Editörler : yaralı-bir-öykü
12345678910111213»
12 Ağustos 2018 00:36

Metallurgist
Müsteşar

Mona Roza (Sezai Karakoç)

Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yağmur iğri iğri düşer toprağa

Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakışın ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

Bende çıkar güneş aydınlığa

Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

Seni hatırlatıyor her zaman bana

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

Işıksız ruhumu sallar da durur

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların

Bir nar çiçeğini eziyor gibi

Ellerinden belli oluyor bir kadın

Denizin dibinde geziyor gibi

Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Saat onikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları

Konar bahçenin incirlerine

Kiminin rengi ak, kimisi sarı

Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine

Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında

Hayatla doldurur bu boş yelkeni

O masum bakışlar su kenarında

Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Henüz dinlemedin benden türküler

Benim aşkım sığmaz öyle her saza

En güzel şarkıyı bir kurşun söyler

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı

Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı

Alev alev sardı her tarafımı

Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne

Bir tüy ki can verir bir gülümsesen

Bir tüy ki kapalı gece ve güne

Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller

Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!

Mona Roza siyah güller, ak güller

12 Ağustos 2018 12:07

E.k.i.nn
Kapalı
Bugün ki şiiri de ben bırakayım iznin olursa metallurgist. Pencerelerin kenarından sarkmış tül perdeleri Pembe evin Uçup uçup yüz sürüyorlar Karşı tepedeki manastırın selvilerine. Rüzgarla eğilip eğilip doğruldukça Sardunyalar, biberiyeler, Hiç korkma Karada ölüm yok sana bugün. Leylekler daldı birden göğün acentasına Gidip-gelme almak üzre Güneye hicret Sen de gel diyorlar kanatlarıyla, El sallıyorum ben de yattığım yerden Leyleklere Leylim-Leylim Diye diye.. Güneşle karışık bir esinti geçiyor şakağımdan Uzatıyorum elimi denizden yeni çıkmış senin serinliğine, Göğsümün, karnımın, kasıklarımın, bacaklarımın Tüyleri kamaşıyor sevinçten. Uyanıyoruz sonra Dizine yatırıp beni, çingene benlerimi sıkıyorsun. Gümüşlü zurnası dikiliyor havaya çeribaşının, Işıklar bir bahariye çiftetellisi çalıyor yüzümde.. Hay allah Yine tutuldum galiba Derken bir aşk çocuğu doğuyor Çırpınan denizin karnından Bu şiir. Ağlarken gülüyor Ve ağlıyor gülerek Tuzlu damlalarıyla güneşin, Sözcükler yanıp yanıp sönerken Körpecik teninde Uzaylardan aparttığım yıldız bitleriyle.. ( Can Yücel) paragraf başları yapıyorum ama çıkmıyo bende. yine çıkmazsa affola..:)
12 Ağustos 2018 12:21

Metallurgist
Müsteşar
Bugün ki şiiri de ben bırakayım iznin olursa metallurgist. Pencerelerin kenarından sarkmış tül perdeleri Pembe evin Uçup uçup yüz sürüyorlar Karşı tepedeki manastırın selvilerine. Rüzgarla eğilip eğilip doğruldukça Sardunyalar, biberiyeler, Hiç korkma Karada ölüm yok sana bugün. Leylekler daldı birden göğün acentasına Gidip-gelme almak üzre Güneye hicret Sen de gel diyorlar kanatlarıyla, El sallıyorum ben de yattığım yerden Leyleklere Leylim-Leylim Diye diye.. Güneşle karışık bir esinti geçiyor şakağımdan Uzatıyorum elimi denizden yeni çıkmış senin serinliğine, Göğsümün, karnımın, kasıklarımın, bacaklarımın Tüyleri kamaşıyor sevinçten. Uyanıyoruz sonra Dizine yatırıp beni, çingene benlerimi sıkıyorsun. Gümüşlü zurnası dikiliyor havaya çeribaşının, Işıklar bir bahariye çiftetellisi çalıyor yüzümde.. Hay allah Yine tutuldum galiba Derken bir aşk çocuğu doğuyor Çırpınan denizin karnından Bu şiir. Ağlarken gülüyor Ve ağlıyor gülerek Tuzlu damlalarıyla güneşin, Sözcükler yanıp yanıp sönerken Körpecik teninde Uzaylardan aparttığım yıldız bitleriyle.. ( Can Yücel) paragraf başları yapıyorum ama çıkmıyo bende. yine çıkmazsa affola..:)
E.k.i.nn, 11 ay önce - Alıntıya git

