi

Bir günler şölenlerle egemen ülkende

Şimdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor

N'olur ağzından başlıyarak soyunmaya

Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme

Çık gel bir kez daha çıkıntılardan

Çık gel bir kez daha bozguna uğrat

28 Aralık 2018 23:58

Leylimyaren
Daire Başkanı

Kimi zaman çocuğum

Bir müzik kutusu başucumda

ve ayımın gözleri saydam

Kimi zaman gardayım,

yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar

ne zaman bir dost gitsem

evde yoklar

Metin Altıok

29 Aralık 2018 22:59

Metallurgist
Müsteşar

Yaşanmış (Süreyya Berfe)

Sana alacakaranlıkta bile bakarım

Saçını okşarım gözyaşını silerim

Kokun duman olur durur üstümde

Adını söylerim içimden

Yalnız adını söylerim

Bir de belini örterim

Gözlerinin ışığında yaparım bütün bunları

Gözlerinin ışığındaki alacakaranlıkta

Sana alacakaranlıkta bile varım

Pek konuşmam

Oturur seni dinlerim

Sesin cıvıldar durur önümde

Adını söylerim içimden

Yalnız adını söylerim

Bir de ateşe değermiş gibi öperim

Acılarının ışığında yaparım bunları

Acılarının ışığındaki alacakaranlıkta

30 Aralık 2018 23:39

Metallurgist
Müsteşar

Büyük Saat (Turgut Uyar)

tarihi bir olmaz akış gibi,

oh sanki evrenin en son gecesini yaşadım

sanki dinozorlar ve ben ve en hızlısı öbürlerinin

bir ilkel eşitlikte buluştuk. (evrenin kendi kurduğu gecesini.)

ben! çocukları sevdim yaşadım. dünyaya alışmadım

kuru güller gibi yersiz ve inceydim biraz. hep

bunu duydum. bunu yaşadım. pastanelerde şurda burda.

oturdum emekli konsoloslarla iskambil oynadım.

emekli konsoloslar, kutu yapımcıları büyük pastanelere,

hamurkârlar, pabuççular, polis hafiyeleri, kesekağıtçılar

saraçlar, kurşun dökücüler, muhasebeciler, su yolcuları

şarkı düzenleyenler, saat tamircileri'..

şimdi tarihte saat kaç?

tarihi bir olmaz akış gibi,

tarihin yanlışı olmazdı biliyorum. olsaydı!

yanlışı olmaz gecikir. ancak. bir yapma incelik gecesinde

danteller ve tüllerle ve krizantemle ve

belki de bir maktupla lady montague'den

ve bayram şenlikleriyle. oysa ben, kış geldi

dağlara filan gittim. gözlükleri sevdim,

coin de feu'lü bankerler kullansın diye. incil'i ve

aquinolu thomas'ı okurken. ve titrek yaşlı kadınlar,

la dame aux camelias'yı dinlenme yurtlarında.

sırf bir haziran doğru çıksın diye,

oturdum, bütün bir kış dikiş diktim.

gözlükleri ve saatleri sevdim, okşar gibi sildim camlarını

okşar gibi siliyorum, gözlükçüleri ve saatçileri

saatime bakıyorum, hiç kızmıyorum, hiç kızmıyorum

biraz geri kalmış, düzeltiyorum.

tarihi yersiz bir akış gibi

geçmişte ve akdenizde çalkalanan. onaltı toplu kalyonlarda

hatalı bir sekstant gibi. kahramandır. başa çıkılmazdık. acırdık

cerbe dolaylarında ve celali dağlarında ve oralarda.

ve amasya'da. başının sözü edilirken şehzade mustafa'nın

ve hacı bektaş kulları bunalırken ve

mustafa kemal bunalırken amasya'da.

halk içinde bir büyük imkanı kaçırdık. ama

bütün cinselliğimle akdenizi avuçluyorum. bütün. şimdi

akdeniz.

ortak. öyle büyük ki zaten bütün uluslara yeter,

tuzu ve karidesi ile -karides malum deniz tekesi-

ve bütün cinsel isteğimle akdenizi avuçluyorum.

hazırlanıyorum -hâlâ- yanılmışların ve hazırların gecesine

ölmüş bütün babaları suçluyorum. babalarla

ne zorum var aslında. ben ki ölmüş bütün biçimleri kullanıyorum.

