Editörler : yaralı-bir-öykü
«42434445464748495051525354
12 Ocak 2021 00:32

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

17.11.2020

Yol Şarkıları (Adnan Özer)

Geçiyor Balkan günlerim

bir elmanın nazik soyuluşunda.

Kalp de yaradır, diyor ayazda türküm

kanıyor her yola koyuluşumda.

Ölümün dişlediği bir meyveymiş geçmiş özlemi

çocukluğun çürüyüp yapışması deriye.

Ah, o kar fısıltılı bahçeler

dedemi, amcamı, hele de babamı

çağırırlar mı geriye...

Trakya, nasıl ayrıldım senden

sıvalı kerpiç bacalardan duman tüterken.

Nasıl da camlarda kaldı süzgün gözlerin, akraba hayat.

Dur durak yok, bir daha siliyor evimi her seyahat.

Evsizin evini özlerim şimdi, eşikte gölgesiyle.

Ah o inatçı, gürlek meşeler

kökümü, omcamı, hele de ilk sevdamı

tutarlar mı biteviye...

Balkan içleri, bodur, kavi meşeler;

kuru bir öksürük içimde keder.

Bir karaduygundum ya, vereme kardım sonunda.

Canımın içini özlerim şimdi, üşüyen nefesiyle;

İstanbul dönmesem sana

dönmesem çirkin ekmek kavgasına

annemi aldın, süründürüp hastane kapılarında

bir karım vardı, dağ arpası saçlı, onu da aldın.

Dökülür şimdi ıslığım, ayazın ırmağına.

Ah, Trakya, kumru cumalar, üveyik cumartesiler ülkesi

cesedim dönecek elbet sana, göçmenliğe hatıra...

12 Ocak 2021 00:34

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

18.11.2020

Kapı (Tuğrul Keskin)

Kapı çalınacak gibi sanki

uzun yolların tozu girecek odama

uzun yolların kısa çocukları doluşacak odama

oturup, bir sevişme sonrasından sözedeceğiz

kapı çalınacak birazdan

ellerin, denizlerin, korkuların doluşacak odama

ellerin; kartopu oynamaktan mosmor

denizlerin; yitirmiş mavisini

korkuların; korku hala

kapı çalındı çalınacak

bir bahar geçip kurulacak odama

çiçeklerin renksizliğini konuşacağız

hercai mevsimlerin yalnızlığını

kapı şimdi çalınacak

bindokuzyüzseksen'de öldürülmüş çocuklar

girecekler birazdan odama, oturup ölürüz

bir sonraki günden sözederiz ya da

yenilgilerden sözederiz, aldatılan sonbahardan

ihtimal; bir bardak çay taşırım ağzımda

işte çalındı kapı

saçları yanık bir kadın silüeti

yürüyor içeri, giriyor içeri

günü ateşle karıştırarak geliyor

karların, kırların, kışların üzerinden

ellerindeki morluğu veriyor bana

denizlerindeki kuşları veriyor bana

korkularındaki ateşi veriyor

-çalıntı bir ateş veriyor bana

tam mevsimlerden söz açıyorum, o yok diyor

o gitti, o kayboldu, o.......

12 Ocak 2021 00:57

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

19.11.2020

Keşke Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni (Cemal Süreya)

İki kalp arasında en kısa yol:

Birbirine uzanmış ve zaman zaman

Ancak parmak uçlarıyla değebilen

İki kol.

Merdivenlerin oraya koşuyorum,

Beklemek gövde gösterisi zamanın;

Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,

Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmış göçüyorlar

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Eşdeğeriyle yanyana yürürken

Cehennem sokağında birey olmak,

Ve en inceldikten sonra

İlkel sözcüklerle konuşmak seninle.

Saat beş nalburları pencerelerden

Madeni paralar gösteriyorlar,

Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,

Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.

Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka.

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Sülünün yüzü bir atmosfer olayıdır.

Rasgele yazarı avcıdan öğrendim:

Yaban ördekleri donmasın diye,

Suya nöbetleşe kanat vururlar.

Ve işte şamandırasıyla Beşiktaş?ınız,

Çapraşık bir yüzyılı geriye atar;

Tanrım siz şu uzun Anadolu?yu

Çocukluk günlerinizde mi yarattınız?

Senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

İlkokulu bitirdiği gün Cumhuriyet şairi,

Saçında kurdalası Lozan gibi;

Sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de

Hemeninden göğe huthutler çizildi.

Gelecek zaman oldu şimdiki zaman;

Irmak aşağı inen güz parçası...

