Editörler : yaralı-bir-öykü
«111213141516171819202122»
17 Şubat 2019 23:15

Metallurgist
Müsteşar

Gittikçe Irayan (Ayten Mutlu)

buğulu bir camdan bakar gibisin

gözlerinde bu dalgın, bu yorgun bulut

yüreğimde güz kıyamet fırtınalar koparan

bu dargın bulut

yaban bir yağmur sonrası sesin

dallarına çekilmiş durgun bir çınar

gibi sakin

suskunluğu telâşsız sözlere sarıyorsun

yüreğim örselenmiş kırık kanatlarıyla

düşerken avucuna

anlamıyorsun

böyle mi biter aşklar

gün batımına uçan göçmen bir kuşun

yitivermesi gibi

bir rüyanın ansızın bitivermesi gibi

nasıl unutursun?

nasıl unutursun beni sevdin

harlı ateşler yaktın karanlığıma

aşkların haraç mezat satıldığı dünyada

yıldızları birer birer indirdin saçlarıma

seni sevdim

kocaman bir dağ gibi genişledi yüreğim

ne çok şeyimiz vardı anlatacak

kimsenin bilmediği ne çok şeyimiz

ne çoktuk, ikimizdik, ne çoktuk

ne güzeldik, hiç olmadığımız kadar

sen alır gelirdin kendini

beni getirirdin yüreğindeki

öyle anlardı, aşardık insanın yazgısını

nasıl unutursun?

giderdin

masamda söylenmemiş şiirleri bırakıp

sen gelinceye kadar

nasıl da yalnızlıktı yastığımda unuttuğun

ve artık hep yokluğun?

bir rüzgârdı, kapandı pencereler

son sesleri bunlar ezgimizin

duyuyor musun?

gidiyorum

kal, demiyorsun

şimdi bozkırlarda usul usul ağlayan

kahır yüklü ağır bir tren gibiyim

kimsesiz bir aşkın ayak izinden

uzak yıldızlara doğru yol alan

ve gittikçe ırayan

ve gittikçe ırayan

20 Şubat 2019 09:31

Metallurgist
Müsteşar

18.02.2019

Sevdiğini Düşünmek (Ayten Mutlu)

havuzlu bir bahçede

kuş sesleri gibi bir şey sevdiğini düşünmek

hapisten yeni çıkmış bir dostun

yanındaki iskemlede gülümseyen solgun yüzüne

dokunuvermek

düşünmek sevdiğini

çakıllara söylediğin o eskimeyen şarkı

yüreğinin en sıcak vuruşuyla

tutuşturmak sönen bir kıvılcımı

kaybolmuşken karanlığın içinde

çamurlarda bulduğun o yaralı kuş

yanıveren ışıklar uzak bir pencerede

yorgun ayaklarında düzlüğe varan yokuş

kalabalık sofralarda yerinin ayrılması

yalnız sana söylenmiş günahların

ağırbaşlı suskusu

akbardaklar kar altında uyurken

saçaktaki rüzgârın uğultusu

sevdiğini düşünmek

çekivermek denizden balıklı bir oltayı

çocukluğun gökkuşağı uçurtmasıyla

yakalamak en uzak yıldızları

tek başına bile kalsan yorgun kalabalıkta

bilmek haklı olduğunu

upuzun bir kavgada

ve anlamak ki sevmek

ilk ılık esintiye çiçeklerini açan

erik ağacı gibi kuşkusuz ve kaygısız

yüreğini serivermek

hayata

20 Şubat 2019 09:39

Metallurgist
Müsteşar

19.02.2019

Annemle İlgili Şeyler (Didem Madak)

Sevgili Anneciğim,

Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda

Kocaman bir dağ lalesi gibi

Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.

Şimdi mucizevi bir yerdeyim

Muc'ın ucuz evinde

Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem

Duvarlara hep senin resmini çiziyor

di?li geçmiş zamanda birçok resim,

Hep gülümsüyorsun

Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi

Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında

Durmadan soluyormuş gibi

Hatırlar mısın?

Mavi saçlı bir tanrı gibi severdim Burdur Gölü?nü

O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü.

Vişne bahçeleriyle dolu,

Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.

Bazen ölmek istiyorum

Beni yeniden doğurman için

İri, ekşi bir vişne tanesi gibi.

Kış başında bir ton kömür yığarlardı kapıya

Bazen görülen rüyalar gibi kapkara

Bir ton rüya çıtırdarken

Sen kar yağmadan önce başkaydın,

Kar yağdıktan sonra bambaşka.

