Editörler : yaralı-bir-öykü
«13141516171819202122232425
01 Mayıs 2019 23:39

Metallurgist
Müsteşar

Parmaklıkların Ötesinden III (Rıfat Ilgaz)

Göremedik sıkıntısız yaşandığını,

Rahatın şiirini yazamadık,

Ne kadar uzak

Heveslerimle içli dişli yaşamak,

Üzmek hastalıklı şiirlerle

Eşimi, dostumu;

Mezar taşları kadar, ölçülü

Beyitler düzmek boy boy.

İçliyimdir herkes kadar,

Düşündürür beni de şu gökyüzü,

Kuş cıvıltısı, nar çiçeği?

Geçtik bir kalem üzerinden.

Huyumdan ettiniz, Cibali Kızları,

Sekiz düğününden önce

Penceremin altından geçenler,

Saçları dağınık, gözleri uykulu,

Çoraba, tütüne gidenler,

Beni huyumdan ettiniz!

Yorgun gözlerinizdeki acıyı

Dert edindim kendime.

Saçlarını tezgahına yolduranları,

Sıtma gebesi tazeleri görmeseydim,

Boşuna harcayacaktım sevgimi.

Şimdi şu parmaklığın ötesinde kaldı

Bütün çalışanlar;

Teker teker sökülmüşüz toprağımızdan,

Havamızdan, suyumuzdan olmuşuz.

Yaşamaktayız aynı çatının altında

Daha mahzun, daha hesaplı.

Rahat günlerin işçisi olacaktık,

Rahat günlerin şairi:

Bir çift sözümüz vardı

Nar çiçeği, gül dalı üstüne,

Dudaklarımızda kaldı!

02 Mayıs 2019 23:22

Metallurgist
Müsteşar

Bahar Gülü (Nazım Hikmet)

Akşamdı adı bahar mı gül mü güz mü ilk görüşte gülmeye başlamıştı

biraz dalgın sesi titrek selam vermemiştim oysa belkide kırdım istemeyerek

hızlı hızlı yürüyordu kaşını almış dudağını boyamıştı

yüzü sonbahar hüznü güneşe benziyordu gülüşü birden bire geldi beklemiyordum

keskin bir bıçak gibi saplandı aklıma hep böyle cana yakın mı bakar acaba?

Akşamdı uzak bir deniz kenarında oturmuş efkar yakıyordum

karanlık tutmuştu yolları kimbilir kimin boynundaydı

kolları gecelerdir kötümserdim sakallarımı uzatmış durup durup uzakları dinlemiştim

belki de bir zehirli göz tarafından zehirlenmiştim

telefonu geldi aniden dilinde kelimeler bişeyler söylüyordu

dilinde kelimeler silerek bilmeyerek bişeyler söylüyordu

gülerek yaz geçti kış geçti benden bir bahar geçti ben bahardan geçmedim

Akşamdı Uyanıktım yatağımda oturuyordum İstanbul mışıl mışıl uyuyordu.

Şimdi ne yapıyordu ne yemiş ne içmişti

nerede dans etmişti gözleri dolu muydu yoksa düşleri dolu muydu

neyse neyse bunları düşünmek istemiyordum kanıma girmişti bir kere

sanki başı göğsümde eli elimdeydi yaşamak sevmekten geçer diyerek

belkide sevdim isteyerek....

Sabahtı O yoktu ben yıkılıp gitmiştim

bir daha ne zaman nerede ne olacağımızı ikimizde bilmiyorduk.

Belki yeni başlayacaktık belki hiç başlamayacaktık belki de başlayıp bitirmiştik

Belkide Belki de...

03 Mayıs 2019 23:05

Metallurgist
Müsteşar

Akşam Erken İner Mahpushaneye (Ahmet Arif)

Akşam erken iner mahpusaneye.

Ejderha olsan kar etmez.

Ne kavgada ustalığın,

Ne de çatal yürek civan oluşun.

Kar etmez inceden içine dolan,

Alıp götüren hasrete.

Akşam erken iner mahpusaneye.

İner, yedi kol demiri,

Yedi kapıya.

