Editörler : yaralı-bir-öykü
«12131415161718192021222324
29 Haziran 2019 23:01

Metallurgist
Müsteşar

Senin Adın Kavuşmak Olsun (Sebahattin Abi)

Tarifsiz bir sevdada kimliksiz bir sessizliktin

Haykırışlarla çağlarken yüreğim durgun limanımdın

Sen adını koyamadığım

Senin adın kavuşmak olsun

Fırtınalarda yolunu kaybeden gemi misali

Rotasız ve pusulasız kalmışken yüreğim

Ve hoyratça savrulurken bir limandan bir limana

Teslim olmuşken kaderine

Apansız sana rastladım o limanda

Sen adını koyamadığım

Senin adın kavuşmak olsun?

Bakmaya kıyamazken gözlerine

Tutmaya cesaret edemezken ellerini.

Ve bütün cümlelerin sustuğu o yerde

Sessiz bir haykırıştı yüreğim

Eşsiz bir mutluluktu yaşadığım

Sen adını koyamadığım

Senin adın kavuşmak olsun.

Son bahar yaprakları dökülürken içimden

Hazanı yasarken bahar kokulu sabahlar da

Yüreğim üşürdü gözlerimden sel olup akan yağmurda

Sırılsıklam ıslanırken ruhum

Solmuştu bahçemde ki tüm güller

Sen o bahçemdeki açan tek güldün

Sen adını koyamadığım

Senin adın kavuşmak olsun.

Dağ çiçeğim yaban gülüm asi sevdam.

Saçının bir teline bir ömür adadığım

Gözündeki bir damla yaşına şehirleri yaktığım

İsyanım feryadım kavuşulmazım

Sen vazgeçemeyeceğim yasaklım

Sen adını koyamadığım

Senin adın kavuşmak olsun.

Sen benim yanı başımdaki uzağım

Sen benim uzağımdaki en yakınım

Dokunmam yasak sevmem yasak

Sensiz bu hayatta yaşamak tuzak

Sen adını koyamadığım

Senin adın kavuşmak olsun.

Sisli bir gecede ses olup da gel

Bir sonbahar gününde yağmur olup da gel

Soğuk bir kış gününde rüzgâr olup da gel

Ilık bir yaz gecesinde düş olup da gel

Sen bana yasaklarından sıyrılıp da gel

Sen adını koyamadığım

Senin adın kavuşmak olsun.

Bir gün gelirde tutarsam ellerini

Bakarsam gözlerine sevgi dolu

Doğarsa sende yeniden bu beden

Ve o gün verirsem şayet son nefesimi

Ölmeden haykırmak isterim son bir kez

Sen adını koyamadığım

Sen yaban gülüm sen dağ çiçeğim

Sen ruhu revanım sen yaşama sevincim

Yasaklım adı bende saklım

Senin adın kavuşmak olsun

Senin adın

Senin adın seviyorum olsun

Seviyorum olsun

Seni seviyorum, seni seviyorum

.

https://youtu.be/dA1DNvbZNXk

30 Haziran 2019 22:25

Metallurgist
Müsteşar

Seni Saklayacağım (Özdemir Asaf)

Seni saklayacağım inan

Yazdıklarımda, çizdiklerimde,

Şarkılarımda, sözlerimde.

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek

Ve kimseler görmeyecek seni,

Yaşayacaksın gözlerimde.

Sen göreceksin, duyacaksın

Parıldayan bir sevi sıcaklığı,

Uyuyacak, uyanacaksın.

Bakacaksın, benzemiyor

Gelen günler geçenlere,

Dalacaksın.

Bir seviyi anlamak

Bir yaşam harcamaktır,

Harcayacaksın.

Seni yaşayacağım, anlatılmaz,

Yaşayacağım gözlerimde;

Gözlerimde saklayacağım.

Bir gün, tam anlatmaya..

Bakacaksın,

Gözlerimi kapayacağım..

Anlayacaksın.

.

https://youtu.be/GVeAWbtBYHM

01 Temmuz 2019 22:05

Metallurgist
Müsteşar

Aşk Risalesi (Adil Erdem Bayazıt)

Dirilmek yeniden

Yerin uyanması gibi kımıldaması gibi toprağın

Bulutları yarması gibi gün ışığının

Yağmurun ansızın boşanması

Binlerce kuşun bir anda parlaması havalanması

Erimesi gibi karların ve buzulların

Patlaması gibi dal uçlarında tomurcukların

Dirilmek yeniden

Yüzyıl süren bir berzahtan geçmişiz gibi

Kandan kinden öfkeden

Üstümüze bir sağnak boşanmış gibi

Sürekli lekelendiğimiz çözülmeye terkedildiğimiz

Bir bataktan çıkar gibi.

Yürürken otururken yatarken

Hep çürümek durumunda kalmış

Duyduklarımızdan dolayı kulaklarımız

Gördüklerimizden ötürü gözlerimiz

Dokunduklarımız için ellerimiz.

Belli bir bozgun yaşamışız

Her şeye ölüm dadanmış sanki

Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar

Erkekler ki savaşmayı tümden unutmuşlar

Çocuklar zaten hiç çocuk olmuyorlar

Çocukluk kalkmış dünyadan gibi

Her çocuk antik çağ filozoflarından bir kalıntı sanki.

Aşkın son saltanatını yaşamak içinmi ey kalbim

Ruhun serüvenine bir kale olmak için mi?

Bu başkaldırma kanatlanma.

