Editörler : yaralı-bir-öykü
«38394041424344454647484950
27 Temmuz 2020 21:59

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

23.07.2020

Bir Mayıs Günü ( Kemal Özer)

İçimizdeki bu utanç,

avuçlarımızdan birinde tuttuğumuz para,

kulaklarımıza çarpan sözcükler,

bu kaygan dünya, her şeyin eridiği bu Mayıs günü,

öfkeyle umutsuzluk, acıyla ölüm

kuşkuyla döneklik yan yana,

satıyorlar günün bütün seslerini,

sermişler kaldırımlara.

İçimizdeki bu uğultu

bakarken çocuklarımızn yüzüne,

titreyişi, uzatırken, ellerimizin,

bu kimseyi bağışlamayan duygu;

ardımızdan geliyor nereye yönelsek,

giriyor otobüslerden içeri,

yapıların tırmanıyor üst katlarına,

bu vakitsiz şafak, gece yarısı,

yürekleri dağlayan bu aydınlık.

Dolarken damarlarınıza bir anda

birlikte yürümenin coşkusu,

yaşamı bilinçle kavramanın

parlaklığı vururken alnınıza,

ne kadar biçerlerse biçsinler

umut daha gür sürecektir.

Hiçbir şeye yenilmediğini inancın

kim daha güzel anlatabilir

onurla söylenen bir türküden?

27 Temmuz 2020 22:03

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

24.07.2020

Yirmi Aşk Şiiri (Pablo Neruda)

-17-

Düşünüp gölgeler avlarken derin yalnızlıkta ağlarla.

Uzaksın sen de, ah öyle herkesten uzak daha.

Düşünüp, kuşlar salıp, imgeler dağıtıp

lambalar gömerken.

Uzaksın öyle, sis çanı, orada, öyle yukarda!

İniltileri boğan, karanlık umutlar öğüten gece,

o sessiz değirmenci

yüzükoyun geliyor sana kentin

uzaklarından.

Varlığın bir başka, yabancı şey bana.

Düşünür, dolanırım uzun uzun, senin önünde

yaşamım.

Kimsenin önünde değil yaşamım, buruk yaşamım.

Denize karşı çığlık o, taşlar arasında,

buğusunda denizin çılgın ve başıboş koşarken.

Çığlık, o kara coşkunluk, ıssızlığı denizin.

Göğe doğru çekilirken coşkun ve yaman.

Sen, kadın, neydin orada, hangi dalı, hangi dilimi

bu sonsuz yelpazenin? Uzaktın şimdiki gibi.

Ormanda yangın! Mavi haçlarla yanıyor.

Yanıyor, yalazlanıp yanıyor, parıldıyor ışık ağaçları

halinde.

Devrilip göçüyor çatırtılarla. Yangın. Yangın.

Ve ateş yongalarından yaralı ruhum hora tepiyor.

Seslenen kim? Yankılarla doluşmuş bu sessizlik ne?

Özlem saati, sevinç saati, kimsesizlik saati,

hepsinin içinde benim saatim!

Bir boru ki içinden rüzgâr şarkılarla geçmede.

Vücuduma düğümlü bir ağıtlar tutkusu.

Sarsılışı bütün köklerin,

baskını bütün dalgaların!

Yuvarlanıyordu sevinçli, üzgün, sonu gelmezcesine

ruhum .

Düşünüp lambalar gömerken o derin yalnızlıkta.

Kimsin sen, kimsin?

27 Temmuz 2020 22:06

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

25.07.2020

İyimser Bir Aşk Türküsü ( Ahmet Ada)

