Editörler : yaralı-bir-öykü
12345678910111213»
29 Ağustos 2018 08:24

Metallurgist
Müsteşar

28.08.2018

Güneş Doğuyor (Füruğ Ferruhzad)

Bak nasıl içinde gözlerimin

Eriyor damla damla keder

Karanlık ve isyancı gölgem nasıl

Tutsağı oluyor güneşin

Bak

Yokoluyor tüm varlığım ve beni

İçine alıyor bir kıvılcım

Fırlatıyor taa doruklara

Bak nasıl

Sayısız yıldızla

Doluyor gökyüzüm benim

Uzaklardan geldin sen ve uzaklardan

Ve kokular ve ışıklar ülkesinden

Şimdi bir teknedeyim seninle birlikte

Fildişi, bulut ve kristal

Götür beni ey yüreğimi okşayan umudum

Götür şiirlerin ve coşkuların kentine

Yıldızlarla dolu bir yol beni götürdüğün

Çıkardığın yer yıldızlardan da yüksek

Bak

Nasıl yandım ben bu yıldızlarla

Ateşli yıldızlarla doldum ağzıma kadar

Durgun sularından gecenin saf ve kırmızı balıklar gibi

Yıldızlar topladım

Eskiden ne kadar uzaktı toprak

Gökyüzünün mor köşelerine

Yeniden duyuyorum şimdi

Senin sesini

Karlı kanatlarının sesini meleklerin

Bak nerelere ulaştım sonunda ben

Samanyoluna, Ölümsüzlüğe, bir sonsuzluğa

Birlikte çıktığımız doruklarda şimdi

Yıka beni dalgaların şarabıyla

İpeğine sar beni öpüşlerinin

İşte beni yeniden bitmeyen gecelerde

Bırakma artık beni

beni yıldızlardan ayırma

Bak tam karşımızda gecenin mumu

Damla damla nasıl eriyor

Nasıl doluyor ağzına kadar uyku şarabıyla

Gözlerimin simsiyah kadehi

Senin ninnilerini dinlerken

Ve bak nasıl

Şiirlerimin beşiğine

Sen doğuyorsun, güneş doğuyor.

29 Ağustos 2018 12:13

Metallurgist
Müsteşar

Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun (Şükrü Erbaş)

Sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen

Herkesin perde perde çekildiği bir akşam

Siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun

Ağzında eriklerin aceleci tadı

Elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası

Bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun.

Yağmur her zaman gökkuşağını getirmiyor

Aralık kapılarda bekleyişin çarpıntısı

Bir kadının eksildikçe ömrüme eklenen

Uzun gecelerini, solgun gövdesini öpüyorsun.

Uzak dağ köylerine vuran ay ışığı

Kerpiçlerden saraylar kuruyor yoksulluğa

Ne suların ibrişimi ne gökyüzü ne rüzgâr

Sen bende gittikçe kararan bir halkı öpüyorsun.

Sakarya Caddesi'nde sarhoşlar

Rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin

Yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar.

Yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum

Uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun.

Örseler acıyla düştüğü yeri

Susarak büyüyen adamların sevgisi.

Ağzında pas tadıyla bir inceliği söylemek

Bir gülünç içtenliktir, gecikmiş ve ezik

Sen bende yanlış bir ömrün tortusunu öpüyorsun.

İnsanın zamana karşı biricik şansıdır aşk

Onca kapı onca duvar içinde bulur aynasını.

Sen bende neleri öpüyorsun biliyor musun

Herkesin simsiyah kesildiği bir akşam

Yıldızlarla yedirenk gökyüzünü öpüyorsun.

Sen bende, gözlerinin anne ışığıyla

Bir solgunluktan doğan kocaman bir çocuğu öpüyorsun.

