Editörler : yaralı-bir-öykü
«15161718192021222324252627
01 Ekim 2019 23:19

Metallurgist
Müsteşar

Adsız (Hüseyin Nihal Atsız)

Ey gözlerinin rengi,bütün ruhumu sarsın

Kalbimde bugün açtı siyah renkli çiçekler

Bir gün beni rüzgarlara kalbinle sorarsan

"Can verdi senin ruhuna çoktaan" diyecekler!

Taa kalbe giren gözlerinin şulelerinden

Gel sevgili gel,sen bana bir semli kadeh sun

Hiç titrememiş kalbimi tiretti yerinden

Oynattı evet,sendeki baş döndüren efsun.

Ey gözleri hançer gibi keskin,dişi kaplan

İster bana aşkın bütün alamını çektir

İster beni öldürmek için sineme saplan

Ölsem bile aşkım seni takib edecektir...

02 Ekim 2019 23:35

Metallurgist
Müsteşar

Eskisi Gibi (Sabahattin Ali)

Seneler sürer her günüm,

Yalnız gitmekten yorgunum;

Zannetme sana dargınım,

Ben gene sana vurgunum.

Başkalarına gülsem de,

Senden uzakta kalsam da,

Sevmediğini bilsem de

Ben gene sana vurgunum.

Dağları aşınca başım,

Geri kaldı her yoldaşım,

Gel sevgilim, gel kardaşım,

Ben gene sana vurgunum.

Gönlüm seninkine yardı,

Aynı şeyleri duyardı;

Ayaklarımız uyardı...

Ben gene sana vurgunum.

03 Ekim 2019 23:06

Metallurgist
Müsteşar

Hürriyete Doğru (Orhan Veli Kanık)

Gün doğmadan,

Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.

Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,

İçinde bir iş görmenin saadeti,

Gideceksin

Gideceksin ırıpların çalkantısında.

Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;

Sevineceksin.

Ağları silkeledikce

Deniz gelecek eline pul pul;

Ruhları sustuğu vakit martıların,

Kayalıklardaki mezarlarında,

Birden

Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.

Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;

Bayramlar seyranlar mı dersin,

Şenlikler cümbüşler mi?

Gelin alayları, teller, duvaklar,

Donanmalar mı?

Heeey

Ne duruyorsun be, at kendini denize:

Geride bekliyenin varmış, aldırma;

Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;

Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;

Git gidebildiğin yere...

04 Ekim 2019 23:32

Metallurgist
Müsteşar

Konuşsam Sessizlik, Gitsem Ayrılık (Yılmaz Odabaşı)

Resmin rehindir gurbetimde.

Gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba

ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin.

Alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana.

Sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına;

konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...

Ve akşam, bir kez daha;

saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara!

"Bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır":

Çekiyorsun! Akarsuları imrendiren yüzün de,

sabahçı kahveler de biliyor:

Görüşmeyeli yorgunum

yıkık kentler kanadı sevinçlerimle.

Görüşmeyeli ya sen nasılsın,

adım, adresim durur mu defterinde?

Şimdi Siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim.

Beynimde iklimsiz papatyalar

ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde.

Sokakların gün batınca neden boşaldığını

ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum.

Konuşsam sessizlik/ gitsem ayrılık...

Sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne.

Al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara,

gurbetini rehnetme özlemimde...

05 Ekim 2019 23:18

Metallurgist
Müsteşar

Rüzgar (Meral Özbek)

sessiz gelir yanıma

başını dizime yaslar

öylece uyur, yağmur çiseler

damla damla gözyaşlarında

rüzgârı dinlenir kuytuda

ölüm ya da ayrılık

fark eder mi söyle?

sensiz rüzgâr olur da özgürlüğümle

ne olur durma gözyaşlarında

bugün de kal yarınlarıma

rüzgâr uğultusunu hapsetmiş

içten içe esiyor

rüzgârın sesi kesilmiş gibi

ağaçlar kuytularda sessizce hışırdıyor

rüzgâr bir sır gibi zamanını bekliyor

sessiz gelir yanıma

başını dizime yaslar

öylece uyur, yağmur çiseler

damla damla gözyaşlarında

rüzgârı dinlenir kuytuda

06 Ekim 2019 23:22

Metallurgist
Müsteşar

Çembercik (Şükrü Erbaş)

Hayal evim, arzu çanım, kirpik boncuğum

Uyudum, sen oldum, soyundum dünyayı.