Bağlardan inen patikalardayım

Cebimde mis gibi şiirler, kuş cıvıltıları

Sokağınızdan geçiyorum öğle üstü

Sokağınızda sararan yaprakların kokusu

Şuramda ince bir sızı, serseri bir acı

Senden öncesi olmayan bir acı

Yalnız senin mecnunun olan bir acı

Her pazar geçtiğin yollarında bir yaprak

Yeşeriyor kuşanmış bütün cesaretini

Göğsünün içinde yaşatmak için aşkı

Bir yaprak da senin konuşkan elinde

Sevecen becerikli çalışkan elinde

Her zaman biraz olsun gecikirsin

Aşka yalnızlığa sevdaya

Yine de özlenirsin güzelim sevgilim

Bir çiçek de böyle özlenir

Su dolu bir testinin yanındaki bir çiçek

Desem öyle alaycı gülümser yürürsün

Sessizce yağan yağmur altında

Aşkı kendine anlata anlata

Yine akşam oldu sevgilim sensiz

Bırakıp gidiyorum içim aşkla dolduğu zaman

Durakları buğulu otobüs camlarını

Yağmur çiseleyen kirli sokakları

Gide gide hüzünlü bir türkü gibi dokunan

Yağmurun sesini ne çok seviyorum

Seni ne kadar çok seviyorum

İpek bir mendil diye

Ayrılığı katlayıp koyuyorum çiçekle masama

Bir de senin için yazdığım sevda şiirlerini

Kendi anlamlarını aşıp giden

Tozlu yollar sıra dağlar patikalar boyunca

Ey sevgili senin sımsıcak bakışlarını

Katlayıp koyuyorum çiçekli masama

Seni ne kadar çok seviyorum

Bir türkü solgunluğunu silip götürdüğü zaman

27 Temmuz 2020 22:10

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

26.07.2020

Ne Sen Kalırsın Ne hüzün (Sohrab Sepehri )

ne sen kalırsın ne hüzün

ne de bu yörenin halkı kalır

bir ırmak kıyısındaki kaygılı baloncuğa

ve geçip giden o şen anlara yemin olsun ki

hüzün de gidecek

öyle ki sadece bir anı kalacak...

anlar çıplaktır

kendi anlarının sen tenine

hüzün elbisesi giydirme sakın

sen değil aynaya, ayna sana dalmıştır

sen gülersen şayet o da gülecek

hıçkırırsan şayet

ah ki dünya aynası neler eyleyecek!

dünün dolabı doldu taştı hasretle, hüzünle... yazık!

yarının yükleri hep keşke, keşke

bu anın kabı boştur ama

göğsün alanı kimi ağırlayacak

gam varınca yoldan, bu göğsün kapısını açma ona

Tanrıya sadece boyun damarı kadar bir yol var

Tanrı varken hüzne bu evin vaadini verme asla

27 Temmuz 2020 22:31

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Söz ve Aldanış (Ahmet Telli)

Gidelim istersen suyun

Söğüt dallarını serinlettiği

Irmağın sesine aldanarak

Bir aldanma değil midir

Öncesi unutulan şeyler gibi

Aşklar ve yolculuklar da

Belki anlatır anlatacağı

Bir şey varsa bekleyen

Eprimiş olsa da sözler

Sözler hangi birimizin

Yalnızlığına kaçak yolcu

Olmamıştır ki kimi zaman

Çığlığa dönen bekleyişler

Sözün yırtılan yeri midir

Gecenin kezzap koynunda

İnandığımız ne kaldıysa

Bilemediğimizdendir ve tanrı

da bunaktır bu çağ kadar

Bu çağ unutmuştur artık

Çağlamayı ve serin söğüt

Dallarından düdük yapmayı

28 Temmuz 2020 23:32

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Aynanın Önüne Bırakılmış Mektup (Murathan Mungan)

neden ağladığımı bilmiyorum, diyorsun.

çünkü birşeyler değişiyor içinde

kendini ikna etmiyor düştüğün boşluk

bildiklerin başkalaşıyor gözlerinin önünde

yabancılığı öğreniyorsun

gece söndürür hayalet olmaya yetmeyenlerin ışığını

güçlü olmaya benden daha çok ihtiyacın var

çünkü haksız olduğunu

kalbinin bir yerinde biliyorsun

gündüzün kepenklerinde duyduğun güven,

çelimsiz gölgelerin fısıldadığı

küçük sırlarla büyüyorsun

zamanın ve

aynanın önüne bırakılmış

kısa bir mekup bu

belki çok sonra anlayacaksın içindekileri

ama şimdi okuyorsun

29 Temmuz 2020 23:41

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Ils Sont Eux ( İsmet Özel)

Ağır ceza reisi duruşmaya girerken

safir bir göz yapışıyor kırmızı yakasına

kırmızı yakaları var yargıç cübbelerinin

fransız ihtilalelinden kalma.

burslu okuduğu yıllardan kalma ceza reisinin

garip bir tarafı var

kaşlarını çatınca bir çocukluk

dolduruyor yüzünü

ürkünç bir uğursuzluk

gülümsediği sıra.

garip bir tarafı var valinin

makam arbasına binerken her seferinde

bakır bir dudak karışıyor kırmızı saçlarına

saçlarını parmaklarıyla taradığı zamanlar

bu dudak

öpüyor onu hain bir yumuşaklıkla.

safir göz görünmüyor yargıca

kendini valiye vermiyor bakır dudak

görmüyor alay komutanı tekmil alırken

gömleğine bir damla civanın sızdığını

bir gözyaşı, bir ukde anlamı kazanarak.