Aşk Çocuğu (Can Yücel)

Pencerelerin kenarından

sarkmış tül perdeleri

Pembe evin

Uçup uçup yüz sürüyorlar

Karşı tepedeki manastırın selvilerine

Rüzgarla eğilip eğilip doğruldukça

Sardunyalar, biberiyeler,

Hiç korkma

Karada ölüm yok sana bugün

Leylekler daldı birden göğün acentasına

Gidip-gelme almak üzre Güneye hicret

Sen de gel diyorlar kanatlarıyla,

El sallıyorum ben de yattığım yerden

Leyleklere Leylim-Leylim

Diye diye

Güneşle karışık bir esinti geçiyor şakağımdan

Uzatıyorum elimi denizden yeni çıkmış senin serinliğine,

Göğsümün, karnımın, kasıklarımın, bacaklarımın

Tüyleri kamaşıyor sevinçten

Uyanıyoruz sonra

Dizine yatırıp beni çingene benlerimi sıkıyorsun

Gümüşlü zurnası dikiliyor havaya çeribaşının

Işıklar bir bahariye çiftetellisi çalıyor yüzümde

Hay allah

Yine tutuldum galiba

Derken bir aşk çocuğu doğuyor

Çırpınan denizin karnından

Bu şiir

Ağlarken gülüyor

Ve ağlıyor gülerek

Tuzlu damlalarıyla güneşin,

Sözcükler yanıp yanıp sönerken

Körpecik teninde

Uzaylardan aparttığım yıldız bitleriyle

12 Ağustos 2018 22:42

Metallurgist
Müsteşar

Bugün Pazar Ve Ben Seni Çok Özledim (İbrahim Sadri)

Yağmur var çok sevdiğim rüzgar da

Bugün pazar daha uyanmadı komşular

Damların üzerinde kuşlar daha rahatlar

Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde

Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru

Yağmur da var çok sevdiğim rüzgarda

Daha uyanmadı komşular bugün pazar

Ve ben seni çok özledim

Dışarı çıkmak istiyor canım

Tek başına haytalık etmek

Islanmak pazar sabahında yağmurda

Boş caddelerde dolaşmak

Vitrinlere bakmak sinemaların afişlerine

Sokakların isimlerine

Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara

Bir merhaba demek sessizce

Sahilde martılara simit atmak

Otobüslerin ilk seferlerine binmek

Gitmek istiyor canım hayatın gittiği yere

Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine

Fırından taze ekmek alıp buğusunu çekmek içine

Ve ben seni çok özledim

Tam böyle bir şey çiçeğe su yürümesi

Bebeğin ağlaması toprağın uyanması

Yağmurun yağması ateşin sıcağı

Bu pazar sabahı tam böyle bir şey

Bir sabahçı kahvesine uğramak

Bir bardak çay taze dem kokusu

Yani hayatın atardamarlarında dolaşmak

Bölmeden şehrin uykusunu

Bir şiir yazmak pazar bulmacasının boş karelerine

Tam böyle bir şey hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz

Bir şiir yazmak bir bardak çay içmek

Sokaklarda gezmek yağmurda ıslanmak

Ve ben seni çok özledim

Yağmur var çok sevdiğim rüzgarda

Bugün pazar daha uyanmadı komşular

Damların üzerinde kuşlar daha rahatlar

Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde

Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru

Yağmur da var çok sevdiğim rüzgarda

Bugün pazar ve ben seni çok özledim

12 Ağustos 2018 22:59

Metallurgist
Müsteşar

Hoş Geldin Kadınım (Nazım Hikmet)

Hoş geldin kadınım benim hoş geldin

yorulmuşsundur;

nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını

ne gül suyum ne gümüş leğenim var,

susamışsındır;

buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim

acıkmışsındır;

beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam

memleket gibi yoksuldur odam.

Hoş geldin kadınım benim hoş geldin

ayağını basdın odama

kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi

güldün,

güller açıldı penceremin demirlerinde

ağladın,

avuçlarıma döküldü inciler

gönlüm gibi zengin

hürriyet gibi aydınlık oldu odam...

