Editörler : yaralı-bir-öykü
«10111213141516171819202122
09 Haziran 2019 22:38

Metallurgist
Müsteşar

Her Gün Seninle (Ümit Yaşar Oğuzcan)

Güzel olan

Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak

Erimek yarını olmayan zamanlarda

Durdurmak bir yerde bütün saatleri

Bütün kuralları kırıp parçalamak

Sonra varmak o yerlere

Mevsimlere dur demek

Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara

Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak

Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere

Delicesine içmek

Ve unutabilmek her şeyi ansızın

Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin

Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak

Güzel olan

Sevmek seni Tanrılar gibi

Seninle Tanrılaşmak...

Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin

Ne bu şehir kalacak

Ne bu duygusuz sürü

Bu korkunç kalabalık

Her vapur seni getirecek bana

Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim

Kapılar sana açılacak

Senin için söylenecek şarkılar

Şiirler senin için yazılacak

Her evde bir resmin

Her meydanda bir heykelin olacak

Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi

Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi

Kopup ötelerden, ötelerden

Yalnız bana geleceksin

Bir gün bu akan sele dur diyeceğim göreceksin.

Ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm

Sende buldum erişilmez hazları

Yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan

Duyguların en ölmezini sende duydum

Susuzluğum dudaklarında dindi

Yalnızlığım ellerinde

Çoğu gün unuttum açlığımı

Sende doydum...

İlk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun

Anladım yaşadığımı her nefes alışta

Seninle geçtim bütün zamanlardan

Seninle var oldum

Eridim seninle bir sonsuz çalkanışta.

Boynunda bir yer vardır, ben bilirim

Ne zaman oradan öpsem,

Değişir gözlerinin rengi

Yanar dudakların, terler avuçların

Dökülür kapkara aydınlık gibi

Omuzlarına saçların

Gitgide artar kalbinin vuruşları

Bir musiki halinde dünyamı doldurur

Ansızın bütün sesler kesilir

Zaman durur

Bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde

Her gün seninle yeniden var oluruz

Eriyip kaybolduğumuz yerde...

Sesini duymadığım gün

Yaşanmış değil

Açan çiçek değil

Öten kuş değil

Yüzünü görmediğim gün

İçimde yıldızlar sönük

Güneşler güneş değil

Seni sevmediğim gün

Seni anmadığım gün

Olacak iş değil...

Her günüm seninle geçsin

O güneşe en yakın

Kimsenin varamayacağı bir dağ başında

Uçsuz bucaksız uzak denizlerde

İnsan ayağı değmemiş ormanlarda

Uzaklarda, en uzaklarda

O gemilerin uğramadığı limanlarda

Işığım ol, alınyazım ol benim

Vatanım ol, evim ol

Yeter ki bir ömür boyu benim ol

Her günüm seninle geçsin..

10 Haziran 2019 23:31

Metallurgist
Müsteşar

Palyaço (Turgut Uyar)

i.

kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde

kaç kilo çekerdi yalnızlık

kaç kere ezildim altında

yaz yağmurlarının

belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları

her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk

hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize

kim sevmezdi çiçekleri filan

"ben sevmezdim" dedim, "yalan" dedi

bunu palyaço söyledi,

palyaço söyledi ben yazdım

yazdım, yazmasam ağlayacaktım

herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım

sırf bu yüzden mi ağladım

alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz

biraz birazdım her şeyden

dün biraz sinirlenmiştim mesela

yarın bir kadını seveceğim biraz

biraz biraz kör oldum bügünlerde

ama rakı kadehlerini boşaltmayın

eksilmesin hiçbir şey

hiçbir şeyden dahi olsa

kalsın biraz

ii.

umursamıyorum yılgınlığımı filan

çünkü sessizce yaşanmalı her şey

bir devrim sesszce olmalı mesela

ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun

bir palyaço neden yalan söylesin ki

ben palyaço olsaydım söylemezdim

marangoz olsaydım da söylemezdim

ben insan olsaydım yalan söylemezdim!

hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını

kaç kilo çeker ki bir palyaço

hem neden yüzüme vuruyorsunuz

bir çirkin ördek yavrusu olduğumu

gocunmam ki ben, ben gocunmam

bir palyaço ne kara gocunmazsa

o kadar, o kadar gocunmam işte

rakı doldurun! eksilmesin

iii.