Durmadan geçiyordu o zamanlar

Üstümüzden tanklar toplar binler tonluk arabalar

Boğuk bir ses madeni bir böğürme

Bir metropol devinin içimiz titreten iniltisi

Ta uzaklarda şehirlerin üstünde kımıldayan

Bir korkunun yüreğimizde biriken tedirginliği

Bir sam yeli gibi bedenimizi yüzümüzü saçlarımızı

Yalayarak

Çekiyordu bizi ve herkesi.

Ama sen uzaklardaydın ey kalbim

Uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı

Ayın ve yıldızların çağlayarak

Berrak şelaleler yaparak

Coşku içinde aktığı

Bir yerlerdeydi.

Hani bir gün bir çobana rastlamıştık

Kavalıyla bir sümbülü emziriyordu

Adı ferhat mıydı neydi

Koyunların kurtların böceklerin ve çiçeklerin

Sadakatten mest oldukları

Her birinin gözlerinde

Kaybolur gibi kayar gibi

Dalıp gittiğimiz o saadet evreni

Kayaların yüzlerinden okuduğumuz o ebedi bilinç

Bizi çekip almıştı kılcal damarlarımızdan.

Yaslan göğsüme sevdiğim

Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir

Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir toprak gibidir

Sen ki bulut gibisin

Ay gibisin güneş gibisin bazan.

Usul usul inen

Yağmur tıpırtılarını

Dinler gibi

Dalıp gitmiştik

Sen konuşuyordun

İpil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun

Onlar ki konuklarımızdı

Adları Keremdi Yusuftu Kaystı

Hepsi de ezelden tanıdıktı dosttu.

( Ara Çağrı )

Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım

Her gelişin bir taze haberdi unutmadım

Aşktı alıp verilen altın bir vakitti yaşadığımız

Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki

unutmadım

Can oynanırdı evlerde yollarda meydanlarda

Can alınıp can verilirdi hiç unutmadım

Sen uyurdun uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi

Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki unutmadım

Ah sevgili ! Hayat görünürdü kapından, bir çırpınış

yüreklerimizde

Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde

unutmadım

Toprağa düşen tohum onda gizlenen renk şekil koku

Senin için biçimlenirdi renklenirdi kokardı senin için

unutmadım

Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri

İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah

unutmadım

O dirildi O dirildi diye birden çalkalanan sokaklar

Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı hiç unutmadım

Ey aşk ey dirilik soluğu ey evrenin hareket kaynağı

Nasıl unuturum nasıl unuturum hiç unutmadım.

Haydi gel sevgilim

Uzanalım toprağın altına

Çiçekler mayalansın göğsümüzde

Bu akıp giden bu kör gidip yol giden

Kalabalıkları bu insanları

Ezen çiçekleri, bir kere bile farkına varmayan

Dökülen bu yıldızları yağmur birikintilerine

Çiğneyerek geçen bu adamları ve kadınları

Uyarmak için bir an durdurmak için

Bu bizi terkeden, bacaları öksüz ve boynu bükük

İçimizde sonsuzluk kavislerinden izlerini taşıdığımız

Ama şimdi kendimizi zorlasak da

anımsayamadığımız tasarlayamadığımız o kırlangıçları

Ah tekrar dönülebilir mi? yaşayabilirmiyiz ?

Uzansak yerin altına ve toprak olsak.

Haydi gel sevgilim

Bir daha deneyelim

Bir kere daha kesmek için yolunu kalabalıkların

Yüreğimizden gönlümüzün derinliğinden

Vermek hep vermek için

Çünkü dağıttıkça çoğalır bizim zenginliğimiz

Aşkın bir adı da berekettir

En iyi anlatandır o

Hirada bir mağarada

Gözden döküleni

Gönülden geçeni.

Ah hep o kelimeyi bulmak için bütün bu

Çabalarım

Seni çağıracak olan.

Nasıl da unuttuk

Oysa daha anar anmaz adını

Ansızın patlayan bahara bir pencere açmışız gibi

Kış ortasında çıkıveren güneş gibi

Birden sıyrılıverip bulutlardan

Üryan görülen can gibi

Doldururdun içimizi

Ve eviçlerimizi.

Ah oruçlu bir ağustos vaktinde

Bir kayanın dibinden kaynayan

Soğuk ve berrak sulara

Uzanıp kana kana

Avuç avuç alıp

Yüzümüzde içimizde

Duyduğumuz

Gibi

Aşk.

Ah bir yalnızlık vaktinde

Herkesle birlikte olduğumuz

Gene de yalnız olduğumuz

Bir parkta

Ta uzaklardan gelir gibi

Bir tamburdan bir ezginin

Bizi bizden ve herşeyden

Alıp götürdüğü gibi

Aşk.

Haydi gel sevgilim gene arayalım

Makam-ı İbrahimde rastlanan ayak izlerini

Dedesinin elinden tutup Kubays dağına götürdüğü

Yüzüsuyu hürmetine yağmur istediği

Yeryüzünün bereketlenip çiçeklerle bezendiği

Develerin coşarak çöllerde

Ayak sesleriyle şiirler bestelediği

O vakitleri.

Haydi gel bir daha bir daha

Arayalım

Herkesin ve herşeyin uykuya vardığı

Bir vakitte

Gürül gürül

Bardaktan boşanır gibi

Yeryüzünü ve gökyüzünü

Dünyanın bu yüzünü ve öbür yüzünü

Geceyi ve gündüzü

Dolduran

Yüreğimizi kuşatan

O kitaptan

Okunanı.

Yaşamak, avını gözleyen

Sessiz gergin

Soluk soluğa

Bir atmaca

Sağ elimin

Parmakları ucunda.