Birden, ağlamaklı olur bahçe.

Karşıda, duvar dibinde,

Üç dal gece sefası,

Üç kök hercai menekşe...

Aynı korkunç sevdadadır

Gökte bulut, dalda kaysı.

Başlar koymağa hapislik.

Karanlık can sıkıntısı...

ni söyler maltada biri,

Bense volta'dayım ranza dibinde,

Ve hep olmayacak şeyler kurarım,

Gülünç, acemi, çocuksu...

Vurulsam kaybolsam derim,

Çırılçıplak, bir kavgada,

Erkekçe olsun isterim,

Dostluk da, düşmanlık da.

Hiçbiri olmaz halbuki,

Geçer süngüler namluya.

Başlar gece devriyesi jandarmaların...

Hırsla çakarım kibriti,

İlk nefeste yarılanır cigaram,

Bir duman alırım, dolu,

Bir duman, kendimi öldüresiye.

Biliyorum diyeceksin?

Ama akşam erken iniyor mahpusaneye,

Ve dışarda delikanlı bir bahar,

Seviyorum seni,

Çıldırasıya

04 Mayıs 2019 22:43

Metallurgist
Müsteşar

Ay Karanlık (Ahmed Arif)

Maviye

Maviye çalar gözlerin,

Yangın mavisine

Rüzgarda asi,

Körsem,

Senden gayrısına yoksam,

Bozuksam,

Can benim, düş benim,

Ellere nesi?

Hadi gel,

Ay karanlık...

İtten aç,

Yılandan çıplak,

Vurgun ve bela

Gelip durmuşsam kapına

Var mı ki doymazlığım?

İlle de ille

Sevmelerim,

Sevmelerim gibisi?

Oturmuş yazıcılar

Fermanım yazar

N'olur gel,

Ay karanlık...

Dört yanım puşt zulası,

Dost yüzlü,

Dost gülücüklü

Cıgaramdan yanar.

Alnım öperler,

Suskun, hayın, çıyansı.

Dört yanım puşt zulası,

Dönerim dönerim çıkmaz.

En leylim gecede ölesim tutmuş,

Etme gel,

Ay karanlık...

05 Mayıs 2019 23:32

Metallurgist
Müsteşar

Yürek Bir Kırmızı Güldür Seninle (Bahaeddin Karakoç)

Güzel duygular yeşerip

Gök tatlı yemişler verince

Gönül kanatlarını gerince

Gördüklerine gösterip

"Bu hal ne hâldir?" diye

"Bu yol ne yoldur?" diye

Soramazsın ki?

Sen bayramlar kadar

Canlı ve güzelsin

Bazen yanık bir türkü

Bazen gazelsin

Can masmavi bir göldür

Yürek bir kırmızı güldür seninle

İstesen de istemesen de

Koparamazsın ki?

Ellerin bir çift beyaz kuş

Tanımıyor ki dur durak

Gönlümde pervaza durmuş

"Gel!" demişse dostun sana,

"Git!" demişse deli yürek

Bağlasalar da yerinde

Duramazsın ki?

Sen bayramlar kadar canlı,

Has bahçelerden güzelsin

İp nerde inceliverse

Daha sağlam bağlar sesin

Sen hep özümde özelsin

Yürek bir kırmızı güldür seninle

İstesen de istemesen de

Ayıramazsın ki?

06 Mayıs 2019 23:39

Metallurgist
Müsteşar

Sisyphe (Özdemir Asaf)

Seni öylesine düşündüm ki,

Öylesine, yaşama?dan önce.

Senden başka bir şey yok sanki.

Ama nasıl da varsın derim sana,

Düşüncelerimce.

Seni öylesine, buldum ki,

Öylesine, kendimden fazla.

Yalnız sensin gölgesiz,

Ayrılmamacasına, yanımda..

Akların arasında karan,

Karaların ortasında akınla.

Öylesine istedim ki seni,

Senden önce..

Öylesine, her şeyin içinde,

Öylesine dışında,

Gün, gece.

Seni öylesine yaşadım ki,

İnan..

