Editörler : yaralı-bir-öykü
«9101112131415161718192021
10 Mart 2019 21:56

Metallurgist
Müsteşar

9.3.2019

Demedim mi? (Yavuz Bülent Bakiler)

Demedim mi bu hasret bitirir seni

Ay dolanır gider, yalnız kalırsın.

Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın

Demedim mi yüreğim sevme!

İşte ne gözyaşı, ne yemin, ne söz

Geri dönen hangi güvercinin var?

Senin hangi çiçeğini sakladı bahar?

Demedim mi aklım inanma!

Birgün naza çeker kendini demedim mi?

Görmesen, zindana döner bu şehir

Görsen, umursamaz, aldırmaz kafir.

Demedim mi gözlerim bakma!

Demedim mi bu ürperten sıcaklık

Bu taze güzellik kaybolur birgün?

Sonra boşu boşuna aranır, dövünürsün

Demedim mi ellerim dokunma!

Demedim mi birgün susar şarkılar

Sesine ses veren rüzgarlar olur

İstediğin kadar artık bekle dur

Demedim mi kulağım duyma!

Bir gün çıkıp gideceği belliydi

Ayan-beyan belliydi anlayamadın.

Başka bir rüyada şimdi o kadın

Demedim mi kollarım sarma!

Bütün çektiklerim senin yüzünden

Gölge bile geçirmezdin bir zaman üzerinden

Ah! Şimdi paramparça oldun binbir yerinden

Demedim mi gururum kırılma!

10 Mart 2019 21:58

Metallurgist
Müsteşar

Aşk ve Talan (İhsan Topçu)

ulaşılmaz yollarında yenildim aşkın

zaferler kazanmış komutanlar gibi

hayata katıldım yine de

yenilgimi sevdim sendendir diye

sözcükler dışında dünyam yoktu

eşyadan arınmadan önce

vücudundan çıkarıp kutsadıktan sonra seni

sözcüksüz dünyalar kurdum uçurumlardan

yenildim diyorum ya demesine

gel sen beni yanılt en iyisi

ellerin tutunurken gezgin bulutlara

gözlerin fısıldıyor gülün aşkını

teninin bestesini dinliyorum bir ayinde sanki

yoklar adasını terk ediyor düşlerim

uzaklık eriyorken zamana inat

çılgınca bütünleşiyor bedenlerimiz

şehrimi sensizliğime kurdum

işte bu / gerçek aşkın büyüsü

talanlarına uğramaktan korkmadım hiç

sahip olan kaybeder çünkü

yenildim diyorum ya demesine

gel sen beni yanılt en iyisi

ellerin tutunurken gezgin bulutlara

gözlerin fısıldıyor gülün aşkını

12 Mart 2019 09:54

Metallurgist
Müsteşar

11.03.2019

Sana Seslenmek İçin (Ataol Behramoğlu)

Gece sessizce başlıyor ve ırmağın

Öte yakasına geçiyor atlılar.

Bir papatyanın acısını dinliyorum.

Gökyüzü gitgide genişliyor.

Islak yaprakların derin yeşilliği

Islak dağların uyandırdığı keder.

Kendime bir demet çiçek topluyorum

Öğretmenimin iliklediği göğsüm

Ne kadar genç

Ağzımda taptaze bir tütün kokusu

Ve taze ceviz kabuklarının kararttığı parmaklarımda

Bir ağız mızıkası.

Öğrendiğim ilk şarkılar

Yollar yollar yollar boyunca

Söylediğim ilk şarkılar

Sevgilim olan bütün kızlar

Siyah önlükleri ve

Kaçamak bakışlarıyla geçip gittiler

İlk fotoğraflarımdaki yakışıklı saçım...

Ey akşam, ey bir aşkın

Başlaması ve bitmesi

Ey turuncu akşam, bütün akşamların akşamı

Ey mor akşam, dudaklarım gibi moraran.

Gece evleri sardığında

Ve bahçeleri

Işıklar içinde kaçıp giden

Bir tavşan gibi yalnızım.