Üstümde gözlerinin kemerli köprüleri

Ağzımda har kuyuları gövdenin

İki beyaz ırmak bacakların aynada

Göğüslerin Müşküle bağlarından

Bir çift naz salkımı avuçlarımda tanelenen

Tutup topuklarından kaldırdım Tanrıya kadar

Bir ters lalesin gecenin atlasında

Dökündüm başımdan aşağı yıldızlarını...

Ay beşiğim, şirin uykum, güneş hecem

Uyandım, sen oldum, giyindim dünyayı.

Deniz balkondan yapraklanıp duruyor

Çembercik kuşu pencerede sabah duası

Bir bağbozumu şarkısı saçların yastıkta

Öyle bir sonsuzluk ki ömrün ömrümde

Sende duruyor dünyanın bütün zamanları

Başucunda bir şarap kandili

Mumdan mühürler çıplaklığının hazinesinde

Dökündüm sabahtan sonra da yıldızlarını...

07 Ekim 2019 23:16

Metallurgist
Müsteşar

Bana Benziyorsun (Şükrü Erbaş)

Alnını sıyırıp geçen akşamdır

Oynama sakın, kıpırdama

Öyle bir yakıştı ki duruşuna ufuk

İki hazin mısra şimdi gözlerin böyle

Kaşlarının kemendiyle gölgeli

İki uzun, iki derin ırmak

Buğular içinde akıp giden

Bozma sakın aralığını kirpiklerinin

Bir aynada seyretmek istiyor

İnsan kendini

Hangi yaşta olursa olsun

Bırak dökülsün saçlarından zaman

Anıların gurubundan ince süyem duygular

Büyütsün yüzünün yangınını rüzgar

Turuncu ayini içinde göklerin

Öperek nar içi goncasını Dudaklarının..

Ey ayrılığı andıran yakınlık

Ey susuş...

İnce ve derin hasret

Bana benziyorsun...

08 Ekim 2019 23:44

Metallurgist
Müsteşar

İki Bıçak (Murathan Mungan)

İki bıçak seç kendine

Biri yaralamak için

Biri öldürmek

Pusu kur gözleri

Karanlık gölgesine

Biri sevmek için

Biri ihanet

İki yürek seç kendine

Biri yaşamak için

Biri gizlenmek

Bir korkak, bir kaçak, bir firar

Kaç kişisin sen sevdiğim, çocuk

İçimdeki bıçak bir kere daha dönüyor

Olduğu yerde

Kalırsan sel basar yataklarımı

Gidersen uçurum çiçekleri açar kalbimde

Kimi zamanlar olur sevgilim

İki bıçak bile yetmez bir tek ölüme

09 Ekim 2019 23:29

Metallurgist
Müsteşar

Sabaha Kadar (Özdemir Asaf)

Dünya o kadar büyük ki;

Bir noktayım ortasında, ne yapsam.

Bazan da o kadar küçülüyor ki dünya,

Devrilecek sanıyorum, kımıldarsam.

Hayat o kadar uzun ki,

Öyle bitmez geliyor ki bir an..

Bir de bakıyorum, o kadar kısalıyor ki;

Ne çıkar, diyorum, bir hayattan

Saadet o kadar lâzım ki yaşayana;

Billâhi can verir uğrunda insan.

Hem o kadar boş ki mesud olmak,

Gün yüzü görmeden ölenlerin arkasından.

Ben o kadar önemli kişiyim ki,

O kadar iyiyim ki aklım ve düşüncelerimle.

O kadar fenayım ki ben

Delice niyetlerimle.

Gece; ne kadar karanlık ve sessizsin..

Öyle kaplayorsun ki evleri, yolları, denizleri.

Hem o kadar aydınlık ve seslisin ki;

Çılgınca coşturuyorsun bizleri.

Sabah; bir yeni dünya gibi geliyorsun;

Öylesine süslü, öylesine sadesin ki..