Artık nereye baktığım belli değil,

Ne yaptığım belli değil,

Vardığım sonrasızlıktan

07 Mayıs 2019 23:34

Metallurgist
Müsteşar

Bütün Pencerelerde Bekleyen Benim (Turgut Uyar)

bütün pencerelerde bekleyen benim,

ve

o çalmayan bütün telefonlarda

aylardır konuşan da.

kabul.

bir kez daha yolda karşılaşalım

onunla da avunacağım.

adımı sesince duymaktan vazgeçtim,

sesini duysam, susacağım.

yel esiyor ama

değirmen dönmüyor.

kuraklık bu,

adın ekmeğe dönüşmüyor

08 Mayıs 2019 23:41

Metallurgist
Müsteşar

Göçebe (Cemal Süreya)

Sen sık sık gülen gülerken de

Sevecen bir Akdeniz çizgisini

Sol yanına ağzının

İliştiren çocuk özenle

Yabana mı atıyorum yani seni

Yabana mı atıyorum saat altı buçukları

Çocuk ve Allah'ın en eski baskısını

Değil, değil bunların biri

Gözlerimin gemileri kuş istiyor

Açılıp kapandıkça sevdam

Kapanıp açılıyor bir mavi

Şahmaran süt istiyor kefeninden

Üç aylık ölmüş çocukların

Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kanber

Ay kana kana batıyor

Ay kana kana batıyor

Eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta

Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir

otobüsteyim

Jandarma daima nesirde kalacaktır

Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine

Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça

Patronun karısını zimmetine geçirip

Amasya'dan Kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla

Alevilikten konuşuyoruz uzun süre

Yanımdaki hep bir gazetede Marilym Monroe'nun

resimlerine bakıyor

Marilyn Monroe öldü diyorum ona

Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi

Şimdiyse Cennette Nietzsche'nin metresi olması gerekir

Bunları diyorum daha ne varsa diyorum

İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye

İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu

Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu

Belki de bir günler bunun için Aydın'da

bulunduğumu

Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu

olduğumu

İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya'da

Ankara'da dokunak Yozgat'ta becerik olduğunu

Van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları

İstanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse

dialektik

Acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı

gibi

Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma

Sinirli bir elin uysal bir bardağa

Çok yukardan döktüğü bir içki gelir

Sonsuz ve olağanüstü bir bira

Köpüklene köpüklene biçimlendirir

Soyunarak ağlayan bir kadını

Acı bilincinde sonrasızlığın

Ama bırakalım bırakalım bunları

Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve

büyük yakalarıyla

Ve faytoncular görüyorum

Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için

Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren

Kars'tayım bu ne biçim Kars bir kenarda

Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin

üstünde

Kars kalesi yükseliyor

Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha

elverişli bir şekilde

Hırpalayan bu kale de olmasa

N'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa

Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk

Biliyorsun ben hangi şehirdeysem

Yalnızlığın başkenti orası

Bir de yine sevgili çocuk

Biliyorsun kişi tutkularıyla

Yalnızlığını adlandırıyor o kadar

Arkada bir su devrile devrile akıyor

Rastgele bir ağaca soruyorum

Bir şey var sanki onu soruyorum

Değil orda diyor belki biraz daha ilerde

Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan

Ataerkil bir aile gözümü alıyor

Dedelerin yüzlerinde erozyon

Silip götürmüş bütün evetleri

Annelerinse ağızlarında hiyeroglif

Babalarınsa ağustoslar atasözleri

Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri

Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini

Ablalarınsa boyunları soru işareti

Ağabeylerse utançlarından emrah

Sıralanmışlar su boylarına

Bıçakla soyuyorlar kelimeleri

Ya suya giden küçük kızlar

Onlar

Tıpkı o kuşlar gibi

Uçan daha bir süre

Sonra da vurulduktan

Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri

Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi

Şu son dönemecini de aşınca gecenin

Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil

Bu ağartı ancak yürekle karşılabilir

Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil

Tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden

Ve balyozla vursalar mısralarına

Soylu bir demir sesi yükselir

Soylu büyük ve mavi bir demir sesi

Ellerim egece yatısına çağrılmış

Ve

Teleşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi

Yüzüm giyotine abone

09 Mayıs 2019 23:23

Metallurgist
Müsteşar

İkindi Üstü (Edip Cansever)

İnsan her şeye alışıyor.

