Editörler : yaralı-bir-öykü
«383940414243444546474849»
07 Temmuz 2020 23:24

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

06.07.2020

Bir Ağrı Yakıldıkça Sevilmeli (İsmet Özel)

Gecenin dürüstlüğünden herkes kuşkulanır

korkulur o kuş yüklü iniltilerden

ve mor ağzını gecenin kumuna batıran ben

çağdaş serüvenler adına

bütün fotoğraflarını yakan

yakan ve bekleyen.

Çarpar yüzü bir çocuğun mezarlara

yine de ağartamaz tanımını gecenin.

Ezgisiz ama esnaf bakışlarıyla soyunan bir kadın

ayartılmaya uygun o çok baygın yerlerim

ağartamaz

çünkü çocuklar yağız bir öpüşle korunur

ben yakarım çağımın ellerini. Ben bekliyenim.

Gecenin kıyısında benden konuşulur.

Kara bir irin akıyor

öpünce o yıkılmış gülüşünden çocukların.

Kara bir salgıdır çünkü büyük

serüvenler ve çocukların soluk alışları da.

Ürker herkes üşümüş bir anahtar olagelmekten

bir çocuğun şehri çarpar yüzümün varoşlarına.

***

https://www.youtube.com/watch?v=TGdk0NUXW_U

07 Temmuz 2020 23:38

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Kaçış (İsmet Özel)

Serin karanlığıma bir çingene düşerdi

gökyüzüne birikirdi hazineleri kışın

dağların dağlarda birikirdi gölgeleri

ürkütülmüş gölgeler kapımda çoğaldıkça

yüreğime o tedirgin çocuklarda düşerdi

kar yürürdü gözlerime tüyden ayaklarıyla

kar yürürdü çünkü kar

o temiz eldiveni gökyüzünün

tüfengimin ıssızlığını büyütürdü

bir dönülmez kaçışa uzanırdı çocuklar

ve o üzünç bitkisi çocuklarda ölürdü

artık üşümek çince bir çiçektir oralarda

yolcuların taşıyamadığı bir çiçektir

çünkü kardan yorulunca biz sıcak sulara

inip sepet öreriz ve 'gecenin

uzun ağzı sulardı saksıları'

ve hala ay dağınık saçlara benzer oralarda

serçelerin ayaklarına bağladığı karanlık

kimseyi çağıramaz kendi adıyla.

***

https://www.youtube.com/watch?v=6y_vqA392KM

08 Temmuz 2020 23:24

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Sendin (A. Erdem Bayazıt)

Sendin gökkuşağındaki yedinci renk

Sendin denizdeki uçsuz bucaksız mavilik

Sendin içimdeki ateş, yüreğimdeki sızı

Ve sana karşı koyulmaz hasretlikti gönlümde olan

Masallarda adı geçen güzel sendin

Kafdağındaki zümrütü anka kuşu gibi

Bana benden yakın, bana benden uzak olan

Akşamları gökyüzümdeki yıldız sendin

Sendin kaderimdeki yalnızlık

Şiirimdeki kadın sendin

İçtiğim kadehdeki şarap

Gördüğüm rüya sendin

Söylediğim şarkı olan sendin

Sigaramda duman duman

Yüreğime umut olan sendin

Sendin bitmez, tükenmez

Her fırsatta boğazımda düğümlenen sendin

Batan güneş sendin

Kalem tutan ellerim

Kulağımda çınlayan

Yazmaya çalıştığım şiir sendin

Yalnız akşamlarda üstüme çöken

Düşlerken kaybolup gittiğim sendin

Her bir gecede binlerce kere öldüren beni

Yağmur yağarken yüzüme düşen sendin

Aynaya baktığımda gördüğüm

Gören gözlerim sendin

Umudamda sendin, umutsuzluğumda

Yalnızlığımda sendin, yalınsızlığımda sen

09 Temmuz 2020 23:41

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Bana Baktın Gözlerinle (Louis Aragon)

Bana baktın gözlerinle ıssız ufka dek

Anılardan yıkanmış gözlerinle

Bana baktın saf unutuş olan gözlerinle

Bana baktın üzerinden belleğin

Başıboş nakaratlar üzerinden

Solmuş güller üzerinden

Aldanmış mutluluklar üzerinden

Yürürlükten kalkmış günler üzerinden

Mavi unutuş olan gözlerinle baktın bana.

Bir şeycikler anımsamıyorsun olan bitenden

Sevgilim

Anımsamıyorsun insanları, görünümleri

Gittin kendi kendinden duman dalgaları gibi.

????