Hoş geldin kadınım benim hoş geldin.

13 Ağustos 2018 10:39

Metallurgist
Müsteşar

Bir Eflatun Ölüm ( Behçet Aysan)

kırgınım, saçılmış

bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım

geceden

git dersen giderim

kal dersen kalırım

git

dersen

kuşlar da dönmez, güz kuşları

yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım

o iyi günleri,

kötü

günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder

değişen bir şey yok ki

gidip

yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz

bir şarkıyım

belki

sararmış

eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ

sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç

ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder

14 Ağustos 2018 23:12

Metallurgist
Müsteşar

Gidersen Yıkılır Bu Kent (Ahmet Telli)

Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider

Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında

Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki

Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar

Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı

Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken

Gidersen kim sular fesleğenleri

Kuşlar nereye sığınır akşam olunca

Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu

Sustuğun yerde birşeyler kırılıyor

Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun

Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına

Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor

Bir de seni ekliyorum susuşlarıma

Selamsız saygısız yürüyelim sokakları

Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar

Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar

Adını bilmediğimiz doslar kalır yalnız

Yüreğimize alırız onları, ısıtırız

Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam

Gidersen kar yağar avuçlarıma

Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında

Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler

Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde

Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri

Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak

Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman

Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere

Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun

İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim

Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın

Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür

Bir tufan olurum sustuğun her yerde

15 Ağustos 2018 16:13

Metallurgist
Müsteşar

Nazım'a Bir Güz Çelengi ( Nazım Hİkmet)

Neden öldün Nâzım? Senin türkülerinden yoksun

ne yapacağız şimdi?

Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar

bulabilecek miyiz bir daha?

Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun

ne yapacağız?

Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı,

ateşle suyun birleştiği

Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?

Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler

kazandırdın bana

Denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları

Bulutlar gibi, yaprak gibi uçarlar

Düşerlerdi orada, uzakta.

Yaşarken kendine seçtiğin

Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa.

Sana Şili'nin kış krizantemlerinden bir demet

sunuyorum

Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üzerinde parıldayan

Halkların kavgasını ve kavgamı benim

Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan...

Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da

yalnızım sensiz.

Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen

yüzünden yoksun

dostluğumuzdan, bana ekmek olan,

rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan

Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle

Kuyu gibi kapkara zindanlardan

Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları

Ellerinde izi vardı eziyetlerin

Hınç oklarını aradım gözlerinde

Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin

Yaralar ve ışıklar içinde.

Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlanır

Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya

Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,

Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?

Teşekkürler, böyle olduğun için!

Teşekkürler o ateş için

Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.

16 Ağustos 2018 23:36

Metallurgist
Müsteşar

Bulmak (Adil Erdem Bayazıt)

Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti

Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti

Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma

Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma

Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından

Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından

Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde

Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde

Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş

Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş

Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine

Kapılıp gidiyorum saçının sellerine

Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar

Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar

Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın

Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın

Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi

Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi

Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım

Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım

Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden

İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden

Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm

Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm

18 Ağustos 2018 00:32

Metallurgist
Müsteşar

Dudak Payı (Sunay Akın)

Çay bardağında

Bırakılan dudak payı

Kadar bile

Uzak kalamam

Gözlerine

Yakın olsun isterim

Ellerime ellerin

Yanındaki beton binaya

Yaslanması gibi

Köhne bir evin

Seni bir çivi

Gibi çaktım

Çünkü beynime

Ve toplayıp

Bütün kerpetenleri

Attım denize

18 Ağustos 2018 23:11

Metallurgist
Müsteşar

Mavi, Maviydi Gökyüzü (Ahmet Hamdi Tanpınar)

Mavi, maviydi gökyüzü

Bulutlar beyaz, beyazdı

Boşluğu ve üzüntüsü

İçinde ne garip yazdı...

Garip, güzel, sonra mahzun

Işıkla yağmur beraber,

Bir türkü ki gamlı, uzun,

Ve sen gülünce açan güller.

Beyaz, beyazdı bulutlar

Gölgeler buğulu, derin;

Ah o hiç dinmeyen rüzgâr

Ve uykusu çiçeklerin.

Mor aydınlıkta bir çınar

Veya kestane dibinde;

Mahmur süzülen bakışlar

İkindi saatlerinde...