Sıcak bahar ikindilerine

Harbe, sevda çekmeye.

Küçük gazetecim hergün böyle mağrur.

Benim vanilya kokulu dondurmacım

Gene kapı önlerinde.

İşte taze ikindi güneşim.

Pencerelerde küçük sarışınlar,

Her şey iyi, her şey sade

Anlıyamıyorum şu iç sıkıntımı.

Yaşamak dersen yaşamak,

Sarhoşluğum sarhoşluk.

Ah! hatırlamak olmasa eski günleri.

II

Beni meşgul ediyor bugünlerde

Ufak şeyler, can sıkıntısı,

Sıcak ikindi şiirleri,

En tazesi aşklarıın,

Ağaçlar, vesaire

Bugün eski sevdalar tazeleniyor içimde

10 Mayıs 2019 23:03

Metallurgist
Müsteşar

Şehrayin Şarkıları 1 (Nurullah Genç)

seni yaşamadan ölmeyeceğim

aşka özgü zakkum bahçelerinde

gene acılara kalıyorum ben

deniz ölesiye yakın ayaklarıma

ey ülkemin pusatsız kahramanları

erzurum garında, banklar üstünde

sükut-u hayale uğrayan kalbim

geceyi kavrayan parmaklarımla

bu hasret, bu hicran zelzelesinde

beni kurtarmaya gücünüz yetmez

çünkü mutsuzluğun mekteplerinde

ıstırap dersleri alıyorum ben

gittikçe yaklaşan bir afet gibi

intihar yanılgısıyla

yolar beni esarete çekiyor

şehrayin şarkıları söylüyorum içimden

şarkılar ki, hep aynı nakaratla bitiyor

sen bir garip delisin

gözleri perdelisin

erzurum garında, banklar üstünde

susuzluktan ağlayan bir güvercin

içime vuruyor kanatlarını

nağmelerin ateşinde parlayan

kuşlar bölük bölük hayatıma giriyor

bütün çığlıkları kuşanmış ölüm

dudaklarında siyanür

oysa bilmiyor ki, bu yolculuktan

yollar tükense de, dönmeyeceğim

seni yaşamadan ölmeyeceğim

o çin harikası bakışlarını

o pekin gözlerini

gözlerin ki, gece donanmasıdır

yoksul ve yabancı mısralarımın

bedenimde çıban çıban ağrılar

ben bu ağrılardan zevk alıyorum

ejder tepesinde bunalıyorum

bir yanda kum frıtınası

diğer yanda esrarengiz

karakalem çalışması bir deniz

rüzgarla, yağmurla ve yıldızlarla

başlamak üzere son ayinimiz

erzurum garında gece yarısı

bankların üstünde şimşekler konar

bazen bir yıldırım gezinir saçlarımda

bazen bir melek saatler boyu

yakama ölümsüz çiçekler takar

erzurum garında gece yarısı

hıçkırıklar boğazıma tıkanır

nemrut ateşiyle sabaha kadar

içimde binlerce ibrahim yanar

koltuğumda efsaneler kitabı

kafdağından nergis devşiriyorum

başını dayamış omuzlarıma

o eski, o yaşlı zümrüdüanka

ben bir çin şarhoşu samanyolunda

denizi tartışan bakışlarını

geçmişime asla gömmeyeceğim

seni yaşamadan ölmeyeceğim

perdeler kalkıp da sabah olunca

aldırma aras?ın öyle bulanık

öyle mahsun aktığına

palandöken yine sisli, aldırma

ben hem sise, hem çamura alıştım

senelerdir bu acıyla buluştum

mutluluk ne zaman çıksa karşıma

yalnızlık bir zindan, çöker başıma

11 Mayıs 2019 23:23

Metallurgist
Müsteşar

Yaz Mutluluğu (Edip Cansever)

Sen bir karanfilsin, delisin

İçlisin de, bükersin hemen boynunu

Mendilimin içindeki kirazdır

Mendilimin içi kiraz

Bilmem ki, ne desem, yaz mutluluğu.