Sanki hep buluğ çağındaydım.

Kuşlar zaptederdi her yeri, sabahları

Binlerce kez söylerlerdi söyleyeceklerini

Bizim hiç anlayamayacağımız bir şeyi

Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı

Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında

Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi

Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar...

Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.

Ben bu eve Muc?ın ucuz evi diyorm

Yokluğunda böyle oldum.

Mucize öldükten sonra buraya taşındım.

Ve inan

Muc bu evi bana çok ucuza verdi.

Yaşasaydın, hayatının ortasına

Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.

Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.

Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu

Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri

Diye başlayan bir çocuk romanında...

Şalına sarınırdın toprağa sarınır gibi

Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,

Bu acımasız ölü anne sesini

Şimdi mucizevi bir yerdeyim

Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada

Ve çok ağır ilerliyor.

Yüzümdeki çillerden başka

İsyan eden biri yok hayatımda.

NOT:

Ölen her kadın için bir şiir yazdım.

Onları Muc'a evin karşılığında verdim

Çok ucuza.

Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:

ANNE!

20 Şubat 2019 23:25

Metallurgist
Müsteşar

Rüveyda'ya Ağıt (Nurullah Genç)

ben bir aziz değilim

hele gündüz değilim

attığı her adımda siyah bir iz bırakan

bir yanında ürküten bir baldıran gövdesi

bir yanımda kederi özümleyen bir lale

merhamet sahrasının uyuyan gecesiyim

bırakta böyle bitsin bu günahkar serüven

bırakta kurtarayım bu emanet sarayı

yeter intiharınla oyduğun yüreğimi

umutsuz şarkılarla avutulduğun yeter

göğsümde bir yanardağ kıvranıyor rüveyda

yaraları kapandıkça kanıyor rüveyda

duman çöktü güneşin sitem aynalarına

aralandı perdeler şimdi sensiz değilim

dertliyim, viraneyim, ben bir aziz değilim

azizler tohum eker sevgi tarlalarına

senin gözlerin dram, oysa ağlatan benim

ben dilenci, sen sultan sevgi dağıtan benim

sen ışık ben karanlık ve aydınlatan benim

ben ölümüm sen hayat cana can katan benim

sabah sende oluyor güneşi tutan benim

soran ben sorulan sen hüznü damıtan benim

öldüren ben ölen sen kabirde yatan benim

sen, sevda yüklü bulut, göklerimin sahibi

saklıyorum içimde seni bir tufan gibi

nerde uğruna ömür verdiğim bela, nerde

her hatıra bir demet zakkum meyhanelerde

düşlerim esrsrınla çoğalan pervanedir

götür benden ahzanı bana, ihsanı getir

yalanı reddederken düşüyorum yalana

ben bir aziz değilim rüveyda anlasana

bu ağıdı öldüğün için söylemiyorum

sen ölmedin rüveyda

at vuruldu ben öldüm

her hamlesi bir tabut şimdi bakışlarının

yıkayıp kefenledim mehtabına gömüldüm

duysun alem ateşin dağı erittiğini

bu illetin daşları bile çürüttüğünü

gün olurda ayrılık yumağı çözülürmü

bergüzarım ayaklar altında ezilirmi

rüveyda görürmüyüm yeşil ufuklarını

seninle bir sonsuzluk bulurmuyum rüveyda

yoksa hep bu kabirde kalır mıyım rüveyda

21 Şubat 2019 22:58

Metallurgist
Müsteşar

Güz (Gülten Akın)

"Güz geldi. Gözlerim karmakarışık. Körüm ben

Güz geldi. Bunu saçlarımın döküldüğünden.

derler ki yaylada doğmuşum, denizin ardında

iniştir, yokuştur, geçer dizlerimden."

Gazel düştü Derelere ay Yarim

Kavga bitti. silahını duvara as

başladı Ocağın krallığı, Ormana git

baltanı al köşeden, Çocuklarımızı öp.

"Uçurtma salıvermiş göğe aşağıdakiler, havasıdır."