Çok süslü bir halkın arasından,

Benimsin!

İyi anlarında sesin kalınlaşıyor,

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Afyon garındaki küçük kızı anımsa, hani,

Trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;

Varto depremini düşün, yardım olarak Batı?dan

gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sütyeni.

Adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,

Karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sütyeni,

Kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;

Tanrım, gerçekten, çocukluk günlerinizde mi?

Eşiklere oturmuş bir dolu insan,

Keşke,yalnız bunun için sevseydim seni.

Daha ben ilk kazmayı vurmadan

Elime gelen Karabitki'li testi,

Nefertiti?nin mutfağı sayılan yerde

Koyu sır yeni hicret yollarını kesti.

Terimler, eşekarıları sözcüklerin,

Acımasızdırlar, adsız ve sueldirler,

Önlerine katarak insan ve hayvan listelerini,

Sabah akşam kapınızın önünden geçirirler.

Fazıl Hüsnü diyor ki, ne diyor Fazıl Hüsnü?

Keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.

Küçük anne, kelepir kız,

Bir şey söyle bana,

bana bir laf et ki binlerce,

Onbinlerce görüntü anlatamasın.

Genceli Nizami?nin dediği gibi,

Taşı,onunla yıkasalar

Üzerinde akik biter...

Bakışların ki,

İkinci bir parıltı var senin bakışlarında..

Keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.

18 Aralık 1985?te, o salonda,

Kişi, nasıl kestirebilirdi ileriyi?

Siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler,

Geçsin yıllar, geçsin seneler gibi...

Olur mu anımsamamak onaltıncı Louis?i?

14 Temmuz 1789 akşamı Louis,

Şöyle yazmamış mıydı defterine:

"Bugün kayda değer bir şey yok?"

"Kehanet" adlı kısacık bir şiir buldum.

Keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.

Mutsuzluk, gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir ;

Banliyo treninde rastladığımız,

Sınav saatini kaçırmış liseli kız.

Hep,hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

Ey otobüssever, ey Troya yolcusu!

Anımsarsın günlerce konuşup durmuştuk,

O ipek böceği sesli kadını.

Birinin Grönland'ı olmaya hazırlanıyordu.

İki çay söylemiştik orda,biri açık,

Keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.

Bir, çiçek duruyordu orda, bir yerde,

Bir yanlışı düzeltircesine açmış.

Gelmiş ta ağzımın ortasında konuşur durur.

Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda ,

Güverteleri uçtan uca orman,

Aldım çiçeğimi,

Şurama bastım.

Bastım ki yalnızlığımmış.

Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni.

Keşke, yalnız bunun için sevseydim seni.

Atı'lar, deltalara gömülen atı'lar,

Saçı'lar, fiyortları öpen saçı'lar,

Kutu'lar, Haliçlerden susmuş kutu'lar,

Takı'lar, eski aşkları imler takı'lar.

Bol dökümlü gömleğinin arasında, Sırtını ve karnını dolanan,

Ve sonunda sincap olan o kuş.

Seni ,o kadar yakından görünce,

Keşke, yalnız bunun için sevseydim seni...

13 Ocak 2021 00:13

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

20.11.2020

Dinmeyen (Alper Gencer)

Sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın

uzatırım saçları, tırnakları, anları

beklesem büyür müsün sen çocuk?

ırmaklar genişliyor, dallanıp

budaklanıyor ağaç...

Sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın

gizime bir ilmek daha atarım ben

böylece bir kakül iner o çıplak alına

alın o ki saçtan kırışmaz zerresi

kırışır seni beklemekle geçen zaman

belki hiç

gelmezsin!

Sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın

bir yeti değil mi aradığımız ortak?

yangınlara alışma(!) , eğimler seni bilsin(!)

ilk tılsıma vurulmuşuz seninle ikimiz

yağmura şaşıyorum hala bak

senelerdir yağıyor halbuki...

13 Ocak 2021 00:17

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

21.11.2020

Kara Sessiz Gemiler Geçiyor Geceden (Alper Gencer)

kara sessiz gemiler geçiyor gecenin üzerinden, ağır ağır...

göğün alnacında yaşıyorum nicedir yapayalnız bir korkuluk gibi.