Sana söz geçmişten konuşmayacağım bir daha

Bugün adımlarından başlıyor her şey

Bir kıvrımıdır giysinin bana yaşamaktan kalan

Başka şeyin yeri olmadı seni buluyorum en sonunda ben.

Sevgilim, sevgilim inanıyorum sana.

10 Temmuz 2020 23:35

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Sekiz Elli Yedi (Nazım Hikmet)

İslam'ın beklediği en şerefli gündur bu;

Rum Konstantiniyye'si oldu Türk İstanbul'u!

Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi,

Türk'ün padişahı, bir gök yarılır gibi

Girdi, "Eğrikapı"dan kır atının üstünde

Fethetti İstanbul'u sekiz hafta üç günde!

O ne mutlu, mübarek bir kuluymuş Allah'ın...

"Belde-i Tayyibe"yi fetheden padişahın

Hak yerine getirdi en büyük niyazını;

Kıldı Ayasofya'da ikindi namazını.

İşte o günden beri Türk'ün malı İstanbul,

Başkasının olursa yıkılmalı İstanbul

11 Temmuz 2020 23:25

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Kendi Sesini Bulmak ( Aziz Nesin)

Dünyada yapacağın en güzel iş

Arar gibi çölde yitik inci tanesini

Yaşam boyu aramak kendi sesini

Belki bulabilirsin belki bulamadan ölürsün

Dünyada kazanacağın en büyük başarı

Milyarlık tarihin coğrafyanın içinde

Arayıp arayıp kendi sesini bulmak

Belki bulabilirsin belki bulamadan ölürsün

Dünyanın en zor işi zorun da zoru

Bütün arayıp bulduklarını yitirsen bile

Elbet yine de öleceksin ölsen bile

Kalsın diye dünyada kendi sesini yitirmemek

13 Temmuz 2020 16:32

Aglayan Kalem
Şef
Beni sorarsan, Kış işte Kalbin elem günleri geldi Dünya evlere çekildi, içlere. Gülten Akın
13 Temmuz 2020 23:21

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

12.07.2020

Tesirsiz Parçalar 267(Ali Lidar)

Herkes gider

Ne?

Bilmiyor muydun sanki

Sevgili kalbim!

Neden hala apartman boşluğunun

gün ışığı görmeyen penceresinde

kuş sesleri beklersin.

13 Temmuz 2020 23:24

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Ekinoks (Ali Lidar)

Geniş zamanlar ararken olanı da kaybettik

Akla ziyan endişeler ontolojik kaygılar

Belki aslında hayat bir büyük rakı şişesi

Belki sen hiç olmadın belki ben hep sarhoştum

Belki bu hikayede bir tek annem haklıydı..

Ne ehemmiyeti var ha olmuş ha olmamışım

Belki hayat aslında enine çizilmiş plak

Yükseldikçe çatallanan alkol sabahı sesim

Belki sende bulduğum kaybettiğim her şeyim

Belki yalnız susmalı, kelimeler kifayetsiz

Sen bana çok erkendin ben evimde adressiz

Ne garip şey koskocaman dünyayı

Zavallı eksenimizden ibaret sanmamız

Coğrafyacı öğretmişti ekinoks diye bir şey var

Gündüzle gecenin eşitlendiği zaman

Aşk geniş bir eşitsizlik uzaklaştıkça anladım

Belki bütün doğrular anlamlarından saptılar

Belki ben kaybolunca diner bütün sancılar.

14 Temmuz 2020 19:12

Aglayan Kalem
Şef
Şiir, bizim eski suç ortağımız. Biz ne işlediysek onunla işledik. Gülten Akın
14 Temmuz 2020 19:23

LaosKratess
Yasaklı

Benimkilerden masum valla.. Guzel..

15 Temmuz 2020 23:30

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

14.07.2020

Kadırga (Murathan Mungan)

Senelerce, senelerce evveldi;

Bir deniz ülkesinde? ve belki de

birbirine aktardığım defterlerin hepsinde

bu şiir vardı:

Senelerce , senelerce evveldi;