Sen o kadar güzelsin ki sabah,

O kadar güzelsin ki.

10 Ekim 2019 23:37

Metallurgist
Müsteşar

Hadi İzmir'e (Turgut Uyar)

yorgunsun hoşgelmişsin

kara gece nöbetinden hoşgelmişsin

yat uyu yerin hazır

hak etmişsin uykuyu

helal olsun uykun bahtiyar sağlığın

ama bir uzak iskelede başka olurken deniz

sakla uykunu biraz o uzak iskeleye

bak sakın telaşlanma

bitiverdi iki aylık bir çocuğun kendisi

bir şey değil bir çocuğun iki aylık tanrısı

bitiverdi iki aylık bir çocuğun kendisi

haydi kalk, sakla biraz haydi kalk haydi dedim

açıp sonsuz bir camı bir uzak iskeleye

şimdi tam sırasıdır her şey hazırken böyle

şimdi bunu gömelim

nasılsa girdi bu kara şafak aramıza

haydi şimdi ölüm vakti değil aramızda

ölüm ki bir olağan acının anısıdır

şimdi anıya yer yok aramızda

ne güzel uyurduk biz kavgasız gürültüsüz

bir yara bile olsa şuramızda buramızda

sular gibi karışık olan uykumuzda

senin kara gecen paslı benim çocuğum ölü

bir uzun yaşamayı beygirler gibi koştuğumuzda

hatırlarsın uzakta koştuğumuzda

sayılara vurdular bizi haydi kalk

haydi kalk yoruldum bir patlıcan nasıl büzülürse

bostanda durup da olmayı beklerken haydi kalk

haydi kalk dedim senden aldım kendimden

ölümü bir güzel ezberledim

anladım yorgunsun kara gece nöbetinden

çocuk öldü ben yoruldum ölüm nöbetinden

saatimi kurdum, saatini de kurdum haydi kalk haydi kalk

şimdi bunu gömelim.

neden öldü ben burdaydım sen ordaydın

belki de bahar filan vardır Erzincan'da ne bilelim

haydi kalk trenler kalkıyor duyuyorum

biliyorum

yorgunsun her geceden, biriken her geceden

haydi kalk şimdi bunu gömelim

haydi kalk bitiverdi

haydi kalk yorgun güzelim haydi kalk

hadi artık öldüm biliyor musun

hadi kalk

İzmirlere filan gidelim.

11 Ekim 2019 23:23

Metallurgist
Müsteşar

Hiçliğin Tadı (Charles Baudelaire)

Ey hüzünlü ruhum.

İhtiyar budala.

Kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı,

Umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın.

Ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta

İşe yaramaz beygir

Uzan olduğun yere dayanmasını bil.

Sönmeyen yanı var mı dünyanın...

Ruhum, acılarını örtün.

Ağır mermer tabutlarda uyanacak zamandır.

Yenilmiş yaralar içindesin kocamış bunak

Artık ne kavganın tadı

ne de aşkın dinmeyen fırtınası ulaşmaz sularına.

Elveda kavalın türküsü

Flütün iççekici elveda

Somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık

Ey hazların derinliği duyumların ateşi elveda..

Ruhum sevgili baharının bitti.

O çılgın kokuların tükendiği zamandır..

Ayaklarımın altında yusyuvarlak dönüyor dünya

Issız dağların karlı ağzında donmuş bir yolcu derinlere kayıyor

Geçmişin titreyen eli sazdan örülmüş rüzgarlı kulübesi

Gerek yok sığınmaya

Ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi

Ruhum dünyanın çığlarını çağır.