güneş vuruyor başıma artık. ortalıktayım

güneş vuruyor

güneş vuruyor

seni ve

göğüslerini ve

akdenizi ve

başıma vuran güneşi birlikte avuçluyorum

saat, saat kaç hâlâ

bilmem? ben güneş saati kullanıyorum.

tarihi bir hazin balkıma gibi

biliyorum kafiyeyi bozduğumu.

başka şeyleri de bozduğumu. ve biliyorum ki

hüzün varsa içinde, bozukluk bile hoşuna gider naci'nin

biliyorum ki bozukluk bağışlanır, sevilir bile

içinde bulunan herkesin ölmüş olduğu eski fotoğraflarda

ve akdenize yelken basan kotralarda

kuytu mağaralarında karadenizin

sessizlik ve görülmezlik bir büyük bahanedir.

adam, şarkısını söyler ve çeker gider

bir büyük meydana çıkınca gözbebeği

ve sıkıntısı bir oda sabahına. tatsız ve

yanlış geçirilmiş bir geceden... ve

kim bilebilir bir ufak pirinç tablete

bozulmaz adımı yazdığımı.

yani eramilden birinin mührüne

yemenden yahut yunandan kalmış

yani sonsuz girdi çıktısından mütarekenin

kim bilebilir bir aldanışın sonunda adımı

bir köprünün

enikonu bir köprünün korkuluğuna kazdığımı

ve bütün tüller, iskarpinler ve seçme şaraplar

ve danteller ve röprödüksiyonlar ve

kocaman çiçekli balkonlar ve bir tüylü şapka için

soğuk denizlerde balina avlarını ve büyük kırımları

şimdi saat kaç?

yıldızlar evet diyor uzaklarda

31 Aralık 2018 23:28

Metallurgist
Müsteşar

Bana Gelirsin (Celal Sılay)

Yıldızlar görse bendeki güzelliğini

Birer birer düşerler içimdeki denize,

Aydınlanırım, o kadar aydınlanırım ki,

Bana gelirsin...

****

Bahar anlarsa duyduğum üzüntüyü,

Bütün dallarını uzatır kalbime doğru

Çiçeklenirim, o kadar çiçeklenirim ki,

Bana gelirsin...

****

Din duysa ettiğim ibadetleri

Bütün mihraplarıyla çevrilir bana

Büyürüm, o kadar büyürüm ki,

Bana gelirsin...

****

İçimde bir kere görsen güzelliğini

Garkolursun nurdan bir âleme

Bulmak için, kendini bulmak için

Bana gelirsin...

****

Yıldızlar görse bendeki güzelliğini

Birer birer düşerler içimdeki denize,

Aydınlanırım, o kadar aydınlanırım ki,

Bana gelirsin...

02 Ocak 2019 22:44

Metallurgist
Müsteşar

01.01.2019

Sen Beyaz Bir Kadınsın (Attila İlhan)

asıl büyük sarhoş benim

uzaktaki

ben ki tek damla şarap içmedim

ekmeğin beyaz zeytinin siyah

olduğunu biliyorum

asıl büyük sarhoş benim

uzaktaki

benim kusturucu sarhoşluğum

yoksulluğum

yüzüme bakmasan da

yağmura düşürsen de gözlerini

gözlerime bakmasan da ne kadar

o kadar aydınlığın gökyüzüme uzanıyor

uykularımda nefesinin sıcaklığı

o kadar

hangi akşam kapımı çalan sen değilsin

sen değil misin gizli bir kıvılcım gibi

gözbebeklerimde duran

umutsuzlandığım her akşam

senin rüzgârın almıyor mu

uğultulu yorgunluğumu

yoksulluğun eşiğinde kapaklandığım zaman

ellerimden sımsıkı tutmuyor mu senin

iyimserliğin

ben bu tezgâhı kurdumsa senin için kurdum

senin için dokuduğum basma ve pazen

denizin yeşilinden süzdüğüm balık

göğün mavisinden çaldığım kuş

senin için

felsefe okudumsa

iktisat okudumsa gece yarıları

boğazım kurumuş içim bir kalabalık

sıcacık mısralar okudumsa yunus' dan

senin için okudum

geceyarıları

sen beyaz bir kadınsın

uzaktaki

GÖZLERİN AKLIMDAN ÇIKMIYOR

sen beyaz bir kadınsın

karanlıkları dinleyen

uzaktaki

sarmaşıkları duyuyor musun rüzgârda

yorgun başını

üşümüş yastığına koyuyor musun

uyuyor musun

02 Ocak 2019 22:46

Metallurgist
Müsteşar

Sesimi Arıyorum (Sennur Sezer)

Bir ses arıyorum

Yeni bir şiire başlamak için

Bir doğum çığlığı gibi kaçınılmaz

Çocuğun ilk ağlayışınca güzel

Bir ses.