Biz seninle orada, o deniz ülkesinde tanıştık

uzak denizler, uzak yakınlıklar içinde

bir Kadırgada iki korsan

tarih, yarın, ütopya dolu sandıklar arasında

birbirimizi yaralarından tanıdık

dışı korsan, içi iç denizlerde yaşayan çocuklardık

konuşamadıklarımız bir bulut kalınlığında

duruyordu aramızda

oysa konuşsak, ya da dokunsak birbirimize

çekip gidecekti içimizdeki o korkunç noksanlık

batık gemilerin deniz diplerini saran

umutsuzluğu vurmuştu yüzümüze

birbirimizden ve aşkın keşfedilmemiş gizlerinden

ürküyorduk

bir definenin ikiye paylaştırılmış haritasında

bilmeden

birbirimize doğru ilerliyorduk

kara görünüyordu yokluğumuzda

kara çok uzakta

sahiller millerce

uzaktaydı birbirimizin yokluğunda

neyimiz vardı öfkeli bir gençlikten

mağrur inceliklerimizden

ve geceler boyu kısık yıldızlar altında anlatılan

ihanetlerin kara bilgisinden başka

biliyorduk geldiğimiz yer Atlantis

o yitik ütopya

gittiğimiz yer de ora

Senelerce, senelerce evveldi;

sen yoktun

bu aşk başladığında

Senelerce, senelerce evveldi;