Çocuklar aşağıdakileri okuyor. ben körüm

ne güzel kokuyor Gazeteleri Kitapları

insem bir koklasam kendileri nasıl"

ben burda bağlıyımay Yarim

Körüm ve yaşlıyım otuz yaşında

Çocukları al, in aşağıya

dileğimdir, onlar görsünler

"Güz geldi, açıksın Yarim Yarim

ben neyse. ben körüm. Dereden öteyi bilmedim

ama bilirim bir koca yaz çabaladığımız

Patatesin sana bir parça şayak etmediğini"

Sor bakalım, adam diye Kaydımız var mı?

ben körüm, biz eski, Çocukları yazdır

Patatesi alıcıya götür ver yirmi beşe

eşeğine bin türkü söyle dönüşte

dünyalık şeylere dünyanın parası gerek

Oysa topraktan çıkardın yirmi beş liracık

Kefenimizi al. sabunu lifini unutma

bir cennet ayırt Hoca parasıyla birlikte

"Bu güz öleceğim. bütün işlerimi bitirdim

Derede yıkandım, cevize tırmandım. kuş ürküttüm

Kaçırdılar on iki Çocuk doğurdum. bekledim gözlerim

Oğlan everdim. kız yetirdim. otuzuma vardım"

"Ağlama kız, deme incirim Yar Yar

ben ağlamam dağlar taşlar ağlasın

Körüm, çelimsizim, göğnüğüm, hastayım.

sebebolanları nerde bulayım

adamdan içerli kuşlar ağlasın

22 Şubat 2019 23:43

Metallurgist
Müsteşar

Ancak Yazgıdır Bu (Nilgün Marmara)

Sen ne getirdin bana çocukluğundan?

şen kahkahalar ulumalar dona kalmalar mı?

Üzüncün senin hangi çağrışımlara uzandı

benim eskil saatlerimde?

geçmişsiz ve geleceksiz suç sevinçleri,

deniz kıpırtılarınca yürek dalgalanmaları?

titreyerek uçurulan köpükten balonlar,

anlık aşkın tasarımlar mı?

nasıl bir ak konutun isteklendiricisi oldun

anılarıma düz baktıran

ah, ben pembe fistanımla kuşanırdım

dantelalı tafta yumuşaklıkla

savaşırdım kovmaya, çifte yetkeyi

hiçlemeye annemi ve uykuyu

öğle sonlarında ürkünç odaların!

diledin mi yanında tümden varolmayı an için

ve bir kaç sonrasında hiç yokmuşçasına

beklememeyi bir şey çevremdekilerin uyumundan başkaca?

yok böyle bir şey yok!

sunduğun sağaltımı kaçkın bir geçmiş,

sayrılık tutsağı bir gelecek duyumu bulanık,

sisi varlığının üzünç kanıtı bir vaktin

şimd'i

beni bağışlayan sarsan

aşan bizleri mor birliktelik..

24 Şubat 2019 15:05

Metallurgist
Müsteşar

23.02.2019

İsyan (Füruğ Ferruhzad)

Dudaklarıma suskunluk kilidi vurma

Söylenmemiş hikayem var gönlümde

Ayağımdan ağır bağları çöz

Bu sevdadan dolayı perişan gönlüm

Gel ey adam, ey bencil yaratık

Gel, aç kafesin kapılarını

Bir ömür boyu beni zindana tıktıysan da

Şu bir nefes için salıver artık beni

Ben o kuşum

Çoktan beri kafasında uçma sevdası olan o kuş

Daracık göğsümde iniltiye dönüştü şarkım

Tükendi hasretle günlerim

Dudaklarıma suskunluk kilidi vurma

Söylemem gerekir sırlarımı

Duyurmam gerekir bütün dünya insanlarına

Ateşli sesimin yankılarını

Meltem öpücük aldı benden binlerce

Binlerce öpücük bağışladım güneşe

Senin gardiyan olduğun o zindanda

Bir tek öpücükle sarsıldı bir gece varlığım

Gel aç kapıyı, kanat çırpayım

Şiirin aydınlık gökyüzünde

Bırakırsan beni uçmaya

Bir gül olacağım şiir bahçesinde

24 Şubat 2019 20:41

Metallurgist
Müsteşar

Senfoni (Turgut Uyar)

Önce sesin gelir aklıma

Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm

Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli

Sonra cumartesi günleri gelir

Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum

Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak.

Kırk kere söyledim bir daha söylerim

Savaşta ve barışta, karada ve denizde,

Düşkünlükte ve esenlikte

Zamanımız apayrı bize göre

Yanyana olduk mu elele

Aç kalsak ağlamayız biliyorum.

İçim güvercinleri okşamış gibi rahat

Sen yanımdayken ister istemez

Geniş meydanlarda akşam üstleri

Üstüste üç kere deniz, üç kere çınarlar.