Çünkü yüreklerimiz

Acılarla şişe şişe nasırlaştı

Kızgın demirlere değen ellerimiz

Su toplayıp kabarır, nasırlaşır

Ateşe ve demire dayanır

Yüreklerimiz acıyla dövüle dövüle

Çelikleşti.

Yalnız orda, ta dipte küçük bir çekirdek

Gözyaşı gibi titriyor mavisiyle havanın.

Kız çocuklarının perçemleriyle oğlanların afacanlığı

Kaynatıveriyor o damlayı.

Bir ses arıyorum

Yeni bir şarkı için

Çocukların ilk sözcüğü gibi umutla,

Sevinçle duyulacak bir ses,

Çünkü umutsuzluk yasaktır

Don vuran ağaç sürgün verecek,

Kaya çatlayacak, tohum yeşerecektir.

Ama susmaktan sesimi yitirdim

Nasırlaştı dilim.

Elim ateşten korkmuyor,

Ülkemin bütün kadınları gibi tırnaklarım küt

Ateşten sıcak bir tencereyi yanmadan alabilirim

Köz basarım yüreğime.

Yüreğim nasırlarıyla umudu koruyor,

Bir küçük ışıltıyla baharı bekleyen

Çekirdek ateşten korkmuyor.

04 Ocak 2019 08:51

Metallurgist
Müsteşar

03.01.2019

Vedalaşma ve Huzur Hakkı (Tarık Tufan)

Güler Zere'ye

Ölmeye yakınken insan, azalıyor ihtiyaçlar da kalp atışları gibi

Vedalaşmalar ve bir parça huzur, yol üstü lokantalarında çorbayla geçiştirilmiş öğünler

Huzur, kışın sığınılmış, camları buğulanmış bir yol üstü lokantası kadar sıcak

Büyük büyük kesilmiş, hafiften bayatlamaya yüz tutmuş doyurucu ekmekler, huzur

Huzur diyorum, ağzı nemlenmiş tuzluktan bir parça tuz dökebilme sevinci

Sahi senin ağzın nasıl oldu Güler, çok acıyor mu?

Dün gece uyudun mu mesela, evvelki gece, daha evvelki?

Ben kanseri bilirim babam da olmuştu, Faruk da

Kanseri bilirim, burnundan beslenen hastaları, kemoterapi sancılarını

Bilirim her sabah vurulması zaruri ithal iğneleri

Pahalı, az bulunan, çok umutla paketlenmiş ithal iğneler

Ecnebi diyor babam, ecnebi malları, ecnebi artistler, ecnebi filmleri

Burt Lançester, Körk Daglıs, Ceyn Fonda, Con Vayne, Sitiv Mak Kuin

Huzur işte, Aksaray Kristal?de, Yıldız?da bir film süresi babasıyla oturabilmesi çocuğun

İnsan ölmeye yakınken, kısalıyor uykular da cümleler gibi

Cümleler, otel odası yalnızlığı, sinemadan çıkar çıkmaz bastıran yağmur

Şehrin yağmur sonrası kararsızlığı

Sana uygun bir vedalaşma ve huzur hakkı arıyorum epeydir

Vakit alır bir vedalaşmaya başlasan benden söylemesi

Kimden başlasan eksik kalacak, eksik kalacak bir çizgi film kahramanı

Ödevlerine yardım ettiğin komşu çocuğu, suskun koğuş arkadaşı

Ne yaparsak eksik kalacak, dünden belli

SSK?mız eksik, masalımız, evraklarımız, taburcu belgemiz, infazımız

Eksik bir mezar taşı yazısı kadar garip, anlaşılmaz hayatımız

Bunu veda sayalım dilersen en havalısından, veda sayalım bunu

Sessiz, buruk, içten, sivil, mavi, ekmek kokulu, iyi demlenmiş

Yol üstü lokantalarında çorbayla geçiştirilmiş öğünlerin ardından

İkram edilen çay bardaklarının tabaklarında Prenses Farah?ın gülümsemesi

Sen önceden gidecek olursan bir yerlere tasalanma Güler, biz de geleceğiz

Kimbilir biraz huzur ve veda koyar bayramlık mendilin içine, öyle geliriz

04 Ocak 2019 22:57

Metallurgist
Müsteşar

Nisan Yüzlü Sevgilim (Tarık Tufan)