kimse görmüyor buruşuk pardesüsüyle bir babanın

kırılgan bir yelpaze olduğunu akşam eve girince

karısı

katlanmış kilimlerle uyum içinde

kolunu büküyor, dayıyor elini yanağına

büyük kız kanepede bu ara

bir göl gezintisine çıkmıştır

kelebek ölülerinden bir ırmakta

sürüklenmektedir lisebirdeki oğlan.

kız için

sırlara karışmaktır

bir gölün ortasında olmak

erkek kardeşi bir türlü

varamaz herhangi bir sırra?

iki yanında neden akar binlerce bu kelebek?

binlerce kanatlı çekirge neden uçar

beyninin yukarsında?

evde soba yanıyor

önce çalılar geçiyor çocukların boğazından

sonra ağaç kökleri yırtıyor damarlarını

bütün ailenin.

dışarda soğuk

safirden, bakırdan, cıvadan bir gece uçuyor

gece uçarken kulaklarına dokunuyor bekçinin

bekçi

mavi zehir şiddetinde düdk çalarak

bir soru soruyor karanlığa

bütün cevaplar sendedir, saklama

diyor karanlık ona

bekçi en saklı yerinden bir banka broşürü

bir piyango bileti çıkarıp gösteriyor

copunu gösteriyor lisebirdeki oğlana

sonra acılı olduğu açıkça anlaşılan

bir kadına bıyık buruyor

buruk bir sabah

başlıyor acılı olduğu

açıkça anlaşılmayan

dünyada.

ağır ceza reisi

santa luçia söylüyor traş olurken

maiyet memurluğundan beri aksatmadan

yaptığı gibi vali sabah sabah

parlatıyor

zaten pırıl pırıl olan siyah

kunduralarını.

kışlada alay komutanı

barakaların kar altında öksüz

duruşlarına bakarak

susuyor, söylemiyor bildiği tek şiiri

"güzel olan hiçbir şey hülasa edilemez"

demiş çünkü valéry.

çünkü serbest düşünme zamanı geçti artık

şimdi mesai saati

disiplin kurulunun toplantısı var

arşivde sicil belgeleri damgalanacak

tayinler imzaya girecek

teftişe gidecek generaller

rüya, okşayış, tevrat

gibi kelimeler

gündemin dışında.

yurttaşlar uygunadım çalışmalarıyla

söktüler kariha yarımküresini yerinden

bir pusula koydular açtıkları boşluğa

titreyen, korkak ibresiyle bu pusula

kuzeyi gösteriyor serbest

düşünme zamanlarında ;

safir bir göz görünce karıştırıyor yönü

tırnaklarını yiyor bakır bir

dudak ona yaklaşınca ;

cıvadan bir gözyaşı

bari olsun istiyor

bütün mesai boyunca.

buruşuk pardesülü adam dalgın

gittikçe daha dalgın, elinde cetvel

masada hesap makinesi, pusula

yetmiyor dibe dalmasına

bağlıyor kalın bir urganla beline

ağır bir sandık

salıyor kendini

yeşil yosunların

kırmızı balıkların

uçan kabarcıkların

derinliklerine

orada

bir sandık buluyor

yakutlar, altınlar, pırlantalar

adam dibe inmek için beline bağladığı

sandığını keşfediyor dibe ulaştığında.

öyleyse adamın eyvah ışıdı yüreği

eve dönmesine gerekçe

bulamıyacak bir daha.

eyvah çattı kaşlarını, ayağa kalktı yargıç

elindeki kalemi

gülümsüyor, kıracak!

atıldı öne, denize doğru lisebirdeki oğlan

denize, yakuta, entegral hesaplarına.

kardeşim!

diye haykırdı ablası arkasından

fırladı kanepeden

kopardı kafasını bekçinin

safirden bir baltayla.

anneleri

mutfakta kalan son bakır sahanı

alüminyum olanıyla değiştirdi.

mesainin bitimine on kala

istifa etti vali

çamurlu bir yoldan

yayan yürüdü sınıf arkadaşı

olan nalbantın dükkanına.

alay komutanı oğlu için

otomobil satın aldı

mercury marka.

kış geçti, öksürük haplarıyla

geçti cumartesi

hiçbirşey söylemeyen sözlere varmak için

herşeyin sonuna kadar söylenmesi gerekti

incir? yarpuz? karamela?

la havle ve la kuvvete illa billah.