Sen yanımdayken ister istemez

Uzak ırmakları hatırlıyorum.

Arasıra düşmüyor değil aklıma

Yabancı kadınların sıcaklığı

Ama Allah bilir ya, ne saklıyayım

Yanında ihtiyarlamak istiyorum

26 Şubat 2019 22:45

Metallurgist
Müsteşar

25.02.2019

Bana Bunu Yapmayacaktın (Ahmet Selçuk İlkan)

Bana bunu yapmayacaktın

Öyle sırtımdan vurmayacaktın beni

Gelişin gibi onurlu olmalıydı gidişin

Ve öylesine gururlu bitişin.

Gel gör ki kötü oynadın bu oyunu

Erken düştü masken yüzünden

Demek sen içimde büyüttüğüm bir dev değil

Bir hiçtin

Görüyorsun işte

Gittin

Ve de bittin?

Bana bunu yapmayacaktın

Böyle bir hançerle yıkmayacaktın beni

Bir ihanetin adresi olmamalıydı ayak izlerin

Yoksa ben mi yanlış tanıdım seni?

Yoksa hep böyle kirli miydi senin denizlerin?

İşte ellerimde

Suç ortağın bir sinema bileti

Bir pastane köşesi

Bir tiyatro gişesi.

Bu kadar ucuza gitmeyecektin

Sigara dumanlarında harcamayacaktın bu aşkı

Ve aşk cellatlarına meze yapmayacaktın beni

Şimdi boş bir mezar bulsam

Seni böylesine sevdiği için

Oraya bırakırdım kalbimi?

Bana bunu yapmayacaktın

Böyle küstürmeyecektin şiirlerimi

Kaz kırmızısı yağmurlar

Yağdırmayacaktın gecelerime

Kanatlarını kırmayacaktın umutlarımın

Beni böyle çıldırtmayacaktın!

Artık

Adın ihaneti çağrıştırıyor bana

Ve tadın bir yılanın en öldürücü zehrini

Söyle

Şimdi hangi yüreğe saplıyorsun

O acımasız hançerini? ..

Bil ki

Bundan böyle

Yasaklanmış kitaplarım gibisin bana

Yaklaşmam yasak

Dokunmam yasak

Ve ömrümce

Sarılmam yasak sana

26 Şubat 2019 22:50

Metallurgist
Müsteşar

Üç Frenk Havası (İsmet Özel)

1. Capriccio Alum

Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için

çünkü mahvına sebep nihayet bir sinektir

ama Fanya Kaplan

nasıl öldü diye sorarsak sanırım

işimiz fazlasıyla ciddileşir.

Bize ne başkasının ölümünden demeyiz

çünkü başka insanların ölümü

en gizli mesleğidir hepimizin

başka ölümler çeker bizi

ve bazen başkaları

ölümü çeker bizim için.

Ölümle şaka olmaz diyenler

kıyasıya yanıldılar bu çağda

Taksitle Alum diye bir roman yazıldı artık

Önce Öl/Sonra Öde denilmek suretiyle

aşılıp geçildi bu roman da.

Doların dalgalanmasına bırakıldı bu çağda alum

geceleri şehrin varoşlarında ikamete mecbur edildi

gündüzün kimlik soruldu ona

sağcı mı solcu mu olduğu sorusuna cevap verdi

seken bir kurşun kadar

kurşuni bir kış denizi kadar bile

taraf tutmayan ölüm

2. Alum Cantabile

Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata

görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını

yerime yadırgadım

yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka

çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı

durmadan beyaz bir aygırla taşardım derin göllerden

bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara

güneşin zekasıyla doymak isterdim

kaba solgun kağıtlar sunardı

şehrin insanı bana

şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin

kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin

Ogün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım

kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı

ham elmalar yemekten göveren dudaklarım

mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını.

