Editörler : yaralı-bir-öykü
«303132333435363738394041»
12 Şubat 2020 23:06

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Alfa (Özdemir Asaf)

Senin saçların niçin kumral,

Niçin siyah, niçin beyaz?

Ellerin niçin konuşur,

Niçin konuşmaz?

***

Niçin güler gözlerin,

Baktıkça?

Niçin gülmez,

Yakınlaştıkça, uzaklaştıkça?

***

Niçin bir şey beklemiyorsun,

Yarınlardan?

Niçin ağlıyorsun, niçin ağlamıyorsun,

Yaşanmışlardan?

***

Bilme, niçin biliyorsun?

Seni saran aşkların farkındasın, şiirlerle.

Unutmak istiyorsun, unutamıyorsun,

Aynı kelimelerle..

***

Senin saçların niçin öyle?

Siyah, beyaz, kısa uzun..

Öldürmekten daha ağır bir şey,

Niçin anlamıyorsun

13 Şubat 2020 23:28

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Mutlu Olma Şansı (Yılmaz Güney)

Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili,

biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü.

Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı.

Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...

Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...

Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.

Yaşamak ne güzeldir be sevgili...

Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...

Ve o vaz geçilmez sancılarını duyarak hayatın

14 Şubat 2020 23:08

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Siyah Dünya (Hüseyin Nihal Atsız)

Bana gözlerini gönderme mektuplarında can,

Mavilere alışık değilim ben.

Yıllar var ki siyah bir yalnızlık büyür şiirlerimde.

Her şeyim karadır benim, kaderim gibi.

Kaç mevsim ki, zifir bir gece uzar gider;

Hiç sabah olmaz gözlerimde...

***

Bana gülüşlerini gönderme mektuplarında can,

Yıllar var ki, bu kalem sevinçleri hiç yazmadı.

Gamzelerini anlatamam kırık dökük mısralarımda,

Dertle bütünledim ben kendimi söylemiştim.

Ne zaman gülmeye kalksam biraz buruksu,

Tebessümler en ufak olur dudaklarımda...

***

Bana sevilerini gönderme mektuplarında can,

Sevmeyi unutmuşum kaç zamandır beceremem.

Bir sevda yorgunuyum ben ezik şarkılarda,

Işıl Işıl caddelerde gece yarısıyım.

Ne zaman mavilere sarsam kendimi kırık bir hevesle,

Geç kalmışlığım çıkar hep karşıma...

***

Bana gözlerini gönderme mektuplarında can,

Göndereceksen bari saçlarını gönder.

Siyahlara aşinayım, yıllardır, söylemiştim.

Her şeyim karadır,benim ,gözlerim gibi

Siyahlardan bir dünya kurmuşum kendime

Çiçeklerim siyahtır, siyahtır şiirlerim..

15 Şubat 2020 22:53

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Çok Sevdim Bir Zamanlar Seviyorum Yine De (Ataol Behramoğlu)

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de

Alıp başımı gitmeyi yollar boyunca

Seyretmek bir bozkır akşamını camından bir otobüsün

Masal şehirlerini geçerken hızla

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de

Ürpertili, sımsıcak tenini kadınların

Salmak serin sulara gövdemi

Düşüp gitmek ardına şiirin ve aşkın

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de

Varolduğumu düşünmeyi, ürpererek..

Karanlık bir odada küçük bir çocuk gibi

Yağmurdan ve yalnızlıktan ürperek

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de

Düşüncemi geniş ve sonsuz olanla birleştirmeyi

Hırçın ve ele geçmezce atılgan

Uysal ve usulcacık benim olan şeyi...

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de

Ve hep seveceğim beynim ve tenim varoldukça bu dünyada

Pırıl pırıl olani, her zaman bir güz diriliğinde

Değişmez ve değişken olanı sonsuzca...

16 Şubat 2020 23:37

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Çigan Gözler (Ümit Yaşar Oğuzcan)

Şarkısız ve sensiz kaldığım nice akşamlar

Gözlerin geçer aklımdan özlemler içinde

Gözlerin bir çigan müziği güzelliğinde

Kirpiklerinde keman bebeklerinde gitar.