sen yoktun

ben de yoktum

bu aşk başladığında

bizi yola çıkaran ne varsa

yol üzerindedir,

öyledir sanıyorduk

geleceği seçmeye çalışıyordu kısılmış gözlerimiz

adasız denizlerin ufkunda

Bilge ve hırsız. Çocuk ve katil. Ölüm ve oğul

oluyorduk. Denizler, meydanlar, kavgalar ortasında

fırtına bilgisi yoklarken

çözülmemiş zamanların altın bilmecelerini

bir daha hiç çıkamadık daldığımız karanlıktan

kara ruhların büyük bayramlarından sonra

Aşk giz tutmuş tuğra

Aşk 1988

Bir yıldır yoldayız

Aşkımız sağlam sularda

Aşk 1988

gideceğimiz yer atlantis

o ütopya sıla

ayrılsak bile biliyoruz

başka bir anlamda

senelerce, senelerce sonra

sağlam, ödeşmiş, mutlu âşıklar için

bir randevudur

aynı yolculukta Kadırga

Aşk 1992

Ayrılık 1992

şimdi biliyor muyuz

gömülüp gideni batıklarda

kaç kıyıdan toplanmış taşlarla

batıyordu dibe

şarap fıçılarıyla, zeytin dallarıyla

yarım kalmış bir gravürde

yelkenleri sönen kadırga

batıyordu

sarışın hurmalar, gümüş paralar

uzak otlar, ipek topları, amber kokularıyla

çıkmamak üzere bir daha

bir başka mürekkebin kıyılarına

daldığımız solgun gravürden

birbirimize baktığımızda

diriliyordu deniz diplerinde

boğulmuş beyaz kentlerden

geçilen yolculuk

aynı takım yıldızların altında

dünyaya gelen aşkların benzerliği gibi

başka çağları haber verir kimi denizler

yoksa nerden çıkardı bu rüzgâr

bu zeytin dalları, baş döndüren şarabın kokusu

ağzımızdaki bu hurma tadı

ipeğine uzandığım bu amber nerden

yüreğimdeki dövme çok eski bir gravürden

buluşurdu sessizliğimiz

okuduğumuz sayfaların derinliğinde

ne zaman sussak

aramızdan geçerdi hayalet gemileri

karşılıklı kıyılarda

aynı denize bakan

iki koltuk, iki lamba, iki ay

aynı pencerenin derinleştirdiği gecede

gemilerin ıslığını dinlerdik

tek bir söz bile etmeden konuşurduk saatlerce

kapkara hayalet gemileri geçerdi

geçmişten gelen

sessizliğin yarattığı sis içinde

kapkara hayalet gemileri

geçerdi gözlerimizin önünde

gecenin içinden

yeniden döndüğümüz sayfaların derinliklerinde

dilsiz kırılganlığıyla dip iklimi

yüzeydeki çalkantılarını unuttururdu

gömüldüğümüz denizin

som bir bütünlük içindeydik

koltuk, lamba,kitap

sayfasını kapatırken

kahramanı olduğumuz şiirin

ay sönerdi penceremizde

hayalet gemileri geçerdi

uykularımızın içinden

uzun denizlerde yorulmazdı gözlerimiz

birbirimizin güneşine baktıkça

en yeni yerlerimizi birbirimize borçlandık

çünkü âşıktık, kararlıydık, haklıydık

bir denize kaç dalga sığarsa

güz denizini ayıran halatlar

yaz denizinden geniş melankolisi

ıssız bir adaya düşecek olsan

hangi şiirleri alırdın yanına

hangi mevsimleri, ikindileri

çarşafını değiştir denizin sevgilim

tropikal yaprakların, ayın

yüzüne düşen perçemlerini kaldır

hafızandan bütün lekeleri sil

alışmak çürütür gövdenin derinliğini

hangi denizi seçtiysen o türlü

varlığın kıstırıldığı seyir defteri

yaz denizini güz denizinden

ayıran halatlar gibi

çözülür adaların dağınık belleğinden

savat gece

çakıllarda şarkısı

ay ışığıyla ayrılır denizin ipeği ikiye

yalınlığın vurgununda çözülen derinlik

gövdenin uykulu tarihi

aydınlanır karasına vurduğu sahilde

avucunda tenimin taçyaprakları

kalbimde kalabalık yeminler

vahşiyim, vahşiyiz

bu defne günlerinde

çıplaklığımızla

dağlıyoruz

birbirimizi

gökle karışıyor tenimiz

kumun zamanlarıyla

suyun yeniden elde edilmesi

bulutun dumanı

yağmurun kırbacı

yaprağın buharıyla

sevişmek için değil

yaşamak içindir çıplaklığın önemi

tanımlara zorlanmış itiraflardan

firar ediyor gövdelerimiz

bir ejderha uyuyor ay ışığında

ay ışığında uyuyoruz ilk defa

kendiliğinden yolunu bulan

hayvanlar gibi

ateş, hava, su, toprak ve aşk

birbirimize çıkıyor her defasında

kendiliğinden yolunu bulan

birbirimizin kollarındaki

ejderha

gecenin bütün burçları

inmişti sahile

ürperen kumların üzerinde

hiç görmedikleri bir sabah gibi

bakıyorlardı yüzümüze

gecenin göğsümüzde unuttuğu

bir avuç ay ışığı

senin göğsünde bıraktığım

en derin uykumdu

orada kaldım

orada kaldı

ne kadar tutkunduk birbirimize

ufuk daralırdı tenimizin yankısından

o kaçak sahil köyü, Kadırga

şimdi iki ayrı yaz kaldı bize

birlikte geçirdiğimiz o büyük yazdan

solak defterlerde uğru

erkek denizlerde mitoloji

korsan haritalarında define kalbim

bir senden birçok âşık edindi

Zamanı bizden ayrı parlayan bir şeydi

kanımda kımıldayan tutku

gecenin sözleşmesindeki mürekkep

her şeyi aşka ve ateşe dönüştüren

derin bir ayindi

sen gittin

buluştuğumuz körfezler şimdi başka denizlerin çekiminde

sen gittin

ama doksan dokuz adın kaldı kalbimde

ne kadar gitsen de uzağa

vücudumda dolaşıyor zincirin

kurduğun bütün tuzakları

tapınak bildim

tenim çöl tenim çöl tenim çöl

bedenimi lincine bırakıp

çekip giderim

çekip giderim

giderim

tenim çöl

aysberg tül

ne zaman dondu pusula

ne zaman geldik bu iklime

aramızdaki siste kaybolmuş

buzkıran gemiler

kaybolmuş kelimeler

sen yoksun

ben de yokum

kutuplar kadar yalnızız ikimiz de

rüyamızı emanet etmedik

hiç uyumadık sığda

ölümün uykusuna güvenir gibi

bırakırdık kendimizi

birbirimizin düşlerinin yastığına

aşktı bu, beraberlikti

yol arkadaşlığıydı

ve daha binlerce kelimeler

aşk bitmiyor bitmeden

denizi tükenmemiş Kadırga

bir çifte vav yokuşundan aşağı

doksan dokuz adımın

en güzeli sevgilim

yeniden bulmanın suları

denizi geçenlerin adımlarından sonra

taş kadar kör

taşbakısı gravür

diri mürekkep

kör aşk, kör levha

büyük bir fırtınada

yıkanmış aydınlığıyla

iniyor hat

güvercin dönüyor

bir dal zeytinle

aşk bitmiyor bitmeden

tükenmemiş deniziyle

masalına dönüyor Kadırga

bir türkü

Meyve bile dalına güvenir

Meyve kadar hükmüm yoğ imiş

bir dize

Denizim ben batık aşklarla dolu

bir fotoğraf

şiirde görünmüyor

ve görünmeyen nice ayrıntı

kim bilir ne zaman kendini yazmaya başlamış

başka şiirlere taşmış

taşırmış içindekileri

seyir defterinin kazalara uğradığı Kadırga

yeni dalgalarla yamıyor

yarıldığı denizi

gönderinden ithafına kazıdığı tarihi

gönderme yaptığı başka denizler yarattı kendine

kimi zaman başka şiirlerin gövdelerinde

denize açılarak sürdürdü, sürdürüyor kendini

duruyor yürekteki define, korsanlar yaşlandı

deniz zamansız

ne sen, ne ben, ne şu mai deniz

ne de melâli anlamayan diğerleri

senelerce, senelerce evveldi

senelerce senelerce evvel bir sonraki

15 Temmuz 2020 23:39

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Şarkımız Bizim (Necip Fazıl Kısakürek)