Ve ölüm

Bir güvercin

Beyaz

Süzülen masmavi gökten

Berrak sulara.

Bir yıldız kayıyor kayıyor kayıyor

Bir dal uzuyor uzuyor

Bir gül kanıyor bir seher vaktinde

Yanıyor bir ateş için için

İçimde içimin de içinde

Bir ezgi dönüyor dönüyor dönüyor

Bir ney eriyor dudaklarımda

Aşkın bir adı da yorulmamaktır.

..

https://youtu.be/x1cZD5AZnGw

02 Temmuz 2019 12:33

Metallurgist
Müsteşar

Çocuklar Gibi (Sabahattin Ali)

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı

Kırlara yayılan ilkbahar gibi

Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı

Göğsümün içinde ateş var gibi

Bazı nur içinde, bazı sisteyim

Bazı beni seven bir göğüsteyim

Kah el üstündeydim, kah hapisteydim

Her yere sokulan bir rüzgar gibi

Aşkım iki günlük iptilalardı

Hayatım tükenmez maceralardı

İçimde binlerce istekler vardı

Bir şair, yahut bir hükümdar gibi

Hissedince sana vurulduğumu

Anladım ne kadar yorulduğumu

Sakinleştiğimi, durulduğumu

Denize dökülen bir pınar gibi

Şimdi şiir bence senin yüzündür

Şimdi benim tahtım senin dizindir

Sevgilim, saadet ikimizindir

Göklerden gelen bir yadigar gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir

Senden başkasını seven delidir

Yüzün çiçeklerin en güzelidir

Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim

Güzel saçlarında dolaşsın elim

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim

Sevişen yaramaz çocuklar gibi

.

https://youtu.be/40AjfU02gMI

***

Tam bir yıl olmuş başlığı açalı. Sesim biraz dinlenilesi olsa bunu ben seslendirmek isterdim. Gece uyurken var olan cesaret. Sabah uyanınca çekip gitmişti.

Her anı ayrı ayrı güzel benim için...

03 Temmuz 2019 23:13

Metallurgist
Müsteşar

Bir Organ Nakli Gibi Sevmiştim Seni (Küçük İskender)

Bir organ nakli gibi sevmiştim seni;

Çürük gözlerine bağışlanan ellerim,

Yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim..

Darmadağın kadınların,darmadağın ettiği erkekler gibi

Sevmiştim seni...

Çok eskitilmiş bir aşkın hatırlanması,

Sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması

Aslında işin açıkçası;

Rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi

Hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi

Geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi

Sevmiştim seni...

Ruhum kan kaybederken nasıl tutarım seni şimdi deniz gibi,

Neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi

Ortalık yerde durup dururken

Sevmiştim seni...

Atlara kalırsa çoktan kaybettik savaşı,

Mızraklar kırıldı,kalkanlar delindi,ganimetler paylaşıldı.

Kasaba meydanında birbirini dövmekten

Yorulan iki kovboy gibi,

Bir tabancanın namlusuyla tetiğiyle,

Kendisinden farklı,

Kendisinden ayrı,

Bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi,

Aynı bedene sıkılan iki el kurşun gibi,

Katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşla

Sevmiştim Seni...

.

https://youtu.be/dnSY56ovI7A

Rahmetle anıyoruz

1964-2019

04 Temmuz 2019 23:06

Metallurgist
Müsteşar

Bıraktın Beni (Küçük İskender)

şeytanın beline sardığı kuşakla bağlayıp gözlerimi

bu korkunç tuzlu yutkunmanın orta yerine bıraktılar beni

bıraktın beni

o tahta balerinin yırtık bacaklarında benim tebliğimden

bir yansıma bir sıçrayış

gece üçte uyanıp başladım alkışlamaya,bıraktın beni;

yazı sorguya aldılar

işkencede kısa kalbim

dolaşıyorum yeni yanmış lisenin koridorlarında

da sözlüye kaldırılıyor ilk sevgilim intihar

ben hiç ders çalışmadım senden başka, bıraktın beni;

kibar bir orospuyum ben, bunu da yazdım kumsala,

tırnaklarına gözyaşı ojeleri süren

artmayacağım, eksilmekti sevişmelerimiz

bunun için her gün bir çocuk öldürüyorum

parmaklarım bir ferman gibi açılıyor gırtlağında

bir güle saati sormak değil mi çekip gitmenin öncesi

eğilip bir kediyi okşamak olmasın

geri gelmek istemenin en büyük delili;

bıraktın beni.

yanıtım: anlayacaktık zaten sıkıldığımızı ve bunun

böyle bungun, kırışık sürmeyeceğini

kahverengiye çevirdi yaşadığım sevdalar beni

türkçeler yetmedi karardıkça parlayan şarkıma

girdiğim bahçede yitti sidikli ömrüm

sanki

bir tren raydan çıktı vücudumda

bıraktın beni.

yıkandım ateşin suyunda

gümüşlendim kurşunlandım

neşter perisiyim şimdilerdeyse

yüksek sesle güldüm buna

bunu da- bunu da yazdım kumsala

kendi çevremi

üçyüz altmış beş günde döndüm sana döndüm dön bana

kurtarılmaz ayrılıklar mı yaşıyoruz çarparak söğütlere

uğrunda ölünecekleri mi gömüyoruz güneşin battığı yere!