30 Temmuz 2020 23:20

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Kesit (Oya Uysal)

şimdi hüznümü vermem kimseye

bana lazım

sevdayı katla şimdi sırası değil

sözünde dur ve sok cebine elini

üçlü bir tragedyadayız

ezberle sıranı

bak defterimin arasında kurşun kalem

bekliyor nasıl küçülmeyi

orada bir adam var temmuza uzanmış

seslensem sedef gülüşlere boğacak beni

biriktirme umudu

hüznü yastık yaptım kabarttım

ayışığı

uzun sürdü görünmen

31 Temmuz 2020 23:26

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Sis (Oya Uysal)

Göğsümden geçerdi göç yolları kuşların. Yaşadım mı, düş mü,

hayal mi ne kadar uzak. Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat.

Neyin peşine takılıp geldim bu bilinmeyen yere

unutmanın sisini aralayan şaman!

Ey Kuzey yıldızı!

Kaybolan geceye yolunu gösteren şamdan

içimin karanlığında korkan çocuğu koru.

Hatırayı saklayan eşyanın eskimiş yorgunluğu

yazlık sinemalar, taş plak, radyolu günler

ve kalbin ilk ağrısı

bir başka kalpteki yerin kadardı hayat.

Her aşk başa dönmekti belki de

hayata ve aşka hep geç kalan ben,

kimi sevsem bir başkasını sevmiş olurdu.

Göğsümden geçerdi göç yolları kuşların. Yaşadım mı, düş mü,

hayal mi ne kadar uzak. Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat.

1

Uykuya dalan bahçeyi uyandırmadan geçti de yağmurlu güz,

kışı atlatamadı, toprakla kucaklaştı sokağın yaşlıları.

Hatıranın karanlık dehlizlerinde yerini aldı,

yeri göğü aydınlatıp

yataktan aynaya yansıyan ışık

koynunda sevişmekten tükenip bittiğimde,

uçurtması bulutlara değen çocuk sevinci, kamaşan beden.

Nehri, bahçeyi, akmayan çeşmeyi, güvercinli damları,

çarşıyı örtüp

karşı kıyıya uzanan sis

örtmese de bitmiş bir aşkın kederini

beni hayata, eve, evdeki bir başka yalnızlığa döndüren

çocuk kedi. Artık iyi.

Ey bilge şaman! Yerlere ve

göklere hükmü geçen zaman.

Beklemek ve görmek. Birbirinin benzeri sözler,

gelip geçen insan suretleri,

birbirine karışan yüzler ve sesler.

Yolları ardında bırakan mevsimler, batan gemi ve

karanlık sularda sürüklenen ruhum ve bütün soruların

toplamı ve özeti olan

- Ben neyi aradım durdum?

Ve hâlâ el altında duran bir başucu kitabı

yalnızlığım.

Göğsümden geçerdi göç yolları kuşların. Yaşadım mı, düş mü,

hayal mi ne kadar uzak. Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat.

2

Yolları yorgun düşüren yolcuydum ben eskiden, artık geçmiş

ve kalbim yorgun düşen.

Herkes kendi gözünde büyütüp seyrederken kendini

sinip küçüldüm,

sığındım yalnızlığın

göğsüne

odalara sığmazken yalnızlığım.

Başkasının yerine sahne alınmış bir oyun,

birkaç gösterilik bir oyundu bu. Aşkı doğrulayan acı

ve yılları yadsıyan çıplak bedenlerimizin

bazen usul, bazen hırçın karışıp birbirine akışı.

Uykuyla uyanıklık arasında

kısacık bir yaşanmışlık.

Nehri, bahçeyi, akmayan çeşmeyi, güvercinli damları,

çarşıyı örtüp

karşı kıyıya uzanan sis

bugün de örtmedi bitmiş bir aşkın kederini.

Zamanın kıvrımları arasında gizli saklı kalmış bir şeyler

sezilen ama söze dökülemeyen.

Biz diye bir şey yokken,

neyi alıp gitmiştik birlikte temmuza

ansızın boşalan yüzün,

uzak bakışların

bilip de bilmezlikten,

görüp de görmezlikten gelinen.

İçimin kırılıp dökülmüş camlarından sızan bir soğuk rüzgâr,

bir karmakarışıklık,

derbederlik, derlenip toparlanmak istemeyen.

Yolları yorgun düşüren yolcuydum ben eskiden, artık geçmiş

ve kalbim yorgun düşen.

3

Yolları yorgun düşüren yolcuydum ben eskiden, artık geçmiş

ve kalbim yorgun düşen.

İçimin kırılıp dökülmüş camlarından sızan bir soğuk rüzgâr,

bir karmakarışıklık,

derbederlik, derlenip toparlanmak istemeyen.

- Yaprak kımıldatmayan durgun gecenin sokaklarından geçtim, bahardı. Dalları karlarla yüklü ağaçlı bulvarlardan sonra, gece yol alınan uzak şehirlerden, türeyen tren camlarına yaslanmış başımda ağrılarla, soluk kasaba içlerinden, perdeleri açık, sarı kör ışıklı ev içlerinden, donuk insan yüzlerinden...