Sana söyleyecek bir şeyim kalmadı. Artık hiçbir cümleyi tamamlayacak gücüm yok. Belki utanç, belki yılgınlık bütün kelimelerimi alıp götürüyor. Böyle zamanlarda hayat, saçları kökünden kazınmış müntehir bir travestinin bileklerinden sızan sırnsıcak kandır, kimsenin el süremediği. Şimdi ucuz bir otel odasının küçücük tuvaletine sıkışmış bir hayatın eşiğinde duruyorum ve sana söyleyecek hiçbir şeyim kalmadı.

Nisan saldırıyor üzerime sevgilim. Nisan çalıyor bütün sözcüklerimi. Yüzünde parlayan güneş bir anda kaçıp, yaşlar boşalıyor gözlerinden. Ben nisan şaşkınlığında yitiriyorum öykünün geri kalan kısmını.

Nasıl bitiyordu? - İyiler nereye gittiler?

Kadınlar ve çocuklar nasıl kurtulacaklar?

Bir yağmur böylesine nasıl savurabilir bir insanı? Yağmur değil sevgilim, gözlerinden aktığımdan bu yana darmadağın üstüm başım. Saçlarında biriken kelebek kanatlarını talan ettiklerinden bu yana utanç kemiriyor kalbimi. Saçlarını işgal ettiklerinde kaçtığım sokaklarda düşürdüm şahdamarımı.

Şimdi yaşamak, ucuz ekmek kuyruğunda bekleyen bir genç kızın saklamaya çalıştığı yüzüdür.

Şimdi yaşamak, bebeğini terkeden bir kadının göğüslerinden akan hüzündür.

Nisan yığılıyor üzerime sevgilim.

Ansızın yağan bir yağmurun, avuçlarından düşen ölü kuşları topluyorum, sokak aralarında. Hiç bu kadar kimsesiz olmamıştım. Hiç bu kadar sensizlik akmamıştı damarlarımda. Böylesi bir yoksulluğa düşüşüm ilk kez.

Buralardan git istersen nisan yüzlü sevgilim. İstersen buralardan git. Sana söyleyebilecek hiçbir şeyim kalmadı. Kaçamak sözlerle gizliyorum utancımı. Kimsesizliğimi kalabalık cümlelerde saklıyorum. Saçlarını işgal ettiklerinden beri yürümüyorum bu sokakları. Ölü savaşçıların cesaretinden merhamet dileniyorum. İstersen git ve cesur bir kalbin ovalarında yürü. Cesur bir kalbin sabah rüzgarında saçların dağılsın.

Sana gözlerimde izi kalan son hayallerini vereceğim.

Sana parmak uçlarımda kalan son duamı vereceğim.

Sana kirpiklerimde takılı son bakışlarını vereceğim.

İstersen artık git ve ben bir nisan gecesinin acımasızlığında, asla baştan sona söyleyemediğim bir dağ türküsünün sözlerine bırakayım kendimi. Sokaklara düşmüş kadınların heveslerinde yakayım kalbimi.

Nisan yüzlü sevgilim.

Ben bir çay bardağına sığınıyorum şimdilerde. Kahvede oturan yaşlı adamın filtresiz sigarasından yükselen dumana sığınıyorum. Caddenin kenarında bekleşen amelelerin, dirsekleri aşınmış berbat renkli ceketlerine mesela. Böylesi küçük, böylesi gözden uzak şeylere sığınıyorum anlayacağın. Savrulan hayatların, kimselerin görmediği küçük ayrıntılarına. Gösterişsiz yaşam öykülerinin korunaklı yalnızlığına bırakıyorum kendimi,

Konuşmak yaralarımı acıtıyor. Konuşmak bir ip gibi boynuma dolanıyor. Dilim dolanıyor bu sıralar. Sana söyleyebilecek bir şeyim kalmadı.