Seni sarıp döne döne götürecektir zaman

12 Ekim 2019 23:34

Metallurgist
Müsteşar

Ayrılık (Nazım Hikmet)

Ayrılık masanın üzerindeydi kahve bardağınla limonatamın

arasında

onu oraya sen koydun

bir taş kuyunun dibindeki suydu

bakıyorum eğilip

bir koca kişi gülümsüyor bir buluta belli belirsiz

sesleniyorum

seni yitirmiş gri dönüyor sesimin yankıları

ayrılık masanın üstündeydi cigara paketinde

gözlüklü garson getirdi onu ama sen ısmarladın

kıvrılan bir dumandı gözlerinin içinde senin

cigaranın üstünde senin

ve hoşçakal demeğe hazır olan avucunda

ayrılık masanın üstünde dirseğini dayadığın yerdeydi

aklından geçenlerdeydi ayrılık

benden gizlediklerinde gizlemediklerinde

ayrılık rahatlığındaydı senin

senin güvenindeydi bana

büyük korkundaydı ayrılık

birdenbire kapın açılır gibi sevdalanmak birilerine ansızın

oysa beni seviyorsun ve bunun farkında değilsin

ayrılık bunu farketmeyişindi senin

ayrılık kurtulmuştu yerçekiminden ağırlığı yoktu tüy gibiydi

diyemem tüyün de ağırlığı var ayrılığın ağırlığı yoktu

ama kendisi vardı

13 Ekim 2019 23:46

Metallurgist
Müsteşar

Bizim de Bir Bildiğimiz Var (Edip Cansever)

Şimdi belki senin yanında

Ey eylül beni anla

Neden böyle uzaktayım kendimden

Dalıp gitmiş gibiyim bir menekşenin ilk defa menekşe oluşuna

Ey sabah sen de bana hatırlat

Oturmuş da toprağın üstüne

Akarsuyun güzelliğine ağlayan o kadını

Kederle mutluluk yan yana.

Ey yalnızlık, yalnız değilim

Sen bana başka türlü gelirsin

Yıllar yılı görmediğim bir arkadaş gibi

Kimbilir kaç kere unutmuşuzdur yüzlerimizi

Büsbütün yabancıdır konuştuklarımız

Birlikte olsak da bütün gün

İlk karşılaşmanın güzelliği kadar sürer

Görüşmek üzere ayrılırız.

Kalbim var, gök

Tanımıyorum kendimi gene de

Hepsi gitmiş bir isteklerim kalmış yalnız

Gel gör ki susturmuşlar onu da işte

Bekle bekle bekle bekle

Gözlerim bir noktaya takılı

Gün günden daha keskin

Gün günden daha anlamlı

İyi biliyorum kalbim

Bakınca korkutan beni bile.

Bir durgunluk ki nasıl

Ama anlıyorum her şey bu durgunluktan kopacak

Bekleyelim kalbim

Alışalım şimdiden

Nasıl mı, ne zaman mı?

Bizim de bir bildiğimiz var, gök

14 Ekim 2019 23:23

Metallurgist
Müsteşar

Tesirsiz Parçalar 175 (Ali Lidar)

Sen, bir sürü şeyin arasında fırsat buldukça beni düşünürsün; ben hep seni düşünürüm..

Sen, benimle birlikte çocukları, tabiatı, sokak köpeklerini falan seversin; ben bir tek seni severim..

Sen, eski türk filmlerine, trafik kazalarına, fakir öğrencilerine ağlarsın; ben yalnız sana ağlarım..

Sen, arkadaş sohbetlerinde, fotoğraf çekinmelerinde ve metruk meyhanelerde mütemadiyen gülersin; ben sadece seninle gülerim..

Sen, sıkıntı dağıtırsın; ben sıkıntı yaratırım..

Sen, seninle birlikte her şeye anlam katarsın; ben senin haricinde herkese öfke saçarım..

Sen, şiirlere layıksın, ben yazmalardan aciz..

Malumudur herkesin

15 Ekim 2019 23:57

Metallurgist
Müsteşar

Diyebilseydim (Ümit Yaşar Oğuzcan)

