Editörler : yaralı-bir-öykü
«10111213141516171819202122
21 Mayıs 2019 23:43

Metallurgist
Müsteşar

Öyle Günler Gördüm Ki (Sabahattin Ali)

Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp

Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,

Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,

Hayaller alev alev beynimi yakar oldu.

Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp

Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,

Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.

Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,

Gözumde canlanırdı eşkiya masalları.

Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle

Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri

Kafada çelik gibi fikirler dursa bile

Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:

Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,

Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.

Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar

Ben yanına varınca dudağını kıvırdı.

Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar

Sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu.

Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar

En alçak tekmelerle beni yere devirdi.

Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı.

Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.

Öyle günler gördüm ki, tabanca sakağımda

Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı

Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda

Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı

Tabancanın namlusu ısındı yanağımda,

Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi

Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı

Bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı.

Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam

Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,

Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam

Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur

Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:

Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur

Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider,

Gözyaşları içinde seneler yürür gider.

Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,

Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.

Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman

Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.

Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman

Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.

Sen aklıma gelince her şey gülümserdi.

Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi.

Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:

Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.

Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:

İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.

Görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı:

Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.

Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,

Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende

22 Mayıs 2019 23:45

Metallurgist
Müsteşar

Bir Gece Seninle Sınırı Aştık (Enis Akın)

bir gece seninle sınırı aştık

devletin, aklın ve edebin

bir dağ ateşi başında bir gece

serserileri kırıp peygamber yaptık

elimde hançer, seninse şiirlerinden

başka birşey yoktu nefesinde.

yarın huzura çıkacaksın, sana sövecekler

aradan biri soracak: hiç mi ihanet kalmadı karnında?

yarın ağzında yedi yaşlı adamın

yedi bin yıldan kalma kandil,

yarın çağlayanları andıran sesler

konuşulacak sana.

göğsündaral,

madan hançerentutul,

madan yereboşbirçuvalgibiyığıl,

madan öncedur

bir gece sınırı aş -benimle- tın

rastgele bir kutsal kitaptan rasgele bir sayfa

açtın. insan sorarsa diye kendine:

incil meleklerin öğle yemeği midir?

kara kâğıtları al

ve mutlaka bir yerlerde sakladığın

ıslak bir kibrit de olmalı

bunun bir yerinde.

ateşe yüzünü dön,

dün şeytanlara ver kulak,

din ölümün buhurdanını yeryüzüne atmasını bekle,

din işte bunlar şairliğini ve ahmaklığını ispatlar.

bir bu gece mi seninle sanki sınırı aştım.

ölürken adamdan sayıldım

yarın bana sövecekler, kürdili hicazkar bir dille

sonra sahne aldıktan sonra sen ve ben

ölümü andıran ve arkandan aşkı adına ölmüş

olanlardan başka kimse kilmayacak baka ve şimşekler

başlamayacak ve zelzele ve 7 melek ve yeddi eminler ve ellerinde

7 borazan, bunların hiçbiri yok, hiç ve biri, yok, olmayacak.

çünkü ne şairsin ne de hançerler çektin 35 kişiye birden

yalan ne ayaklarıı şarapla yıkadığın.

sana azgın uydular,

ne şairsin her vadide şaşkın dolaşan,

ne de seni sevenlerin kötülüğü seni kötü kıldı,

insanlara yalan devrimler vaadettin

uzun yoldan geldin ya da bir an öyle sandın,

ve bir gece benimle sınırı aştın

arabistanın, coca-colanın ve aşkın.

artık tek arzun ulusunun seni iyi bilmesi

ve apaçık kürtçe bir dille.

orda, bir kölenin, bir öfkenin ve bir saz semaiinin kesiştiği yerde.

sen bir kelimesin, orda toy oğlanların bacaklarını tıraşladığı

her şeyin bir ses tonuna evrildiği

yırtılan bayrakların yaraları sarmaya yeltendiği, hayır, orada.

dünya atlasının boşluklarına yazılan şiirlerden başka,

taşla her şeyin birleştiği, o yerde, o, sende, o, saçlarında, o uzaklıkta,

ve o, yakası, rüzgârda, o, beyaz gömleğin,

de, ve, o, göğsünden, uçan, o, aksak, kelimeler, var ya.

hani kırdığımız peygamberler var, ya işte sen hecelerdesin.

ve kerbela dedikleri senin konuştukça azalan harflerin.