Dinmek bilmez son yaz yağmurları... Sanki bir suç işlemiş de yüzü yere inmiş üzgün çocuktu gökyüzü. Islak ot ve toprak kokusu.

Başı sonu yokmuş gibi uzayıp giden sararıp solmuş kederli bozkırlardan, gecenin uykuya yeni düştüğü ıssız vakitlerden geçtim. Günü uyandıran kuşlarla başlayan sabahlardan.

Önce mordan eflatuna sonra ağır ağır pembe

usul bir ışıkta, şafakla yüzü aydınlanan yeryüzü güzeldi.

O vakitlerde aşkın eşlikçisi acı bile içimde güzeldi.

4

Aşıp gecenin eşiğini geliyor arada bir caddenin uzak sesi. Kar,

beyaz bir hüzün gibi örttü şehri.

Yaprakları birbirine yapışmış eski, tozlu bir kitabı

sanki okur gibi yeniden

unutmaya bırakılmış sırları

çevirdi parmaklarım.

Herkesin bir vazgeçilmezi var ya,

her yere birlikte götürdüğü

takvimsiz, saatsiz vakitlerde

dökülüp saçılan ortalığa.

Ben sarıp sarmalayıp aşkı

yalnızlığa

taşıdım durdum acıyı küçültüp

sığdırdım

incecik bir sızıya.

Şimdi çıkıp gitsem oturur sedire bekler beni

büyüdü, evi sevdi,

annesinin ölmeye terk ettiği hasta kedi.

Evden eve taşınırken yıpranmış, hatırası karanlık hayaller,

yüzünde iri bir gözyaşı, üzgün çocukluğum.

Bazen belirip -sisler arasında- durup bakıyor bana

saçları mısır püskülü bir kız

- ben bunu daha önce yaşamıştım duygusu-

uzansam kaçıp kaybolacak,

biliyorum.

Aşıp gecenin eşiğini geliyor arada bir caddenin uzak sesi. Kar,

beyaz bir hüzün gibi örttü şehri.

5

Uykuya dalan bahçeyi uyandırmadan geçti de yağmurlu güz,

kışı atlatamadı, toprakla kucaklaştı sokağın yaşlıları.

Hatıranın karanlık dehlizlerinde yerini aldı,

yeri göğü aydınlatıp

yataktan aynaya yansıyan ışık

koynunda sevişmekten tükenip bittiğimde,

uçurtması bulutlara değen çocuk sevinci, kamaşan beden.

Nehri, bahçeyi, akmayan çeşmeyi, güvercinli damları,

çarşıyı örtüp

karşı kıyıya uzanan sis

örtmese de bitmiş bir aşkın kederini

beni hayata, eve, evdeki bir başka yalnızlığa döndüren

çocuk kedi. Artık iyi.

Ey bilge şaman! Yerlere ve

göklere hükmü geçen zaman.

Beklemek ve görmek. Birbirinin benzeri sözler,

gelip geçen insan suretleri,

birbirine karışan yüzler ve sesler.

Yolları ardında bırakan mevsimler, batan gemi ve

karanlık sularda sürüklenen ruhum ve bütün soruların

toplamı ve özeti olan

- Ben neyi aradım durdum?

Ve hâlâ el altında duran bir başucu kitabı

yalnızlığım.

Göğsümden geçerdi göç yolları kuşların. Yaşadım mı, düş mü,

hayal mi ne kadar uzak. Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat

01 Ağustos 2020 23:42

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Şimdi Bir Şey Söyle Bana ( Ali Lidar)

Şimdi tek bir şey söyle, sonsuza kadar susalım

Şimdi bütün imkanlar ayağımıza serilsin

Şimdi sen uzaksın ya, kilometreler var arada

Şimdi bir mucize yarat her şey lehimize gelişsin

Şimdi alkollüyüm biraz saçmalıyor olabilirim

Şimdi seni seviyorum, gerisini idare et

Şimdi burada olsaydın boynuna sarılırdım

Şimdi yanımda olsaydın sana şunları söylerdim

Şimdi ve daima sen benim ışığımsın

Şimdi ve her zaman tek yerin benim yanım

Şimdi ve sonsuza dek karım olsana benim

Şimdi bu teklif sana biraz tuhaf gelebilir

Şimdi anla ama beni tuhaflığımı sana yor

Şimdi yorgun ve mahçubum kanımın yarısı alkol

Şimdi değil tek her zaman ben seni çok severim

Şimdi bir şey söyle bana söylemezsen deliririm.