çok süredir bakmıyorum aynalara, bilmiyorum, çok süredir nasıl görünüyorum acaba?

neremden tutuşturmaya başlamış beni bu hızla büyüyen yangın?

sıcağın tenimde çığırından çıktığı o ilk anı unuttum

sıcağın teminde geciktiğini görüyorum

nasıl duruyorum mezar mezar hatıralarımla yüklü

karşısında birbirine yaslanmış onlarca konteynerin?

kendimin dayandığı çürük bir asa

gibiyim, sanki öldüğümü bir ağaç kurdu haber verecek dünyaya.

gemiler geçiyor, kara sessiz, ağır ağır gemiler...

kulaklarım tanıma gelebilecek bütün kalıntılardan uzak,

uzak beni çeperlerimden dışarı zerk edebilecek bir yağmur sesinden bile!

halbuki ayın kendini gizlediği bulutlardan rahmet boşansa bir

boşansa göğsümü kilitleyen bu kalın zincirlerden halkalar?

niçin bütün yıldızları kaçıran bir korkuluk görevi verildi bana?

neden gökte bir korkuluktan kaçan değilim?

ay tutuk, yüzleşmemi ister gibi kapatmış kendini bana,

yüzleşmemi ister gibi geçmiş günlerimi bütün göklerime bağlayan ateşli bir uçurtmayla!

bakınca bir tuhaf oluyorum dünyaya ve ona giydirdiğim bütün bu renkli zarlara

bir kuyu, asamdan düşersem içine alacak beni; zifiri!

korkuyla bağladığım dizlerim çözülmesin ya rabbim, dudaklarım tozlanmasın asfaltla

gülümser çehreler geriyorum beni güneşlerden ayrı koyacak bir branda,

bir çit, bir duvar gibi duruyorum, mesafeli ve çoğu zaman küskünüm kendim olmakla!

işte itirafa zorlar gibi soğuk bir namlu dondurmuş beni,

soğuk, ensemden sırtıma ve sokumuma akıttığım ter de!

işte nereye dokunsam orada beni bulan yalanların o gümrah sesi

hemen her gece uyandırıyor beni derin uykularımdan.

"ben değilim!? diyorum bu, "ben değilim!"; yeminle, antla, imanla,

ben değilim okunaklı bir anlamla dükkanların önünden iç rahatlığıyla yürüyebilen

niyeyse korkuyla kendinin peşinde koşturan o zavallı titrek kişiyim ben!

bir kuyu, uykuya düşersem içine alacak beni; zifiri!

zekamı-olmuyor!-atamıyorum bir türlü yabana

bir türlü bırakamıyorum bakışlarımı üryan

nereye baksam orada bir gül bitirebilirim sanki, bir diken!

rabbim, rüyalarla bezeme benim gerçekliğe dayattığım bu amansız temsili!

küskün olmam bundan demek -evet, bunları da hatırlayabildim demek-

bir suç gibi utanıyorum her şeyden, bir günah gibi alçalınca yere basıyor çünkü ayaklarım

bana nazil olunmuş bir candır, sade bir can,

ötesi yok bunu hep kendime unutturuyorum bütün övgülerin sahibi!

ama sen bu hatıralarla yüklü günahları üzerinden çektim diyorsun, doğrulttum belini

yükselttim senin şanını, itibarını ve bana sevgiyle yönel diyerek göğsümdeki demiri

bir çırpıda söküp alıyorsun ah!, şükürler olsun, inşirah!

kara sessiz gemiler geçiyor ve halliceyim beni içine aldığın geceden

düşündüğünü görüyorum beni, izlediğini, sevdiğini sevdiğini sevdiğini

sen; rahman ve rahim! beni tepe tırnak iyice soy!

ayağımdan, dizimden, avcumdan,

alnımdan uzak koyma hiç zeminlerini!

"ahd ü misak!", bana en yakışan sözsün, söze en yakışan sen!

uzağım uzağım uzağım sana yakın ve tıpatıp kendim olmaktan

zerre kadar fikrim yok acaba şeyhimin evi bana kaç vesait uzakta?

kimin köpeği olacaksam olayım, tasalanmam takılsın bana bir tasma!

o teslimiyet çadırında isterim ki alınsın elimden emir

emreden de sensin, fent eden de... hayır da şer de sendendir

işte bu gemilerin karşısında kıskıvrak yakalandığım gece

öncemden ayrı dursun beni bu izleğe kandıran demir!

biliyorum yük de değil türlü hileyle saklanmayacak olan bu delil

cehennemde müebbet kalacak kadar cürüm sahibi kıldın beni, sana milyonca teşekkür!