işte sen ne zaman bir şehri akarsularından mularından sevsen

ya da şişhane yokuşunun başında kendini suçlasan, yapma kol saatlerimiz durabilir

tabancasını çekmiş trafik polisleri, işte sen ne zaman kendini bir susuzluğa

filan kaptırsan, sıradağlardan bir ülke filan kalksan yapmaya.

arkandan yaşlı krallar ağlayabilir, eski açlıklar akla gelebilir,

alt kattan birileri bağırabilir: atlasana lan atla atla atları at.

yapmaktan yapılmıştı seninki de bir hayat.

yarın huzura çıkacaksın, söylemiştim, sana sövecekler.

ses tellerinden bir milleti millet yapan sözler almaya

ağlayacağız ve küfredilecek sana, böyle eğitilir şair.

yarın ölüm getirilecek sana,

bizi biz yapan sözleri almaya ağzından

gümüş bir tepside. hayatın belki biraz eğri duracak, ama sakın inanma,

ölmeye, yarın da mutlaka bir gün dün olacak

ama bu gece seninle sınırı mınırı aşmadık, bırak yalanı

öyle gözlerimiz ateşe zincirli.

önünde sahra çölleri senin,

benimse sırtımda yıllardan beri peşimi bırakmayan bir ürperti.

artık uyu, yarın sabah atlar uyanmadan

şişhanede bir apartman karanlığına bir borazan düşmeyecek

bütün sakinlikler yok olmayacak tangırtılarla, inan

kimse sıçrayarak, uyan, mayacak, gömleğinden başka senin

23 Mayıs 2019 23:43

Metallurgist
Müsteşar

Ölüm Gelecek ve Senin Gözlerine Bakacak (Cesare Pavese)

ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak

sabahtan akşama dek, uykusuz,

sağır, eski bir pişmanlık

ya da anlamsız bir ayıp gibi

ardını bırakmayan bu ölüm.

bir boş söz, bir kesik çığlık,

bir sessizlik olacak gözlerin:

böyle görünür her sabah

yalnız senin üzerinde

kıvrımlar yansıtırken aynada.

hangi gün, ey sevgili umut,

bizler de öğreneceğiz senin

yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu.

herkese bir bakışı var ölümün.

ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.

bir ayıba son verir gibi olacak,

belirmesini görür gibi

aynada ölü bir yüzün,

dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.

o derin burgaca ineceğiz sessizce

24 Mayıs 2019 23:56

Metallurgist
Müsteşar

Kaktüs ve Teksas (Birhan Keskin)

1

size,

bu odanın alacakaranlığından,

okyanusundan, beni boğan dalgalarından,

tenimde kalan tuzundan ve

yastıklarda kuruyan gözyaşından

hiç bahsetmedim.

size,

nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza

(garip, tuhaf aslında)

beyaz bembeyaz tabiatımla

'iyiyim' diyorum.

yani aslında korkuyorum

bütün bunlar kıyamet

bütün bunlar cinnet

bütün bunlar cinayet demeye

bir daha düzeltilemeyecek sözler

söylemeye korkuyorum.

telefonla birlikte ışığı da kapatıp

bol şanslar deyişiniz, şanslar deyişiniz, deyişiniz

çınlarken içimde,

bunun beni ne kadar kırdığından

hiç bahsetmedim.

bahsetmediğim çok şey var daha

yaz çiçekleri, cam çiçekleri ölüyor

akşamın altını, gümüşe dönüyor

bunlar da önemli elbette

en az,

bana ihaneti öğrettiğiniz

bana kanatlarımı bıraktırdığınız kadar.

2

odadaki ısığı

tenimdeki tuzu kırdım

yastıklarda kuruyan gözyaşını,

ufku

terk ettim

söz kirlendi,

kendi uzayımda kendime

garsonluk etmekteyim.

3

sizinle yaşadığım her şey kıyamet,

sizinle yaşadığım her şey cinnet,

sizinle yaşadığım her şey cinayetti.

ruh kirlendi,

kalbimin kenarında atını durduranlar için

akrep beslemekteyim.