Yolun iki yanında kalan

Karanlık dağların ötesinde

Neler olup biter

Ve girdiğimiz uykulu kasabada

Lokantadaki uykulu çocuk

Olgun ışıklı lokantada

Olgun patatesler.

Bir adamın

Doğması ve ölmesi

Ve bazı işlemeler yapması hayatında

Bazı bağlardan

Üzüm toplaması

Bazı sinemalara gitmesi

Bazı kızları sevmesi

Ve ölesiye yalnızlık çekmesi

Bazı şehirlerde.

Ey akşam, turuncu ve mor akşam

Ey gökyüzü, ey benim

Gittikçe esmerleşen kalbim.

Şimdi beyaz bir kızın

Yanında olabilmek için

Bazı çılgınlıklar yapabilirim

Onu boynundan öpsem ve onunla

Dönyada olup bitenleri konuşsak

İngiliz birahanelerinde

Damalı kasketleri

Ve şaşılacak kadar yorgun yüzleriyle

Ve bütün emekçiler gibi

Çocuksu gözleri

Partal elleriyle oturan

İşçilerden konuşsak

Zencilerden konuşsak sonra

Gülünce bütün yüzleriyle gülen

Yakışıklı ve hazin

Zencilerden.

Gece dünyanın her yerinde

Geliyor ve her yerde

Aynı duygu uyanıyor kalbimizde.

Sen şimdi

Duvarına bir şiirimi asmışsındır

Uyuyorsundur

Belki düşünüyorsundur

Sonuncu kattaki odandan

Yıldızlara bakarak.

Ve yıldızlar her zaman

Eski ve tanıdıktır.

Özellikle bir tren penceresinden bakıldığında.

İçimiz nedensiz bir hüzünle dolduğunda

Sırtüstü uzanıp toprağa

Baktığımız yıldızlar.

Bir harman yerinde ya da

Düz bir damda.

Uzaktan

Bütün türküler gibi

Yanık bir türkü gelirken

Sıcaktan bunalırken

Evler ve yollar;

Ve yaşlı kadınlar

Uyuklar gibi büzülüp minderlerine

Düşünürlerken eskisini

Olağanüstü günlerini

Gece sesizce başlıyor ve ırmağın

Öte yakasına geçiyor atlılar

Çalıların hışırtısını dinliyorum.

Sana seslenmek için

Yeni şiirler tasarlıyorum..

12 Mart 2019 22:50

Metallurgist
Müsteşar

Yıkılma Sakın (İsmet Özel)

Sana durlanmış kelimeler getireceğim

pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler

kelimeler, bazısı tüyden bazısı demir

seni çünkü dik tutacak bilirim

kabzenin, çekicin ve divitin

tutulduğu yerden parlayan şiir.

Zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî

acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı

sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin

çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı.

Her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan

acılar bile duymadım kof yürekler önünde

beynim her sabah devrimcinin beyniydi

ayaklarım donukladı gelgelelim

sağlığın yerinde mi?

Yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor

halkın doğurgan dünyasına dalmakla

onların güneşe çarpan sesini anlamayan

dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri

seyir bile edemezken içimizdeki şenliği

yılgı yanımıza yanaşmazken

bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat

yıkılmak elinde mi?

Boşuna mı sokuldu bankalara

petrol borularına kundak

kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi

varsın zındanların uğultusu vursun kulaklarımıza

yaşamak

bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.

Bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere

ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına

yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir

ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana

öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar

sevgiyle hatırlansa bile hatta.

Köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim

bütün devrimcilerin çektikleri

biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır

dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki

pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak

ama budandıkça fışkıran da bizleriz

ölüyoruz, demek ki yaşanılacak

13 Mart 2019 23:08

Metallurgist
Müsteşar

Yağmur Kaçağı (Attila İlhan)

elimden tut yoksa düşeceğim

yoksa bir bir yıldızlar düşecek

eğer şairsem beni tanırsan

yağmurdan korktuğumu bilirsen

gözlerim aklına gelirse

elimden tut yoksa düşeceğim

yağmur beni götürecek yoksa beni

geceleri bir çarpıntı duyarsan

telâş telâş yağmurdan kaçıyorum

sarayburnu'ndan geçiyorum

akşamsa eylül'se ıslanmışsam

beni görsen belki anlayamazsın

içlenir gizli gizli ağlarsın

eğer ben yalnızsam yanılmışsam

elimden tut yoksa düşeceğim

yağmur beni götürecek yoksa beni

14 Mart 2019 23:23

Metallurgist
Müsteşar

Keder Sana Yakışmıyor (Victor Hugo)