aşk, çekim eki almıyor,başka uyaklarla kalıyor ayakta bıraktın beni

aşk, artık korkak bir zamir gibi

sabah akşam sağına soluna jilet atmakta

bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta

yalnızlık okuma-yazma bilmiyor

siz sürdürün kentinizi

komik sarhoşluklarınızı- sahte öpüşmelerinizi

girin kalabalığa pazaryerlerine otobüslere bıraktın beni;

kaybolun yüzünüzde

siz sürdürün kentinizi

yangınınızı ben alıyorum, depremlerinizi

sel baskınlarınızı, salgınlarınızı

afetleri götürüyorum muazzam aşklarınızdan

şeytanın beline sardığı kuşakla bağlayıp gözlerimi

bu korkunç tuzlu yutkunmanın orta yerine bıraktınız beni!

içime beton bir martı döktünüz

içime batırdınız ceylan kemiğini!

sevgi kubilay'ıydım ben

keserek bileklerimi nankör bir testereyle

kopuk ellerimi dolaştırdınız bir sopa ucunda tüm yeryüzünde

şiir yazdırmadınız bana şiirime döndüm sana döndüm

dön bana

siz sürdürün kentinizi

ben sizin payınıza nasıl olsa

yaşıyorum trajedilerinizi

muazzam aşklarınızdaki

05 Temmuz 2019 22:21

Metallurgist
Müsteşar

İnanmak (Arif Nihat Asya)

Bardaktan seni içmek

Seni teneffüs etmek havada...

Dolaşmak,dolaşmak sana dönmek

Seni bulmak yuvada...

Yolumuzda aylar, yıllar

Basamak basamak...

Basamakların çıkamadığı yere

Kanatlarınla çıkmak...

Boşaltmak takvimden günleri

Günlerin üstünden yollara bakmak

Rüzgarla esmek, sularla akmak...

Baharı yollamak yollara

Alıkoymak bir nisanın tadını...

Dışarda herkes gibi seslenmek sana

Ve koynunda söylemek asıl adını...

İnanmak,inanmak,inanmak

Ninnilerinle uyuyup, türkülerinle uyanmak

06 Temmuz 2019 22:55

Metallurgist
Müsteşar

Otuz Beş Yaş (Cahit Sıtkı Tarancı)

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim.

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim;

Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız,

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.

07 Temmuz 2019 23:34

Metallurgist
Müsteşar

Çıkar Boynundan At O İpi Çocuk (Nazım Hikmet)

Çıkar boynundan at o ipi çocuk,

Salıncaklar mı yok sana?

Kalk hadi o soğuk betondan,

Yatacak başka yer mi yok sana?

Annemi verdim, babamı verdim, en sevdiklerimi ölüme de,

Ben bu yaşım da gitmenin böylesini görmedim?

Kırılan bir boyun gibi, orta yerinden kırıldığında ömrüm,

Görmedim ademoğlunun, dalından koparılır gibi koparıldığını?

Ve böylelikle, umut etme kabiliyetimizi aldılar elimizden,

Ne diyeyim, dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden çaldıkları "UMUT,"

Dünya adaletsiz çocuk!

Dünya zorba...

Elbet eşitleneceğiz o gün kıyamda,

Bu kekeme, toz ve duman sözlerimi...

İyi belle!

Bahara kalmaz gelirim yanına

08 Temmuz 2019 22:42

Metallurgist
Müsteşar

Sisler Bulvarı (Attila İlhan)

elinin arkasında güneş duruyordu

aylardan kasımdı üşüyorduk

ağacın biri bulvarda ölüyordu

şehrin camları kaygısız gülüyordu

her köşe başında öpüşüyorduk

sisler bulvarı'na akşam çökmüştü

omuzlarımıza çoktan çökmüştü

kesik birer kol gibi yalnızdık

dağlarda ateşler yanmıyordu

deniz fenerleri sönmüştü

birbirimizin gözlerini arıyorduk

sisler bulvarı'nda seni kaybettim

sokak lambaları öksürüyordu

yukarda bulutlar yürüyordu

terkedilmiş bir çocuk gibiydim

dokunsanız ağlayacaktım

yenikapı'da bir tren vardı

sisler bulvarı'nda öleceğim

sol kasığımdan vuracaklar

bulvar durağında düşeceğim

gözlüklerim kırılacaklar

sen rüyasını göreceksin

çığlık çığlığa uyanacaksın

sabah kapını çalacaklar

elinden tutup getirecekler

beni görünce taş kesileceksin

ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı

ıslak kaldırımlar parlıyordu

durup dururken gözlerim dalıyordu

bir bardak şarapta kayboluyordum

gece bekçilerine saati soruyordum

evime gitmekten korkuyordum

sisler boğazıma sarılmışlardı

bir gemi beni afrika'ya götürecek

ismi bilmiyorum ne olacak

kazablanka'da bir gün kalacağım

sisler bulvarı'nı hatırlayacağım

kırmızı melek şarkısından bir satır

lodos'tan bir satır yağmur'dan iki

senin kirpiklerinden bir satır hatırlayacağım

seni hatırlatanın çenesini kıracağım

limanda vapurlar uğuldayacak

sisler bulvarı bir gece haykırmıştı

ağaçları yatıyordu yoksuldu

bütün yaprakları sararmıştı

bütün bir sonbahar ağlamıştı

ağlayan sanki istanbul'du

öl desen belki ölecektim

içimde biber gibi bir kahır

bütün şiirlerimi yakacaktım

yalnızlik bana dokunuyordu

eğer sisler bulvarı olmasa

eğer bu şehirde bu bulvar olmasa

sabah ezanında yağmur yağmasa

şüphesiz bir delilik yapardım

hiç kimse beni anlıyamazdı

on beş sene hüküm giyerdim

dördüncü yılında kaçardım

belki kaçarken vururlardı

sisler bulvarı'ndan geçmediğin gün

sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm

yağmurun altında yalnızım

ağzım elim yüzüm ıslanıyor

tren düdükleri iç içe giriyorlar

aklımı fikrimi çeliyorlar

aksaray'da ışıklar yanıyor

sisler bulvarı ayaklanıyor

artık kalbimi susturamıyorum

09 Temmuz 2019 11:47

Adam_SAMSUN_
Aday Memur

Şiirdir okunur, yazdır geçer, kadındır gider....