bitmedi, yazacağım daha

yazmazsam ağlayacağım çünkü

alçakça olacak biraz

hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik

her sokakta biraz daha eksilirdik

bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen

bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu

"duyamadım" , derdim, "tekrar et!"

sessizliğe bürünürdü o vakit her şey

sokaklar daha bir puslu

palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu

ve ben daha bir alçak olurdum

ağlardım biraz

hem sen kimsin, çekiştirme diyorum

hatta kuyruğuma basma diyorum

acıyor, tırmalarım,-

diyorum

kahrol, kahrol!

diyorum

iv.

geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda

korktum birden, kusacak gibi oldum

"olur öyle" dedi palyaço,

" herkes alçaktır biraz!"

"otur ulan!" dedim, bağırdım ona

ben bazen bağırırım biraz

"rakı doldur!" dedim, "eksilmesin!"

ben bazen eksilirim biraz

aslında hepimiz eksilirmişiz biraz

bunu sonradan öğrendim

ben aslında her şeyi sonradan öğrendim

herkes herkesi sonradan öğrenirmiş

bunu da sonradan öğrendim

örneğin;

geçen gün bir kadınla seviştim

biraz değil çok seviştim

ya işte öyle palyaço

diyorum ki,

bunu da yeni öğrendim

sevişmek de eksilmekmiş biraz

v.

kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan

"ben sevmezdim" dedim, "yalan"

dedi

bunu palyaço söyledi

palyaço söyledi, ben yazdım

yazmasam, alçak olacaktım

hem ben roman da yazdım biraz

bazen diyorum ki, palyaço,

sen olmasan ben ne yaparım

alçakça eksilirim belki biraz

her yağmur yağışında yerindi dibine girerim

hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki

ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi

biraz biraz anlıyorum ki,

yüzler eller, o terli vücutlar filan

her şey plastikmiş biraz

vi.

haydi sirtaki yapalım palyaço

rakı doldur, yine eksildik biraz

11 Haziran 2019 23:23

Metallurgist
Müsteşar

Biraz Daha (Turgut Uyar)

azarladığım bir dünyayı suya bırakıp

günlük dövüşü en uygun yerinde keserek

ve kan biraz daha akar durur, akmalıdır

bir çaresizlik sanırım, öfkem büyür uğunurum

oysa bir çiçek bir güzel dünyaya bakmalıdır

ve kuytulardan, unutulmaktan tek tek

ölülerimiz toplanacaktır.

senin yıldızların güneşlere dönüşür

en karışık en bozgun bir öğle uykusunda bile

ve sonsuz sevinç taşıyan bir çığlıktır

bir suyun bir başka suya karışması

kanları çökelirken bir soylu tabaka

bir bahar anlatıcısının

bir mutluluk dülgerinin

-gecelerde ve yalnızlıklarında hepsi üşür-

ölülerimiz toplanacaktır.

ne kadar hüzün geçmişse dünyadan

ne kadar acı geçmişsse yaşayacağız

hepsini yeniden, bir bir dünyada

dünyadan ve dünyayla sana sığınırım

acılardan ve hüzünlerden değil

kaçmalardan ve korkulardan değil

çünkü bir güçtür sıcaklığın kollarıma

çünkü kanları, kanları, kanları hatırlarım

çünkü ölülerimiz toplanacaktır

ve yüceltilecektir bir mavide.

haberlere yorumlara ve büyük tirajlara

asalak otlara karşı, türeyip giden

bir sun'i ilkahla üreyip giden

bir soya, bir sanrıya karşı

kuşanıp kahramanca tek silahını, kanını

diri bir su gibi gidenleri hatırlarım

odalarda ve güzel bir dünyada

sararken bir başına eski güneş

yıldızımız uzak bir iklimde

bir tüfek olacaktır. bir tüfek

ölülerimiz toplanacaktır.

ve bizim bir haziranımız

bir yıl kadar yetecektir dünyaya

çünkü yoğun ve ateşle yaşanmış

çünkü ellerimiz, başımız ve kanımız

hayasız pençelerini kokuyla gizleyen

bir olgu olmayacaktır sana

ölülerimiz toplanacaktır

doldurulan bir kıyı gibi.

anılacaktır bir general pantolonundan

nasıl sezgiler ve gerekçeler çıkardığımız

nasıl kırgın ve nasıl umutlu olduğumuz

bir şenliğin başlangıcından ve sonundan

sığınmamız da anılacaktır.