Ne kadar değişmişsin ben görmiyeli,

Ellerin güzelliğini kaybetmiş nasırdan,

Hüzün rengi almış saçlarının her teli

Gözlerine gölgeler düşmüş kahırdan,

Gözlerin ki, gördüğüm gözlerin en güzeli

Ne kadar değişmişsin ben görmiyeli

Böyle mahsun kederli değildin eskiden

Fıkır fıkır gülerdi gözlerinin içi

Dudakların nemliydi sevgiden, arzudan

Yapraklarına çiğ düşmüş karanfiller gibi

Baygın kokusuna anılarla beraber giden

Böyle mahsun kederli değildin eskiden

Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar

Ağlamaktan mı karadı gözlerin

Bir zamanlar göz yaşını sevmezdin

Şimdi neden yaşardı gözlerin

Hasta mısın, yorgun musun nen var

Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar

Arzular vardır bilirsin anlatılamaz

Eskisi gibi kalsaydın ne olurdu

Taptaze, ıpılık kar gibi beyaz

Keder sana yakışmıyor gül biraz

Arzular vardır bilirsin anlatılamaz

15 Mart 2019 23:26

Metallurgist
Müsteşar

İmge Dedim Adına (Adnan Yücel)

Son çocukluk da bitmişti ömrümde

Düşlerim belki kış ölüsü belki yaz

Kırlara bahar yetmese de içimde

Yüreğim nar çatlamasıydı sana kadar

Dilimde sözcüklerin çelik direnci

Sesimde ölüm rengine inat aşklar

Mavilikler yasaklandı gökyüzünde

Özgürlüğü kuş kanatlarında bekledim

Doğduğum gün adına "imge" dedim

Sevdim bütün insanları insan yanlarını

Sen de seveceksin

Dallarına su yürümüş ağaçlara güleceksin

Kar yağsa da yaktığın ateşler üstüne

Ateşi yüreğinle körükleyeceksin

Kuş sesleri de ertelenebilir güne karşı

Çiy de düşebilir anıların üstüne

En güzel ezgileri nehir ağzı denizlerde

Hep kendi sesinle türküleyeceksin

Hüzün ağaçlarının sevinç açtığını

Adının sonsuz anlamında göreceksin

Sevdim soluğunu rüzgar kılan insanları

Soluğumu soluklarına kattım

Bir damla uğruna gökyüzünü omuzladım

Bir çocuk ölümleri ağlattı beni

Bir de türkülerde kalabalık ihanetler

Gülüp geçtim yalan iktidarlar görkemine

Aşk adına sesimi sürdüm namlulara

En büyük eylemleri söz eyledim

Doğduğun gün adına "imge" dedim

Sen elbette sen olacaksın biliyorum

Sesinde yirmibirinci yüzyılı dinliyorum

16 Mart 2019 22:51

Metallurgist
Müsteşar

Mutlu Yıllar (Can Yücel)

Bu gün dünyayı istediğin bir renge boya

Rengârenk batan günü al karşına

Bir renk de kendinden kat

Çocuklar gibi saf, temiz ve berrak

Kapat gözlerini bir hikâye yarat

Vazgeçme hissedilir biraz da sıcaklığını kat

Kalbindeki elleri bırakma sıkıca tut

Çünkü varlıktır sevgiye en güzel kanıt

Yalnızlığın saltanatını sür, sür ama

Birikmiş sevginden, herkese bir parça ver

Bir tebrik, bir arama bin umuttur insana

Mutlu yıllar, mutlu yıllar sana

16 Mart 2019 22:53

Metallurgist
Müsteşar

Bir Doğum Günü İçin (Sabahattin Ali)

Göklerin yüzü güldü mü

Dünyaya geldiğin zaman?