09 Temmuz 2019 23:42

Metallurgist
Müsteşar

İnfilak (Edip Cansever)

ben gidince hüzünler bırakırım

bu senin yaşadığındır

bir ev sıkılır kadınlardaki

bir adam sıkılır kadınlardaki

seni sevmek bu kadar mı

o benim yaşadığımdır.

bazan da bir yerde kuşlar vardır

ne uçmak, ne görünmek için

bir karanfil pencereyi deler

bir kapı kendiliğinden kapanır

istesek sevişirdik, ama olmadı

biz değil yaşayan acılardır.

gitsem de her yerde biraz vardır

hatırda zamansız bir plak

bir otel kapısı, biraz istasyon

vardır o seninle birlikte olmak

buluşur çok uzaktan ellerimiz

ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak

10 Temmuz 2019 22:04

Metallurgist
Müsteşar

Deniz Heykel Tutmaz (Mevlana İdris Zengin)

İnandır beni dünya

İnandır yaşadıklarıma

Güçlüydüm

Uzaklardan gelir uzaklara gider sonbaharlara şaşırmazdım

Yüzümün gizli yerlerine ansızın binlerce resmiyle yağan bir harf

Bir harf vurdu beni dünya

İncecik bir çınar yaprağı düştü üstüme sarsıldı kalbim

Toprağa yağmur düşüyordu ah nasıl düşüyordu

Bir harf durmadan durmadan üşüyordu

Uzaklardan gelir uzaklara giderdim artık yıkıldım

Ben bu yıkılışı yağmurlardan öğrendim

Akşamı önüme bırakıp giden adam haklıydı

Kentler ayrıntıydı haritalar ayrıntıydı

İçinde tükendiğim şu hain hayatta

Herkesin yalnızlığı duvarda asılıydı

Nasıl söylesem dünya nereye bakıp söylesem

Çekinerek yaşadığım yılları her akşam

Çekinmeden ateşe attığımı nasıl söylesem

Ben sana emanetim bırakma beni

Dağıtma yüzümün menekşelerini

Bu şarkıyı yalnız bitirmek istemiyorum bunu nasıl söylesem

O harf yanlış denizlerde boğulurken

Ben doğru bir kelime olamam

İnandır beni dünya

Yıllar geçti ve birşey kaybetmedim hayretimden

Herkes bir saat alsa da çoğalmaz zaman

Ve ben bazı şeyleri açıklayamam

Yetmezken birimizin açtığı boşlukta yalnız kalmaya

Neden kapansın göğsümde taşıdığım bu güzel yara

Kader kimi seçerse kaptan o olsun

Ben hangi pazartesiyi beklediğimi bilmiyorum

11 Temmuz 2019 23:14

Metallurgist
Müsteşar

Sevgi Duvarı (Can Yücel)

sen miydin o, yalnızlığın mıydı yoksa

kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi

dilimizde akşamdan kalma bir küfür

salonlar piyasalar sanat-sevicileri

derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni

yakanda bir amonyak çiçeği

yalnızlığım benim sidikli kontesim

ne kadar rezil olursak o kadar iyi

kumkapı meyhanelerine dadandık

önümüzde altınbaş, altın zincir, fasulye pilakisi

ardımızda görevliler, ekipler, hızır paşalar

sabahları açıklarda bulurlardı leşimi

öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri

çöpçülerin elleriyle okşardım seni

yalnızlığım benim süpürge saçlım

ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

baktım gökte bir kızmızı uçak

bol çelik bol yıldız bol insan

bir gece sevgi duvarını aştık

düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki

başucumda bi sen varsın bi de evren

saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi

yalnızlığım benim çoğul türkülerim

ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

12 Temmuz 2019 23:16

Metallurgist
Müsteşar

Turna Türküsü (Şükrü Erbaş)

Bozkır. Yelkovan otları. Gökyüzü masalı.

Irmakla birlikte bulutlara akan kavaklar

Boşluğun alın yazısı bir çift tekerlek izi

Güneşte bembeyaz kesilmiş mısır tarlaları

Rüzgâr değil, otların yedi renkli soluğu

Ayrılıktan yapılmış bir turna katarı

Toprağın buğusu tanrıya değdi değecek.

Sığırcık kuşlarından bir serinlik ağzında

Adam maviliğin ıssız türküsü

Eski zamanlardan bir emek cümlesi kadın

Bahçe duvarındaki sarmaşık sözüne karışıyor.

Köpek uyandı. Bir toz yumağı kadının ardında

Rüyaları uykulardan uzun salkım çocuklar

Elma ağaçlarında birer kırmızı şarkı.

İnce çılgaları uzakların harfleri

tepeler her gün biraz daha yüksek.

Kuyu, kendi ipiyle asılmış

Bir sonsuz can sıkıntısı çatılarda zaman

Elinde bir masal azığı, kadın tarlaya gidiyor.