Anladım diyemem ki! Suçluyum

Belki ben anlatamadım sana kendimi

Tutuştum, yandım da yokluğunda her gece

Yine gözyaşlarımla söndürdüm kalbimi

Her gün her dakika seni özlerdim

Bitmezdi kederim senin yanında bile

Susardım, gözlerime baktığın zaman

Mermer bir heykelin çaresizliğiyle

Oysa neler düşünürdüm sen yokken

Sana kavuşunca neler söylemek isterdim

Dakikalar bir ışık hızıyla geçerdi

Ayrılık başlayınca ben biterdim

En kötüsü beni koyup gitmendi

O öyle bir yalnızlıktı anlatılmaz

Hep yarım kalmış heyecanlar hazlar içinde

Biterdi bir kış, geçerdi bir yaz

Ve nice yıllar kovalardı birbirini

Gözlerimde gitgide büyürdü mesafeler

Bütün teselliler uzaklarda kalırdı

Bütün çiçekleriyle solardı bahçeler

Ne olurdu saadetlerin en büyüğü

İşte ellerimde al, diyebilseydim

Anlardın, ve hiç gitmezdin, değil mi

Bir gün duyduğum gibi kal diyebilseydim

16 Ekim 2019 23:17

Metallurgist
Müsteşar

Sonsuza Dek Sophie (Kemal Sayar)

gözleriniz madam!

gözlerinize bakıyorum da;

sanki bir yangın yeri!

yüzünüz talan edilmiş bir imparatorluktan kalmış gibi!..

bir şair oturmuş o iki kaşın arasına,

tüten dumana ve akan kana bakmaksızın!

aldırmaksızın parlıyan (patlayan) bombalara, şiir söylüyor gibi...

aslında aşktır en çetin meydan muharebesi.

siz koşuştururken lise bahçelerinde,

dilinizde goethe'den yarım yamalak ezberlenmiş iki dize,

ve deri ceketinize yaslanmış yürürken yağmurda,

bir şairdim ben; kalbini büyüten dumanlı odalarda!..

benim kalbim dumanlı odalarda büyüdü madam, yalan yok!

yalan asla olmayacak; çünkü 'aşk' üstümüze serpiştirip kaçan o yağmur,

bir gün sizi de ıslatacak!..

bir gün siz de hüzünle bakacaksınız kalbimin içine,

orada yenilenmiş (yenilmiş) bir şarklıyı göreceksiniz!..

biz şarklılar, yani allah'a inananlar, oruç tutanlar,

ve asla konuşamayacakları kızlara aşklananlar;

hep yenildik!

farklı mağlubiyetlerden kurtuldu (kuruldu) tarihimiz!..

-diyorum ki...

vaktin varsa bu akşam...

bizim yüzümüz kızarır madam,

söylemeyiz!

biz uzaktan sevmelerde birinciyiz.

genç kızlara başımızı çevirip bir bakmayız,

bir bakarsak, usulca elimizden kayarak; parçalanır kristal gençliğimiz!..

biz kristal gençleriz madam,

kolayca tuz buz oluruz!

-'eve gitsem daha iyi'...

-iyi de benim o darmadağın halimi bırakıp nereye...

her gece saatlerce alıştırma yapıp da,

bir tek veda (sevda) sözü fısıldayamamanın sıkıntısını...

aşksızlıktan solan bu cismi terk edip nereye gidiyorsun(uz) madam?

merdivenlerde peşinizden koşup da,

isminizi haykıramamayı...

size bakarken; derin bir acıyla kıvrandığımı fark etmeden, nereye ha?

sophie, rosemary, ayşegül.

onun için üç isim seçmişti.

yukarıdaki satırlara baktı,

ve "-ben bunun âlâsını lise yıllarında yazdıydım" diyerek iç geçirdi.

fakat nâlet olası o duygu yakasına yapıştığına göre,

bir kez daha aynı sözcükleri kullanarak;

bir öykü yazmalıydı!

onun için üç isim seçmişti,

kendisi için üç ölüm!..

bir gün yağmur yağsa,

sırılsıklam o yağmurda ıslanacak,

ve elinde sımsıkı tutuğu bir karanfille,

gözyaşları saçlarından sızan yağmura karışacak (karışarak),

onun kapısı önünde duracaktı...

onun kapısı önünde duracak,

ve asla zili çalmayacaktı!

o kapının önünde saatlerce ağlayacaktı.

o sırada fonda 'in your green eyes' çalacaktı!..

-sophie! sophie!

heyhat, sophie gidiyordu!..

mağrur bir prenses gibi şairin kalbinden sürgün edilmişti.

sanki hilafet ilga ediliyordu!

saltanat sefalete mahkum edilmişti!..

tarih yeniden yazılıyordu...