03 Ağustos 2020 23:08

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

02/08/2020

Tesirsiz Parçalar 326 (Ali Lidar)

Üşenmekten kafayı yemiş bir meczup gibiydim karşılaştığımızda. Varoluşumu ağacın, kedinin, çiçeğin varoluşu gibi sıradan ve bitimli bir varoluş kabul ederek basit ihtiyaçların ritmiyle hareket eden, hiçbir şeye şaşırmayan, olmakla olmamak arasındaki farkın kimse için fark yaratmayacak kadar küçük bir nokta olduğunu zanneden bir yarı deli... Sonra sen geldin. Çok güzeldin bir kere. Sırf bu yüzden bile bir sürü hayal kurulabilirdi. O yüzden de bir sürü hayal kurdum hiç üşenmeden. Birlikte bindiğimiz tramvayların birdenbire tenhalaşacağını, birlikte Jehan Barbur dinleyip dans eder gibi yapabileceğimizi, birlikte insanların evlerine tıkıldığı saatlerde uzun şehir yürüyüşlerine çıkacağımızı falan hayal ettim uzandığım füme renkli kanepede. Ve sen tüm bunlar olup biterken çok güzeldin. Hep... Öpüşmeli sevişmeli şeyler de gelip gelip gidiyordu aklıma tabii, allah affetsin. Çünkü cidden çok güzeldin.

Annem Darth Vader maskemi kırmış ikinci kez, eve gelince gördüm. Sinirlendim haliyle. Kazara kırdığını söylüyor ama saçma. Bence maskeyi takıp ışın kılıcımı kuşanıp mahallenin kedilerini kovalamam sinirlerini bozduğu için bilerek kırdı ve kaza süsü verdi. İşte bunlar hep sen bu kadar güzelsin ve yoksun diye oluyor. Sen yanımda olsaydın kedileri rahat bırakırdım. Valla bak!

Biliyor musun güzel olmadığını söylediğin anlarda güzelsin en çok. Bir Sinem Sal dizesi gibi, dikkatli bakıldığında daha iyi anlaşılan... Bazı insanlar ne yaparlarsa yapsınlar çirkinleşemezler çünkü. Şey gibi.. Kelebek?

Mahalle bakkalımız bile ayar verdi nihayet az önce. Bira almaya gittiğimde "hocam şu ara çok içiyon dikkat et!" falan gibi bir şeyler söyledi. Sana ne amk diyemedim. Ama o çok güzel de diyemedim. Gülümsedim ve Veysel?in üzerine attım suçu. Suçlu veballi içiyorum şu an ılık kırmızı tuborg?umu.

Sen şimdi güzel güzel uyuyorsundur. Ben de birazdan yatarım çirkin çirkin. Birkaç satır Sinem Sal okur, birkaç Jehan şarkısı dinler, ses çıkarmadan biramı bitirir gelirim rüyalarına. Sahi, melekler rüya görüyorlar değil mi?

03 Ağustos 2020 23:12

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Tesirsiz Parçalar 342 (Ali Lidar)

Horlanan kedinin köpeğin kırık kalbi yamultacak hepimizi. Hiçbir şeyden değilse bile yüzüne bakmadan geçtiğimiz dilenen çocukların intizarından yanacağız. Kalbi kırık kilolu genç kızların ahı hepimizin ağzına sıçacak. Biri bari yazsın ulan o çocukların dramını. Bir sürü orospu çocuğu o kızları göz göre göre kandırıyor. İbneler! Demin şahit oldum yan masada. Kızcağız gözünün içine bakıyor puştun belki beni sever diye. Herif sıkıştırıp okşama derdinde. Ya masayı başına geçirecektim lavuğun, hadi ablam kalkalım, evine git, siktir et bu yavşağı diyecektim ya da hesabı isteyip kendi başıma kalkacaktım. Kendi başıma kalktım! Çünkü ben de korkak bir pisliğim sanırım. Allah belamı versin.İnsan insanın korkaklığıdır!

İnsan dışında her şeyin bir manası var alemde. Kedinin, köpeğin, kuşun, ağacın... Varoluş gayesine ihanet eden bir tek mahluk, insan! Bu mu lan eşref-i mahlukat?

İnsan insanın utancıdır!

Dilenciye para verirken bile kafasını tavuk gibi üçyüzaltmış derece çeviriyor adam. Birileri görüp takdir etsin derdinde. Elli kuruştan karizma devşirecek. Hesap doğru da kendince, kendisi yanlış. Yanlışlıkla doğmuş puşt! Merhamet sömürücü!

İnsan insanın utancıdır!