Birden gülümseyen yüzün

Sabahların aynasında

Ve beni çıldırtan hüzün

İki bakış arasında.

kim bilir şimdi nerdesin

senindir yine akşamlar

merdivende ayak sesin

rıhtım taşında gölgen var

19 Ağustos 2018 23:49

Metallurgist
Müsteşar

Birgün Anlarsın (Ümit Yaşar Oğuzcan)

Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.

Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,

Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında

Ne çarşaf halden anlar ne yastık.

Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.

Onun unutamadığın hayali,

Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.

Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.

Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.

Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,

Vurursun başını soğuk taş duvarlara.

Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.

Duyarsın,

Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.

Niçin yaratıldığını.

Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.

Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.

Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.

Dolar gözlerin, için burkulur.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.

Sevilen gözlerin erişilmezliğini.

O hiç beklenmeyen saat geldi mi?

Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.

Uzanır, gökyüzüne ellerin.

Ama çaresiz,

Ama yorgun,

Ama bitkin.

Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.

Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;

Beklemeyi, ümit etmeyi.

Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir

Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.

Lanet edersin yaşadığına...

Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.

O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.

Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

20 Ağustos 2018 10:12

Metallurgist
Müsteşar

O ve Ben (Sait Faik Abasıyanık)

Sana koşuyorum bir vapurun içinde

Ölmemek, delirmemek için.

Yaşamak; bütün adetlerden uzak

Yaşamak....

Hayır değil, değil sıcak

Dudakların hatırası;

Değil saçlarının kokusu

Hiçbiri değil.

Dünyada büyük fırtınaların koptuğu böyle günlerde

Ben onsuz edemem.

Eli elimin içinde olmalı,

Gözlerine bakmalıyım,

Sesini işitmeliyim.

Beraber yemek yemeliyiz

Ara sıra gülmeliyiz.

Yapamam onsuz edemem.

Bana su, bana ekmek, bana zehir;

Bana tad, bana uyku

Gibi gelen çirkin kızım.

Sensiz edemem.

21 Ağustos 2018 22:53

Metallurgist
Müsteşar

Mendilimde Kan Sesleri (Edip Cansever)

Her yere yetişilir

Hiçbir şeye geç kalınmaz ama

Çocuğum beni bağışla

Ahmet Abi sen de bağışla Boynu bükük duruyorsam eğer

İçimden öyle geldiği için değil

Ama hiç değil

Ah güzel Ahmet abim benim

İnsan yaşadığı yere benzer

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

Suyunda yüzen balığa

Toprağını iten çiçeğe

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

Konyanın beyaz

Antebin kırmızı düzlüğüne benzer

Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir

Denize benzer ki dalgalıdır bakışları

Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına

Öylesine benzer ki

Ve avlularına

(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)

Ve sözlerine

(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)

Ve bir gün birinin adres sormasına benzer

Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne

Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına

Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına

Minibüslerine, gecekondularına

Hasretine, yalanına benzer

Anısı işsizliktir

Acısı bilincidir

Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan

Gülemiyorsun ya, gülmek

Bir halk gülüyorsa gülmektir

Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.

Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden

Dirseğin iskemleye dayalı

-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --

Cıgara paketinde yazılar resimler

Resimler: cezaevleri

Resimler: özlem

Resimler: eskidenberi

Ve bir kaşın yukarı kalkık

Sevmen acele

Dostluğun çabuk

Bakıyorum da simdi

O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi

Biz eskiden seninle

İstasyonları dolaşırdık bir bir

O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar

Nazilli kokardı

Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası

Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında

Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen

Kadının ütülü patiskalardan bir teni

Upuzun boynu

Kirpikleri

Ve sana Ahmet Abi

uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki

Sofranı kurardı

Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı

Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi

Çocuklar doğururdu

Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar...

Bilmezlikten gelme Ahmet Abi

Umudu dürt

Umutsuzluğu yatıştır

Diyeceğim şu ki

Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler

Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi

Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse

Çocuklar, kadınlar, erkekler

Trenler tıklım tıklım

Trenler cepheye giden trenler gibi

İşçiler

Almanya yolcusu işçiler

Kadınlar

Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi

Ellerinde bavullar, fileler

Kolonyalar, su şişeleri, paketler

Onlar ki, hepsi

Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

Ah güzel Ahmet Abim benim

Gördün mü bak

Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

Ve dağılmış pazar yerlerine memleket

Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile

Gelse de

Öyle sürekli değil

Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

O kadar çabuk

O kadar kısa

İşte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri

22 Ağustos 2018 23:30

Metallurgist
Müsteşar

Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine-2 (Sezai Karakoç)