-sen benim sürgünümsün sophie!

benim ülkem dağlık ve karanlıktır.

dağların arasından bana bir yol vardır!..

o yolu yürümek zordur!

sanki bir nüfus sayımı günü!..

sokaklar boşaltılmış.

pardesülü bir adam, sırtını asırlık ağaca vermiş,

geniş bir alanın kenarında mızıka üflüyor.

zaman zaman gözlerini uzak bir noktaya sabitleştirerek;

kendisine bir soru soruyor.

doğru cevabı bulmak için uzun uzun düşünüyor,

ve gözleri ışıldayarak cevabını mırıldanıyor;

bir gün o da gözlerindeki bu ışıltıyı fark eder

ve elini kalbine değdirdiğinde içinde deveran eden;

o yoksulun aşkını tanımlar,

o şarklıyı keşfederse, yazacağı ilk şiire adını verecek:

'sonsuza dek, sophie...'

17 Ekim 2019 23:07

Metallurgist
Müsteşar

Sessiz (Kemal Sayar)

sessiz oturabilir miyiz seninle?

aramızda yaprakların hışırtısından,

ve ceylanların hayata çıkışından

başka bir ses olmadan.

beni sessiz de sevebilir misin?

yağmur almış toprağı

ve üşüyen kainatı dinlerken,

araya dünya sözleri karışmadan.

biliyor musun çekirgelerin,

unutulmuş ülkelerin,

kahrından kuruyan nehirlerin

diliyle konuşabilirim seninle!

duyabilirim seni hiç konuşmadan.

kalbinin atışlarını duyabilirim

içinde bir yaz gezmesine çıkan çocuğu

ve dudağın en uzak sokağında

biriken dilini hayatın

sökebilirim, öğrenebilirim

sözcükler bağırtılar klaksonlar

ona karışmadan.

ay sesiyle, gün sesiyle, gül sesiyle

tırmanırım kalbinin tepesine ve işte,

zakkumların diliyle konuşabilirim seninle.

rüzgarın ve acının bildiği dilde

acelesiz, hiç yarışmadan,

sessiz oturabilir miyiz seninle?

19 Ekim 2019 23:16

Metallurgist
Müsteşar

18.10.2019

Otobiyografi (Nazım Hikmet)

1902'de doğdum

doğduğum şehre dönmedim bir daha

geriye dönmeyi sevmem

üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim

on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği

kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu

ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir

ben ayrılıkların

kimi insan ezbere sayar yıldızların adını

ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de

açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler

kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini

verdiler de

otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu

elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de

961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni

sökmedi

yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün

52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım

şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile

aldattım kadınlarımı

konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım

hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim

yalan söyledim başkasını üzmemek için

ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile

çoğunluk binemiyor

operaya gittim

çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın

çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri

camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye

ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır

Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha

yakalanmam da şart değil

başbakan filân olacağım yok

meraklısı da değilim bu işin

bir de harbe girmedim

sığınaklara da inmedim gece yarıları

yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında

ama sevdalandım altmışıma yakın

sözün kısası yoldaşlar

bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da

insanca yaşadım diyebilirim

ve daha ne kadar yaşarım

başımdan neler geçer daha

kim bilir

19 Ekim 2019 23:23

Metallurgist
Müsteşar

Başka-Kendilerimiz İle Kendi-Başkalarımız Ve Kendi-Başkalarımız İle Başka-Kendilerimiz Arasından(ÖzdemirAsaf)

Uyanmak , bir akşam bir adamı yatağından kaldıracak.

Adamın gözleri adama uyanışı anlatacak.

Gözleri gel gel diyecek.

Doğrulmak adamı kucağına alacak.

Adımın birincisi ayağına sarılacak.İkinci adım birincisinin içinden doğacak.

Adımlar ana-oğul babasız sıralanacak.

Adamın gözleri adama bak bak deyecek.

Pencere adamın gözlerini kuşatacak,

Bakışlarını caddeye serecek

Görüşleri yayılacak.

Caddede insanlar gezinecek.

Oda bu sırada işe karışacak,

Adamı dışına çıkaracak.

Çıkmak öbür fiillere komutan çıkacak,

Merdivenlere indir komutunu verecek.