30 Ağustos 2018 23:20

Metallurgist
Müsteşar

Ben Senden Önce Ölmek İsterdim (Nazım Hikmet )

ben

senden önce ölmek isterim.

gidenin arkasından gelen

gideni bulacak mi zannediyorsun?

ben zannetmiyorum bunu.

iyisi mi, beni yaktırırsın,

odanda ocağın üstüne korsun

içinde bir kavanozun.

kavanoz camdan olsun,

şeffaf, beyaz camdan olsun

ki içinde beni gorebilesin

fedakarlığımı anlıyorsun :

vazgeçtim toprak olmaktan,

vazgeçtim çiçek olmaktan

senin yanında kalabilmek için.

ve toz oluyorum

yaşıyorum yanında senin.

sonra, sen de ölünce

kavanozuma gelirsin.

ve orada beraber yaşarız

kulumun içinde kulun

ta ki bir savruk gelin

yahut vefasiz bir torun

bizi ordan atana kadar...

ama biz

o zamana kadar

o kadar

karışacağız

ki birbirimize,

atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz

yan yana düşecek.

toprağa beraber dalacağız.

ve bir gün yabani bir çiçek

bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse

sapında muhakkak

iki çiçek açaçak :

biri sen

biri de ben.

ben

daha ölümü düşünmüyorum

ben daha bir çocuk doğuracağım

hayat taşıyor içimden.

kaynıyor kanım.

yaşayacağım, ama çok, pek çok,

ama sen de beraber.

ama ölüm de korkutmuyor beni.

yalnız pek sevimsiz buluyorum

bizim cenaze şeklini.

ben ölünceye kadar da

bu düzelir herhalde.

hapisten çıkmak ihtimalin var mi bugünlerde?

içimden bir sey :

belki diyor.

31 Ağustos 2018 22:04

Metallurgist
Müsteşar

Seni Arıyorum (Ahmet Selçuk İlkan)

Bu şehrin bütün sokaklarına sinmiş yalnızlığım

Sensizliğin köşe başındayım

Avuçlarımda kırık dökük pişmanlıklar

Avuntusuz çıkmazlara doğru yürüyorum

Bütün umutsuzluğuma inat

Yine seni arıyorum...

Dudaklarımda bildiğin o ıslık

Sokak lambalarına sığınıyorum

Hafiften bir yağmur ağlıyor benimle

Bir deli rüzgar saçlarımda

Yalnızlıktan üşüyorum

Bulamayacağımı bile bile

Yine seni arıyorum...

Anlatacak nelerim var bir bilsen

İçimde ihtilaller kopmuş

Kendime sürgüne verdim

Mutluluğum çoktan iflas etmiş

İtiraza hakkım yok biliyorum

Beni savunmak sana düştü

Seni arıyorum...

Yarım kalmış şiirlerim gibisin

Yaşanmamış çocukluğumsun anılarımda

Öylesine eksiğim sensiz

Öylesine sahipsiz

İşte bütün umutlara havlu attım gidiyorum

İçinde geç kalmışlığın çaresizliği

Çocuklar gibi ağlıyorum

Ve gel gör ki her damla gözyaşımda

Yine seni arıyorum

03 Eylül 2018 09:23

Metallurgist
Müsteşar

01.09.2019

Kuş Ölür, Sen Uçuşu Hatırla ( Füruğ Ferruhzad )

kimvurduya gitti aşkımız, faili meçhul değilse nefsi müdafaadır...

ellerimizdeki kelepçenin anahtarı sende

kavgamızın tek seyircisi bu şehir

tutunduğumuz tek dal içimizdeki isyandır.

söyle sevgilim sen söyle,

akan kanımızın hesabını kime soracağız?

kim toplayacak gözyaşlarımızı?

kim koyacak sevgiyi içimize?

gittik gittik gittik

acılara gittik

keşkelere gittik

ben sana sen bana gittik

sonra öğrendik ki dünya yuvarlak,kaldık.

sen bağıra bağıra ağlardın ben susardım

sen duvarları yumruklardın duvarlarında ellerinin izleri kan içinde

ben içime içime oyardım kendimi

sen çimenlere yatıp uyuyakalırdın

ben banklara tünemiş uykusuz

sen ot içerdin duman kusardın geceye

ben tek sigaralık ciğerimle öksürüklerde

sen aşka inanmazdın, sen inanmazdın

ben maviye inanırdım

boynumdaki yorgun damarların mavisine

beyaz dalgaları omuzlayan deniz mavisine

denizin bittiği yerde başlayan göğün mavisine inanırdım

bir de ensemdeki dövmeye inanırdım;

kuş ölür sen uçuşu hatırla

03 Eylül 2018 09:29

Metallurgist
Müsteşar

02.09.2018

Bir Adın Kalmalı ( Ahmet Hamdi Tanpınar)