Kırılır da bir gün tüm dişliler

Döner şanlı şanlı çarkımız bizim

Gökten bir el yaşlı gözleri siler

Şenlenir evimiz barkımız bizim

Yokuşlar kaybolur çıkarız düze

Kavuşuruz sonu gelmez gündüze

Sapan taşların yanında füze

Başka alemlerle farkımız bizim

Kurtulur dil tarih ahlak ve iman

Görürler nasılmış neymiş kahraman

Yer ve gök su vermem dediği zaman

Her tarlayı sular arkımız bizim

Gideriz nur yolu izde gideriz

Taş bağırda sular dizde gideriz

Bir gün akşam olur bizde gideriz

Kalır dudaklarda şarkımız bizim

***

15 Temmuz anısına

https://www.youtube.com/watch?v=mQXDiBBiLUc

27 Temmuz 2020 21:15

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

16.07.2020

Sinema Kapıları (Şükrü Erbaş)

"Çocuklar büyükler gibi konuşur sefaletten" Edip Cansever

Başlarken/Hep Aynı (İç) Görüntü

ı.

Güven içinde olduğumu bilmem hiç

Sevildiğimi, önem verildiğimi

Benim başkalarını aradığım gibi

Arandığımı bilmem...

Dünyanın bütün suçlarını işlemiş

Bütün yanlışlarını ben yapmışım gibi

Yaptığım her işten tedirgin oluyorum.

İçimde sürekli bir horlanma korkusu

Bir kekeme tutukluğu ürkek dilimde

En iyi bildiğim konuda bile

Çekine çekine konuşuyorum.

Çekilip sonra kabuğuma küskünlüğün

Kendime düşlerden sığınaklar kuruyorum

Kırık dökük izleriyle hayatın.

Usul sesli içe değen incecik

Bir şarkı büyütüyorum, ömrüme benzeyen...

Sabah kadar uçuk, akşam kadar acı

Rengi dört mevsimin uyumsuz karışımı

Acemi bir şarkı...

Umuda ve gerçeğe böyle katlanıyorum.

ıı.

Bir biletle günün

En güzeli iki saatini satın alıyorum

Neden gitmeyeyim ki?

Baba korkusu yok, usta korkusu yok

Annemin zayıf elleri, ölü gözleri

Kardeşlerimin sıska cılız gövdeleri yok

Yoksulluk yok, acı yok;

Olsa da öyle kısa sürüyor ki

dışardaki kötülükler içinde...

Düşlerimi satın alıyorum, yalnızlığımı

İçimde umudun kırık aynaları

Yüreğim bunalıyor gerçeğin gergefinde;

Bir biletle bırakıp gökyüzünü kapıda

Kırık tahta koltuklarda, hüzünlü

Alacakaranlığımı yaşıyorum.

Neden girmeyeyim ki

Günlerce, günlerce avunuyorum?

27 Temmuz 2020 21:22

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

17.07.2020

Ben Dağların Çırasıyım (Şükrü Erbaş)

Ben dağların çırasıyım

Düzden eser yelim benim

Herkes bahçesini güzeller

Karda açar gülüm benim

Sesim bulut elim yağmur

Güneş alnımda dillenir

Gölgesi ölüm dolanır

Ayrılıktır ömrüm benim

Gittiğim evler ağrısı

Geldiğim düşman uğrusu

Hayattır haresi közü

Dünya tüter külüm benim

Sesim kanat elim sudur

Gözlerim bir ince yoldur

Bir hayale taç giydirir

Ayrılıktır ömrüm benim

27 Temmuz 2020 21:26

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

18.07.2020

Gece,Tren ve Ova (Oya Uysal)

Gecenin kalbinden geçip gitti hırçın bir tren

ve sen dönmekle dönmemek arasında bir yerde,

kaçırıp camdaki suretinden kederli gözlerini, seyrettin

ışıkları soluk kasaba içlerini.

Göz önünde dururken gömü,

kayıp parçasını aradın

haritanın

akşamı karşılayan telaşlı halini aradı oda,

konuşkan ellerini, sokulgan gövdeni.