Nasılız ay ışığındaki dostum

Bütün bir gecenin uykusuzluğu

Bak şimdi her şey bir dengeye uydu

Bir domates, birkaç domates hemen hemen tartıldı

Bir sancı gibi yerleşti şuramıza özgürlük

Kirazlar kirazlar

Gözyaşları günbatımının

Karanfil kokusu.

Demiştim, evet

Söz haziranın

Şurdan burdan bir vapura binildi

Gümüş kafesinde denizin

Bir sürü kuştan geçildi

Sevgilim, canım mendilim.

Bir karabatak sürüsü dadandı bordamıza

Dadansın iyi

De bana kim bulacak denizin kalbini

Yeşimden oyulmuş ağaçlar

Kıyılarda

Kim bulacak kıyıların kalbini

Hepsini anlat, hepsini.

Anlat ki

Güneşli günler de sıkabilirmiş insanı

Bir raslantı gibi gelen mutluluklar da

Susarsak susarmışız da, ölçemezmiş kimse derinliğini

Kim bulacak derinliğin kalbini

Sana kızar mıyım hiç

Bana bir gül ver.

Sevgilim, canım mendilim

Mendilim kiraz dolu

Anlatamıyorum galiba

Hüzün değil yaz mutluluğu

12 Mayıs 2019 23:55

Metallurgist
Müsteşar

Anne (Arif Nihat Asya)

İlk kundağın

Ben oldum, yavrum;

İlk oyuncağın

Ben oldum.

Acı nedir

Tatlı nedir... bilmezdin

Dilin damağın

Ben oldum.

Elinin ermediği

Dilinin dönmediği

Çağlarda, yavrum

Kolun kanadın

Ben oldum

Dilin dudağın

Ben oldum.

Belki kıskanırlar diye

Gördüklerini

Sakladım gözlerden

Gülücüklerini...

Tülün duvağın

Ben oldum!

Artık isterlerse adımı

Söylemesinler bana

'Onun Annesi' diyorlar...

Bu yeter sevgilim bu yeter bana!

Bir dediğini

İki etmiyeyim diye

Öyle çırpındım ki

Ve seni öyle sevdim sana

O kadar ısındım ki

Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim

Gün oldu kırdın...

İncinmedim;

İlk oyuncağın

Ben oldum... Yavrum

Son oyuncağın

Ben oldum...

Layık değildim

Layık gördüler

Annen oldum yavrum

Annen oldum!

13 Mayıs 2019 23:23

Metallurgist
Müsteşar

Beni Güzel Hatırla (Orhan Veli Kanık)

Beni güzel hatırla

Bunlar son satırlar

Farzet ki bir rüyaydım esip geçtim hayatından

Yada bir yağmur sel oldum sokağında

Sonra toprak çekti suyu kaybolup gittim

Belkide bir rüyaydım

Senin için..

Uyandın ve ben bittim

Beni güzel hatırla

Çünkü sevdim seni ben her şeyini

Sana sırdaş oldum dost oldum koynumda ağladın

Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini

Beni üzdün kınamadım

Alışıktım vefasızlığa el oldun aldırmadım

Beni güzel hatırla

Sayfalarca mektup bıraktım sana

Şiirler yazdım her gece

Çoğunu okutmadım

Sakladım günahını sevabını içimde

Sessizce gittim senden öncekiler gibi sende anlamadın

Beni güzel hatırla

Sana unutulmaz geceler bıraktım

Sana en yorgun sabahlar

Gülüşümü gözlerimi sonra sesimi bıraktım

En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka

Söylenmemiş merhabalar sakladım her köşeye

Vedalar bıraktım duraklarda

Ne arasan bir sevdanın içinde

Fazlasıyla bıraktım ardımda

Beni güzel hatırla

Dizlerimde uyuduğunu düşün

Saçını okşadığımı üşüyen ellerini ısıttığımı

Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne

Anlından öptüğüm dakikaları

Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün

Şaşırtmayı severim biliyorsun

Bu da sana son sürprizim olsun

Şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum

Beni güzel hatırla

GİDİYORUM ?