***

İç ürperten sesin her gece odama dolar

Bir buğu yükselircesine göğe kadehten

Nasıl başım döner nasıl mest olurum bilsen

Ağlarım saçlarında gün doğuncaya kadar

***

Mutluluk bir ateştir uzaklarda yaktığın

Ki binlerce yay çekilircesine derinden

En hazin şarkıları dinlerim gözlerinden

***

Büyür gitgide hüznü içimde yalnızlığın

Dinlerim o hiç susmak bilmeyen çiganları

Ve bir musiki halinde geçen zamanları

17 Şubat 2020 22:47

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Harp Kaldırımında Aşk (Attila İlhan)

sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin

hiç görmediğim yıldızlar gözlerine doğmuş

bir büyüklük duygusu dağlar gibi yüreğinde

ah biz mutluluğu böyle aranıp duracak mıyız

yağmur hep böyle yağacak mı hatıralara

eksik olan bir şey var sana bana dair

belki bir rüzgar belki rüzgardan da hafif

ama kalbimiz yine uzak bir deniz gibi boş

heybetli gurupların belirdiği saatlerde

***

sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin

acaba nasıl öğrenmişim nasıl farkında olmadan

her şey nasıl olup geçmiş nasıl barut yağmış

nasıl güneş vurmuş zehirlenmiş şehrin üstüne

şimdi hangi kıyılarda gemiler demir alıyor

güney rüzgarlarına açıp yelkenlerini

belki bir italyan kızı tüfeğine dayanmış

senin gibi barışı tasarlıyor dağlarda

mahzun esirler harp şarkıları kadar mahzun

gizlice talim ediyor hürriyet adımlarını

***

sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin

ah şu harp bitse rüzgar gibi bir nefes alabilsek

kimseler kimseler çıkmasa yolumuzun üstüne

yağmur yağsın varsın ıslansın saçlarımız

yalnız duyulmaz olsun göğsümüzdeki darlık

dilimizdeki kilit kolumuzdaki zincir

ömrümüz meçhullerden meçhullere akıyor

saatler bizim değil kitaplar bizim değil

bizim değil yaşamak bizim değil hiçbir şey

kendi dünyamızda yabancılar gibiyiz

ya çok erken ya çok geç doğmadık mı sevgilim

buna rağmen mutluluğa inanıyoruz

17 Şubat 2020 23:09

Civilengineer57
Aday Memur

Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?

Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?

Sevmek için güzele mi bakmalı?

Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?

Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?

Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?

Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?

Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?

Solması için gülü dalından mı koparmalı?

Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?

Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?

Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

Victor HUGO

18 Şubat 2020 23:26

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Gidenlerden Olma (Berran Yalçın)

yağmur tanesi değilsin gözlerimde ne işin var

vurma gözlerimin buğulu camlarına

tufanlar gibi tekrar tekrar

bir rüzgarın hoyrat elleri değilsin

esme böyle acımasız böyle hain böyle umarsız

bilirsin bütün umutlarımı tükettim beklemelerle

gidişler hep ağlattı beni

sende gecelerin karanlığını yarıp

ayrılığı bağrıma bağrıma saplayıp durma

gidenlerden olma

ezgisi değilsin biten sevdaların

hüzzam şarkısı getirme gün ortalarına

gün gelir durulur sular

mavi sular yeşil sular ayrılır köpüğünden

öyle ince sızılar düşer ki içime sorma

örselenir yüreğim sağır duvarlara çarpa çarpa

dayanamam sebepsiz ayrılıklara

ne olur sende gidenlerden olma

hazindir her ayrılığın öyküsü

söylenir söylenir bitmez bitmez hasretin türküsü

ben bin yıllık yeminlerle yeminliyim

hazırım ömrümü vermeye senin sevgine vermeye

atma beni gel gitlerin girdapların eline

atma beni uzun süren kara kışlara

seninle gönenir ancak benim baharlarım

uzakları çare belleme sakın

sende gidenlerden olma..