Silik bir rüya gibi uzayan üzgün kırlardan geçti tren

geceyi ürperten ıssız mezarlıklardan,

hayatın ve ölümün iç içe geçmiş

gizli simetriğini düşündün,

birlikte ölünecek hiç kimse bile yokken

ölümün aynasından yansıyan hayatın güzelliğini,

dalları karlarla kaplı ağaçlıkları, seherde sazlıkları

seyrettin,

sazlıklardan kanatlanan kuşları...

Dinle! Seni geri isteyen şehrin sesini getiren rüzgârı

uyanmasın diye içinde uyuyan karanlık,

usul usul konuşan sokağı dinle

dağınık masa, tozlu konsol, eskimiş sedir, kitaplık,

sen bekliyor perdeleri yarı açık pencerede

27 Temmuz 2020 21:33

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

19.07.2020

Mevsimi Kaybetmiş Rüzgar (Oya Uysal)

- Sesi, akşamın içinden akıp giderdi.

Kalkıp giderdim. Acıklı bir romanı henüz bitirmiş gibi içli giderdim.

Bilinmeyen bir şehre, uzaklara, ağır bir hastaya,

karanlığın yalnızlığında kendime gider gibi giderdim.

-Rüzgârdı o!- Gecenin kalbinden

incecik bir yağmur geçip giderdi ve dallarından

damlalar damlayan bir ağacın altında sevişirdik

ayaküstü.

Mevsimini kaybetmiş rüzgârdı o.-

Yarım kalan bir aşka nasıl başlanır yeniden

bir bilsem; her gece karanlığa karışmaya kararlı,

her sabah vazgeçmiş,

arar mıydım hiç

mahmur sokaklarda kayıp ruhumu. Kimdi o,

-Geriye dönüp bakma, acıtıyor seni

diyen,

unuttum şimdi.

- Sustum ve sakladım bir sızıya sığdırıp ölü

hayalleri, herkesin yüzüne yakışan bir hüznü vardı zaten.-

27 Temmuz 2020 21:34

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

20.07.2020

Uçuruma Düşen Nehir (Oya Uysal)

sende bu yükseklik korkusu,

boşluğunun kıyısından geçmişe baktığın gün mü başladı

oturduğun yerden seyrettiğin kuşlar bile ürpertiyor içini.

için ki uğultulu bir orman.ruhunu çizen,kanatan dallar ve rüzgar...

-ah! kalbin sürgün günlerinden kalma hüzün

diyorsun

yüzünde güzden gölgelerle karşılarken akşamı

kucağında yalnızlığına sürtünen kedin.

tanımlamak gerekirse bir imgeyle seni

uçuruma düşen nehir...

oysa sehir aşağıdan seni çağırıyor.

27 Temmuz 2020 21:37

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

21.07.2020

Beyaz Geceler (Behçet Aysan)

bütün hayatları bilmek isterdim

ilginç geliyor bana bir gemicinin

anlattıkları

eskiyen

aşkları bırakıp

yeni yükler aldıkları

beyaz bir gecede.

bilmek isterdim

çamlıhemşin'li fırıncı

ustanın

niçin

batum'dan göç ettiğini

kömür yüklü mavnayla

beyaz bir gecede.

beyaz bir gecede

beyaz bir gecede

savrulmuş

buralara

saraybosna?dan

elinde hiç işlemediği

nakışı

kış zorlu

makedonya komitacı dolu

buğulanmış camları vagonların

bakışı mavi gözleri dalgın

o kadın

doğurmuş sonra annemi

bilmek isterdim

bozüyük bilecik arasında

bin dokuz yüz kırk yedinin martında

tipi

ve aç kurtlar

saldırınca

tepesinde bir telgraf

direğinin

donan

gencecik hat bakıcısının

hayatını.

beyaz bir gecede.

ne söylenecek

bir türkü

ne yazılacak

bir roman

olan

bütün hayatları

yaşanmış

bütün hayatları

bilmek isterdim.

beyaz bir gecede.