14 Mayıs 2019 23:28

Metallurgist
Müsteşar

Öyle Bi (Can Yücel)

Temiz gömleğimi giydim talimden sonra

Ayaklarını yıkıyor çeşme başında erler

İşte sen öyle bir serindin

Tuzladan kaptılarla inerken şehre

ne güzel şey sivil denmesi çıplağa

Ve gün-açık penceresinden meşelerin

Yamacın kuytusuna sokulmuş mavi

Ufacık bi parça deniz gibiydin

Şipka biberleriyle konmuş okulun camlarına

Arnavut Köyünün o muhacir güneşi

İşte sen öyle bi cumartesiydin

Sahanlıkta saçlarını tarıyor kızlar

Raylar ondan böyle kıvılcımlanıyor

Köşeleri dönerken, önlükleri altından

Dünyaya başlar gibi aybaşlarının kokusu

Kalkan al tramvaydın ergenlik durağımdan

Meyvahoşun orda bir sabahçı kahvesi

Gün ağarmıştı ama ben günaydın dedim

İşte sen öyle ışıklı bi yerdin.

Bilmiyordum hiç burda bir fırın olduğunu

Diz çöktüm asfalta, baktım aşağı, üüüü?üh

İşçiler ateşler ayçörekleri

Ve kılıç gibiydi taze ekmek kokusu?

Dağıttık evvel-allah yalnızlıkları

Yaşamak düğünse, sen orda gelindin

Seni soydum, Güler, dünyayı giyindim

15 Mayıs 2019 12:21

Metallurgist
Müsteşar

Denizi Öpen Kelebek Benimki ( Can Bonomo)

şimdi ne zaman bir kelebek görsem,

aklıma biraz sen geliyorsun.

yolda yürürken de gülümsersem yanlışlıkla

bence senin yüzünden hep.

özledim demeyi özlüyorum bazen.

olur ya.

senin sarılıp öptüğün denizlerde kum olmayı tane tane.

altından geçtiğin köprülerin şarkısı olmayı.

sana sarılırken yorulmayı bazen de.

vaktinde orandan burandan öyle sevmişim ki

olaylar gelişmiş demek ki.

olur ya.

şimdi ne zaman bir bulut bir insana çok benzese

aklıma biraz sen geliyorsun.

gökten yağıyorsun ya bazen de.

tatlı, kibar, nazende.

ya diyorum.

olur bu.

sen şimdi beni bilinmez bir dumanın içine atsan yine kirli kirli.

gözlerimi öpsen,

en çok da saçlarımı.

olur ya.

aşık olurken sana tekrar tekrar

burnum bile kanamasa.

bakışmadan geçmese olmadık yerlerde bir saniyemiz.

o bir saniyeler

bana bir sene, inanmazsın.

istemesen de beni yalandan,

bana öyle bir sarıl ki uzaktan,

bir hayvana benzetsinler gölgemizi.

tavanları akan bir evde öğrenelim seninle el ele yüzmeyi yeniden.

ah ne kadar zalim yollar.

şimdi ne zaman biraz uzağa baksam,

aklıma biraz sen geliyorsun.

bir marş bulsak şimdi diyorum.

ne zaman aşık olsak tekrardan anasona ve üzüme.

bir arş bulsak yükselecek, yükselecek, yüksek.

tutku ne zaman vurursa çaresizliğimi yüzüme,

senin bedenin bir meyve çekirdeği

attığın o bahçelere.

şimdi ne zaman aşık olsam başka başkalarına

senin bakışın bakış değildir artık,

ve benim kaçışım film misali yalı mutfağında gizli suikast.

şimdi ne zaman bir kelebek görsem

aklıma sen geliyorsun uzaktan,

geliyorsun ve giderken

korkuyorum kendimi kırmaktan.

olur ya.

sen beni öyle güzel sevdin ki

hep sev.

ben seni sevemedimse de sevmiştir bir yerlerim,

olur da canın acırsa beni terket.

oldu da başka eller tuttu ellerin ama hala bulutlar peşindesin benzeyen insanlara.

demek ki ben korkak büyüdüm,

sevgilim beni affet.