bir adın kalmalı geriye

bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

aynaların ardında sır

yalnızlığın peşinde kuvvet

evet nihayet

bir adın kalmalı geriye

bir de o kahreden gurbet

sen say ki

ben hiç ağlamadım

hiç ateşe tutmadım yüreğimi

geceleri, koynuma almadım ihaneti

ve say ki

bütün şiirler gözlerini

bütün şarkılar saçlarını söylemedi

hele nihavent

hele buselik hiç geçmedi fikrimden

ve hiç gitmedi

bir topak kan gibi adın

içimin nehirlerinden

evet yangın

evet salaş yalvarmanın korkusunda talan

evet kaybetmenin o zehirli buğusu

evet nisyan

evet kahrolmuş sayfaların arasında adın

sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı

bu sevda biraz nadan

biraz da hıçkırık tadı

pencere önü menekşelerinde her akşam

dağlar sonra oynadı yerinden

ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca

sen say ki

yerin dibine geçti

geçmeyesi sevdam

ve ben seni sevdiğim zaman

bu şehre yağmurlar yağdı

yani ben seni sevdiğim zaman

ayrılık kurşun kadar ağır

gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın

yine de bir adın kalmalı geriye

bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

aynaların ardında sır

yalnızlığın peşinde kuvvet

evet nihayet

bir adın kalmalı geriye

bir de o kahreden gurbet

beni affet

Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç

04 Eylül 2018 09:50

Metallurgist
Müsteşar

03.09.2018

Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila ( Didem Madak)

Gözlerin bir yeşil fanilaydı balkonda uçuşan

Sicim yağmur taklidi

Bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan

Bardağa birkaç çiçek ıslamaktan.

Parmağımın ucunda kırmızı kenarlı bir bulut

Onu uzatırdım sana, yalnızlık gibi iri bir damla

Parmağıma düşen bir damla kandı aşk.

Seni sevince pazara çıktım sevinçten

Enginar aldım "süper enginarlar" diye bağıran adamdan

Oturup ağladım sonra, şaşırdın.

Bu "süper" oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı.

Canımın acısıydın.

Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım.

Sevişmiştik.

Evde binlerce tespih böceğinin ayak izleri

Sevişmiştik.

Biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü

boşaltmış gibi

Seni sevince kıpırdayan her şiiri

Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum.

Sonra gittin.

Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik.

Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini

Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim.

Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine.

Sonra gittin.

Çocuk oldum bir daha, ağladım.

Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.

Kitaplar, aşk, her şey.

Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım.

Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım

Sonra gittin.

Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi.

Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.

Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı.

Söz dedim, söz verdim.

Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.

Güneşi özledim, sonra seni

Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.

Sonra gittin

Gözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkonda

Sicim yağmur taklidiydi

Artık iyice inceldi.

05 Eylül 2018 13:25

Metallurgist
Müsteşar

04.09.2018

Elveda Diyemedik ( Abdulhak Hamit Tarhan)

Yıldızsız bir geceydi

Bir dağ çiçeği gibi şimdiden hasretteydim

sürgündüm çok uzaklardaydım,

Ve gözlerindi sürgün sebebim..

Çok çabuk çekildin hayatımdan

Kaderle el eleydin,

Bense kederle sarhoş...

Yarım kalmıştı hikayemiz

Göçmen kuşları gibi gelip geçtin bu şehirden

Belkide hayatımdan

Duymadın haykırışımı, acılarımı,

Benimsin sanmıştım uçtun avuçlarımdan

Tutamadım, gitmede diyemedim

Olamadın bir yıldızın kayışı kadar hayatımda

Zaman çok kısaydı bizim için

Yetmedi gözlerimizden yaşı silecek kadar

Nede elveda diyebilecek kadar

05 Eylül 2018 13:26

Metallurgist
Müsteşar

Cebeci İstasyonu ve Sen ( Yavuz Bülent Bakiler)

Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü

İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara

Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi

Sıcak bir kara sevda

Yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu;

Acımsı, buruk.

mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde

Sessizliği üstümüzden atamıyorduk

Bir saçak altında kararsız, yorgun

Saatlerce duruyorduk

Kimse görmüyordu bizi

Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü

Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi

Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü

Bir başka türlüydü bu insanlar

Sen bir başka türlüydün

Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi

Gözlerin gözlerimde erimekteydi

Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun

Beni bırakma diyordun

Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam

Bir yalnızlık duyuyorduk

Ağlıyordun, ağlıyordun...