ölülerimiz toplanacaktır

kenar köşe kasaba hanlarından

deniz en güzel aşkken ayışığına

küçük ve karanlık odalarda öldürülenler

direnerek ve akarak ölenler

yüceltilecektir

anılacaktır ölümleri

bir şehir akşamında herkes kaçışırken

ormanlar bir çözülmeye bozulurken

karanlığa kanıyla karşı duran

kanıyla ışıtan, yalazlayan karanlığı

yalnız ve dayanıklı gecelerinde üşüyen

ölülerimiz toplanacaktır.

biraz daha kan, kan ve suyun akışı

ey suyun güvenli akışı

sana bir yamaç gerekmez mi

ki sonun özlemine hızlı varsın

ki sen varsın, akıtılmış kanlarla varsın

ve kan ve akışın o soylu tabakta

ormansız bir halka sunulacaktır

bir orman olarak

ona sığınılacaktır.

sana sığınılacaktır kırılıp toplanınca

sana sığınıyorum kırılıp toplanınca

değil sonsuz girdiçıktısına yaşamaların

en en güzeli, en gürü bütün çeşmelerin

ayın ve denizin sahibi ve su içmelerin

sana sığınılacaktır

ve kuytularda, dağlarda, alanlarda

akıtılan ve akıp gelen kanlarda

bir sabah büyük büyük ateşler yanınca

eller temizlenecektir

bir tören olacaktır

ölülerimiz toplanacaktır.

12 Haziran 2019 23:19

Metallurgist
Müsteşar

Hala Koynumda Resmin (Ahmet Telli)

Sımsıcak konuşurdun konuşunca

ırmak gibi rüzgar gibi konuşurdun

yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki

çiğdemler güller mor menevşeler açardı

Sımsıcak konuşurdun konuşunca

Hâlâ koynumda resmin

Dağları anlatırdın ve dostluğu

bir ceylan gibi sekerdi kelimeler

Sesini duymasam çölleşirdi dünya

dağlar yarılır ırmaklar kururdu

bulutlar çökerdi yüreğime

Hâlâ koynumda resmin

Gün akşam olur elinde kitaplar

ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin

bir kez bile unutmadın 'merhaba' demeyi

ve en yanık türküleri nasıl da söylerdin

bir dostun vurulduğu gün

Hâlâ koynumda resmin

Kaç mevsim kırlara çıkıp

çiçekler topladık mezarlar için

Belki ürküttük tarla kuşlarını

belki kurdu kuşu ürküttük

ama aşkı ürkütmedik hiç

Hâlâ koynumda resmin

Ve hâlâ sımsıcak durur anılar

sımsıcak ve biraz boynu bükük

Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış

yasak bir kitap gibi durmaktadır

ve firari bir sevda gibi

Şimdi duvarlarda resmin

13 Haziran 2019 18:27

Metallurgist
Müsteşar

Bana Bir Şarkı Söyle (Ümit Yaşar Oğuzcan)

Özledim sesini ne olur konuş

Bir gül açtır zamanların ötesinden

Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel

Gök mavisinden, deniz mavisinden

Bana bir şarkı söyle

İçimde bir şey kımıldıyor

Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum

Bir baksana ne haldeyim deli divane

Yaralıyım, çaresizim umutsuzum

Bana bir şarkı söyle

Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt

Dökül karanlığıma ışıklar gibi

Al beni, en uzaklara götür

Sesin, aksın içimde bir pınar gibi

Bana bir şarkı söyle

Bütün renkleri kat birbirine

Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan

Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi

Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan

Bana bir şarkı söyle

Yağan kar nasıl hazin yağar bilirsin

Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı

İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel

En hüzünlü sesinle, en dokunaklı

Bana bir şarkı söyle

14 Haziran 2019 23:28

Metallurgist
Müsteşar

Avcı (Ergin Günçe)

kalbim, bu sessiz sonbaharda

bugünkü atlaslara inanma sakın

düz bir tepsidir dünya

yolun sonuna ulaştın artık

güzel bir durum kıyısındasın.