19 Şubat 2020 22:55

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Aşk Mıydı O (Ümit Yaşar Oğuzcan)

Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi

Neydi çekip kendine, beni bağlayan

Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan

Elleri ta içimde o dev miydi

***

Etime bir alev değmişçesine

Nasıl da yakardı öptüğü zaman

Bir su gibi akıp gitti avuçlarımdan

Yorgunum şimdi bin yıl sevmişçesine

***

Hani o yalnız benim olan gül, kırmızı

Gözlerimin önünde açılan sonsuz bahçe

Hani, o var olmalarımız öpüştükçe

O delice sürdürmeler yaşantımızı

***

Hiç doymamak oysa, tene, kokuya, aşka

Sarıldıkça güçlenmek, bütünlenmek

Kudurmuş arzularla zamanı yenmek

Ve en kuytularda buluşmak korka korka

***

Kimi gün utanmak otlardan, çimenlerden

Kimi gece mıhlamak gölgemizi duvara

Varmak için o sevgiyle açılmış kollara

Apansız düşmek yükseklerden bir yerden

***

Oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de

Sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık

Avunmak.. Kırık dökük anılarla artık

Kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de

20 Şubat 2020 22:52

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Gece Bitkilerinden (Cemal Süreya)

Gece bitkilerinden korkuyorum,

Hayır, geceleri bitkilerden!

Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır

Bana açtığın her telefon.

İki kalp arasında en kısa yol:

Birbirine uzanmış ve zaman zaman

Ancak parmak uçlarıyla değebilen

İki kol.

An ki fıskiyesi sonsuzluğun

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

21 Şubat 2020 23:32

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Sana Küstüğümde Sen Yoktun Daha (Haydar Ergülen)

sana küstüğümde sen yoktun daha

yokluğuna küsmüştüm sonra sen geldin

kendime isteyemezdim seni öyle güzeldin

şimdi varmışsın gibi küsüyorum yokluğuna

alınganlık, ah, bilmezsin, küsmem de küsülecek

zamanda, n?eyleyim varlığın yokluğundan tenha

senden başka küsülecek kimse mi bıraktın bana

bir ben kaldım bir de bıraktığın küskünlük tenha

sen kimseye küsmezsin bilirim, gözlerin de

yaprak hırsızı güz: anılar düştükçe göz

dolar, yaz gelmeden temizlemek gerekir

gözleri yoksa küskünlük de gözyaşıyla kirlenir

küsecek kadar sevmeli insan birini

o gelince küsmeli: nerdeydin bunca zaman

niye sevmedin beni, küsecek kimsem yoktu

demeli o varken de kimseye küsmemeli

22 Şubat 2020 23:33

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Ben Seni Nasıl Sevmem (Tekin Gönenç)

hani bir çocuğun sımsıkı sarılıp

bir bebeği öpüp koklaması var ya

o?sun işte sen

ben seni nasıl sevmem

kimileri gövde sanıp karanlığı

darmadağın sığınırken içine

sen aralayıp gözyaşlarını

gülüşünü serpiyorsun üstlerine

vakitsiz birer ölüm sanki geceler

bir bakımlık ay düşüyor herkesin payına

ve hiç dönüp de soran olmuyor

eklenen hangi düşler bir sonraki sabaha

bildik bir nehrin sularına kendini bırakıp da

gidilecek başka denizler arıyorsun ya

o?sun işte sen

seni ben nasıl sevmem

23 Şubat 2020 05:29

narodnick
Müsteşar Yardımcısı

İnsan bazen bekler...

Şiir tadında bekler..

İnsan bekler...

Bekleyeceği kadar bekler

Bu durumda beklemek,

Şiir mi diyeceğiz yani..

Kahrolsun bütün yaniler...

Beklemek bazen karşılıksızlıktır...

23 Şubat 2020 21:50

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Gidiyorum (Cahit Sıtkı Tarancı)

Çölde bir yolcu gibi yalnızlığım içinde

Kavrulup gidiyorum.

Serseri bir rüzgar gibi hep ganimet peşinde

Savrulup gidiyorum

Serçe kadar pervasız, bir günden ötekine

Atlayıp gidiyorum.

Bütün kumaşlarını açtığım gibi yine

Katlayıp gidiyorum.

Bir kış güneşi gibi ben keyfimin esiri

Görünüp gidiyorum.