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin

Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği

Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da

Uzatma dünya sürgünümü benim

Güneşi bahardan koparıp

Aşkın bu en onulmazından koparıp

Bir tuz bulutu gibi

Savuran yüreğime

Ah uzatma dünya sürgünümü benim

Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil

Ayaklarımdan belli

Lambalar eğri

Aynalar akrep meleği

Zaman çarpılmış atın son hayali

Ev miras değil mirasın hayaleti

Ey gönlümün doğurduğu

Büyüttüğü emzirdiği

Kuş tüyünden

Ve kuş sütünden

Geceler ve gündüzlerde

İnsanlığa anıt gibi yükselttiği

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin

Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin

Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın

Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin

Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için

Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini

Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini

Ey gönüllerin en yumuşağı en derini

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti saban ölümsüz iz bıraktı toprakta

Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında

Çatı katlarında bodrum katlarında

Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba

Hep Kanlıca'da Emirgan'da

Kandilli'nin kurşuni şafaklarında

Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında

Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da

Ey çağdaş Kudüs (Meryem)

Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)

Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında

Köle gibi satıldım pazarlar pazarında

Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında

Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında

Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında

Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda

Verilmemiş hesapların korkusuyla

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır

Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır

Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır

Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır

O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır

Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır

Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

23 Ağustos 2018 13:17

Metallurgist
Müsteşar

Yalnızsan Eğer (Ahmet Telli)

Hayatın devraldığı

sessiz bir özsudur acı

birikir yüreğinin kıvrımlarında

ve ağar gözlerine ağır ağır

Bulutlar yere inmiştir artık

ya da gurbettesindir

Unutma

Bir hayalet gibi kapındadır

yalnızlık denilen şey

ufkun kararabilir birden

için çölleşebilir

Kaçışın bile bir adımdır

ya da dönüşündür kendine

Unutma

Her sayfası kederle kararan

bir hüzün defterine döner günler

ve her sabah 'merhaba hüzün'

'merhaba yalnızlık'

diyerek başlarsın hayata

Ama hayat bağışlamayacaktır seni

Unutma

Üstelik günlüğü yoktur hüznün

hiçbir zaman da tutulmayacaktır

Serüvenlerin yorgun yeniği

elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün

ya da hasta bir tanıdıktır ancak

hepsi o kadar

Unutma

25 Ağustos 2018 23:50

Metallurgist
Müsteşar

24.08.2018

Mırıldanmalar (İbrahim Tenekeci)

I

içimden dedim beraber yürüyelim olur mu

varsın gemilerimizi taşıyamasın sular

varsın yarı yolda uyuya kalsın

bize gönderilen bahar

içimden dedim beraber yürüyelim olur mu

varsın gölgemiz olsun hüzün

dilediği gibi uzatsın canevimize ayaklarını

varsın annemiz olsun tütün

hayat daha sert vursun yumruklarını

II

içimden dedim ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi

nedir alnımızdan öpmek için izimizi süren

kalmış mıdır kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi

nedir yalnız bize yakışan bu serüven

bu serüven ki

bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri

ve terketti bizi huzur denen sevgili

kalakaldık, şaşkınlığın avuçlarında

billur bir kuş gibi

III

içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu

beraber yürüyelim olur mu

25 Ağustos 2018 23:53

Metallurgist
Müsteşar

Aşk Fısıltıları (Ümit Yaşar Oğuzcan)

1-

Giyindin mi?

Tırnaklarını boyadın mı?

Ya dudakların

Onları da boya

Tara saçlarını bir güzel

Hazır mısın?

Çıkabilir miyiz

Doruklarına aşkın?

O yerlere varabilir miyiz?

Denizleri geçebilir miyiz?

El ele

Hazır mısın?