Azgın sular duruldu mu

Dünyaya geldiğin zaman?

Güneşler gibi tek miydin?

Ay ışığından ak mıydın?

Böyle nazlı çiçek miydin?

Dünyaya geldiğin zaman?

Yıldızlar halin sordu mu?

Bulutlar selam durdu mu?

Yerlerin kalbi vurdu mu?

Dünyaya geldiğin zaman?

Aşkını candan duymuşum,

Canım yoluna koymuşum.

Tam dokuz yaşındaymışım

Dünyaya geldiğin zaman.

Kim bilir nasıl güzeldin,

Göklerden yere süzüldün?

Benim alnıma yazıldın

Dünyaya geldiğin zaman

17 Mart 2019 22:54

Metallurgist
Müsteşar

Avare İlhamlar (Ahmet Hamdi Tanpınar)

I.

Kader cellâdına

Sessiz uzat boynunu;

Acıma ne kendine, ne de gelecek günlerine

Yalnız bir düşünceye yum gözlerini

Son darbe inmeden evvel, en son anda

Bir çiçek, bir kuş, bir tebessüm ol;

Düşüncen kurtarsın seni senden,

Bil! Biraz sonra

Ebediyen senindir

Senden uzak olan her şey...

II.

Ellerini yüzümde gezdir,

Sil alnımdan yorgunluğu,

Gözlerimin altından

Yaşamak korkusunu al,

Avuçlarından çıkmış bir heykel olsun başım.

Sonra sen de gözlerini kapat,

Bırak, ellerin sessizce düşünsün

Düşüncende yaşamak isterim ben senin:

Bir gün en yalnız saatinde

Parmak uçlarından

Ve avuçlarından

Gelip konuşurum seninle.

III.

Ayrılalım,

Sen annen güneşe git, nur ol;

Ben toprakta dağılacağım.

Bir akşamüstü

Ormanı tek bir saz yapan

En son dalda

Son ışık ol,

Gel, beni bul.

18 Mart 2019 22:31

Metallurgist
Müsteşar

Bırakıp Gittin Beni (Louis Aragon)

bırakıp gittin beni bütün kapılarda

bütün çöllerde tek başıma kodun

şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim

vardığım hiç bir yerde değildin

sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam

hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını

denizde dalgakırandan da boş boşluğunu bir günün

seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği

bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz

her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle

düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni

yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin

düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden

başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç

bana bakıp görmediğin için

ben yokken içini çektiğin için

ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen

19 Mart 2019 22:02

Metallurgist
Müsteşar

Unutulmayan (Behçet Aysan)

durmadan taşırdım yanımda üç şeyi

iri çakıl tanelerini, çatlamış bir narı

bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi

ipekten

çalınmış

umutlarla taşırdım

ah sevgilim derdim, ölüm

ne kadar çoktu yaşadığımızda.

bize hep beyaz mendil

sallayan

ölüm ki,

iki kapısında

haki bir yalnızlık

dikilirdi

ve hatırlatırdı

bize, güz kuşlarının

uçup gittiği denizleri.

bense, yulaf kokan

dağlı ellerinde

dolaşmak gibi kolaydır

sanırdım yaşamak ve sana kansız

bir gökyüzü

getirirdim

getirebilsem ah,

- avlusunda çocukların

korkmadan oynadığı -

lalelerle

donanmış simli bir gökyüzü.

bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi

çatlamış bir narı, unutmadım

20 Mart 2019 23:40

Metallurgist
Müsteşar

Üçüncü Şahsın Şiiri (Attila İlhan)

gözlerin gözlerime değince

felâketim olurdu ağlardım

beni sevmiyordun bilirdim

bir sevdiğin vardı duyardım

çöp gibi bir oğlan ipince

hayırsızın biriydi fikrimce

ne vakit karşımda görsem

öldüreceğimden korkardım

felâketim olurdu ağlardım

ne vakit maçka'dan geçsem

limanda hep gemiler olurdu

ağaçlar kuş gibi gülerdi

bir rüzgâr aklımı alırdı

sessizce bir cıgara yakardın

parmaklarımın ucunu yakardın

kirpiklerini eğerdin bakardın

üşürdüm içim ürperirdi

felâketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi

jezabel kan içinde yatardı

limandan bir gemi giderdi

sen kalkıp ona giderdin

benzin mum gibi giderdin

sabaha kadar kalırdın

hayırsızın biriydi fikrimce

güldü mü cenazeye benzerdi

hele seni kollarına aldı mı

felâketim olurdu ağlardım

21 Mart 2019 23:25

Metallurgist
Müsteşar

Müebbet Yani (Gökhan Arslan)