bir kırmızı fenersin bir hayli dokunaklı

uzayan kar tipisi altında

kalbim, dağların kaybolmuş senin

kurtlar falan inmiştir bembeyaz ovalara

bir ağlayışı sustuğun belli

şarkılarını söylerken

kalbim, göller bölgesindesin

ne olur gölgeli yollardan yürü

başında bir şapka güneşten sakın

gözlerinden okuyorum acını

bir aile yangınında testilerin kırılmış

kavrulmuş gitmiş sanki çocukların

kalbim benden hatırlısın bilgeler arasında

avcısın, çünkü bir orman içindesin

sulardan içiyorsun, meyvelerden yiyorsun

tırmanmak istiyorsun bir tepe daha

güleçsin nedense bir çocuk gibi

köpeğine gençliğini anlatıyorsun

güneş bir portakal çığlığıyla battı

tutukluk yapıyor kırma tüfeğin

derme çatma kulübenden uzaksın

kalbim bir telgraf çek kendi kendine

seni bekliyor son yolculuğun

tenha bir istasyonda

ilk karakola teslim ol ya da

köpeği bir dostuna emanet bırak

ormanda bir köşeye göm fişeklerini

anıları bir müzeye gönder istersen

bunca yıl yaşadın yakalanmadın

güzel suçlar işledin bir tarih oldun artık

eğer bana sorulacak olursa.

her hüznü her sevgiyi ayakta alkışladın

gül kökünden bir pipo

bir yasemin ağızlık

yadigar kalsın bezirganbaşı

tüm avcılara yadigâr kalsın.

15 Haziran 2019 23:54

Metallurgist
Müsteşar

İstanbul Ağrısı (Attila İlhan)

Kanatları parça parça bu ağustos geceleri

Yıldızlar kaynarken

Şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen

Sen

Eğer yine İstanbul'san

Yine kan kopuklu cehennem sarmaşıkları büyüteceğim

Pançak pançak şiirler tüküreceğim

Demek yine ben

Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor

Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler

Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları

Mavi asfaltlara çökmüş

Diz bağlıyor

Eğer sen yine İstanbul'san

Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan

Sirkeci Garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp

İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa'dan

Anadolu üstlerine bakıp bakıp

Ağlayan

Sen eğer yine İstanbul'san

Aldanmıyorsam

Yakaları karanfilli...eğer beni aldatmıyorsa

Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar

Yine senin emrindeyim

Utanmasam

Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak

Kendimi yani şu bildiğim Atilla İlhan'ı

Zehirleyebilirim

Sonbahar karanlıkları tuttu tutacak

Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor

İmtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den

Tophane İskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş

Direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şöförler

Uykusuz dalgalanıyor

Ulan İstanbul sen misin

Senin ellerin mi bu eller

Ulan bu gemiler senin gemilerin mi

Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında

Liman liman götüren

Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi

Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar

Neden durmaksızın imdat kıvılcımlari fışkırıyor

Antenlerinden

Neden

Peki İstanbul ya ben

Ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy

Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas

Ya benim kahrım

Ya senin ağrın

Ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın

Çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi

Burgu burgu içime boşalttığın

O senin ağrın

O senin

Eğer sen yine İstanbul'san

Yanılmıyorsam

Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim

Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine

Satır satır okumak istediğim

Sen

Eğer yine İstanbul'san

Eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim

Ulan yine sen kazandın İstanbul

Sen kazandın ben yenildim

Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar

Yine emrindeyim

Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa

Parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam

Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa

Yanılmıyorsam

Sen eğer yine İstanbul'san

Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar

Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan

Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir

Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul

Kaç kere yazdım kimbilir

Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken

1949 Eylül'ünde birader mirc ve ben

Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık

Sana taptık ulan

Unuttun mu

Sana taptık.