25 Mayıs 2019 23:07

Metallurgist
Müsteşar

Dünyada (Turgut Uyar)

Kent sabahıdır, bilmemek olmaz,çıkardı

Kendisiyle bir uğultuyu çıkarırdı sokaklara

Yıkanmış o ağız kokularından,çoğalmalardan

Sen bir susun, bağırmak benim işim

Ağırım, isyanlara doğruyum, yataklardanım

Üstüme sinmişliğin var

İşe yaramaz şeylerin güzelleştirdiği dünyada

Sen bakma ey, mutlaka seslenmeliyim

Aşka hiç benzemeyen o yalnızlıktan

Üstüme sinmişliğin var

Bir eve girmek, orada yatmak, büyütmek bir bakışmayı

Dağınık dağınık dağınık eviçlerinde

Toplandıkça dağılan eviçlerinde

Ben bir içkiydim herkesi geçerdim

Toplandıkça dağılan eviçlerinde

Direne direne gelen en diri ortaçağdan

Üstüme sinmişliğin var

Her sabah bir intihardır çıkışlarım, dünyada

Üstüme sinmişliğin var

Sürekli denizler, sürekli olmalar, sanki öyle birşey

En güzel kalan yastıkta bozulmuş saçlardan

Bir şeyi bırakmak, bir şeyi almaya gelmek sonra

Sonra yasak balkonları göz ucuyla ölçmek

Çini kaseler akşamı ve bardaklar akşamı

Dünya kapıyor gözlerini bir gece çağır, ben burdayım

Ben burdayım

Gece gece gece gece gece gece gece en sonsuz gece

Ben burdayım

Üstüme sinmişliğin var

Ben uzun zamanlardayım aslında

Vazolar, ufak masalar, taşlar zamanında

Bir nehir çoğalır giderdi sıkıntımızdan

Bir kent bu yüzden büyürdü, dünyada

Bir ihtilal ölüverirdi birden bizde

O sokaklardan

Üstüme sinmişliğin var

Sanki bin yıllık sinmişliğin var

Sonuna vardıkça artan o konuşmalardan

Güncelerin kestiği, ekmeklerin aşındırdığı

Dünyada

Sen bir şeydin, bakılır sevilirdin

Tozların alınırdı, ürpertilirdin

Konuşmak bizi çıkılmaz bir sokağa götürürdü

Bir yalnızlığa böyle

Kim varsa bir yalnızlığa giderdi,dünyada

Bütün çiçekler,bütün kelimeler bir isyandı

Ey bakın, ey bakın bakın bakın

Dünyada

Ne zaman

Ben seni uyuttum, seni karıştırdım,seni şaşırdım

Birşeyler akıp akıp giderdi, dünyada

Başvurduğum bir şeydin, yalnızlığım gibi

Yanında sonsuz durduğum

Ağlamaktı en uzun neşesi kızların bir zaman

Olsun olsun, güneş olsun güneş olsun,olsun

Büyüsün o şeyler,büyüsün bu sarılan şey

Birisinin birşeylerin olduğunu bilmek var,dünyada

Sakın kapanma,dur,ey şuramdaki beni boşaltan delik

Ey büyüyen birşey sakın durma, dünyada

Üstüme sinmişliğin var

27 Mayıs 2019 23:25

Metallurgist
Müsteşar

26.05.2019

Masa Da Masaymış Ha ((Turgut Uyar)

Adam yaşama sevinci içinde

Masaya anahtarlarını koydu

Bakır kaseye çiçekleri koydu

Sütünü yumurtasını koydu

Pencereden gelen ışığı koydu

Bisiklet sesini çıkrık sesini

Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu

Adam masaya

Aklında olup bitenleri koydu

Ne yapmak istiyordu hayatta

İşte onu koydu

Kimi seviyordu kimi sevmiyordu

Adam masaya onları da koydu

Üç kere üç dokuz ederdi

Adam koydu masaya dokuzu

Pencere yanındaydı gökyüzü yanında

Uzandı masaya sonsuzu koydu

Bir bira içmek istiyordu kaç gündür

Masaya biranın dökülüşünü koydu

Uykusunu koydu uyanıklığını koydu

Tokluğunu açlığını koydu.

Masa da masaymış ha

Bana mısın demedi bu kadar yüke

Bir iki sallandı durdu

Adam ha babam koyuyordu.