Merdivenler onu bir kapıya itecek.

Kapıya açıl komutu gelecek.

Kapı bu işi adama yaptıracak.

Evin içi dışına dönecek,

Burada adama karış komutu ulaşacak.

Adam saf saf yanaşacak,

Bakmaya alışmak adama gördürecek.

Görmek adamı sürekli bunaltacak.

Adam gördükçe şaşıracak,

Şaşırdıkça sürekli görecek.

Adam bilmek fiilini arayacak,

Ama bulamayacak.

Adam geleni geçeni kendi sanacak.

Bu ne kadar çok kendim deyecek.

Hep başkalarını görecek.

Hani ben, nerede ben deyecek.

Anlamak isteyecek - bir istemeseydi - .

Anlamakla bunu istemek yan yana gelecek

Bir çağ bitecek, biri başlayacak.

Neden-, niçin-, nasıl'a yönelecek - ya yönelmeseydi-.

Anlamak fiili - ister istemez- birden adama verilecek.

Adamın durumu belirecek, hızı gelişecek.

Ayarı insanca bozulacak.

Neleri anlamalı, neleri değil, ayıramayacak.

Başka-kendilerini görünce şaşıracak.

Kendi-başkalarını onlarla karıştıracak.

Önünden boyuna başkaları geçecek,

Önünden boyuna kendisi geçecek,

Bu ne kadar çok ben deyecek.

Aralarında bir yabancı arayacak.

Kendinde bir yabancı arayacak.

Bu ne kadar çok yan yana ben deyecek.

Ben kendime nereden gireyim deyecek.

Ben kendimden nasıl çıktım deyecek,

Ne zaman deyecek, niçin deyecek.

- Deyecek de ne olacak-

Olan olacak olduğunca, olacağınca.

Bu andan o ana olanca.

İş işden geçecek.

Adama bir yardımcı fiil birden düşecek.

Adam onu ilkin bir şey sanacak.

Onunla düşünmeye alışacak.

Düşünceleri onunla kör-topal gidecek.

Adam bundan şımaracak.

Dur şununla bir iş göreyim deyecek,

Eline cebi değecek.

Adam ile tabancası birleşecek.

O anda bütün öbür fiiller ondan geri alınacak.

Adam ateş edecek.

Bütün fiiller ona geri verilecek..

Adam birini vuracak..

Adam kendini vuracak..

Adam beni vuracak. Bilecek..

Ler, siniz.

Perde burada inecek.

Perdenin önündekiler donup kalacak..

Lar, sınız.

Perdenin arkasındakiler bekleyecek..

Ler, siniz.

Bir ölü yerde uzanık yatacak.

Vuranı görenler vurulanı görmek isteyecek.

Tıklım tıklım insanlar eğilecek.

Kim baktıysa görecek.

Yerde kendini görecek.

Hepsi başkayı umduğunda şaşıracak.

Dışlarına binlerce A çıkacak.

A'lar çelik teller gibi dolaşacak.

İçlerine birer nefes Hi dolacak.

Yerde yatanda herkes kendini tanıyacak.

Bir perde aralanacak

Vuran ortaya çıkacak.

Ortaya çıkanda herkes kendini tanıyacak.

Herkes kendini tanıyınca iş bitmeyecek,

Başlayacak.

20 Ekim 2019 23:35

Metallurgist
Müsteşar

Nilüfer (Murathan Mungan)

zamanın eli değdi bize

çoktan değişti her şey

aynı değiliz ikimiz de

zaaflarına bir gece

hatalarına bir nilüfer

sevgisizliğine bir kalp verdim

artık geri ver, geri veremezsin aldıklarını

artık geri ver, geri verilmez hiçbir yanılgı

yokluğuma emanet et sen de benden kalanları

her şeyi al bana beni geri ver

bir şansım olsun

başka yer başka zaman

sensiz ömrüm olsun

her şeyi al bir şansım olsun

başka yer başka zaman

sensiz omrüm olsun

sensiz ömrüm olsun.

Toplam 521 mesaj
«15161718192021222324252627
 
ANKET
Türkiye ile ABD arasında yapılan anlaşmayı nasıl buluyorsunuz?