Herkes adına utanmaktan usandım. Yoruldum yapmaya cesaret edemeyeceğim şeyleri yapmaya yeltenmekten. İçime ata ata yosuna döndüm. Küf gibi bir şey oldum, yaklaşan herkesin yaklaştığına pişman olduğu. Allahım, neden sana havale etmekten başka silahım yok?

İnsan insanın bedduasıdır!

İlerleyelim diye toprağa yerleşme kararı alana lanet olsun! Aşk olsun dostluk diye, sevgi diye, merhamet diye götün götün birbirine yaklaşana. Uzak dursa herkes birbirine, kimse kimseye zarar veremeyecek. Mesafe iyidir diye yazmıştım bir zaman. Eksik yazmışım. Mesafe şarttır, gerisi hikaye.

İnsan insanın hayal kırıklığıdır!

Bana bunları söyleten geceye de aşk olsun. Sabah dersine gireceğim çocukların hatırına bastırıyorum öfkemi. Yoksa valla minnetim yok kimseye!

İnsan insanın ertelediği öfkesidir! Erteleyelim bir gece daha. Ecel menzilinden bir gecelik daha müsaade alalım. Yoksa bu park, yağan yağmura rağmen, elimde kalacak bu gece!

İnsan insanın mahcubiyetidir! Vesselam

04 Ağustos 2020 23:17

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

He Shot Me Down Bang Bang (Lale Müldür)

seni bir gün en yakının ele verirse eğer,

öğren susmasını ve ağlamamasını.

bir kavanozun içinde mavi bir gül

yetiştir her gün daha çok yaşayan.

bir masalın ağzını kapat ve yat

geniş odalarda.

bir oksijen çadırında.

ona kötü bir şey olsun istedim.

bana aşık olsun istedim.

05 Ağustos 2020 23:21

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

Bruegel (Ülkü Tamer)

Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor.

Köpeklerin bakışlarında birer keman tadı.

Avcılar ve kuşlar avdan dönüyor.

Zaten her yanda hüzün görülür

Uzakta çocuklar kayıyorsa,

Kızaklar tahtadan yapılmışsa,

Kar dinmişse, avdan dönüyorsa avcılar,

İnsan anlamışsa ansızın, başladığını

Gökyüzünün, ayaklarının ucunda.

Kuş tüyleriyle kaplıdır burunları

Birer sirk emeklisine benzeyen avcıların;

Soluk alır, tüy verirler yorulunca,

Yürekleri birleşir, geniş bir av ülkesi olur,

İçinde tazılar yaban ördeklerini,

Çantalı okullular kar tanelerini avlar.

Norveç'in nüfusunu bilir de okullular

Karın nüfusunu bilmezler nedense.

Zaten her zaman hüzün bulunur biraz.

Norveç'ten söz açan şiirlerde.

Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor.

Ağzımın kemiğinde dağınık bir şiir tadı.

Gürgenler ve kayınlar avdan dönüyor.

Sırtsız atmacalar çizerdim şimdi

Bir kayığın yelkeni geçseydi elime;

Unutmazdım, yelkenin bir köşesine

Tabut başlı bir avcı yerleştirirdim.

İçime çektiğim hava değil, gökyüzüdür.

05 Ağustos 2020 23:49

Aglayan Kalem
Şef
Son kelimeleri alıp başa koyarız bazen Ve bazen yarım bırakırız sözlerimizi Ne çok şey söylecektik oysa Ağzımızdaki lokmalar gibi Yutup yutup atık içimize Sükuta büründük, geceyi üzerimize örtük Ve biz hep yarım kalmışların Dünyasına uyandık
18 Ağustos 2020 08:55

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

06.08.2020

Kalbim, Uzun Menzilim (Şükrü Erbaş)

Ben ona dedim ki

Suyun üç hali var

Dördüncüsü sensin.

Taşların saltanatında

Bir gönül iklimiyim

Ağzımda esensin.

Rüzgârla yaprağın aşkı

Neyse dört mevsim

Öyle süreceksin.

Eşiğinde duracağım

Yıpranmış ve kirli

Kirpiğinle sileceksin.

İnsan adım atmazsa

Gidemez ki iyiliğe

Hüznümü düzeltensin

Benim geldiğim geçmiş

Çok açık bir yazıdır

Parmağınla okuyansın.

Zamanı saymayı

Yeniden öğreniyorum

İbresin çekisin yelkovansın.