Cebeci İstasyonunda bir tren

Nefes nefese soluyordu

Gerilmiş bir keman teli gibiydik

Ankara Kalesi'nde bir eski çalar saat

Bilmem kaça vuruyordu

Bir yağmur yağıyor inceden ince

İçimizdeki binbir düşünce

Harmanlar misali savruluyordu

Islanmış bir ceylan yavrusu gibi

Tiril tiril titriyordun

Gitsek gitsek diyordun.

Yüreğimin atışından deli gönlümce

Sırıl sıklam, paramparça, permeperişan

Türküler söylüyordum

Ağlıyordun, ağlıyordun...

Şimdi, şimdi seni düşünüyorum

Cebeci yollarında rüzgarlar esiyor, serin

Paramparça düşmüş gönül ufkuma

İki yıldız gibi gözlerin

Gel Ey ciğerime saplanan hançer

Gel ey yüreğime oturmuş kurşun

Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan

Gel artık

Ne olursun

06 Eylül 2018 23:41

Metallurgist
Müsteşar

Kırkı Çıkmamış Sevdamıza Şiir (İbrahim Tenekeci)

paylaşılan mutluluğu severim

engin denizler kadar güzeldir o

I

bana ait olmayan cesetleri yaktım bütün gece

küllerini savurdum dans ettim

ay kaydı yıldızlar gülüştü pervasızca

ve saçlarımdan bir demet düştü suya

aldım öptüm gözbebeklerinden

cazibesini yitirmiş bir kadındın sen

seni ben güzel yaptım

II

davudi bir sesim vardı sonra kayboldu

yıldızların üzerine çığ düştü ve ellerim

damıttı ellerini-utandın-demek ki biliyorsun

ah,tarihsiz duyguların ilk resmini bulutlara çizilen

gözlerine çiy düşmüştü üşümüştün

aldım ısıttım seni

III

ben uzaktan severim

seni de öyle sevdim

bir tutam gökkuşağı karıştı sevdamıza

kuş kanadı bir tutam

bıraktık korkularımızı

uçtuk gittik

09 Eylül 2018 04:10

Metallurgist
Müsteşar

07.09. 2018

Ağlatan Mutluluk (Adnan Yücel)

Çıksam şimdi güzelliğin gökyüzüne

Dolaşsam

Görsem bütün tanrısal sevgileri

Ölümsüzlüğün sofrasına bağdaş kursam

Ve anlatsam

Anlatsam o ağlatan mutluluğu

Bilmem inanır mı bana mavilikler

Suskun bir coşkunun doruklarında

Pürköpük ve rüzgarlı

Bir nehir kahkahasıydı gözyaşı

Vivaldi böyle dinlenirmiş meğer

Mutluluk bile sensiz çekilmezmiş

Ben ki yaşamı toprak bilmiştim

Nice tohumlar ekmiştim bunca yıl

Geç anladım

Aşkın tohumu sensiz ekilmezmiş

Sessizlik açarken zulüm bahçeleri

Gözlerinde bir anda dört mevsim

Her mevsimin güzelliğinde sen

Bunca ayrık ve diken içinden

Güle çıkmak işte budur desem

Bilmem inanır mı bana çiçekler

İçimde sayısız denizlerin şahlandığı

O günü tarihlesem şimdi

Irmak ırmak çizsem zamanın yüzüne

Adına sonsuzluk desem

Ve her saniyesini o sonsuzluğun

An be an şiirleştirmek istesem

Bilmem inanır mı bana sözcükler

09 Eylül 2018 04:14

Metallurgist
Müsteşar

08.09.2018

Sen Vurdun da Ben Ölmedim mi? (Ahmet Selçuk İlkan)

Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da

Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi

Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni

Sense araya korkular koydun.

Yasaklar koydun...

Bitmez tükenmez engeller koydun

Şimdi nerdesin diye sakın sorma

Sen çağırdın da ben gelmedim mi?

Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,

Yağmurlu havalara...Bu kasvetli akşamlara

Sen varken

Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına

Otobüs duraklarına...

Sen varken ayrılanlara ağlamazdım...

Yıkılmazdım biten sevdaların ardından

Gidenlere küsmezdim

Kalanlara acımazdım...

Sen varken böyle üşümezdim-titremezdim

Masumdum, çocuklar gibi

Böyle delirmezdim-küfretmezdim...

Hele ölmeyi hiç düşünmezdim.

Şimdi soruyorum sana

Adı sevdaysa bu cehennemin

Sen yaktın da ben yanmadım mı?

Biliyorsun

Bütün acılarına 'yeşil ışık' yaktım olmadı

Bütün korkularına'arka çıktım'olmadı

Dağlara merdiven dayadım olmadı

Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı

Sevdim olmadı -yandım olmadı-taptım olmadı

Benden artık pes

Bu aşkın biletini istediğin gibi kes

Nasılsa gidiyorsun

Biliyorum git...

Ama ardında

Ağlayan bir çift göz

Paramparça bir yürek

Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan

Çek silahını-daya sırtıma

Titrersem namerdim...

Sen vurdun da ben ölmedim mi?

15 Eylül 2018 11:43

Metallurgist
Müsteşar

09.09.2018

Anılar Defterinde Gül Yaprağı ( Cahit Zarifoğlu)

Anılar defterinde gül yaprağı

Gibi unutuldum kurudum

Başıma düşmüş sevda ağı

Bir başıma tenhalarda kahroldum

Sen kimbilir, rüzgârlı eteklerinle

Kimbilir hangi iklimdesin, ben

Sensiz bu sessizlikle

Deli gibiyim sensiz

Bu sessizlikle

Ayrılıkla başım belada

Gözlerini çevir gözlerime

Yoksa sensiz bu sessizlikle

Deliler gibiyim

Sensiz bu sessizlikle

*******

Seni Sevdim ( Gülten Akın)

Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim

'Uyandım bir sabah' gibi değil, öyle değil

Nasıl yürür özsu dal uçlarına

Ve günışığı sislerden düşsel ovalara

Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim

Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü

Yitik ceren arayı arayı anasını buldu

Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek

Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı Ağustos dindi

Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi

Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar

Ve onların yoğun boyunlu kadınları

Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa

Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce

Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde

Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz

Senet senet satılmadan önce

Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp

Tanrı parsellenip kapatılmadan önce

Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin

15 Eylül 2018 11:47

Metallurgist
Müsteşar

10.09.2018

Gülüşün Eklenir Kimliğime (Ahmet Telli)

Gün biter gülüşün kalır bende

anılar gibi sürüklenir bulutlar

Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır

yarım kalan bir şiir belki de

Aykırı anlamlar arayıp durma

güz biter sular köpürür de

kapanmaz gülüşünün açtığı yara

uçurum olur cellat olur her gece

Her gece yeniden bir talan başlar

acı ses olur, ses deli bir yağmur

eski bir eylüle gireriz böylece

Sığındığım her yer adınla anılır

ben girerim, sokağı devriyeler basar

bir de gülüşün eklenir kimliğime

15 Eylül 2018 11:51

Metallurgist
Müsteşar

11.09.2018

Gitmek Biraz Ölmektir (Tarık Tufan)

Biliyorum gideceksin. Bir eylül ayında ve günün herhangi bir vakti gideceksin. Ne eski bir şarkı engelleyebilecek gitmeni ne de yalnızca gözlerimde sakladığım aşkım. Usul usul ve ağır başlı adımlarla gideceksin. Her adımda gitmenin acısı yankılanacak sokakta. Bir törendeymişçesine göze batan bir yürüyüşle gideceksin ve ben çocuklar gibi bakacağım ardından. Sen geriye dönüp bakmayacaksın.

Gideceksin?

Yalnızca gözlerimde sakladığım aşkımı sukuta kurban vereceğim. "Keşke" diyeceğim sonra ve sonraları da ve her zaman "keşke" diyeceğim. Söylenmemiş sözlerin ateşi yakacak tüm bedenimi. Engizisyonlarda kurban edileceğim her gün. Geç kalmış infazın korkusu kemirecek beynimi. Duvarlara bakıp hayıflanacağım.

Biliyorum gideceksin...