16 Haziran 2019 23:44

Metallurgist
Müsteşar

Diyalektik Mutsuzluklar (Murathan Mungan)

bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı

ellerinde rüzgârın taşınmaz çamurları var

köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarımdan

inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar

gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras

almaya gelsem soluğumda dalgın yosun kokusu

biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz

ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi

terkedilmek korkusu

susarsın bir silâhsızlanma akşamı

susarsın dudaklarında ıslıklar kanar

öpülmez dudakların ıslık yarası

mavzerdir dokunmalarım kirvem bilirsin

öpemem, öpersem tekmil bir aşiret tragedyası

hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü

kolları bağlı hüzün olsun dört yanım

ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin

sonra derler haklıdır sevdası

geç olur ki artık onarmaz rakılar

geç olur bir yaraya rakının dağılması

sen denize sırtını dönen uykusuz dağlı

gemiler nerde (ki çoğu hüviyetidir melankolinin)

nerde aykırı mavzerler (onlara sığdıramazsın ki öfkelerini)

barut esmeri tenine sevdalarımı sürdüğüm

nasıl taşıdın bunca yıl delirmiş saçlarında

o eski şark yelini

biliyorum dokunsam parmaklarım kırılır

dokunmasam eşkîya uykusuzluğu çetin silâhlar gibi

18 Haziran 2019 10:34

Metallurgist
Müsteşar

17.06.2018

Yıkık (Ümit Yaşar Oğuzcan)

Bugün yıkığım biliyor musun?

Ezginim, çaresizim, umutsuzum

Sancılıyım bırakma beni, insanlar kötü

Bırakma beni korkuyorum.

Bir deli otlar büyüyor içimde

Sancılıyım, yorgunum, kederliyim

Bu halini sevdim gitme kal

Çamurlar çirkefler içindeyim

Bir dayak yemiş adamım şimdi

Bezginim, kararsızım, yılgınım

Al götür beni o kayıp gecelere

Yeter ikimize yalnızlığım

18 Haziran 2019 22:41

Metallurgist
Müsteşar

Köşe (Sezai Karakoç)

Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın

Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen

Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin

Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir

Sen kaç köşeli yıldızsın

Fabrika dumanlarında resmin

Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun

Hâtırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi

Aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun

Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma

Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim

Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana

Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim

Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim

Sen kaç köşeli yıldızsın

***

Evlerinin içi ayna döşeli

Ayna hâtıra gözler ve sevmek

Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli

Bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek

Ayna hâtıra gözler ve sevmek

Evlerinin içi kabartma bahar

Köşelerinde keklik gibi bakıp duran saksılar

Halıları öpe öpe nakış yapar nakış gibi ayaklar

Siz söyleyin insan seve seve ölmez ne yapar

Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar

Evlerinin içi yeni güllerden

Görülmemiş güneşleri görülmemiş gözlerine getiren

Sağ köşedeki entari sol köşedeki şapka

Beni katil suların ortasına bıraka

Katil sular güneşi gözlerinden götüren

Evlerinin içi gurur döşeli

Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli

***

Sen geldin ve benim deli köşemde durdun

Bulutlar geldi ve üstünde durdu

Merhametin ta kendisiydi gözlerin

Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu

Bulutlar geldi altında durduk

Konuştun güneşi hatırlıyordum

Gariptin yepyeni bir sesin vardı

Bu ses öyle benim öyle yabancı

Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı

Dişlerin öpülen çocuk yüzleri

Güneşe açılan küçük aynalar

Sert içkiler keskin kokular dişlerin

İçinden geçilen küçük aynalar

Ve güldün rengârenk yağmurlar yağdı

İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı

Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak

Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı

Sen geldin benim deli köşemde durdun

Bulutlar geldi üstünde durdu

Merhametin ta kendisiydi gözlerin

***

Taşların ortasında Leylâ'nın gözleri

Leylâ köşe köşe göz göz şiirin ortasında

Ben Leylâ' yı bulduğumdan yahut kaybettiğimden beri

Leylâ ya o adamın bardağında ya o dağın ortasında

Ben Leylâ gibi güneş doğarken uyanamam

Şehir gece gündüz benim içime uyur

Leylâ'yı götürüp Londra'nın ortasında bıraksam

Bir bülbül gibi yaşamasını değiştirmez çocuktur

Leylâ diyorsam kesik yanaklarıyla Leylâ

Üç köşeli dünyasıyla

Okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla

Leylâ diyorsam şu bizim gerçek Leylâ

Biz seni işte böyle seviyoruz Leylâ

O gitti bize ağlamak kaldı kala kala

***

Beni yeraltı sularına karşı iyi savun

Tırnağını taşa sürten yitik keçilere karşı

Bu çeşmenin üç köşesinden hangisinden su içecek

Senin bahtsız ve mesut Eyyub'un

Atların en güzel biçimini sessizce kalbime indiriyor

İçimde İstanbul çalkanırken bozbulanık çeşme

Bir dans için can vermeğe hazır bekliyorum

Sen orda gelirayak kuklalara insan gibi konuşmasını öğretme

Su akıyor birikiyor kan lekeleri

Kurtulsam diyorum bir eser buna engel

Öyle büyüyor öyle çoğalıyorsun

İstanbul kalmıyor

Hangi köşesinde huzur o köşesinde sen

Hangi köşesinde yeni çağlara uygun odalar

Ben bölünmez bir şairsem

Sen bölünmez bir anne

Bir çeşme

.

https://youtu.be/2sdX3k2vqJE

19 Haziran 2019 23:26

Metallurgist
Müsteşar

Gülce (Ömer Lütfi Mete)

Uçurumun kenarındayım Hızır

Ulu dilber kalesinin burcunda

Muhteşem belaya nazır

Topuklarım boşluğun avcunda

Derin yar adımı çağırır

Dikildim parmaklarımın ucunda

Bir gamzelik rüzgâr yetecek

Ha itti beni, ha itecek

Uçurumun kenarındayım Hızır

Civan hazır

Divan hazır

Ferman hazır

Kurban hazır

Uçurumun kenarındayım Hızır

Güzelliğin zulme çaldığı sınır

Başım döner, beynim bulanır

El etmez

Gel etmez

Gülce'm uzaktan dolanır

Uçurumun kenarındayım Hızır

Gülce bir davet

Mecaz değil

Maraz değil

Gülce bir afet

Peri değil

Huri değil

Gülce beyaz sihir

Gülce ölümcül naz

Buram buram zehir

Yar yüzünde infaz

Bir gamzelik rüzgâr yetecek

Ha itti beni, ha itecek

Güzelliğin zulme çaldığı sınır

Uçurumun kenarındayım Hızır

Ben fakir

En hakir

Bin taksir

Ateşten

Kalleşten

Mızrakla gürzden

Dabbetülarz'dan

Deccal'dan, yedi düvelden

Korku nedir bilmeyen ben

Tir tir titriyorum Gülce'den

Ödüm patlıyor Gülce'ye bakmaktan

Nutkum tutuluyor, ürperiyorum

Saniyeler gözlerimde birer can

Her saniyede bir can veriyorum

.

https://youtu.be/LdUk71EZ3-A

20 Haziran 2019 23:14

Metallurgist
Müsteşar

Karlı Bir Gece Vakti Dostu Uyandırmak (İsmet Özel)

Benim adım insanların hizasına yazılmıştır.

Her gün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu.

Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olmasaydım

Ölüm ve acılar çatsaydı beni

Düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak

Sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı.

Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım

Diri-gergin kasları konuşsaydım

"Kardeşler!" deseydim "Kardeşlerim!"

"Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan

"Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan

"Bakın yaklaşıyor... "

Yazık, şairler kadar cesur değilim

Çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan

Gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor.

Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı

Öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım

Bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında

Çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların

İnanmazdım dosyalara sığacağına

Gittikçe ışıldardım dükkânlar kararırken

Hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı.

Benim adım bilinen cevapların üstüne mühürlenmiş

Ellerim tütsülenmiş

Evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında

Dirgenler, bakraçlar, tornavidalar

Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar

Ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa

Gövdem açık bir hedef kılındı belâlara.

Ve bu yüzden yakışıksız oluyor

İnsanları hummalı baharlar olarak tanımlamak

Ve bu yüzden göğsümde dakikalar

İnce parmaklar halinde geziniyor

Konvoylar geçiyor meşelikler arasından

Bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına

Ölümden anlayan, ciddi bir yaprak

Unutulacak diyorum, iyice unutulsun

Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı

Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.

.

https://youtu.be/WydtrAMhdus

21 Haziran 2019 23:23

Metallurgist
Müsteşar

İyi ki Geldin (Şilan Avcı)

İyi ki geldin!