Aylardan nisan.

Dışarıda deli gibi bir yağmur, hazırlıksız yakalıyor herkesi.

Beklenmedik bir rüzgar sürüklüyor ne varsa önünde.

Ben bir rüzgarda sürükleniyorum.

Konuşmak yoruyor.

Dışarıda yağmur var ve gitmek için iyi bir gün.

Yağmur var ve herşeyi gizlemek için İyi bir gün.

Nisan üzerime yığılıyor sevgilim.

Ben?

Veda etmeye çalışıyorum..

Hepsi bu..

05 Ocak 2019 22:59

Metallurgist
Müsteşar

Anna (Tarık Tufan)

Biz her şeye,

esirgeyen ve bağışlayan,

çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan,

hep esirgeyen ve hep bağışlayan

rabbin adıyla başlayan adamlarız anna.

büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.

sanayi devriminde bile,

karanlık, rutubetli, çok bağırışlı,

çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız

bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.

piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde.

kalbimiz derken,

ilk gençliğimiz, sakalımız,

bir kasetin iki yüzüne de ard arda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum

aslında.

işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.

insaf et anna!

gidelim buradan.

senin masumiyetini,

bilgelik zamanlarından kalma sırları,

dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.

hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.

ölelim diyecektim az kalsın.

ölmeyelim.

hiç ölmeyelim anna.

sarılalım diyecektim az kalsın.

içimden böyle şeyler de geçiyor işte.

sarılalım, dudakların?

tamam sustum.

gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum.

şiir kalsın istersen, sadece otursak.

oturmasan da olur benimle,sadece ellerimi tut.

ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak.

yüzüme bak ama anna, yüzüme bak.

gözlerime bak, gözlerimin içine bak.

gözlerim biraz karanlık.

içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar,

kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler,sezailer,

siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi,

duvarlara uzun dalmışlıklar var.

gözlerim biraz yorgun.

içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler,

bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler?

bekleyişler anna.

köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela.

nişanlısı askerde kızlar,

kızı ölüm orucundaki baba,

babası tersanede oğul,

oğlu şizofren anne.

hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var.

ama geçecek hepsi, geçecek.

şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.

gözlerimin içine bakmaktan korkma anna.

sen adımını attığın andan itibaren

hira dinginliğine dönüşecek ortalık

07 Ocak 2019 22:38

Metallurgist
Müsteşar

06.01.2019

Bir Gün Sevişmeyi Bana (Arkadaş Zekai Özger)

kandan

ve ceninden bir gün daha

başlarken

bir dalı kanatıyorum tırnaklarımla

ağzı açılmamış bir güle dokunuyorum

geceden kalma bir şeyle oynuyor kalbim

bugün biraz daha yorgun başlıyorum

sabah

yeni doğmuş çocuk çirkin ve sisli

vurdukça ilk ışıkları penceremden içeri

kımıldaşır içimin ölü dolu coşkusu

güneş ürkekliği gizleyemez

ne olsa çözülmez yüreğimin kuşkusu

gün sevecen çığırtkan

beni yeni oyuna çağırıyor

yalnız yenilmiyen gladyatör

bana eski bir ölümü anımsatıyor

sabah

taşıyarak bir celladı odama

aşkımın ve bırakmışlığımın celladını

hüznümle ve çirkinliğimle yargılamadan beni

tanıdığım bir ölümle tehdit ediyor

yalnızlık her sabah öldürüyor beni

çözerek gecenin ipliğini hızımla

hüznümü ve yalnızlığımı sarıyorum sabaha

adi bir etiketi yamayarak üstüne

boyna genişleyen bir orospu gibi

genişledikçe küçülen bir orospu gibi

aşksızlığım küçültüyor beni

korkum ve çirkinliğim utandırıyor beni

gecikilmiş bir aşkı yaşamıya

cinayet tek kurtuluşsa bir yanlışlıktan

önce acıya direnmesini öğrenmeliyim

eskitilmiş bir kurşunla kaplıyorum yüreğimi

acıya ve aşka hazırlıyorum

hergün yeniden yaşamak

boşalan bir birikimi kocamış acılarla

uzuyan bir ölümü bitimleyen vücudum

çirkin ve güzel orospu. yeniyetme

bir çırpınışın yorgunluğu yüreğimde

o hep güzel görünen bana

çirkin ve güzel orospu

vücudum. seni seviyorum

acıyla büyütüyorum aşkımı

bir gün bana sevişmeye öğretecek

07 Ocak 2019 23:11

Metallurgist
Müsteşar

Tanıdım Seni (Şükrü Erbaş)

seni yalnızlığından tanıdım

kirpikleri kırık çocuk

çiğneyip durduğun dudaklarından.