Ne belli yerim var, ne de sevdiğim biri

Sürünüp gidiyorum.

24 Şubat 2020 22:32

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

İşlenmemiş Suç (Ayşe Sevim)

yüzünü yıkamamışsın, dünkü kavganın izi duruyor

sesine ok atılmış

gitmemi isteyeceksin

ağza dolanan şarkılar gibi günlerim

gitmemi isteme

ne kadar bataklığa benziyorduk halbuki

her şeyi içimize öldürerek çekiyorduk

yırtıklarla doluydu el ele tutuşmamız

solonun ortası kocaman bir yara izi

gitmemi isteme

bırak kötü kalalım, moral bozucu olalım

her yerden çeken telefonlara benziyor dışarıdaki hayat

sevgiliye bakarken

narkoz sürüyor gözlerine insanlar

sen karanın siyaha sığmadığı ansın

bırak işlenmemiş suç yazsın nüfus kağıdımızda

gömleklerine, notlarına, benim üzerime kireç döksünler bırak

veba olmadan su sayıklanmıyor

aynı saksıya gömseler keşke bizi

gitmemi isteme

25 Şubat 2020 23:43

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Mutlu Son (Ayşe Sevim)

sevgili mutlu son beni tanısaydınız severdiniz

kaybolacak kadar hiç yürümedim

kış mevsimini mp3e yükleyip dinlerdim sonsuza kadar

kalp masajı sonunda aniden alınan nefesleri bilir misiniz

öyleydim

şekerliği anne duasıyla doldurmuştum, alır mısınız biraz

hem üç poşet çocuk sesi almıştım bakkaldan

beni tanısaydınız severdiniz mutlu son, biraz daha oturun lütfen

inanır mısınız dünya terlediğinde sırtına havluyu ben koyuyorum

belki de aksi oluyordur

hayatı deli gibi alkışlıyor herkes

belki de aksi oluyordur

savaşta birliğini kaybetmiş er gibi aradım sizi mutlu son

birlikte rus ruleti oynayalım gitmeyin

tetiğe basmadan önce camı açarsam

rüzgar sizi düşündüğüm anları yere devirir

telaşla toplarım kırıkları

"tahmin ediyorsun öyleyse yanılacaksın" diye bir ses duyarız mutlu son

korkarız

telaşla toplarız kırıkları

şimdi bir besmele kapıya omuz atıp içeri girse

yanan bir eve dalan bir anne gibi girse

ya da besmele bir şehir olsa, olabilir bence

çay bahçelerinde

beşerli altışarlı oturan insanlar piyano tuşlarına benzeyebilir

bir kayalıktan denizi seyretmeye benzeyebilir

ağlarken birine sarılmak gibidir belki

biz böyle bir hayatı ıskaladık işte mutlu son

o yüzden birlikte rus ruleti oynayalım gitmeyin

ilk sıra ergenliğim, onun gözü karadır

sonra silahı otuz yaşıma uzatın

siz mutlu son, hile yapabilirsiniz

ölmenizi asla istemem

26 Şubat 2020 23:19

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Bu Gemi Ne Zamandır Burada (Edip Cansever)

Bu gemi ne zamandır burada

Çoktan boşaltmış yükünü

Gece de olmuş, rıhtım da bomboş

Mavi bir suyun düşünü uyutur bir tayfa

Arkada, güvertede

Ah, neresinden baksam sessizlik gene.

Yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye

İçerde üç beş kişi

Yalnızlık üç beş kişi

Bir kadeh rakı söylerim kendime

Bir kadeh rakı daha söylerim kendime

-Söyle be! ne zamandır burda bu gemi

-Denizin değil hüznün üstünde.

Belki yarın gidecek

Bir anı gelecek bir başka anının yerine.