Yüreğimin zarif acısı

Şimdi bu şehir, adının incesiyle gülümsüyor kuşlara

Basıp geçtiğin yollar, dokunduğun duvarlar...

Her yer şarkı söylüyor.

Kimyası değişiyor gökteki yıldızların.

Parlıyor aklımdaki kuyruklu uçurtmalar.

Şimdi her evin gölgesinde bir avuç su kalbim.

Yüzünü yıkıyor göçüp gitmiş babalar.

Ağzını uzatıp yudumluyor, terlemiş şen çocuklar.

İyi ki geldin bak!

Şimdi bu şehir çocuk,

bu şehir baba,

bu şehir aşk

.

https://youtu.be/IL4yqIhMr2M

22 Haziran 2019 22:53

Metallurgist
Müsteşar

Benim Şiirim (Nurullah Genç)

Bakmayın çevremi kuşatanlara

Hüznün, yalnızlığın şairiyim ben

Issız ovaların nehiriyim ben

İçimde işliyor derin bir yara

Aşkın öldürmeyen zehiriyim ben

Bakmayın çevremi kuşatanlara

Hüznün, yalnızlığın şairiyim ben

Kapattım kalbimin son kapısını

Dokunun; boşlukta bir taş gibiyim

Hafızası ölü nakkaş gibiyim

Çekiyorum mutsuzluğun yasını

Ayaklara mahkum bir baş gibiyim

Kapattım kalbimin son kapısını

Dokunun; boşlukta bir taş gibiyim

Ölümü yaşadım ölmeden önce

Bana sonsuzluğu beklemek düştü

Mazide benim de yüzüm gülmüştü

Uyandım,mutsuzluk geri dönünce

Ölümü yaşadım ölmeden önce

Bana sonsuzluğu beklemek düştü

Gelsene, nerdesin, ey sessiz ölüm

Adını yazsana dudaklarıma

Zaman kan süzüyor kulaklarıma

Hıçkırığa mahkum biçare gönlüm

Haydi takılıver ayaklarıma

Gelsene, nerdesin, ey sessiz ölüm

Adını yazsana dudaklarıma

Bulsam Kafdağı'nın eteklerini

Başımı çevirip gitsem mi bilmem

Ben ki yaranamam,şakaya gelmem

Kuruttum bengisu peteklerini

Karanlık dolu bir dünyada gülmem

Bulsam Kafdağı'nın eteklerini

Başımı çevirip gitsem mi bilmem

Umutlar sultanı anlayamadı

Sizler beni asla anlamazsınız

Biraz sevdasınız,biraz nazsınız

Kimse benim gibi ağlayamadı

Belki gülersiniz,inanmazsınız

Umutlar sultanı anlayamadı

Sizler beni asla anlamazsınız

.

https://youtu.be/cvW86wIDGzc

23 Haziran 2019 22:26

Metallurgist
Müsteşar

Gizlice Sevgilim (Ataol Behramoğlu)

Rüyalar bile geceleri bekler

Gizlice görünmek için

Yüreğimdesin, saklısında içimin

Gizlice sevgilim

Kimse bilmesin üzgünlüğümü

Taşırım ölümüm gibi bu duyguyu

En gizli kuytularında ömrümün

Bir yer var gizlice sevgilimin uyuduğu

Gizlice sevgilim, yaşam kadar acı

Canımı tutuşturan özlem gibi

Özlüyorum derin yokoluşta

Gizlice sevgilimi

.

https://youtu.be/uRTU-lIKNbY

24 Haziran 2019 22:52

Metallurgist
Müsteşar

Desem Ki (Cahit Sıtkı Tarancı)

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,

Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,

Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,

Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,

Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,

Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,

Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,

Hava kadar lazım,

Ekmek kadar mübarek,

Su gibi aziz bir şeysin;

Nimettensin, nimettensin!

Desem ki...

İnan bana sevgilim inan,

Evimde şenliksin, bahçemde bahar;

Ve soframda en eski şarap.

Ben sende yaşıyorum,

Sen bende hüküm sürmektesin.

Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,

Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.

Günlerden sonra bir gün,

Şayet sesimi farkedemezsen,

Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,

Bil ki ölmüşüm.