Kalbim

Uzun menzilim benim

Yolumu karşılayansın.

ben ona dedim ki

Bütün kuşlar tünedi

Göğsümdeki tek kanatsın

18 Ağustos 2020 09:02

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

07.08.2020

Gizem (Hilmi Yavuz)

hem aldanan hem aldatan

olduğu zaman

dilden

dilin güzüdür üşür

sözün yazına karşı

kuşlar kuşlarla örtüşür

bir yaprak bir yaprağa

doğru uğuldar:

ve der ki onu yaşasan da

yaşatsan da bir

dağlar çoktan dağlara göçmüştür

o altın gözlü anka

hangi derin dağdadır şimdi?

bir acı, telörgünün ardında

bir acıyla görüşür:

ve der ki dilden kopan

bal örgüsü söz

hem söyleyen hem söyleten

olduğu zaman

bana ben o?yum dedirten.

nedir?

ustam der ki sen, şair

hiç gül kopardın mıydı gülden?

18 Ağustos 2020 09:20

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

08.08.2020

Düş Yola Ey Yabancı ( Hilmi Yavuz)

sözlerinde ipeğin uğultusu varken yola düş

dilini ihanetin tuzuyla silâhla

göreceksin eskiden tad aldığın şeyler

tozlu, yavan ve acı

ey şiiri bir duyarlık vakfıdır diye

sessizliğin künyesine yazan yabancı

bil, şiir gurbettedir emrah?la

ağzı kanlı bir ağaç selidir pir sultan için

duy, beyazın emeğiyle dokunan

sesini köpüğün ve pirincin

ölümün kovanında arılar

kurarlar balını bilincin

sözlerinde ipeğin uğultusu varken düş yola

ey yabancı, dilini ihanetin tuzuyla silâhla

18 Ağustos 2020 09:36

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

09.08.2020

Kimsenin Bakmadığı Bir Yere Bakmak ( Tuğrul Tanyol)

aynı noktaya bakamayız, gözlerimiz yorgun

bir işaret arıyor. bir kedi dama sıçrıyor

damla bulutta ayrılıyor, kentli geçmişimiz!

izimiz bizi sürüyor gecede

çadırlarda ve bozkırda uzakta

susmanın bir kederi vardır

gülüş ansızın solar dudakta

otlarla birlikte uçuşur alev

kıvılcım bir oraya bir buraya savrulur

kalbimi ona açtım, suyun derinliğinde

çırpınan kelebek, hava

yüzeye çıkmadan boğuldu

ve tavanda yansımasını buldu

ben kimsenin bakmadığı yere bakıyordum

orada senin yüzünü gördüm

güneş çekilince içime yayılan sonsuz çocuk koşmaları

hızla açılan perdelerden nasıl içeri girerse ışık

ay bizi buluşturabilir, çünkü bak

bu güzel bir yaşam, özlem yok!

öylece arayıp durduğun işaret

gizli bir anlam kelimelerin altında,

yaşamın geçip gittiği bu yerde

her yaşı bir ödül gibi kabul et

güneş aya dönüşüyor, kalbim yuvasına dönüyor

babamın bir sözü geliyor aklıma hep

"cevapsız soru soru değildir "

ama yaşam bir sevgiliyse eğer, yine de

suyun içindeki çölde

mecnun'un ah!ı gizlidir.

18 Ağustos 2020 09:45

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

10.08.2020

Sen Elimden Tutunca ( Tuğrul Tanyol)

Sen elimden tutunca

Deniz basardı içimi

Sen elimden tutunca, yüreğim

Yeşil yosunlara takılıp günlerce

Dip akıntılarının peşisıra gitmek isterdi.

Günlerce, gözbebeklerini tutuşturan o gizli alevin kaynağını sorardım kendime.

Geceler boyu yolumu arardım zor ve aşılmaz tepelerde.

Sonra ışıklar söner, sonra yıldızlar düşerdi içimdeki serin göllere.

Sen elimden tutunca ben miydim, yoksa bir başkası yürüyen seninle?

Dalgalara ve rüzgâra basmadan yürüyen.

Sen elimden tutunca

Bir mavilik çökerdi gözlerime

Sonra tüm denizler çekilir

Bir orman uğultularla sarsılır

Bir güvercin sürüsü havalanırdı

Kış bürümüş yüreğimden

Sen tutunca ellerimden

Avlunun beyaz taşlarına dökülürdü

Kızıl yaprakları bir çınarın

Ve ben günlerce

O yapraklara gömülüp ölmek isterdim.

Panjurları açık kalmış eski evler gibiydik

Rüzgârda çarpan, başıboş ve ürkek

Sen elimden tutunca

Kayaları delip çıkardı bir çiçek.

Sen elimden tutunca

Yolculuk basardı içimi

Külrengi bulutlara takılıp günlerce?

Toplam 989 mesaj
«38394041424344454647484950
 
ANKET
WhatsApp'ın yeni kullanıcı sözleşmesini kabul edecek misiniz?