27 Temmuz 2020 21:52

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

22.07.2020

Yarım Yamalak (Süreyya Berfe)

Dün saatlerce sana baktık ey insanoğlu

insankızı, insaneşcinseli

senden konuştuk sözde

Arttı anlaşmazlıklar

derinleşti görüş ayrılıkları

çoğaldı fraksiyonlar

Her yalnız kalışında, yalnız oluşunda

(ve, veya) içkiyi fazla kaçırışında

bir "şey"ler geldi birimizin aklına

vücuduyla birlikte, kolları da uzadı

elleri hareketlendi, parmakları oynadı

içgüdüsel olarak ve sırayla

beyni, ağzı, dudakları ıslandı

kafasıyla gözleri bir "şey"lere takıldı kaldı

Birimiz hep sıkıldı

canı sıkıldı, içi sıkıldı, ruhu sıkıldı

"sonsuza dek" sıkıldı

kahverengi kahverengi sıkıldı

Çıkıp "yürüyüş yapmak" istedi birimiz

Evet "bir yürüyüş yapmak"

Dolma, temizlik, dikiş-nakış, çocuk

alışveriş, aşk, yolculuk

(ve, veya) arayış mı yapmak isteseydi

"Yürüyüş yapmak" istedi. YÜ-RÜ-YÜŞŞŞ!..

İleri, daha ileri, en ileri

21. yüzyıla doğru, teknolojik bir hızla

özgürlüğe, bağımsızlığa, barışa

refaha, mutluluğa, rahatlığa

ve her alanda "N'apalım yani" ye doğru

olmaya -to be, avoir -değil, sahip olmaya -to have,

étre -doğru

başlar ve vücutlar dik, gözler ilerde

"Dağ başını duman almış" gibi bir yürüyüş

yetinmeden, doymadan, bıkmadan, usanmadan

evleri eşya stokuna

hayatı tavşan bokuna çevirmeye doğru

her şeyi hızla magazinleştirmeye

sonra da uzun uzun şikâyet etmeye doğru

açık ve temiz havada bir yürüyüş

Çoğalan apartmanlara, gökdelenlere, azalan ağaçlara

tek katlı villalara, evlere baka baka

Karşıdan karşıya kelle koltukça geçen

bizim gibi geçen

ama rakı içmeden geçen kedilere

yalılara, inşaatlara, çiçeklere, köpeklere

daha çok, sahipli köpeklere baka baka

-çünkü onlar cinstir ve garantili köpeklerdir-

acıyarak yağmalanan kıyılara, denize

demokrasiyle birlikte kaldırılan çaycılara

çayhanelere, meyhanelere, kıyı gazinolarına, çiçekçilere

kirletilen (ve,veya) temizlenen "o canım şehir"e acıyarak

ve dura dura bazı vitrinlerin önlerinde

Mimar Sinan'ın torunları olan

ama Mason bile olamayan

içgüveyliğine aday bazı iç mimarların

özenle düzenledikleri vitrinlerin önlerinde dura dura

Almak ne kadar kolay

ne kadar kolay Tanrı'm, o kadar kolay ki

birkaç şişe içti, et (ve,veya) balık, biraz meze

Vehbi Bey'in önerisine uyarak

bir kundura veya bir araba

almak ne kadar kolay

bir haz, bir tat, bir keyif

-Ne güzel hava değil mi?

-Evet, güzel.

-Çok güzel.

-Aptallık bende. Ne diye soruyorum sanki?

-Ne bileyim. Çok güzel işte.

-Haklısın canım. Çok güzel.

Masanın toplanışına katıldık

yenisi kurulsun diye

köpeklerimize yemek verdik, kedilerimize süt

insanlarımıza öğüt

"Enteresan" ve "harika" geleneklerimizden

"eşsiz" zanaatlarımızdan hayranlıkla söz ettik

Eski yılları, eski insanları, eski eşyaları, eski hayatları

ve "doğallıkla" eski kendimizi hatırladık

Yüreğimiz daha fazla dayanamadı

şöyle bir özleyip geçtik

Pehlivan tefrikasına döndürdükleri (ve, veya)