Fakat yine üzülme, müsterih ol;

Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,

Ve neden sonra

Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,

Hatırla ki mahşer günüdür

Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

.

https://youtu.be/SdIm7btuWV0

25 Haziran 2019 22:43

Metallurgist
Müsteşar

Gözlerin İstanbul Oluyor Birden (Yavuz Bülent Bakiler)

Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,

Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.

Martılar konuyor omuzlarıma,

Gözlerin İstanbul oluyor birden.

Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım

Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen

Durgun sular gibi azalacağım

Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.

Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince

Yalnız gözlerime bak diyeceksin.

Ellerim usulca ellerine değince

Kaybolup gideceksin

Bir elim seni çizecek bütün pencerelere

Bir elim seni silecek.

Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere

Senin için yeni baştan can kesilecek.

Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde

Sonra seni kaybetmek hemen her yerde

Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak

Yapayalnız kalmak iskelelerde.

Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,

Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.

Martılar konuyor omuzlarıma,

Gözlerin İstanbul oluyor birde

.

https://youtu.be/q4Q0AV5w20w

26 Haziran 2019 23:18

Metallurgist
Müsteşar

Siyah Gözlerine Beni De Götür (Nurullah Genç)

Daha dokunmadan kurudu irem

çöllere bir türlü yağamıyorum

yeni bir koşunun başlangıcında

biraz deprem sonrası

biraz şehir hülyası

bir kalp yangınından geriye kalan

siyah gözlerine beni de götür

artık bu yerlere sığamıyorum.

Pembe uçurtmalar yolladığından beri

sarardı tiryaki menekşeleri

sonbaharın tozlu kafeslerinde

sevgi turnaları yakalıyorum

turnalar gidiyor; ben kalıyorum

avareyim,asudeyim,yorgunum

bilmiyorum neden sana vurgunum

Erzurum garında banklar üstünde

uyku tutmuyor karanlıkları

yitik düşlerimi kovalıyorum

gölgeler gidiyor; ben kalıyorum.

Binbir türlü kokuyorsa yaylalar

siyah gözlerine beni de götür

baharın koynundan koparıp sana

ipek bir mendile sardığım yüreğimle

şehzade gülleri gönderiyorum

umutlar kalıyor; ben gidiyorum.

Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini

kaptanları sorgulayan

yanından geçen küheylanların

korku tufanına yakalandığı

siyah gözlerine beni de götür

güneş ülkesinden gelen yiğitler

benzeri olmayan bir dünya kursun

cellat,ayrılığın boynunu vursun.

Usul usul intizarı çürüten

bu hercai diken,bu çılgın arzu

sürüklüyor imkansız muştuların

eşiğine gönül vadilerini

bir ağaçtan düşen yapraklar gibi

düşüyorum tanyerine

ya topla yaralı kırlangıçları

ya da bu vefasız şarkıyı bitir

özgürlüğe giden tutsaklar gibi

siyah gözlerine beni de götür

.

https://youtu.be/OdC3cky4O-A

27 Haziran 2019 22:37

Metallurgist
Müsteşar

Canım Sevdiğim Yüreğim (Yılmaz Güney)

Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin...

Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan...

Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,

Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır...

Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.

Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.

Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.

Damla damla birikiyor insan.

Damla damla sevgili...

Bir gün akıp gideceğiz hayata...

Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.

Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...

Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde

.

https://youtu.be/OzfQaXqNykY

28 Haziran 2019 23:00

Metallurgist
Müsteşar

Göğe Bakma Durağı (Turgut Uyar)

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından

Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından

Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar

Şu aranıp duran korkak ellerimi tut

Bu evleri atla bu evleri de bunları da

Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım

İnecek var deriz otobüs durur ineriz

Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya

Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum

Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun

Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam

Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım

Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda

Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım

Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum

Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

Seni aldım bu sunturlu yere getirdim

Sayısız penceren vardı bir bir kapattım

Bana dönesin diye bir bir kapattım

Şimdi otobüs gelir biner gideriz

Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç

Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin

Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat

Durma kendini hatırlat.

.

https://youtu.be/E_4tjhX40P8

Toplam 424 mesaj
«10111213141516171819202122
 
ANKET
Sizce, Kurban Bayramı tatili 9 güne çıkarılmalı mı?