İnsan bazen ağlamaz mı bakıp bakıp kendine

27 Şubat 2020 22:55

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Emperyal Oteli (Attila İlhan)

ben hiç böylesini görmemiştim

vurdun kanıma girdin itirazım var

sımsıcak bir merhaba diyecektim

başımı usulca dizine koyacaktım

dört gün dört gece susacaktım

yağmur sönecekti yanacaktı

sameland seferden dönecekti

duvardaki saat duracaktı

kalbim kendiliğinden duracaktı

ben hiç böylesini görmemiştim

vurdun kanıma girdin itirazım var

emperyal otelinde bu sonbahar

bu camların nokta nokta hüznü

bu bizim berheva olmuşluğumuz

bir nokta bir hat kalmışlığımız

bu rezil bu çarşamba günü

intihar etmiş kötümser yapraklar

öksürüklü aksırıklı bu takvim

ben hiç böylesini görmemiştim

vurdun kanıma girdin itirazım var

sesleri liman sislerinde boğulur

gemiler yorgun ve uykuludur

sabahtır saat beş buçuktur

sen kollarımın arasındasın

onlar gibi değilsin sen başkasın

bu senin gözlerin gibisi yoktur

adamın rüyasına rüyasına sokulur

aklının içinde siyah bir vapur

kıvranır insaf nedir bilmez

otelin penceresinde duracaktın

şehri karanlıkta görecektin

karanlıkta yağmuru görecektin

saçların ıslanacak ıslanacaktı

kış geceleri gibi uzun uzun

tek damla gözyaşı dökmeksizin

maria dolores ağlayacaktı

istanbul'u yağmur tutacaktı

bütün bir gün iş arayacaktım

sana bir türkü getirecektim

kulaklarımız çınlayacaktı

emperyal oteli'nin resmini çektim

akşam saçaklarından damlıyordu

kapısında durmanı söylemiştim

yüzün zambaklara benziyordu

cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu

tepebaşı'ndaki küçük yahudiler

asmalımesçit'teki rum kemancı

böyle rüzgarsız kalmışlığımız

bu bizim çektiğimiz sancı

el ele tutuşmuş geziyordu

gazeteler cinayeti yazıyordu

haliç'e bir avuç kan dökülmüştü

emperyal oteli'nde üç gece kaldık

fazlasına paramız yetmiyordu

gözlerin gözlerimden gitmiyordu

dördüncü gece sokakta kaldık

karanlık bir türlü bitmiyordu

sirkeci garı'nda sabahladık

bilen bilmeyen bizi ayıpladı

halbuki kimlere kimlere başvurmadık

hiçbiri yüzümüze bakmıyordu

hiç kimse elimizden tutmuyordu

ben hiç böylesini görmemiştim

vurdun.... kanıma girdin..... kabulümsün

28 Şubat 2020 22:29

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Kimse (Murathan Mungan)