27 Mayıs 2019 23:29

Metallurgist
Müsteşar

Severmişim Meğer (Nazım Hikmet)

yıl 62 Mart 28

Prag-Berlin treninde pencerenin yanındayım

akşam oluyor

dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer

akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim toprağı severmişim meğer

toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen

ben sürmedim

Platonik biricik sevdam da buymuş meğer

meğer ırmağı severmişim

ister böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde

doruklarına şatolar kondurulmuş Avrupa tepelerinin

ister uzasın göz alabildiğine dümdüz

bilirim aynı ırmakta yıkanılmaz bir kere bile

bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek sen göremeyeceksin

bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun karganınkinden alabildiğine kısa

bilirim benden önce duyulmuş bu keder

benden sonra da duyulacak

benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere

benden sonra da söylenecek

gökyüzünü severmişim meğer

kapalı olsun açık olsun

Borodino savaş alanında Andırey'in sırtüstü seyrettiği gök kubbe

hapiste Türkçeye çevirdim iki cildini Savaşla Barış'ın

kulağıma sesler geliyor

gök kubbeden değil meydan yerinden

gardiyanlar birini dövüyor yine

ağaçları severmişim meğer

çırılçıplak kayınlar Moskova dolaylarında Peredelkino' da kışın

çıkarlar karşıma alçakgönüllü kibar

kayınlar Rus sayılıyor kavakları Türk saydığımız gibi

İzmir'in kavakları

dökülür yaprakları

bize de Çakıcı derler

yar fidan boylum

yakarız konakları

Ilgaz ormanlarında yıl 920 bir keten mendil astım bir çam dalına

ucu işlemeli

yolları severmişim meğer

asfaltını da

Vera direksiyonda Moskova?dan Kırım?a gidiyoruz Koktebel'e

asıl adı Göktepe ili

bir kapalı kutuda ikimiz

dünya akıyor iki yandan dışarda dilsiz uzak

hiç kimseyle hiçbir zaman böyle yakın olmadım

eşkiyalar çıktı karşıma Bolu?dan inerken Gerede'ye kırmızı yolda ve yaşım on sekiz

yaylıda canımdan gayri alacakları eşyam da yok

ve on sekizimde en değersiz eşyamız canımızdır

bunu bir kere daha yazdımdı

çamurlu karanlık sokakta bata çıka Karagöz?e gidiyorum Ramazan gecesi

önde körüklü kaat fener

belki böyle bir şey olmadı

çiçekler geldi aklıma her nedense

gelincikler kaktüsler fulyalar

İstanbul?da Kadıköy?de Fulya tarlasında öptüm Marika'yı

ağzı acıbadem kokuyoryaşım on yedi

kolan vurdu yüreğim salıncak buluklara girdi çıktı

çiçekleri severmişim meğer

üç kırmızı karanfil yolladı bana hapishaneye yoldaşlar 1948

yıldızları hatırladım

severmişim meğer

gözümün önüne kar yağışı geliyor

ağır ağır dilsiz kuşbaşısı da buram buram tipisi de

meğer kar yağışını severmişim

güneşi severmişim meğer

şimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bile

güneş İstanbul?da da kimi kere renkli kartpostallardaki gibi batar

ama onun resmini sen öyle yapmayacaksın

meğer denizi severmişim

hem de nasıl

ama Ayvazofki'nin denizleri bir yana

bulutları severmişim meğer

ister altlarında olayım ister üstlerinde

ister devlere benzesinler ister ak tüylü hayvanlara

ayışığı geliyor aklıma en aygın baygın en yalancısı en küçük burjuvası

severmişim

yağmuru severmişim meğer

ağ gibi de inse üstüme ve damlayıp dağılsa da camlarımda yüreğim

beni olduğum yerde bırakır ağlara dolanık ya da bir damlanın

içinde ve çıkar yolculuğa hartada çizilmemiş bir memlekete gider

yağmuru severmişim meğer

ama neden birdenbire keşfettim bu sevdaları Prag-Berlin treninde

yanında pencerenin

altıncı cıgaramı yaktığımdan mı

bir eski ölümdür benim için

Moskova?da kalan birilerini düşündüğümden mi geberesiye

saçları saman sarısı kirpikleri mavi

zifiri karanlıkta gidiyor tren

zifiri karanlığı severmişim meğer

kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften

kıvılcımları severmişim meğer

meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun

Prag-Berlin treninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir

yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek

28 Mayıs 2019 23:35

Metallurgist
Müsteşar

Olduğun Gibi Gel (Rabindranath Tagore)

olduğun gibi gel, süslenmek için uğraşma!

saçının örgüleri çözüldüyse

ayrımı düzgün değilse

korsenin kurdeleleri bağlanmamışsa, aldırma!

olduğun gibi gel, süslenmek için uğraşma!