gözlerin küllenmiş yangın yeriydi

bir eylül göğünün bulut kümeleri

donuk bakışlarında;

hüznün nasıl da benziyordu

benim ilkgençliğime

ellerinden tanıdım seni

yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden.

bir uzak boşluğa yağmur yağıyordu

-anılardan anılara ince çizikler...-

yüzün bir türkü sonrasının

kederli dalgınlığında;

güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum

ağıt gibi bir alay dudak uçlarında

gücenik duruşundan tanıdım seni.

seni kendimden tanıdım çocuk;

yüreği sürekli çiğnenen bir yol

gövdesi acılardan acılara köprü...

biraz öfke, biraz umut, çokça onur

olan kendimden.

eğildim öptüm yıkık alnından

uzaktın, kıyamadım sessizliğine

biraz daha dedim içimden, biraz daha;

gün olur, onuru güzel çocuk

acı da yakışır insanın yüreğine

08 Ocak 2019 23:30

Metallurgist
Müsteşar

Anlıklar (Şükrü Erbaş)

i

kimseleri istemiyorum

düşüncelerimde yola çıktığım vakit

gerçeğin beni bunalttığı günlerde

dilimden düşürmediğim bir şarkı gibi

sen ol sesimin konak yerlerinde

yeter...

ii

yüzün de olmasaydı

dünyayı yumuşatan o yaz bulutu gülüşün

günlerim neye benzerdi, ya ömrüm?

karanlık bir mahzende soluk bir resim

rutubet, toz ve küf kokuları içinde

eskir eskir eskirdi.

iii

insan kendini duymadığı bir günü

nereye kadar taşıyabilir

alın çizgisinin sıkıntı çukurunda

sesinde senin adın

ufkunda yüzün yoksa..

iv

bir salkım söğüde benzetiyorum seni

uzak, çok uzak kıyıları süsleyen

kendimi unutulmuş bir ırmağa

yalnızlığın ufuklarını bütünleyen

düşmüyor bir gün olsun

sularıma gölgen..

v

ılık bir esinti gibi incecik

süzülen bulutundan parmaklarının

öksüz bir boşluk kaldı avucumda

içinde ömrümün yaralı yılları

ve yeni yeni güzelleşmeye başlayan

ankara çırpınan..

vi

senin bana gelişin günler içinde

bir su serinliğidir olsa olsa

ince kırılışlarla güneşin altın kanatlarından

ağustos topraklarına dökülen

içtikçe susuzluğumu arttırır gülüşün.

vii

yanlış bir kapıyım ben

önünde yanılmış bir çocuğun durduğu

açılsam acılara değer kanatlarım

açılmasam

simsiyah bir mutsuzluktur duruşum

viii

sabah yüzündür, akşam yüzünü dönüşün

gece, bıraktığın boşluktur ardına

ve şiir

o ince hilaldir lacivert yalnızlıklarda

sarınıp süzgün ışığına

katlanmanın türküsünü söylediğin..

ix

"değişme" diyen sesin kaldı geride

terkedilmiş evlerde hayal gibi yankılanan

"sen böyle güzelsin..."

değişemezdim. değişmedim.

ömür sürüyor yine yırtarak yürek zarını

aykırı soruların o bildik seyrinde

küçücük bir incelikle ışıklanıp

düşerek gölgeler içinde

aldanışın içedönük o gücenik ülkesine.

x

seni koruyacağım sana bile sezdirmeden

gökyüzü gibi uzaktan ve beklentisiz

gereceğim yüreğimi üzerine.

- sevmek biraz da bu değil midir? -

ıslatmasa da sesini bir daha

bir isyan türküsü gibi sürdüreceğim yağmurunu

düşlere ömürler veren o duygu bulutunun..

Toplam 423 mesaj
«8910111213141516171819»
 
ANKET
Sizce, Kurban Bayramı tatili 9 güne çıkarılmalı mı?