Azıcık gece alayım yanıma yalnız

serçelerin uykusuna yetecek kadar gece

böcekler için rutubet

örümcekler için kuytu

biraz da sabah sisi

yabani güvercin kanatları renginde

biz artık bunlar olarak gidiyoruz

eylesin neyleyecekse şehrin insanı

şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin

bozuk paraların insanı, sivicelerin

işte öldüm, işte son kadife çiçekleri

son defneler, badıranlarla kefenlediler beni

bütün kaçaklar için inci bir melhem oldu benim ölümüm

bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak

benim ölümümden yayınlan kırpıntıları

boğaz tokluğuna çalışanlar

özenle kilitleyecek göğüslerine

benim ölmüş olmamı

hiç bir yaprak damarından

hiçbir su özünden atamayacak beni

ortaya benim ölümüm sürülecek

pey akçesi olarak

tanrıların ölümünü bir üstlenen çıkınca

ama neler olup bittiğini hiç bir ayetten

hiçbir vakit anlamayacak şehrin insanı

şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin

pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin

3. Requiem

Bozkırda yaz akşamları seni seyrederdi

seni seyrederdi ormanda gürbüz sabah

ağırkanlı bir güneşle yaşanan kış

ağır, kanlı bir güneşle yaşanan hasat zamanı

bekarların kaburgalarına gümleyen karanlık

isterik kokusu beyaz dantelaların

seni seyrederdi

sen diriyken sana bakmak

başlı ve sonlu bir uğraştı sanki.

Gövdene imrenirdi ok atmayı bilenler

gövden aklın gibi engebeli ve dakikti

sokaklarda kavga çıkardı senin yüzünden

sen topuğunu gösterirdin ve dövüş başlardı

ejderlerle çarpışırdı bey çocukları

müminler müşriklerle savaşırdı.

Toprak ve yağmur savaşırlardı

anahtar ve kilit

birbirlerine girerdi ekmekle bulutlar

kan ve su

nadirle zenit.

Isıtırdın salkımları bağlar bozulunca

tohumların bilgisine hısımdın

beyninde yelkenlerini açarak

serinlerdi kısır kadınlar

sen diriyken

sepetlerine çiçek doldurup insanlar

peşinden gelirlerdi

serüvenler peşinden yürürdü endazelerin

mekikler otlakların yörüngesindeydi

ayıklardı insanların rüyalarını

yaktıkları tütsü, okudukları yasin.

Sonra öldün, sonra ıslıkladılar seni

gösterişsiz tabutunu yuhaladılar

lahana yaprakları attılar sana

sonradan görme tombul ortayaşlılar

semiz, genç burjuvalar seni

tepeden tırnağa fermuarladı.

akşam gezmesine çıkan emekliler bile

duygusuzca silkeledi üzerlerinden

senin gözyaşlarını

Bir soğuk uzay

parıltısıyla anılıyorsun artık

kuru bir bilgisayar tıkırtısıyla

açıyorlar taçyapraklarını ancak

bir alkol koması sırasında

senin yorgunluklarını

hastanelere makbuz yaptılar

çekingen duruşunu intihara karşı

kullanıyorlar koğuşlarda

çünkü çoktan alum götürdü seni

alum alum

gündelik sözlerimiz arasında

geçecek kadar kaba.

27 Şubat 2019 22:00

Metallurgist
Müsteşar

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü (İsmet Özel)

Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka

sonuçları bir bir gözden geçiriyorum

pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can

madenlerin buharından elde edilen büyü

bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular

nelerse ki yaşamak sözünü asi kılan

nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.

Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara

sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan

ipte boynum, ağzım şehvet yalaklarında

çapraştım, and içip ayna kırdım

doğadan bir vahiy bekledimse boşuna

baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı

hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.

Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor

böylesine hazırlıklı değilim daha.

Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum:

Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda

01 Mart 2019 23:47

Metallurgist
Müsteşar

28.02.2019

Kanla Kirlenmiş Evrak (İsmet Özel)

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.

Aşklarım, inançlarım işgal altındadır

tabutumun üstünde zar atıyorlar

cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır

toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar

denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları

geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.

Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını

kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar

bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden

çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar

denizin satırları arasında.

Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin

küfre yaklaştıkça inancım artıyor.

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında

öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan

saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda

acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman

acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.

Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın

başından başlayabilirim

01 Mart 2019 23:51

Metallurgist
Müsteşar

Sevgilim Hayat (İsmet Özel)

Yüzüme bak

ve yüzümü hırpala

yüzümü değiştir, dağlı bir anlatım bırak

sen

her hafta oğlunu leğende yıkayan hayat

yaban, diri memelerinden ısırmak

dudaklarındaki tuzu dudaklarıma almak için

çok oldu tepelere vurdum kendimi

bulutlara karıştım ve karanlık kahvelerde

tıraşı uzamış adamlardan

huylarını öğrendim senin.

Mahmur bir tohumdun delikanlı bağrıma.

Ve hatırlıyorum lokavt vardı

bezgin fabrika düdüklerinin

dizlerine yatırılmış olan sabah

senin kalbini kakışlardı

Tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar

polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda

patronları kudurtan gazeteler satarlardı.