Aydınlığının içinde bulduğum

bir tutam karanlığın gölgesine sığındım...

Sen bilmesende Allah bilyor

sürekli karanlıktayım...

Oysa gözlerinin ışıltsında

volta atmak vardı gün boyu

ve kimsesiz çocuklara şiirler okumak...

Aşkını hep bir kurtuluş yolu sanmıştım..

Evdeki hesap çarşıya uymadı yine..

Üstelik mahpustan yeni çıkmıştım

Üstelik çok gençtim..

Çareler içinde çaresizim

İsyan etsemde halimin perişanlığına

Yine sana vurgunum

yine sana mahpus....

İlk nezarete düştüğüm gün düştü aklıma

tıpkı gözlerinin düştüğü gibi ufkuma..

O zamanlar çocuktum

Kavgamız siyasiydi

senle yoktu ilgisi

ensemde patlayan jopların ardından

iki polisin kolunda bulurdum kendimi

haketmiştim doğrusu

bana neydi

kalın enseli

büyük göbekli adamların davasından..

Akıllanmamıştım ama

yine nezaretlere düştüm defalarca

ama

hep bir çıkışı oldu girişlerimin

peki ya

şimdi çıkış nerdedir sevdiğim..

Sana düştüm düşeli

gecemin gündüzümün

yeri değişti

firar etmeyi çok denedim

ama

gözlerin izin vermedi...

mahpustan yeni çıkmıştım

Üstelik çok gençtim..

Çareler içinde çaresizim

İsyan etsemde halimin perişanlığına

Yine sana vurgunum

yine sana mahkum..

Bu son tutsaklığıma fazla dayanamadı anam

ve usulca toprağa düştü

gözyaşları babamın..

Çünkü en az benim kadar onlarda biliyordu

Bu sefer suçum büyük

cezam kesindi..

Ömür boyu mahpus

müebbet yani

ölmek yasak

ve çıkar yok

müebbet yani

hemde sana.

22 Mart 2019 23:23

Metallurgist
Müsteşar

Geldim Bile (Ahmet Telli)

Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna

Tenhaydı düşlerim, geceydi, çıkıp geldim işte

Su ve ateş bir de gülünç yalnızlığım var sana

Getirebildiğim, kokularını yitirmişti çünkü güller

Suyu dinle ateşi yak özledim demek bu

Parasız yatılı hüzünlerden ne kalır geriye

Biraz Tamil biraz Türküz ayıptır söylemesi

İntiharsa günahtır külliyen yasak bilirsin

Pısırık bir ihtilal gibi getirdim sana bunları

Bir de belleğim, başıma bela hazin ve komik üstelik

Hatırla eskiyen meydan saatini, çocukluğundur

Tayyare pulları getirdim sana evden kaçışlarımı

İstersen yok say bunları tespih de yapabilirsin

Beni vur saatin altında seni seviyorumdur bu

Şiir yazan bir adamın fotoğrafı var yanımda

Kendini ölümlü sanıyor onu getirdim ganimettir

Büyüdü büyülenerek, taşlayarak kovdu kabilesi onu

Suyun öte yakasında yaşadı, Sisyphos dediler adına

Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna

Ayna pusluydu bunca yıl nice sır taşımaktan

Kırılmanın sesini duydum ve onu getirdim sana

Unutulmaya geldim işte onarılmaya değil

Kov beni kabilenden ama bekliyorum demek bu

23 Mart 2019 23:48

Metallurgist
Müsteşar

Tut Yüreğimden Ustam (Serkan Uçar)

ustam!

aklım firarda.