Hadi soyun öyleyse

-2-

Sağında bir yürek çarpıyor

Benim yüreğim

Sağımda bir yürek çarpıyor

Senin yüreğin

Şimdi

İki yürek bir bedeniz

Sonra

İki beden bir yürek

-3-

Her parçam bir ayrı yerde

Bir ayağım bu günde

Bir ayağım yarında

Bir gözüm göklerde

Bir gözüm denizlerde

Biri yaşamakta ellerimin

Biri ölümse

Yüreğimse

Bin parçaya bölünmüş

Her biri bin yerinde

-4-

Beni çoğalt

Beni artır

Beni benimle çarp

Seni bin yürekle seveyim

Beni kendinle çarp

Seni bir milyon yürekli seveyim

Beni yerden yere çarp

Duvardan duvara

Öleyim

Seni bir milyar yürekle seveyim

-5-

Bir ova

Sonsuz

Ovada bir at koşuyor

Soluk soluğa

Sarp bir kayalık

Dağ başında

Bir kartal kanat çırpıyor

Soluk soluğa

Ellerimde bir balık

Kıpkırmızı

Can veriyor

Soluk soluğa

-6-

Nefesin nefesime karıştı

Kokun kokuma

Etin etime karıştı

Gözlerim gözlerine

Suyum suyuna

Canım canına karıştı

Bir dere

Geldi ta uzaklardan

Gürül gürül

Denize karıştı

Gök toprağa karıştı

Toprak sonsuzluğa

Ben sana

Sen bana

-7-

Saat kaç

Akşam oldu mu?

Gidiyor musun?

Yoo gitme

Kal ne olursun

Bırak giysilerin gitsin

Çorapların

Yüzüklerin

Ayakkabıların gitsin

İstiyorlarsa

Sen kal bebeğim

Aşk varsa

Tanrı varsa

-8-

Yokluğunda

Hangi eve girdiysem

Hangi odaya

Orada ben yokum

Uzaklarda

Bir ev vardı

O evde bir oda

Orada sen yoksun

-9-

Uzaktayım

Beni çağırıyorsun

Yanındayım

Beni çağırıyorsun

İçindeyim

Beni çağırıyorsun

İçimdesin

Avaz avaz bağırıyorsun

-10-

Ölürdüm bu sevgiden yana yana

Alevlerim yıldızlara yükselirdi

Küllerim kaplardı tüm evreni

Ve ruhum dolaşırdı ta mehşere dek

Kordan bir çığlık gibi

Yaşamam seni kıskandığım içindir

27 Ağustos 2018 16:16

Metallurgist
Müsteşar

26.08.2018

Seni Yaşamak ( Behçet Necatigil )

Seni her özlediğimde sevgilim,

Gökyüzüne bakıyorum;

Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.

Seni her özlediğimde bir tanem,

Denizlere bakıyorum.

Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.

Seni her özlediğimde bir tanem,

Kuşlara bakıyorum.

O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.

Ve aşkım, seni her özlediğimde,

Adında isyan ediyorum.

Seni özlemek istemiyorum ben,

Ben seni yaşamak istiyorum,

Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum

Ve seni sende görmek sadece

27 Ağustos 2018 16:32

Metallurgist
Müsteşar

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek ( Adnan Yücel)

Aşksız ve paramparçaydı yaşam

bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları

aşk ile sevmek bir güzelliği

ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.

işte yüzünde badem çiçekleri

saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.

senmisin seni sevdiğim o kavga,

sen o kavganın güzelliğimisin yoksa...

Bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim.

bin kez budadılar körpe dallarımızı

bin kez kırdılar.

yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz

bin kez korkuya boğdular zamanı

bin kez ölümlediler

yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri

suyun ayakları olmuştur ayaklarımız

ellerimiz,taşın ve toprağın elleri.

yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık

törenlerle dikilirdik burçlarınıza.

türküler söylerdik hep aynı telden

aynı sesten,aynı yürekten

dağlara biz verirdik morluğunu,

henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...

Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne

ne tan atışı doğumların sevincine

ey bir elinde mezarcılar yaratan,

bir elinde ebeler koşturan doğa

bu seslenişimiz yalnızca sana

yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Saraylar saltanatlar çöker

kan susar birgün

zulüm biter.

menekşelerde açılır üstümüzde

leylaklarda güler.

bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler...

Şiirler doğacak kıvamda yine

duygular yeniden yağacak kıvamda.

ve yürek,

imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.

ey herşey bitti diyenler

korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.

ne kırlarda direnen çiçekler

ne kentlerde devleşen öfkeler

henüz elveda demediler.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

Toplam 419 mesaj
12345678910111213»
 
ANKET
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynaklarının, kamu çalışan anketini doldurdunuz mu?