zamanı yıllarla tartanlar

yanılırlar

hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle

hatta çoğu zaman kendiyle bile

yaşanır, içini tohuma bırakır

geçer gider

geçmez sandıkların bile

hiçbir geçen tartılmaz kalanla

neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan

kimse kimse kimse

sahi kimse

ya da hiç kimse

söylediklerimden çok

sustuklarım

seçtiklerimden çok

reddedilmek için

ne kadar varsam

o kadar kimseyim kendime

güç kötü bir şey

kaderken de

kaldıramazken de

güç kötü bir şey

güçlüyken de

güçsüzken de

kaldığın yerden devam etmenin karanlığı

benzemiyor hiçbir çaresizliğe

kimin kaldığı yer var ki dünyada

kaldım sandığın yer

bizden geçendir çoğunlukla

içimizi parçalaya çoğalta

hâlâ gittiğim sona aceleci adımlarla

bütün iş birinin dediği gibi,

yavaşça acele etmek aslında

ölene kadar yavaşla işte

ölene kadar yavaşla

ne başkalaştırırsan o kadarsın

başkalarının imtihanlarından büyük gelecekler umma

çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez

bize biçilmiş döngüye katlanırız yalnızca

bir bakıma hiçbir yerdeyiz

bir bakıma yalnızca buradayız

var oluşumuzun ağırlığı altında ezilirken yapayalnız

ait olduğunu sandığın bütün grupların içinde yapayalnız

reddin imkânları sayım kayıpları yoklama kaçakları

sanma ki hayat bizi bekler başka kıyılarda

oysa biz buradayız

halsiz, kanıtsız

yılların neyi tarttığını bile bilmeden

kendi gücümüzün altında azala azala

kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil

hiçbir adanın almadığı yalnızlarız,

tamamlanmamış haritasında

define ve varlık

geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar

bir gün birbirini bulmanın umuduyla

gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek

kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman

hayat yanlışlarla kısalır

başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan

bir diğeri olarak çıkarız

gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız

içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile

bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir

bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir

hep öyle oldu bende

hep saklı kaldı içimdeki anahtar

ve hep aynı kilitte kırıldı

fikirler de zamanla değişir

kırıldıkları yerde

kırıldıkları yer her şeyi değiştirir

zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile

sonra başka bir başlangıcın kapısında

aynı korkularla kalakalırız

daha önce de söylemiştim:

kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine

her şiirin gizi başka bir şiirle

açıklar kendini

demiştim ya, hep öyle oldu bende

böyle katlandım kimsesizliğe

o birini ararken bile biliyordum

hiç kimse hiç kimse hiç kimse

29 Şubat 2020 21:49

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Yaş (Murathan Mungan)

Yazmam daha aşk şiiri,

Diyenlerin kervanında kışladım

Çöle yağarken donmuş levhalarda kar sureti

İmkansızın bereketi

Gözümü alırken her yanımda ışıyan gençliğim

Kimin yaşındaydım bilmedim.

Geceleri heceleyerek söktüm

Aldım yedeğimdeki kelimeleri

Işığa tuttum içimi loş tutan nesneyi

Yunus'un yaşına geldiğimde

Dünyayı aşk, imkansızı erkek bildim.

Kelimelerle dokundum dünyanın hallerine

Dokunulmazlığım kalktı

Kendi şiirimde kendi Divan?ımdan

Sürüldüm

Git gide Fuzuli'nin

Yaşına geldiğimde.

Halk türkülerinin serçeli kafiyeleri

Gibi uçuşu kolay ve çabuk akla gelmez

Engelleri aşk için yapılan bütün benzetmelerin

Sırasını sektiren olayların gidişi

Yılları saymadan Karacaoglan'ın, Baki'nin yaşına geldim.

Görmenin gevşeyen bilgisi

Yaş aldıkça tutunduğum diri şaşkınlık

Başkasına doğru çözülüyor tenimdeki kelepçe

Zaman benim için de ileri gittikçe

Dönüp bakmaların tarihinden

Geri saydım kendimi sana geldim

Onca aşk içinden geçtim de

Kimsenin yaşına değmedim.

Kimsenin yaşına değmeden

Daha anısı kurumayan

Dünlerim bitmediğinde

Hayatın rüya dilini bile öğrenemeden

Hayatta kaldım

Onca felaketten

Şimdi buradayım

El ver yanına geleyim bunca aradığım,

Babam ol, oğlum ol,

Kardeşim, yoldaşım, arkadaşım ol,

Ben sevgilim gibi seveyim

Benim yaşıma geldiğinde.

Bildiklerim kadar unuttuklarımla da seni büyüteyim.

Biliyorum, yenilenenler geçmişe kadar kaçar birinde

Haritamı kaybettim ey Piri Reis!

Çinisi soldu maviliğimin

Nice Osmanlı şiirinde

Odalardan odalara

Azala çoğala

Yaşadım da

Fatih?in kokladığı karanfili

Denize bakan bir şiirde düşürdüm.

Rüyasında koklanmış karanfilini Fatih'in

Alınmış İstanbul'da düşürdüm

İçim başka yere sürüldü

Tarih alındı benden

Günümün acı ışığına kaldım yeniden

Bir sikkenin ilk basıldığı günü hatırlıyorum

Suç ışımasında ortak belleğin altın

Kaynağına indiğim suya düşürdüm

Kendi yaşıma geldiğimde

İlk şiirimi üzerine kazdım ben

Ben kendimi ilk şiirimde düşürdüm

Çok alındım kendimden.

Toplam 989 mesaj
«303132333435363738394041»
 
ANKET
WhatsApp'ın yeni kullanıcı sözleşmesini kabul edecek misiniz?