gözbebeklerimde müebbet hüzün,

dilimde ay kesiği bir yara,

düşüm kırık dökük,

umudumun boynu bükük,

bir öksüzün omuzlarında sukut.

yüreğim sana emanet sıkı tut.

tut ki; kancık pusulara düşmesin.

bir hain kurşunu gelip deşmesin.

ustam,

ne zaman o senin bildiğin zaman,

ne sevda gördüğün masallardaki.

eskiden,

halı tezgahında dokunurdu aşklar,

nakış nakış, körpe kız ellerinde.

mendillere yazılırdı isimler,

yüreklere kazılırdı gizlice.

sevdalılar asil ve de yürekli

sevdalar, kavgalar iki kişilik.

oysa şimdi;

çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.

meşru sevdalardan,

gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,

günahkar gecelerden.

beni herkes sevdaya asi sanır,

oysa aşk, beni nerde görse tanır,

hasret tanır,

zulüm tanır,

ölüm tanır,

yüzüm yüzümden utanır.

yorgunum ustam;

ne katıksız somun isterim senden,

ne bir tas su,

ne taş yastıkta bir gece uykusu.

var gücünle asıl sükunetime,

çığlığım kopsun,

uzat ellerini güneşe dokun,

uyandır uykusundan,

tut yüreğimden ustam tut,

tut beni, sür güne..

***

https://youtu.be/5hnbe1-TwhQ

24 Mart 2019 23:00

Metallurgist
Müsteşar

Saat On İkiyi Beş Geçiyor (Serkan Uçar)

zaman, can çekişirken,

akrep yelkovan, arasında;

bir adım öteye gidemezken geceden,

ay, ışığını çekerken sinesine,

yıldızlar çekilirken kuytu karanlıklara,

hüzün, bakır bir çaydanlıkta demleniyordu,

ve ben, son sigaramdaki dumanları da hapsediyordum içime,

saat on ikiyi beş geçiyordu.

ekmek bıçağında dilimleniyordu ömrüm;

masum, yalınayak çocukluğum;

umudun kıyısından geçmeyen gençliğim,

ulu orta seriliyordu, harami sofrasına,

düş bahçelerim yağmalanıyordu,

herkes payına düşeni alıp giderken.

bütün kimsesizliğimle,

bütün çaresizliğimle,

bütün çıplaklığımla, kalıyordum karanlığın koynunda;

üşüyordum,

tepeden tırnağa buz kesiyordu yalnızlık.

saat on ikiyi beş geçiyordu.

dişlerimle, şafağı sökmek isterken karanlığın göğsünden;

gün ağarıyordu saçlarıma,

tel tel,

raylarımdan çıkıyordum,

vagonlarım kopuyordu bir biri ardına,

savruluyordum,

bir cinayete kurban gidiyordum,

kaza süsü verilmiş,

faili meçhul bir ölüm biçiyordu terzi masasında,

bir tabuta çivileniyordum.

saat on ikiyi beş geçiyordu

25 Mart 2019 22:46

Metallurgist
Müsteşar

Ah Ulan Rıza (Yusuf Hayaloğlu)

Neden halâ gelmedi, yoksa

Saati mi şaşırdı bu hıyar?

Gerçi hiç saati olmadı ama

En azından birine sorar.

Cebimde bir lira desen yok,

Madara olduk meyhaneye!

Ah eşşek kafam benim,

Nasıl da güvendim bu hergeleye!

Gelse, balığa çıkacaktık,

Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık.

Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp

Enteresan hayâllere dalacaktık.

Bu sandalı geçen hafta denk getirip

Çalıntıdan düşürdük.

Arkadaşlar ısrar etti,

Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.

Saat sekizde gelecekti,

Bana birkaç milyon borç verecekti.

Yoksa o nemrut karısı kaçtı da

Onun peşinden mi gitti?

Eğer öyleyse yandık,

Gudubet gene yaptı yapacağını!

Geçen sene de merdivenden itip

Kırmıştı Rıza'nın bacağını.

Abi, kadında boy şu kadar;

Kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak!

Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,

Ya horlarken Rıza'yı boğacak!