Babam Tahtalı Köprü?nün ayakları dibinde öldü

Annem bahçelerden namazlara ölüm hazırlığı

Kuyuyla birlikte kayboldu avlu

Sarmaşık, komşu bahçelerde el çırpıyor

Çocuklar çoktan birer rüyasız uyku

Sığırcıklar puhu kuşlarına bıraktı yerini

İnce çılgalardan gidenler hâlâ uzaklık hevesi

Ey çocukluğun sonsuz baş dönmesi

Bir turna türküsüyle yazdım bu şiiri

Sevgilim

Hangi acıyla yaprak dökersek dökelim

İnsan kendini seveceği bir dünya buluyor

13 Temmuz 2019 22:41

Metallurgist
Müsteşar

Kuşlu Gazel (Metin Altıok)

Koyup zarfın içine, üstünü acıyla pulladım

Sana bir sevinçlik menevişli kuş yolladım

Son kuşlarımdı bunlar, dedim telef olmasın

Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım

Esti rüzgâr bozuk bozuk, örselendi yüreğim

Eksik gedik nem varsa ezberden tamamladım

Bende sönen şavkıması sürsün diye yaşamın

Bu kuşları senin için gözlerimde sakladım

Kim sürmüş Altıok Metin dünyanın sefasını

Kirletilmiş bir zamanı yürürken adım adım

14 Temmuz 2019 23:02

Metallurgist
Müsteşar

Herkes Öldürür Sevdiğini (Oscar Wilde)

oysa herkes öldürür sevdiğini

kulak verin bu dediklerime

kimi bir bakışıyla yapar bunu

kimi dalkavukça sözlerle

korkaklar öpücükle öldürür

yürekliler kılıç darbeleriyle

kimi gençken öldürür sevdiğini

kimi yaşlıyken

şehvetli ellerle boğar kimi

kimi altından elleri

merhametli kişi bıçak kullanır

çünkü bıçakla ölen çabuk soğur

kimi yeterince sevmez

kimi fazla sever

kimi satar kimi de satın alır

kimi gözyaşı döker öldürürken

kimi kılı kıpırdamadan

çünkü herkes öldürür sevdiğini

ama

herkes öldürdü diye

ölmez..

.

https://youtu.be/XPC7La-244E

15 Temmuz 2019 22:59

Metallurgist
Müsteşar

Koro Her Zaman Haklıdır (Ahmet Erhan)

koro

yaşamdan başka ölüm yoktur

mutluluk çocuklara mahsustur

onların da ölümleri damla damla

birikir aylarla, yıllarla

yürüdükleri yollar bir tabuta dönüşür

her insan kendi tarihiyle başbaşa

boyuna dünyayla ilgili kitaplar okur

sokağa bir ilmek gibi açılan camlarda

bir katılma isteğinin acısını dokur

kendi ayakizlerine basar oysa

kendi kendine konuşarak büyür

ben

keşke yeniden doğmak gibi bir şeylere inansam

biri önümdeki şu bira bardağını yenilese

ben söylemeden, çağırmadan

bacalardan yükselen duman

bir deniz köpüğüne dönüşse...

değişsin diyorum, her şey değişsin

hiçbir şey kalmasın ayakları üstünde

sen

ne güzeldin, uzayan hep uzayan ellerin vardı

bütün çocukların ağzıyla konuşur gibiydin

gözlerinden bir gül çıkarıp atamasan da

her bakışın bir gül dolgunluğuyla açardı

bunun için hiç uçurumlara yürümedin, denizleri bilmedin

duraklarda hep kendini bekledin

herkesin indiği otobüslere bindin usulca

o

yalnızlığı bir uçurtmadır ki takılacak yer arar

denizlerin dibinde yürüdüğünü sanırsın

ruhu olan bir gölgedir, bedeni kimbilir nerde

önüne gelene kendi adını sorar

bunun için sözlükleri devretti birkaç kere

ölüm, denizde mahsur kalmış bir gemidir ona

her kıyıda fener olmak gibi alışkanlıkları vardır

biz

kuşların teyellediği bir göğün altında

birdenbire sökülen dikişler gibiyiz

iplerimiz uçuşup duruyor havada

takacak yerimiz yok, boynumuzdan başka

siz

uzaksınız, niye böylesiniz, çoğul ve sessiz

tarihinizi kitaplara alınmayacak olaylardan seçersiniz

kapılarınızda çiçeksiz girilmez yazıları

sizin kanınızda aynalar dolaşmaz mı

kendi ölümünüzü gazete ilanlarından öğrenirsiniz

onlar

susmaktan yosun bağlamış ağızlarıyla

bir gün konuşmaya başlarsa, ne oldu

demeye kalmadan bir fotoğrafçı çağır

ve havada yakala seslerinin resmini

altına ayı, günü, saat, yazmasan da olur

ben

iktidar akıyor nereye elimi atsam

ırmakları deniz boğuyor, denizi toprak

ben de bir gün şair olursam

dersem ki artık enel hak

dünya beni gönderlere çekersen

ne olur, ne olur rüzgarsız bırak

sen

kirpiklerin tozlu dünyaya bakmaktan

çamurlar üstünde tüten buhur gibisin

yalnızsın, üzgünsün ve kederlisin

yaşam akmaya başlıyor tırnaklarından

toprağın ve suyun bütün gizlerini belledin

seni gökyüzüne gömecekler bunun için

o

bedeninin kaleleri, burçları var

geçilmez, yazıyor duvarlarında

ve bir çift meme ucu mazgallarında

biz

sevgilerimiz de rastlantısal, nefretlerimiz de

hep kendimize çarpıyoruz en olmadık yerlerde

siz

bir sabah postal sesleriyle uyandınız

diyelim ki akşamdan kalmaydınız- misal

önünüze kızarmış ekmek, bir bardak çay

radyodaki marşlara kulak kabarttınız

hapishanelerde dediniz yerimiz var münhal

onlar

ölülerini hep kefenlere sararlar

bir yaşam boyu sıkılı duran yumrukları

toprağın üstüne çıkmasın diye

koro

ince yazıyla yazılan bu şiir

kalın duyarlıklara seslenecektir

kimse yaşarken bir şey okumasın artık

ölümün şiir herkese yetecektir.