Ey şehre başaklar:

militan ruhlar ekleyen hayat!

Gün turuncu bir hayalet gibi yükseliyorken

izmarit toplayan

çocukların üstüne

çekleri imzalanıyorken devlet katlarında faşizmin

bacımı koyvermiyorken şizofreni,

yüzüme bak

ve rahmini bana doğru tekrarla

ben öyle bilirim ki yaşamak

berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır

çünkü biz savaşmasak

anamın giydiği pazen

sofrada böldüğümüz somun

yani ıscacık benekleri çocukluğumun

cılk yaralar halinde;

yayılırlar toprağa

etlerimiz kokar

gökyüzünü kokutur

çünkü biz savaşmasak

Uzak Asya'dan çekik gözlerimiz

Küba'dan kıvırcık sakallarımızla

savaşmasak

güm güm vurur mu kömürün kalbi Kozlu'da

Ke san'da, Kandehar'da ümüğüne basılır mı vahşetin

ve sen boynunu öperken beni sarhoş

bir okyanusla titreten hayat

sevgilim olur musun.

Ben savaşarak senin

bulanık saçlarından tutup

kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya

dünya

kirletilmez bir inatla dönüyor

altımıza yıldızlar seriliyor

yüzüm suya davranıyor koşaraktan.

ve inzal.

02 Mart 2019 22:31

Metallurgist
Müsteşar

Ağlamak Anlamaktır (Ali Lidar)

O kadar güçsüzüm ki sesim bile çıkmıyor

Saat üçtür belki dört uyusaydım ya keşke

Uyanmaktan korkmasam yüz yıl uyurum sanki

Ağaçlar, evler, kuşlar bile uykuda

Bir garip, bir tuhaf, bir huysuzum ki sorma.

Sana söyleyemediklerimi bak gaybına söylüyorum

İçinden konuşma!

Bu yeryüzü bu gökyüzü iyi güzel amenna

Her işte bir hayır var doğru bunları geçmeyelim

Ama bıktım artık şerden hayır damıtmaktan

Misal şimdi yan yana uyumak var

Uyumamakta hayır var da

Uyumakta ne mahsur var

Bir güzel olsak ya senle bu anlaşmamazlıklar niye

Secdelere küs alnımda bir kara bir kara

Kalksak gitsek ya şimdi

Belki Abant olur belki Porsuğun kenarı

Bayram namazından sonra

Ben anlatsam sen anlasan beraberce ağlasak

Ağlamak anlamaktır benimle ağlasana

03 Mart 2019 20:05

Metallurgist
Müsteşar

Beni Unutma (Ümit Yaşar Oğuzcan)

Bir gün gelir de unuturmuş insan

En sevdiği hatıraları bile

Bari sen her gece yorgun sesiyle

Saat on ikiyi vurduğu zaman

Beni unutma

Çünkü ben her gece o saatlerde

Seni yaşar ve seni düşünürüm

Hayal içinde perişan yürürüm

Sen de karanlığın sustuğu yerde

Beni unutma

O saatlerde serpilir gülüşün

Bir avuç su gibi içime, ey yar

Senin de başında o çılgın rüzgar

Deli esiverirse bir gün

Beni unutma

Ben ayağımda çarık, elimde asa

Senin için su yollara düşmüşüm

Senelerce sonra sana dönüşüm

Bir mahşer gününe de rastlasa

Beni unutma

Hala duruyorsa yeşil elbisen

Onu bir gün benim için giy

Saksıdaki pembe karanfilde çiğ

Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen

Beni unutma

Büyük acılara tutuştuğum gün

Çok uzaklarda da olsan yine gel

Bu ölürcesine sevdiğine gel

Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün

Beni unutma

04 Mart 2019 23:45

Metallurgist
Müsteşar

Ben Ölürsem Akşam Üstü Ölürüm (Ataol Behramoğlu)

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Şehre simsiyah bir kar yağar

Yollar kalbimle örtülür

Parmaklarımın arasından

Gecenin geldiğini görürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Çocuklar sinemaya gider