Puslu bir eylül ayında gideceksin. Gözlerinle birlikte, saçlarınla birlikte gideceksin. Geride seni hatırlatan bir tek kelebekler kalacaklar. Bir tek kelebeklerin kanatlarına bakacağım özlemle. İlan edilmemiş bir aşkın hüznünü bırakacaksın bir de. Taşımayacak kadar yorgun olacağım sen yokken. Sonra yaşamak dediğimiz saltanatın soytarılığı kalacak üzerime. Sihirli sözlerin avutulucuğuna salacağım boyalı yüzümü. Kimse fark etmeyecek seni. Seni en kuytu bakışlarımda saklayacağım. Seni uykusuz gece yarılarımda saklayacağım. Başlayıp da bitiremediğim yazılarımda. Bir radyo istasyonunda çalınan Ortadoğu şarkısında.

Sen gideceksin...

Ve aslında gitmelisinde..

Hem de bir eylül ayında gitmelisin.

Şehrin gece lambalarında dans etmeli veda bakışların.

Korkularımla yüzüstü kalakalmalıyım öylece basık bir kenar mahalle kahvehanesinde. Aşkınla demlenmiş sıcak bir çay içmeliyim. Küfürler saçıp etrafa, belalara bulaştırmalıyım ağrılı başımı.

Yokluğuna alışmamalıyım.

Alışamamalıyım..

15 Eylül 2018 11:54

Metallurgist
Müsteşar

12.09.2018

Şimdiden Bir Hatırasın (Didem Madak)

Şimdiden bir hatırasın

Bulutsa, tozsa, uçarsa

Bütün (aşklar) paranteze alınsın

Rüzgar çanısın, rüzgarın diline dolanırsın

Ne bir şarkısın,

ne de dillerde nağme adın

Artık bazı şarkılar kadar yaralısın

Günler izmarit diplerinde biriksin

O zaman mutlaka bir trenle gelirsin

Köpüklerdensin, mavisin, sakinsin

istesen suyun tenine bitişirsin

ellerimi bıraktım, artık bunu sana yazsın

İçimde iki yaşlı balık varsa,

İçimde biri pulsuz, iki balık varsa

Biri sensen, gelirsen ve yok edersen

Bunu yazmak istiyorum sana

Sonra postalamak istiyorum

Pulsuz bir zarfla

Hiçbir mektup artık ikna etmiyor beni hayata

Bu kırmızı oyalarla saçlarımda

Beyaz bir tülbent gibi kalırsam

tenimde, süzemediğim tortularla

Gün olur sararırsa sayfalarda

Bıraktım ellerimi, sana bunu yazsın

Şimdiden bir hatırasın

Kırık kalplerle süslü bir sayfaysan

Camsan, saydamsam, beni kırarsan

Simlerimle sevişirim seninle

O süslü sayfaların üzerinde

İçimde iki mutlu yıl varsa,

İçimde biri simli iki kadın varsa

Sen, gelirsen ve yok edersen

Bunu yazmak istiyorum sana

sonra postalamak istiyorum

Simli bir yılbaşı kartıyla

Hiçbir mektup artık beni, ikna etmiyor hayata

Şimdiden bir hatırasın

Açmışsa bir sardunya saksıda

Bütün (aşklar) paranteze alınsın

Bıraktım ellerimi, artık sana bunu yazsın

mektuplar postaya takılırsa...

Ey aşk sen

Artık bazı şarkılar kadar yaralısın

15 Eylül 2018 11:59

Metallurgist
Müsteşar

13.09.2018

Çocuksun Sen (Ahmet Telli)

Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen

Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu

Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen

Kum taneleri var ya onlardan birindeyim

Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor

Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum

Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun

Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı

Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman

Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum

Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup

Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için

Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar

Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa

Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun

Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların

Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar

Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa

Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan

Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit

Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse

Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman

Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık

Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık

Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada

Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak

Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin

Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen

Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun

Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada

Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.

Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

2

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm

Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ

Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı

Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar

Dursam ölürüm paramparça olur dünya

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm

Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir

Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna

Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için

Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak

(Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu

Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)

Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor

Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri

Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda

Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum

Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım

Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte

Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan

Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer

Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle

Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum

Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken

Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde

Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su

Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç

Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı

(Soluğunun elma kokması bundandı belki)

Bir elma kokusuna tutundum düşerken

Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı

Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

Çocuksun sen, çocuğumsun

15 Eylül 2018 12:03

Metallurgist
Müsteşar

14.09.2018

Aşkla Sana (Arkadaş Zekai Özger)

alnını

dağ ateşiyle ısıtan

yüzünü

kanla yıkayan dostum

senin

uyurken dudağinda gülümseyen bordo gül

benim kalbimi harmanlayan isyan olsun

şimdi dingin gövdende

uğultuyla büyüyen sessizlik

birgün benim elimde

patlamaya sabırsız mavzer olsun

başını omzuma yasla

göğsümde taşıyayım seni

gövdem gövdene can olsun

söyle bana ey

ölümün açıklayıcı pervanesi

hangi yavru tek başına yiğittir

hangi yangın bir başına söndürülür

ah herkes susuyor

hiçkimse bilmiyor içimin yangınını

ah herkes mi susuyor

kalbimi kalbine bağladığım dostum

ah herkes mi susuyor

kalbi kalbimize benzeyen dostlar

bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya

hayatın ateş renkli kelebekleri

bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için

ah herkes mi susuyor

bağırsam içimdeki dehşeti

hırsım deler mi toprağı

beni

acısıyla onduran

dostumu

aşkla vurduran hayat

sana

yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım

dünyanın yeni baharına

çatlarken kadim güneş

bağrım delinirken fidanların kanıyla

anamın doğurgan karnıdır diye

sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye

dostumun üretken gülüdür diye

sana bağlandım

sana sarıldım

beni umutsuz koma

tarihle avutma beni

çünki aşkla sınanmışım sana

sana yangınla, suyla, ateşle

ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım

ey yaşarken kanayan acı

şimşekli gök, tufan, kan fırtınası

uçurum kıyısında hızla büyüyen ot

yapraksız bir ölümün anısı için

körpecik kuzuların derisi için

beni tarihle avutma

umutsuz koma beni

akıtsam deliren sevdamı

köpürürmü hayatı besleyen su

ey benim

yedi başlı kartalım

her başını

bir dağ başlangıcında koyanım

senin

böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir

bizim aşkımızı solduranların korkusu

çünki elbette bir su

kendi akacağı toprağın sertliğini bilir

ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak

artık ırmak mı ne denir

işte devrim

ona benzer bir akışın hızına denir

yarın ne olur bilirim ben

bahar gelir, otlar büyür

ölüm de yapraklanır

bir dağ bulur uzun uzun bakarım

bir çam ağacı gölgesi

güzel kokular veren

bir damla güneş görünce

sana da gülümseyeceğim yarin

şimdi senin uzanıp yattığın otlarda

yarın yeni bir yeşillik büyüyecek

15 Eylül 2018 12:05

Metallurgist
Müsteşar

Kimi Sevsem Sensin (Attila İlhan)

kimi sevsem sensin / hayret

sevgi hepsini nasıl değiştiriyor

gözleri maviyken yaprak yeşili

senin sesinle konuşuyor elbet

yarım bakışları o kadar tehlikeli

senin sigaranı senin gibi içiyor

kimi sevsem sensin / hayret

senden nedense vazgeçilemiyor

her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet

sarışın başladığım esmer bitiyor

anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli

dudakları keskin kırmızı jilet

bir belaya çattık / nasıl bitirmeli

gitar kımıldadı mı zaman deliniyor

kimi sevsem sensin / hayret

kapıların kapalı girilemiyor

kimi sevsem sensin / senden ibaret

hepsini senin adınla çağırıyorum

arkamdan şımarık gülüşüyorlar

getirdikleri yağmur / sende unuttuğum

hani o sımsıcak iri çekirdekli

senin gibi vahşi öpüşüyorlar

kimi sevsem sensin / hayret

in misin cin misin anlamıyorum

16 Eylül 2018 18:08

Metallurgist
Müsteşar

Sessiz Gemi (Yahya Kemal Beyatlı)

Artık demir almak günü gelmişse zamandan

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,

Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

Toplam 454 mesaj
12345678910111213»
 
ANKET
Hükümetin, Memur Sen'e önerdiği memur maaş zam oranını nasıl buldunuz? (2020 yılı için %3,5+%3 ile enflasyon farkı)