Bak, şimdi acıdım, aşkolsun adama,

Ben olsam, vallahi baş edemem! ..

Hele beş tane velet var ki boy-boy,

Allah'tan düşmanıma dilemem!

Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur,

Herkesin suyuna gider.

Yoksa, kalıba vursan hani,

Tek başına on tane adam eder!

Bir keresinde, hiç unutmam

Üç-beş zibidi haraca dadandı;

Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi

Herifleri hastaneye kadar kovaladı!

Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,

Aynı kafadaydık.

Orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu,

Biz, başka havadaydık.

Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,

Aynı takımı tutardık.

Fener'in her maçına iddialaşıp

Millete az mı yemek ısmarladık! ..

Bir tek askerde ayrıldık,

Bana Bornova düştü, ona Gelibolu.

Döner dönmez evlendirdiler,

En büyük salaklığı da bu oldu! ..

Bense hiç düşünmedim, zaten param yoktu.

Hep tek tabanca gezdim.

Benim beğendiğimi anam istemedi,

Onun gösterdiğini ben sevmedim.

Neyse, bunlar derin mevzu...

Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek.

Ufaktan yol alayım

Anam evde yalnız, şimdi merağından ölecek! ..

Gittim, vurup kafayı yattım;

Rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini.

Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp

Hastaneye kavuşmadan can verdiğini! ..

Vay be Rıza! ..

Sonunda sen de düşüp gittin Azrail'in peşine!

Dün, boşuna günahını almışım,

Ne olur, kızma bu kardeşine!

Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler

Ne kolay söylediler!

Sanki dev bir taş ocağını

Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!

Ah dostum... o kocaman gövdene

O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?

O zalim tabutun tahtalarını

Senin üstüne nasıl böyle çivilediler?

Yani sen şimdi gittin, yani yoksun,

Yani bir daha olmayacak mısın?

Yani bir daha borç vermeyecek,

Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?

Peki, beni kim kızdıracak,

Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?

Peki, beni bu köhne dünyada

Senin anladığın kadar kim anlayacak?

Ulan Rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa,

Ne acayip şeyler yapacaktık...

Totoyu bulunca dükkân açacak,

Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık.

Talih yüzümüze gülecekti be! ..

Karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.

Hafta sonu iki yavru kapıp

Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!

Ah ulan Rıza... bu mahallenin,

Nesini beğenmedin de öte yere taşındın?

Ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,

Benim en kıral arkadaşımdın! ..

Ah ulan Rıza... ben şimdi,

Bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?

Senden ayrılacağımı sanma,

Bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim!

26 Mart 2019 23:47

Metallurgist
Müsteşar

Hikaye (Cahit Külebi)

Senin dudakların pembe

Ellerin beyaz,

Al tut ellerimi bebek

Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde

Ceviz ağaçları yoktu,

Ben bu yüzden serinliğe hasretim

Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde

Buğday tarlaları yoktu,

Dağıt saçlarını bebek

Savur biraz!

Benim doğduğum köyleri

Akşamları eşkıyalar basardı.

Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem

Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde

Kuzey rüzgârları eserdi,

Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır

Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!

Benim doğduğum köyler de güzeldi,

Sen de anlat doğduğun yerleri,

Anlat biraz!

27 Mart 2019 23:09

Metallurgist
Müsteşar

Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiir (Turgut Uyar)

Sizin alınız al inandım

Morunuz mor inandım

Tanrınız büyük âmenna

Şiiriniz adamakıllı şiir

Dumanı da caba

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız

Bütün ağaçlarla uyumuşum

Kalabalık ha olmuş ha olmamış

Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum

Ama ağaçlar şöyleymiş

Ama sokaklar böyleymiş

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de

Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı

Yangelmişim dizboyu sulara

Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum

Hiçbirinizle döğüşemem

Siz ne derseniz deyiniz

Benim bir gizli bildiğim var

Sizin alınız al inandım

Sizin morunuz mor inandım

Ben tam dünyaya göre

Ben tam kendime göre

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız

Toplam 419 mesaj
«9101112131415161718192021
 
ANKET
Sizce, Kurban Bayramı tatili 9 güne çıkarılmalı mı?