çimenlerin üzerinden, koşar adımlarla, gel!

dudağının boyası çiğ taneleriyle silindiyse

ayaklarında şıngırdayan bilekliklerin gevşek duruyorsa

kolyenin incileri koparak yere düşüyorsa, aldırma!

çimenlerin üzerinden, koşar adımlarla, gel!

gökyüzünü kara bulutlar kaplıyor, görmüyor musun?

ırmağın karşı kıyısından turnalar havalanıyor

ve anında, rüzgar gibi, arka arkaya

geniş fundalıklar üzerinden geçip gidiyorlar

ürkmüş koyun sürüleri ağıllarına koşuyor

gökyüzünü kara bulutlar kaplıyor,görmüyor musun?

aynanın önündeki feneri yakma boşuna

alev yine titreyecek ve rüzgar onu yine söndürecek.

gözlerin sürmesiz olsun, ne fark eder ki?

gözlerin gökyüzündeki bulutlardan daha siyah, bilmiyor musun?

aynanın önündeki feneri yakma boşuna

olduğun gibi gel, süslenmek için uğraşma!

çiçeklerden tacını öremediysen, ne önemi var?

bileziğinin kopçası kapanmıyorsa, bırak kalsın

gök bulutlarla kaplandı... vakit geç oldu

olduğun gibi gel, süslenmek için uğraşma

29 Mayıs 2019 23:24

Metallurgist
Müsteşar

Unutmak Yok (Pablo Neruda)

Bunca zamandır nerede olduğumu soracak olursan

"Oldu bir şeyler" demeliyim

oturmalıyım bir taşa

kararan dünyada,

kendini yemiş bitirmiş bir nehirde.

Korumasını bilmiyorum yitirdiklerini kuşların

Geride bıraktığım denizi

ya da çığlığını kızkardeşimin.

Nedir bu toprağın zenginliği?

Gün neden günle kapanıyor?

Neden karanlık gece çalkalanıyor ağzımda?

Ve ölüm neden?

Nereden geldiğimi sormayacak mısın?

Anlatayım sana;

Kırık şeyleri

Acılı kapları

Sık sık tozlanan koca sığırları

ve tutulu kalbimi.

Bunlar ne belleğimizde uyanan sarı güvercinler,

ne de anılardır kuşaktan kuşağa akan.

Ağlayan yüzlerdir bunlar,

Parmaklardır gırtlağımızdaki,

ve toprağa düşen yapraklardır.

Yiten günün karanlığıdır.

Yeşertir kaleleri hüzünlü kanımızdaki.

İşte menekşeler ve işte kırlangıçlar,

Sevdiğim her şey

Tatlı mesajlar veren günbegün

açıkta zaman

tatlılığı artan.

Kaçamayız biz; Dişlerimizin arasından:

Neden kemiriyor boşa giden zaman

sessizlik kabuğunu?

Ne yanıt vereceğimi bilmiyorum.

O kadar çok ki ölümüz

Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler

Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar

Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler

Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim.

31 Mayıs 2019 23:13

Metallurgist
Müsteşar

30.05.2019

Uzaktan Seviyorum Seni (Cemal Süreya)

uzaktan seviyorum seni

kokunu alamadan,

boynuna sarılamadan

yüzüne dokunamadan

sadece seviyorum

öyle uzaktan seviyorum seni

elini tutmadan

yüreğine dokunmadan

gözlerinde dalıp dalıp gitmeden

şu üç günlük sevdalara inat

serserice değil adam gibi seviyorum

öyle uzaktan seviyorum seni

yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden

en çılgın kahkahalarına ortak olmadan

en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan

öyle uzaktan seviyorum seni

kırmadan

dökmeden

parçalamadan

üzmeden

ağlatmadan uzaktan seviyorum

öyle uzaktan seviyorum seni;

sana söylemek istediğim her kelimeyi

dilimde parçalayarak seviyorum

damla damla dökülürken kelimelerim

masum beyaz bir kağıtta seviyorum

31 Mayıs 2019 23:14

Metallurgist
Müsteşar

Bu Gece Kal (Celal Bahar)

Gece çöktü, bilirim gitme vakti,

Ayrılık, açmış kollarını beni beklemekte,

Yıldızlar bir vedaya daha ev sahipliği yapmakta,

Gitme sevgilim, bırak ayrılık bensiz, yıldızlar sensiz kalsın,

Gitme sevgilim gitme, bu gece kal.