16 Mayıs 2019 23:30

Metallurgist
Müsteşar

Şiiriyet (Osman Konuk)

ve dünyanın en güzel adresine taşındım, senin yanına

kader renkli bir matematik gibi gerçekleşiyordu; senin matematiğin

ince abiler zemin katlarda ısrarla susuyordu

hiçbir kıza hiçbir soru ısrarla sorulmuyordu

gözlerinin adı ne?

aşkın en hoş şeklidir; yüz buruşturma siyaseti

geceleri gülümseme derslerinden sonra hiç uyunmazdı

ve sabah, sabah tetiği ilk çekenin hakkıydı, sonra

arkadaşlar için bir şarkı: ninna nanna: dünya

tek sıfır medeniyeti çift sıfır hayasızlıktı

isimler, sıfatlar, zamirler yerlerinden rahatsız

çocuklar çamaşırlarını sevinçle ıslatırdı

önce fotoğraflarda belirdi, belki adamları, bir dakikalık kadınlar

matmazel noralya ile filiz akın arasında

aşk intikamını çok korkunç almaktır

evlerden güpegündüz sarışınlık gasp edilir

oltalar balık kurtarmak için değildir

söz kalpten kâğıda düşer, şiiriyet cehennemdir

ve yüzyılın en güzel adresine taşındım

senin yanına

18 Mayıs 2019 11:03

Metallurgist
Müsteşar

17.05.2019

Sevdalı Sözcükler (Ali Yüce)

beni tanımadın mı dedi

bir sözcük bir sözcüğe

çevir zamanın sayfalarını

belleğini iyi yokla

iyi bak gözlerimin içine

anılar devşir yüzümden

bir yağmur sonrasıydı

yan yana düşmüştük hani

bir şiirin ilk dizesinde

göz göze gelmiştik birden

bir şey kımıldamıştı içimizde

sonra sürülmüştük şiirden

izinsiz öpüştük diye

anımsadım dedi öbürü

elin elime değince

bindim sevdanın mor atına

gittim ta eski günlere

küçüldükçe büyüdü hüzün

adını bilmediğim bir şey

çıt diye kırıldı içimde

ne acılar çektim bilsen

nelere katlandım gurbette

senetlere tutanaklara

mahkeme kararlarına geçtim

yıllarca ad oldum bir kötüye

bir an bile unutmadım seni

göz göze gelmedim hiç

senden başka bir sözcükle

sesin sesime değince

içimdeki süt denizleri

köpürmeye başladı gene

öpüşe banınca dudaklarımızı

kendi kokusunu duydu yosun

şiirin gizli aynasında

kendi rengini gördü menekşe

haydi gel dedi

dişi sözcük erkek sözcüğe

başka bir şiire girelim

görünmeden ozan abiye

18 Mayıs 2019 23:24

Metallurgist
Müsteşar

Unutma Ki (Ümit Yaşar Oğuzcan)

sen uykusuzluk nedir bilirmisin ?

tırnaklarınla yaptığını parçaladın mı ?

gözlerini tavana dikip düşündüğün oldu mu bütün gece

ve bütün bir gün

belki gelir ümidiyle

bekledin mi hiç ?

gelmeyince seni aramayınca

ölesine ağladın mı ?

sonra çekilip en koyusuna yanlızlıkların

ona ait ne varsa

bir bir hatırladın mı ?

sen günden güne erimeyi bilir misin ?

dev bir ağacın vekarı içinde ölmeyi

bir teselli aramayı

ıssız parklarda tenha sokaklarda

ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda

deli divane yollara düşüp

yaşlanmış bir köpek gibi

eskimiş bir gömlek gibi atılmışlığını

hissettiğin oldu mu ?

sevmekten , günler geceler boyunca yürümekten

elin , ayağın kalbin yoruldu mu ?

sen yalnızlığın acısını bilir misin ?

unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına ?

içinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı ?

bütün gururunu çiğneyip

sevdiğinin geçtiği yollarda bastığı toprakları

eğilip öptün mü ?

sen çaresizlik nedir bilir misin

sen yokluk nedir gördün mü ?

yanan başını duvarlara vurup parçalamak

geldi mi içinden ?

sen her gün bin defa öldün mü ?

böyleyim diye ayıplama beni

birgün kendimi sonsuzluğun koynuna bırakırsam

yaralı ve yenik bir asker gibi

darılma ;

unutma ki

her seven adsız bir kahramandır

unutma ki

insan sevebildiği kadar insandır..