Yüzümü bir çiçeğe gömüp

Ağlamak gibi isterim

Derinden bir tren geçer

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Alıp başımı gitmek isterim

Bir akşam bir kente girerim

Kayısı ağaçları arasından

Gidip denize bakarım

Bir tiyatro seyrederim

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Uzaktan bir bulut geçer

Karanlık bir çocukluk bulutu

Gerçeküstücü bir ressam

Dünyayı değiştirmeye başlar

Kuş sesleri, haykırışlar

Denizin ve kırların

Rengi birbirine karışır

Sana bir şiir getiririm

Sözler rüyamdan fışkırır

Dünya bölümlere ayrılır

Birinde bir pazar sabahı

Birinde bir gökyüzü

Birinde sararmış yapraklar

Birinde bir adam

Her şeye yeniden başlar

05 Mart 2019 23:44

Metallurgist
Müsteşar

Bu Bizimki (Cemal Süreya)

Yıkıcı bir aşk bu,

Yıkıyor milletin ortasına

Tutku yükünü.

Bölücü bir aşk,

Ekmeği suyu bölüyor

Günde üç öğün.

Hain bir aşk bu,

Sizin eve hırsız girer

Onunkine polis.

Yasadışı bir aşk ,

Evlenmeyi

Hiç mi hiç düşünmüyor.

Soyguncu bir aşk bu,

En sıradan ezgilerden

Sevinçler devşiriyor.

Kökü dışarda bir aşk,

Dante ile Beatrice'inkine

Fena öykünüyor.

İşgalci bir aşk bu,

Samanlık sevişenin diyor

Başka şey demiyor.

06 Mart 2019 23:09

Metallurgist
Müsteşar

Direnç Çiceği (Adnan Yücel)

Yarım kalan hiçbir yolculuk yok bu yaşamda

Birbirine Karıştırılan hiçbir boyut yok

Onbeş yaş nedir ki

Yılların sözle çizilen anlamında

Ya bir duygu selidir aralıksız

Ya da bir inanç fırtınası yüreğin

Dirence açılan gençlik koylarında

Bir devrin sembolü diyorlar şimdi adına

Toprağa ölüm düştükten sonra Hiroşima?da

Tüm bitkilerden önce yeşeren bir açelya

Şimdi Kadıköy-Rıhtım?da

Neyi çağrıştırıyor sana

Sen söyle ey direnç çiçeği-neyi

Liseli bir kız iken saçlarında rüzgarlar

Cevizli tekelinde ellerinde yarınlar

Elleri utandırır

Gözündeki söz senin içindeki öz senin

Bir köpük onur uğruna kuruyan ırmaklar

Ve gelenek denizlerinde ezgilenen ışıklar

Henüz dile gelmedi

İstanbul?u ezen suskunluğunda senin

Gazetelerde resimlerinle dolarken sayfalar

Nedense söyleşilerde yalnızca

Beyin hücrelerine yöneltiliyor sorular

Sense ölüm rengine inat

Tan maviliğince susuyorsun

Yalnızca geçmişin

Gelecekteki ölümsüz sesini yanıtlıyorsun

Hani çok çok övmekten korktuğun

O bin renkli açelyanın inançlı sesini

Yanıtlıyorsun-gülümsüyorsun-susuyorsun

Bağrıdaki besteler yüzündeki ezgiler

Dile gelmez sözlerin bilinmez ki ne söyler

Dilleri utandırır

Gözündeki söz senin içindeki öz senin

Ey ovaların ateş ateş çölleştiği yerde

Toprağın ırmak ırmak yüreklenişi sen

Yarınlara selamını iletsin diye adın

Damarlarına bağlanan yaşamı

Ölümü kucaklarken ellerinle kopardın

Kurtarmak için enginlerin anlamını

Gökyüzünü yere indirdiğinden beri

Ya da silmek için bir damlanın yüzünü

Bir okyanusun kucağına bastığından beri

Ve bıçak sırtı bir dönem uğruna

Bütün zamanı omuzlarına aldığından beri

Adın bir açelyadır artık senin

Koynuna ölüm düşürülen bütün topraklarda

Bir açelya

Askıda falakada her mevsimde dört açan

Hücrede zindanlarda güneşsiz ışık saçan

Günleri utandırır

Gözündeki söz senin içindeki öz senin

Yepyeni sözcükler yeşeriyor şimdi

Alnının ışıklı yamaçlarında

Yüreğini içmek gerek duymak için

Soluğunu solumak gerek

Her dalıp gidişinde bin şiir çıkarıyor belki gözlerin

Yaşama gözlerinle dalmak gerek

Bir devrin sembolü diyorlar şimdi adına

Dolar dolar gözlerin varılmaz ki gizine

Bir damlası bile dökülmez ki yüzüne

Selleri utandırır

Gözündeki söz senin içindeki öz senin...