Kal ki sevda neymiş, aşk neymiş kainat tanık olsun.

Bilirim hanem yoksul, yastığım, yorganım eksik,

Duvarlar nemli, odam soğuk,

Tek sedirim var, o da küçücük,

Ama gitme sevgilim, sen yine de bu gece kal.

Yoksul hanem zenginleşir, yastığım, yorganım zaten senin,

Ben beklerim ayakta, üşümem, uyumam bir an bile,

Seni uyurken izlemekten ala mutluluk mu var gönlüme,

Gitme sevgilim gitme, bu gece kal.

Kal ki bayram neymiş, düğün neymiş kainat tanık olsun.

Sabahı güzelliğine bakarak karşılamak,

Güneşi yüzünün parıltısında görmek,

Hele sen uyurken başucunda, beklemek,

Gitme sevgilim gitme, bu gece kal ne olur.

Kal, kal ki yaşamak neymiş, hayat neymiş kainat tanık olsun.

01 Haziran 2019 23:36

Metallurgist
Müsteşar

Sevdamın Karasısın (Celal Bahar)

Sen hayatımın en büyük çaresizliğisin,

Adını koyamadığım,

Dermanını bulamadığım,

Gönlümün yarası,

Sevdamın karasısın,

Tedavi olamadığım,

Yokluğunda yapamadığım?

***

Sen ömrümün en büyük çilesisin,

Çeke çeke bitiremediğim,

Sonunu getiremediğim,

Gönlümün yarası,

Sevdamın karasısın,

Konuşarak anlatamadığım,

Yazarak bitiremediğim...

***

Sen benim en büyük başarısızlığımsın,

Çalışarak kazanamadığım,

Koşarak ulaşamadığım,

Gönlümün yarası,

Sevdamın karasısın,

Hasretine alışamadığım,

Vuslatına kavuşamadığım...

***

Sen hiç varamadığım yakınlarsın,

Ayrı duramadığım uzaklar,

Gönlümün yarasısın,

Tertemiz sevdamın karası,

Her yanında zulüm,

Her yanında tuzaklar.

Kurtulurum ümidiyle deli olmak isteyip,

Bir türlü aklımı yitiremediğim,

Kaçmak isteyip,

İki adım ötesine gidemediğim,

Gönlümün yarası,

Sevdamın karasısın,

Sen yüreğimdeki cennetsin.

Hem bendesin,

Hem bilmediğim yerdesin.

Hem yaşamama sebepsin,

Hem ölümümün sebebi sensin.

Ah deli sevdam,

Bilsen sen ne çok şeysin...

02 Haziran 2019 23:52

Metallurgist
Müsteşar

Geçmem Mi Sandın (Celal Bahar)

Ben ki senin için senden geçmişim.

Bir nefeslik candan geçmem mi sandın.

Sen mutlu ol diye mutsuzluğu seçmişim.

Yürüdüğüm o yoldan dönmem mi sandın.

Ben ki olmadığın yeri zindan saymışım.

Uğruna bu şehirden göçmem mi sandın.

Sen istedin diye teni candan ayırmışım.

Kalbimi alıp toprağa gömmem mi sandın.

Duydum ki gitsin diye haber etmişsin,

Ardımdam mutluluk bile dilemişsin.

Bir de her şeyi onun için yaptım demişsin.

Sana meftunum diye beni cahil mi sandın.

Sanma ki kapalı gözüm birşeyi görmez.

Sanma ki kulaklarım söyleneni işitmez.

Ya da aklım sende diye ettiğini düşünmez.

Gönül aşık diye herşeyi bilmez mi sandın

03 Haziran 2019 23:15

Metallurgist
Müsteşar

Gece Nöbeti (Murathan Mungan)

Daha az seviyorum seni..

Giderek daha az..

Unutur gibi seviyorum..

Azala azala..

Aramızdaki uzaklığın karanlığında..

Geceler kısalıp..gündüzler uzuyor öyle olunca..