19 Mayıs 2019 23:20

Metallurgist
Müsteşar

Buluşma (Ahmet Erhan)

Hiçlik'te bulaşalım sevgilim, oturup konuşalım

Dört yanımız dizboyu insan

Yağmurdan bile usanalım

Yağmurla sevişirken

Bende inanmaların çağı geçti

Sende sanki ilkbahar

Bizimkisi karşıtların birliği

Böyle sevgili olunur herhal

Nihilist bir otobiyografi

Buldum iç cebime astım

Ben de bir kelimeyim ölümün dağarcığında

Türkiye benim yurdum

Hiçlik'te buluşalım, öpüşürken göz kırpalım

Başağrısı çekelim üç gün üç gece

Yalnızlığın sularını bulandıralım

Görünmesin bir şey geride

Ben ki boynumda süpürgeler taşırım

Ardımdan gelenler ırgalamaz

Hiçlik'te buluşalım ve konuşmayalım

Dünyaya çarpan yürek onmaz

Hızla yaşadım genç ölmedim

Bir koşuymuş yaşam geç anladım

Otuzu geçiyorken saate baktım

Ben yanlız bir adamım tırnaklarım uzamaz

Beni kimseler sevmez.

20 Mayıs 2019 23:35

Metallurgist
Müsteşar

Kaptan-1 (Attila İlhan)

eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum

geceyarısını yaşamaktan yorgunum

ayazın avucunda unutmuştun ellerini

önünden geçtiğim halde beni tanımadın

ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım

şiirlerim külrengi kumrular gibi uçuyorlar

bakır çalığı göklere katiyyen tahammülüm yok

hele paris?in gökleri aklımı başımdan alıyor

bana seni senden evvelki poitiers?li kızı hatırlatıyor

ayazın avucunda unutmuştun ellerini

karanlığın arkasında kıvılcım gözlü orospular

gölgelerine yaslanmış evliya gibi bekliyorlar

ışıklar kırmızı yandığı zaman duracaksın

ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım

soğuk gözlerinde buğulanmıştı ölsen tanıyamazdın

hâttâ ricardo bile hani vatansız ricardo

burnumun dibinden geçti geçen gün beni tanıyamadı

oysa au vieux châtelet?de akşam sabah beraberdik

üçümüz viyana kahvesi ve sıcak rom içerdik

üstelik o krapfen severdi güzel olurmuş rivayet

neden ve nasıl sevdiğini anlayamadım gitti

yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim

montmartre metrosu civarında seni gözden kaybettim

o zenci yine arkanda mıydı hiç dikkat etmedim

ağzında yoksul bir ıslık ıslak bir cıgara gibi

sidney bichet?nin caz havalarını çiğneyip tüküren

o saklasın varsın seni sevdiğini biliyorum ben

yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü

bir gazete aldım ama evde okuyacağım

kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam

seni öldürmek için çareler tasarlasam

sükût bembeyaz buz tutsa bıyıklarımda

mağrur bir totem gibi sussam konuşmasam

ve türküm kaybolsa sessizliğin hırçın türküsü

ve ben unutulsam ve yazdığım şiirler

senin için yazdıklarım herkes için yazdıklarım

eski padişahlar gibi unutulsa birer birer

ve ben seni unutsam hiç hatırlamasam hiç mi hiç

ihanetini hatırlamasam şehvetini hatırlamasam

ellerim oldum olasıya seni unutsalar

yarı gecenin içinden bir zenci süt beyaz bakıyor

rue lafayette?de dünden bugüne geçiyorum

eflâtun gözlerini bir grog kadehinde unuttum

Toplam 486 mesaj
«13141516171819202122232425