16 Temmuz 2019 23:13

Metallurgist
Müsteşar

Açlık Çoğunluktadır (Turgut Uyar)

Gülü çiğdemi filan bırak

Sardunyayı karidesi filan bırak

Acıyı ve ölümleri bırak

Oy pusulalarını ve seçimleri bırak

Evet

Seçimleri özellikle bırak

Çünkü açlık çoğunluktadır

Her kişinin ukala ömrü

Yeter sanılır çiçeklenmeye

Ve dünyanın karanlığından

Bir aşk bahanesiyle kurtulmaya

Kaçıp giden baharların anısı

Elden ele devredilen bir gençlik duygusu

Laleler sümbüller bütün öbür boklar püşürler

Hakkım var mıdır bunları söylemeye

- vardır

Güneş doğarken ve batarken

Yazdan kışa girerken ve kıştan çıkarken

Ve dağda ve kırda

Hakkım vardır -

Çünkü en azından dünyadan

Dölsüz katırlar geçer

Yüklü vagonlar geçer

Demir yüklü şilepler geçer

Yelkenleri işletenleri ve tayfalarıyla

Ve onların karıları ve çocuklarıyla

Ve bilinmez sanılır geleceği

Bir demiryolu makasçısının

Oysa kesinlikle yazılmıştır

Her sevgi kitabında

Asıl olan açlıktır

Çoğunluktadır

Sevişmek o yüzden gereklidir

Evet açlık, yok olsun bütün incelikler

Mendiliniz var mı, kabak ograten

Bof strogonof mantar fileminyon

Güneş görmemiş midye

Midye görmemiş güneş

Ve soygun halindeki otel malzemeleri

Ve altın arayıcılar

Ve istedikleri yerlerde

Yüksek graviteli petrol bulanlar

Hem thames kıyısında

Hem mekong deltasında

Bir kalça fotoğrafına bunlarla birlikte bakanlar

Çoğunlukta değildir

Açlık çoğunluktadır

Artık her şeyi yaşadık

Ve birlikte düşündük

Ve düşündük ki her şey cehennem

Bir bakışta

Ve cehennem

Başarılmamış bir savaştır

Dünyanın ortasında kullanılmamış bir su

Cehennem, insanın kendi ciğeri

At sırtında taşınan ölü

Kundağa girmeyen bebe

Karanlıklarda açan çiçeklerin

Bir insanın ölümüne dönüşü

Bir insan ölümü olmaya

Çünkü açlık çoğunluktadır

- İşte o zaman diyorum ki -

Gelişin şen olsun senin

Her şey esirgesin seni

Çünkü açlık çoğunluktadır

Ve ezecektir gücüyle dünyayı

- İkimize bir aşk elbette yetmez

Türlü şeylerin savunulduğu -

Diriliğe eşitliğe tokluğa

Artık ayıp olan tokluğa

Çünkü açlık çoğunluktadır

Açlık.

17 Temmuz 2019 23:11

Metallurgist
Müsteşar

Hayır Hayır Hayır Hayır (Ahmet Erhan)