Daha az seviyorum seni..

Kendini iyileştiren bir yara gibi..

Daha az..

Ve zamanla..

Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini..

Uzak dağ kışlalarında..

Görmüyoruz birbirimizi..

Usul usul sis iniyor..

Kopmuş yollara..

Işığı hafif..uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin..

Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda..

Sevgilim sevgilim

Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin

Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da..

Artık daha az seviyorum seni..

Unutur gibi..ölür gibi daha az..

Yeniden ödetiyorum kendime

Onca aşkın öğretemediğini..

Kolay değildi..

Yalnızca sevgilimi değil..evladımı da kaybettim ben..

Kaç acı birden imtihan etti beni..

Bir tek gece vardır insanın hayatında..

Ömür boyu sürer nöbeti..

Bu da öyleydi..

İyi ol..

Sağ ol..

Uzak ol..

Ama bir daha görme beni..

04 Haziran 2019 23:01

Metallurgist
Müsteşar

Anlar (Jorge Luis Borges)

eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,

ikincisinde, daha çok hata yapardım.

kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.

neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,

çok az şeyi

ciddiyetle yapardım.

temizlik sorun bile olmazdı asla.

daha çok riske girerdim.

seyahat ederdim daha fazla.

daha çok güneş doğuşu izler,

daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.

görmediğim bir çok yere giderdim.

dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.

gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.

yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.

yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.

farkında mısınız bilmem. yaşam budur zaten.

anlar, sadece anlar. siz de anı yaşayın.

hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,

gitmeyen insanlardandım ben.

yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.

eğer yeniden başlayabilseydim,

ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.

ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.

bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,

çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.

ama işte 85'indeyim ve biliyorum...

ölüyorum..

06 Haziran 2019 23:52

Metallurgist
Müsteşar

5.6.2019

Yenilgi (Halil Cibran)

Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve kimsesizliğim.

Binlerce yengiden de bana değerli olan sen!

Dünyadaki tüm parlak başarılardan

sensin yüreğime yakın olanı!

Yenilgi, yenilgim, baskaldırım

ve de benim kendimle tanışmam.

Sayendedir ki, hala ben ayağı yere basan

ve solmuş defneler peşinde koşmayan

biri olduğumun bilincindeyim;

ve sende, yalnızlığımı buldum

ve de herkesten uzak,

ve de gururlu olmayı.

Yenilgi, yenilgim, benim parlak kılıcım

ve de kalkanım.

Gözlerinde okudum tahtı arayanın

kendi kendisinin kuluna dönüştüğünü.

Ve, bir kimsenin derinliklerindeki

esasını anlayabilmemiz için

onun gücünü söndürmemiz gerektiğini.

Ve ancak böylesine olgunlaştıktan sonradır ki,

bir meyvenin tadına varılabildiğini.

Yenilgi, yenilgim,

benim sözünü sakınmaz yol arkadaşım

şarkımı, bağrışmalarımı, sessizliklerimi hep duyacaksın.

Ve senden baska hiçkimse bana söz etmeyecek

kanat çırpınmalarından ve deniz kabarmalarından

ve de geceleri yanan dağlardan.

Ve sen, tek başına

ruhumun sarp ve kayalık

yollarından tırmanacaksın.

Yenilgi, yenilgim, benim ölmez cesaretim

sen ve ben fırtınada birlikte güleceğiz;

ve biz ikimiz, derin mezarlar kazacağız

içimizde ölmekte olanlara;

ve tutunacağız, tüm gücümüzle,

güneşin karşısında;

ve de tehlikeli olacağız.

06 Haziran 2019 23:54

Metallurgist
Müsteşar

5.6.2019

Yenilgi (Halil Cibran)

Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve kimsesizliğim.

Binlerce yengiden de bana değerli olan sen!

Dünyadaki tüm parlak başarılardan

sensin yüreğime yakın olanı!

Yenilgi, yenilgim, baskaldırım

ve de benim kendimle tanışmam.

Sayendedir ki, hala ben ayağı yere basan

ve solmuş defneler peşinde koşmayan

biri olduğumun bilincindeyim;

ve sende, yalnızlığımı buldum

ve de herkesten uzak,

ve de gururlu olmayı.

Yenilgi, yenilgim, benim parlak kılıcım

ve de kalkanım.

Gözlerinde okudum tahtı arayanın

kendi kendisinin kuluna dönüştüğünü.