07 Mart 2019 23:23

Metallurgist
Müsteşar

Ağrı (Didem Madak)

sonbaharların kralı gelirmiş meğer istanbul'a

ciğerlerimin filmini çektiler

ciğerlerim artiz oldular icabında

akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu

sigara figüran falan.

ben kırmızı bir yaprağı oynuyordum esas kız olarak

uçuşuyordum, uçuşmakmış meğer benim anlamım

ben bunu geç anladım.

senin için şiir yazacaktım istanbul

ismini ağrı koyacaktım.

oysa bir şiir niyeydi sanki

yer içer sevişir miydi sanki bir şiir

hamsi ısmarlar mıydı mesela bir şiir insana?

fotoğraf çektirebilir miydi mesela hipodromda atlarla?

rakı içebilir miydi samatya'da

bir şiir uyur muydu kuş gibi

başını alıp da kanatlarının altına?

oysa bir şiir neydi sanki

ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim

bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun istanbul?

bağırdım sokaklarına kartondan postlar sermiş ayyaşlara

bana kerametinizi gösterin

keramatenizi gösterin bana!

bir dikişte içtim bir şişe geceni

yıldız komasına girmek istiyordum,

istiyordum dolunay çarpsındı beni

kurt adamlarım serbest kalsındı icabında

kimim fazladan puştluğu varsa bir sigara sarsındı bana

kin kusulsundu, öç alınsın

icabında modern kadındım, ne zaman şişmanlasa ruhum

hemen yarın yeni bir intihara başladım.

ben fazla yemesem diyorum baylar yani

bu kadar hınç bana fazla.

icabında bir allah bir allah daha

çok tanrılı bir din ederdi

bırak müridin olayım istanbul

sen beni hep bir şiir sanıyordun istanbul

oysa çakmaktaşları gibi kıvılcımlıydı gözyaşlarım

ağlamaktan kızaran bir örnek burnum ve gözaltlarımla

bu şiiri ben yaralı bir panda vaziyetinde yazdım

canım yandı

bu şiiri ben bir yangın vaziyetinde yazdım

şimdi bırak sana kedilerime süt getiren eski günlerimi anlatayım

kapıma gül bırakan adamları

ben de icabında bir hafıza mağduruyum

cumartesi günleri gayri annemlerle birlikte

sokaklarında eylemler yapayım.

benim ne sakal yanığı günlerim oldu

guruba bak ve beni an

öpüşmekten yorgun ve kızıl

bir şiir sana bunları söyler miydi sanıyorsun?

yağmurlarında yıkanan kırmızı banklarına baktım

bütün allar bir gün solarmış

ben bunu geç anladım

yağmur meğer tanrının zulmüymüş istanbul.

ağrı neydi, neremdeydi, neresiydi ağrı

kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık

ağrıdurmadanağrıdurmadanağrıdurmadan

ağrı benim durmadan doruğuna tırmandığım

meğer yüksek bir dağmış.

üstümü ara

cebimdeki şiiri usulca kaydırayım senden tarafa

ellerimi de kaldırdım bak

hazırım tutkumu tutukla.

şiirsizim

bu şiir senin ismini ağrı koyar mıydı sanıyorsun istanbul

ben bu şiiri kusarak yazdım.

08 Mart 2019 23:15

Metallurgist
Müsteşar

Kar Yağışı (Şükrü Erbaş)

Yalnızlığın sesinden bir resim yaptım

Karanlık kalabalıklardan süzdüm ışığını.

Akşamüstleriyle boyadım vazgeçen ağzını

Parmaklarını uzattım gece suları gibi ıssız

Salkımsöğütlerden bir beden çizdim usul

Hiçbir rüzgârın duruşunu bozamadığı

Bütün yağmurları topladım yapraklarına.

Sonra tüm yolcuların silindiği bir ufuk

Örttüm kâkülleriyle alnının üşümesini.

Puhu kuşlarının avazını yerleştirdim

dudaklarına

Uzanıp uzanıp öptüm sonra acıyla.

Gözlerini kapalı çizdim görmesinler diye

kimseyi

Madem görmeyecekler bundan sonra beni.

Astım saçlarından odamın boşluğuna...

Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar

Geçmedi üşümem

Ben bir aşkın kar yağışından geliyorum.

Toplam 515 mesaj
«111213141516171819202122»
 
ANKET
'Barış Pınarı Harekatı'nı destekliyor musunuz?