Hayır hayır hayır hayır

Gökyüzünde bir çapak gibi duruyorken güneş

Evlerde oturmak bana göre değil

Elimde pergeller, gönyeler, iletkiler

Bir gülün hacmini ölçmeye kalktım

Yanıldığım kesin

Yenildiğim belli değil

Hayır hayır hayır hayır

Bütün şiirlerimi odanın duvarına astım

Ağzım kurudu tükürmekten

Ömrümü cm2'lere böldüm de bir türlü anılarımı Yazamadım

Sarı peruka takmış bir acı

Sokaklarda sürtüyor boyuna, barlarda benim adıma beş tek bir duble konuşuyor

Ancak ölümle diyor, ancak ölümle sağalır yara

Cebimde jeton var, uluslararası

Sylvia Plath'ı arıyorum, mezarında buluyorum konyağını yudumlarken

Bana daha bir incelmiş, ne bileyim daha bir güzelleşmiş gibi geliyor

Thank you very much! diyorum ve jetonumun soluğu tükeniyor

Cüzdanımda mor bir biletten başka bir şey yok

Gecenin son otobüsü çoktan gitti

Durdum ardından baktım

Güneşi sabah sabah burnunu karıştırırken yakaladım

Ay ağlıyordu ve bilmem kaç milyonuncu kez öldüğünü sanıyordu

Parkta çükünden su fışkıran o tuhaf melek heykelinin önünde yüzümü yıkadım

Kar yağıyordu usul usul

Hayır hayır hayır hayır

Paltomun yakasını bir daha kaldırdım, atgözlüğü gibi

Yalnızca önümü görmek istiyorum artık

Kızılay'dan Ulus'a doğru yürürken yolda Pink Floyd için üç şarkı sözü yazdım

Küllerini suyla yoğurup bir hamur yapmak istedimse de boşuna

Doymadı karnım

Radikal takılıyorum son günlerde

Ultra-yalnızlık sokağından geçtiğimden beri

Dün annemin aynasına bir boyunbağı astım

Ve üstüne yapıştırdım on yıl önceki resmimi

Bu kadar bendeki nostalji

Hayır hayır hayır hayır

İpsizin biriyim, doğru

Kendime oniki formalık kara bir defter aldım

Oturdum sarı şiirler yazdım

Artık bana kim inanır

Güneş ve ay yerli yerinde duruyorken

Ve ben sonsuza dek kova burcunun çocuğu

Sanki bir yağmur yağsa oluklardan gök boşanır

Yüzüme öyle dönüp dönüp bakma

Bana artık herşey yakışır

Terzim dünya çünkü, o ki kimlere neleri yakıştırdı

günlerini ölüme teğelledi

ölümlerini unutuşa kopçaladı

Hayır hayır hayır hayır

Duymak istemiyorum artık tek sözcük bile

Niye ben, neden, böyle mi olmalıydı

Aklımı her hafta temizleyiciye vermek

Aç karnına yuvarlamak binlerce birayı

Niye ellerim ceplerimde hala

Niye bir yumruk durumunda değil

Dünyada bir tek insanın bile

Kuracağı bir şeyler vardır

Hayır yaşam hayır ölüm hayır su hayır toprak

Hayır hayır hayır hayır

Çok mürekkep yaladım

ama tükürüyorum burada hepsini

Bütün sözcüklerini

Okuduğum kitapların

Yazdıklarımınsa arasından bilmem ne kalır

Aynalarda her sabah her sabah

O cam kırıklarından oluşmuş yüzü görmekten bıktım

Hiç değilse elişi kağıtlarım olsaydı

İpsiz uçurtmalarım

Göğe fırlatılan bir naylon tabak gibiyim

Ve kendi kollarıma atılıyorum her keresinde

Hayır yalnızlık hayır kimsesizlik hayır sıla hayır gurbet

Hayır hayır hayır hayır

Gezinip dururum yıllardır

Koltuğumun altında

Radarlardan kurtulmuş üç beş kitap

İyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım

Kırdım dolduğum tüm fincanları

Bana iyilik edenlerin yüzüne tükürdüm

Ve sevdim düşmanlarımı

(Atılan güller solar, geride hep taşlar kalır)

Hayır hayır hayır hayır

Ne saptan yanayım şimdi ne de baltadan

Kırdığım ceviz sayısı kırkı geçmedi daha

Ama hiç değilse az kaldı

Hele bir geçsin

Olurum iyi bir aile babası

Hayır akşam hayır yol hayır otobüs hayır ev

Hayır hayır hayır hayır

Ölüm ki ancak bir başka ölümle yıkanır

Teneşirler bu yüzden hep beyaz kalır

Kandan, pıhtılaşmış kandan bir anıt yükseliyor önümde

Gece artık bütün günü içeriyor

Ve ben umutsuzluk hakkımı elimde tutmak için

Bir sürü saçmalık yapıyorum

Bay garson, sizden özür diliyorum

Demek saat 0.2, demek ki servis çoktan kapandı

Bahşişin güneş olsun iyi mi

Hayır hayır hayır hayır

Toprakta yaralar açıyor her damla yağmur

Kovulacak bir kapı daha bulmak için

Yangın merdivenlerine tırmanıyorum ben

Annem niye böyle uzakta oturuyor

Ve otobüsler niye bu kadar erken

Geçip gidiyorlar ufkumdan

Şöförleri ölü, yolcuları uykusuz

Her gece oniki kilometre yürüyorum

Köstekli saatimi rehin bıraktığım için

Hayır hayır hayır hayır

Kardeşler, bu dünya bana göre değil

Kötü basılmış bir kitap gibiyim

Çamur duygusu veriyorum okuyana

Elimde bir gümüş zincir

Alnımda bir derin leke

Kar mı yağmur mu ne yağdığını bilmediğim bir gecede

Ey hayat, seni sevdiğim için özür diliyorum

Duruyorum önünde, düğmelerim ilikli, aklımın ipleri çözük

Hayır hayır hayır hayır

Yazmak umurumda bile değil

Okumak da bir rastlantıdır artık

Annem üzümlü kek yapıyor mutfağında

Karım akvaryumdaki balıklarla oynuyor

Okul-aile birliğinden gelen bir yazıyı okuyorum bense

Çiçekler bile sulanmaktan bıktılar

Ellerim titriyor, neden bilmem

Belanı mı arıyorsun be adam!

Böyle diyor kimi görsem

Ne yapsam yağmurdan kaçırılmış bir şemsiye kadar saçma kalıyorum şu dünyada

Bütün insanlar tutuklanır sanıyorum

Ellerimi göğsümde kavştursam

Güneşi masturbasyon yaparken yakalıyorum o an

Hayır hayır hayır hayır

Ey hayat

Başımda lacivert berem

Önümde konyak durur

Beni oğlum, beni oğlum diye

Saracaksın ne zaman

Radikal bir çiçeğim ancak kendi saksısında açan

Annesini seven

Oğlunun okul taksitlerini ödemeye hazırlanan

Karısını ancak barışırken görebilen

Böyleyim, sulak toprakta gövermeyen tek ekin

Bilmem bir yerde durur muyum, durulur muyum

Alnıma dövülürse kara bir yalnızlık gibi ölüm

Arkamdan üç kulfallahi bir enam okunsun

Sonra naaşım Tekel kibritiyle yakılsın

Nasılsa gözyaşları söndürür

Hayır hayır hayır hayır

Bırakmayın, beni ölüm götürür

Toplam 461 mesaj
«12131415161718192021222324
 
ANKET
Sizce, memur zammının, Hakem Kuruluna kalması iyi mi oldu?