döndürdüğümüz

halkımızı unutmadık

Pop, Hafif Batı, Türk Hafif Batı, Klasik, Arabesk, Alaturka

ve Türküler

iyi geldi bir ara

Sonra tekrar halkımıza döndük

onun

çok ama çok acılar çektiğini anlattık birbirimize

Başından geçenleri hatırlamaya çalıştık

herkes bir olay anlattı

Bilimsel çözümlemelere giriştik

sosyolojik, sosyo-ekonomik, filozofik, psikolojik, politik

Okul, gazete, dergi ve TV kültürü yetti tartışmamıza

halkımızı ve yurdumuzu anlamamıza

ilgi duymamıza, sevmemize, acımamıza

özellikle acımamıza

çünkü biz, nedense "genelde" hep acırız halkımıza ve

yurdumuza

Biraz da kızdık

aptallığına, ölülüğüne, geri zekâlılığına

alaturkalığına, kaderciliğine, bağnazlığına

"giderek" alay da ettik bir ara

Dün saatlerce sana baktık ey insanoğlu

insankızı, insan eşcinseli

seni konuştuk sözde

Başladı yine tedirginlikler

gerildi sinirler

Kişisel (ve, veya) bireysel sorunlar geldi birimizin aklına

Birimiz

yattığına (ve, veya) yatmak istediğine iyi davrandı

ama çok iyi davrandı

Birimiz

karı-koca anlaşmazlılarını tartışmak istedi

O sırada karısıyla kapışmıştı birimiz

Bağırdı, sustuk

Akıl danıştı

Hangi akıl? Bunalım danıştı

İkisi de aydınmış, "dolayısıyla ve doğal olarak

devrimciymiş eskiden

evlenmişler, iş tutmuşlar, para kazanmışlar

Yavaş yavaş değişmiş çevreleri

üstleri başları

evleri

davranışları

mimikleri, tikleri

ve "Marksist" açıdan bazı fikirleri

Günün yorgunluğunu

"herkes"in gelip gittiği yerlerde

evde televizyon (ve,veya) içki başında

olmazsa bir ?arkadaş?larında

Haftanın yorgunluğunu

hafta sonu akşamları "biri"nde toplanarak

Ayın yorgunluğunu

spesiyaliteleri olan kalite bir restoranda

Yılın yorgunluğunu da

denizi, kumu, servisi, lüksü

otel-moteli ?iyi? bir yerde gidermeye başlamışlar

Sinemalara, tiyatrolara, konserlere, sergilere, gidiyorlarmış

gazeteleri dergileri, kitapları izliyorlarmış

Evet, izliyorlarmış

hem de sıkı ve amansız bir biçimde

ve iz sürüyorlarmış nerdeyse

Yalnız, eskisi gibi hepsini alamıyorlarmış

hem para hem de vakit azalmış

Enflasyonist gidişata karşı alınacak önlemler

hayat gailesi, aile sorumluluğu

çocukların istikbali, kendilerinin yaşlılığı

emekliliklerinde başlarını sokacakları sakin bir yer

iş (ve, veya) işyeri sorunları

eksikler, eksikler, eksikler, eksikler

gedikler, delikler, eksikler eksikgedikler

ve neyin nereye konulacağı konusunda

arada bir anlaşmazlık çıktığı oluyormuş

Lebâlep dolu salon, mutfak, tuvalet yatak odası

Maddenin (ve, veya) eşyanın

hiç ama hiç karışmadığı, seyrettiği ilişkiler

Tüyler ürperten sessizlik (konuşmama)

baş döndüren seslilik (hep bir ağızdan konuşma)

zerre kadar sıkmıyormuş canlarını, çünkü

kristal bir takım görmüşler, pek lâtifmiş

bir yazlığa girmişler, yakında bitecekmiş

fazla kaçırmışlar yine

unlu, yağlı ve şekerlileri keseceklermiş

jogging (ve, veya) saunaya başlamak gerekirmiş

hayat zorlaşmış, yetiştiremiyorlarmış, biraz para lazımmış

Ödül (ve, veya) ufak bir aperatif alan, imza atan

ve adı dillerden düşmeyen yazarları yeğliyorlarmış

Kilim, cicim, antika

bakır, gümüş ve çinko ve pirinç

ve galvaniz ve alüminyum ve kalaya merak sarmışlar

Bir de

özellikle tanıdık ressam tablolarına (ayıp olmasın diye)

kıymetli ressam tablolarına (sıkışınca satmak için)

eskiölü ressam tablolarına (bizde de var demek için)

ve seramiklere ve gravürlere ve ebrûlara ve posterlere

görsel, işitsel (ve, veya) görsel-işitsel bütün sanatlara

Ancak

ufak, kıymetsiz ve zararsız bir şikâyetçikleri varmış

nadiren sıkılır gibi oluyorlarmış birbirlerinden

Acaba aşkları "mazide mi kalmış"mış

evlilikleri "alışkanlığa mı dönüşmüş"müş

yoksa ?boşansak ne fark eder? miymiş

En iyisi, evde bir ses olsun diye kedi veya köpek

bir daire (ve, veya) bir araba

hiç olmazsa bir arsa

Güvence, tazminat, yolculuk, ahir ömür, sigorta

Eldeki, evdeki, bankadaki varidatın

bir miktarı ölüm ilânlarına

geri kalanlar miraçsılara, yoksa vakıflara

"Cinsel (ve, veya) dirimsel diyalektik" açısından

kaçınılmaz bir biçimde ve vakıflar sayesinde

bitti bu yazı burda.

Toplam 1075 mesaj
«383940414243444546474849»