Ve, bir kimsenin derinliklerindeki

esasını anlayabilmemiz için

onun gücünü söndürmemiz gerektiğini.

Ve ancak böylesine olgunlaştıktan sonradır ki,

bir meyvenin tadına varılabildiğini.

Yenilgi, yenilgim,

benim sözünü sakınmaz yol arkadaşım

şarkımı, bağrışmalarımı, sessizliklerimi hep duyacaksın.

Ve senden baska hiçkimse bana söz etmeyecek

kanat çırpınmalarından ve deniz kabarmalarından

ve de geceleri yanan dağlardan.

Ve sen, tek başına

ruhumun sarp ve kayalık

yollarından tırmanacaksın.

Yenilgi, yenilgim, benim ölmez cesaretim

sen ve ben fırtınada birlikte güleceğiz;

ve biz ikimiz, derin mezarlar kazacağız

içimizde ölmekte olanlara;

ve tutunacağız, tüm gücümüzle,

güneşin karşısında;

ve de tehlikeli olacağız.

06 Haziran 2019 23:55

Metallurgist
Müsteşar

Sevgi Üstüne (Bedri Rahmi Eyüpoğlu)

bütün kitapları yakmalı

sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır

kitaplara göre insan

karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş

gözleri, yüreği kamaşmış insandır

aptaldır, hastadır, kahramandır

bütün kitapları yakmalı

sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.

içinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler

bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar

bir tek meyve veren dalı keserler

insan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı

esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli

bir tek meyve veren dalı kesmeli

insan dediğin derya misali

üstünde milyonlarca dalga

içinde kıyametler kopmalı

insan dediğin derya misali

uçsuz bucaksız olmalı.

gel çıkalım sevgilim gel

gel kurtaralım birler hanesinden

çekelim gidelim bir uçtan uca

açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar

sevelim sevelim sevelim

sevebileceğim kadar

07 Haziran 2019 23:26

Metallurgist
Müsteşar

Kar Altında Hüzün Denemesi (Adil Erdem Bayazıt)

dünyanın en uzun hüznü yağıyor,

yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne.

kar yağıyor ve sen gidiyorsun,

ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun,

belki bulmağa gidiyorsun kaybettiğimizi

o insan ve tabiat çağını.

dön bana ve dinle!

kuşlar uçuşuyor içimde.

loş bir keman solosu gibi

kuşların uçuştuğunu içimde,

dön bana ve dinle.

karanlık denizlerin dibinde,

birtakım incilerin olduğunu

birtakım incilere ve hatıralara

neden bağlı olduğumuzu unutma.

duy beni ve dinle!

denizler boğuşuyor içimde.

unutma diyorum ama sen anla,

anlat bizim de yaşamak istediğimizi onlara

08 Haziran 2019 23:45

Metallurgist
Müsteşar

Aynı Adam (İsmet Özel)

Tozludur saçlarım, saçlarımdan

devrilmiş sarayların dumanları savrulur

yüzüm yanıktır

yüreğime bir karanfil sokuludur

ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı

benim göğsüme göğsüme vurup durur.

Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum

bahar da sürgülenir içime katranlar da

hem koşarak yarattığım sevgiler vardır

hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum.

Beni sular

kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda

ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular

umutlu sakinlikleri

lohusalıklarıyla.

Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum

kökten dallara yürüyen sular gibi

yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne

yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir

dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye

torna tezgahlarında demir.

Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen

yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri

kanla dolar pazuları tarladakinin

hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki

gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm

yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri.

Aynı adam Ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim

teneke damların üstüne safi sinirden doğan güneş

portakallar fırlatarak parlıyor benim adımlarımla

anladım neden yorgunluk

gülümserlik getiriyor insana

hayatın bana başat

bana avrat oluşunu öğrendim

işçiler bunu kurşunlanarak öğrendi

on beşinde bir arkadaş

inancını savunurken yargıca

anladı bulana durula akmakta olan şeyi.

Yürüyorum

azarlanıyorum fışkıran başaklarla

iki bomba gibi taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu

hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından

gözlerim nemli değil.

gözlerim namlu.

Toplam 423 mesaj
«10111213141516171819202122
 
ANKET
Sizce, Kurban Bayramı tatili 9 güne çıkarılmalı mı?