ah beni şiirlere gark ettiren karanlığım, hücremin izbe yalnızıyım

bu dünyada bedenime hapsolmuş bir ben ki; kavuşmam ancak ölümümledir

ölümledir sabrımı zamanın kıskacından hidayete vardıracak olan dehliz

bütün kilitleri denedim, hiçbir kilidi açmayan bir anahtar koleksiyoncusu çıktım!

denedim, diploma gölgelerinde bronzlaşmıyor tenim

bana gözümü gör edecek yakıcı bir güneş gerek ya rabbim!

isterim ki bu şiirle sana biraz olsun yakınlaşabileyim

sana uzak bana dert olan bu canımdan tek ses: "ah!"

sarakaya alınmış bir tefekkür -hamd olsun- dürtüyor beni

oruç olduğumu unutuyorum ramazan haricinde bazan

haz kavminde bezim yok desem ne de çok yalan olur

kara sessiz gemiler geçiyor geceden, benden, geçmişimden

elimdeki uçurtmayı bir yas bayrağı gibi taşımaya başladım

canımdaki cıva ısındı ısınacağı kadar, çatlatacak kalbimi artık

sonra sana dönüşecek senelerce biriktirdiğim kıraatim

kara sessiz gemiler geçiyor geceden, ağır ağır...

korkutuyor beni şimdi geçmişimi hep bilecekmişçesine âtim!

13 Ocak 2021 00:21

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

22.11.2020

Sıradaki Ezan Sevip de Kavuşamayanlar İçin Gelsin (Alper Gencer)

sevdiğini alamayan bütün müezzinlere...

bir trapezin durması gibi suya

içime çok yüksek bir yerden atlar mısın leyla

başın kaşın yarılsa diplerime çarparak

kanın karışsa suyuma

yerin bütün kanunlarına kusarak

ben sana bulanayım sen bana...

kapımı çalmanı istiyorum leyla

o kadar evde yokum ki anlatamam

insan insana aşık olmaz güzelim

insan insanın yanında bile durmaz

bak hala görmedin mi yoksa mecnunu

sen sanıp çölün öpmedi mi kumunu

şundandır her dem kalbe yayılan sızı

neyi sevdiysek dolandı kanatarak

dikenli bir tel olup seven her tarafımızı

elbet her fani gibi ben de bir faniyim

sen de bir fanisin leyla jiletin varsa göstereyim

yine de kapımı çalmanı istiyorum leyla

evde yokum evim yok dışardayız cümbür cemaat

seni de istemiyorum beni de bu başka

öyle bir yol ki nasıl güzel nasıl dar

benim de bu dünyada ödünç bir kapım var

olmuyor tutamıyorum kendimi leyla

kapımı çalmanı istiyorum hepsi bu kadar

13 Ocak 2021 00:22

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

23.11.2020

Çapak (Olcay Özmen)

"Bütün uzaklar iki kirpik arası bitmiştir."

-Şükrü Erbaş-

I

Ellerinde cebini unutan adam!

Er çalan duvar saati çirkinse zamana

Adım uzunca saklaşıyor ağzında

Suya defne yaprakları düşsün içindi

Naftalin, kalplerimize a1ışsındı

-odalardan korkmaktı fiil

eve, ikiye açılan yalnızlığa sürmekti hayvanı

Sana özendim bir berber çırağı nasıl

korkuyorsa öyleyim saçlarına

Silahsız, kirpiksiz... kirpiksiz ve silahsız...

Hiçbir kireçte şiir yok, yaz defterine

Korkak harflerle kamaşan dizeler uzatıyor yarayı

pansuman yapıyor salı!

2.

Susmaktı demek odalar, unutulan lambalar...

evden dökülüyorum

yirmi altı harfi de küstürüyorum sen kal

gitmek sabahsa uyuma hiç.

Göğü bekleyen dudaklarımla öpüyorum sesini.

Tozdu eskiyle biriken

nasıl bir yaraysa şimdi

ölüyorum kirpiklerinin gürültüsünden.

13 Ocak 2021 00:25

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

24.11.2020

Kimselere Deme (Olcay Özmen)

"Avluya çıkanın, avluya ilk çıktığı andaki

şaşkınlığını görebilmektir şiir,"

demişti hayli zaman...

"Çocukken oynadığı misketleri bulup

bir hâtıraya dönmenin acemi antolojisini yazmaktır şiir,"

demişti onca zaman...

"Müsveddelerini yırtarken eski merhametlerin

kal diyen bir kadının grameriydi aradığım,"

demişti epeyi zaman...

"Sokakta çıngırak sesi, masada defneyaprakları

pergeller, coğrafya atlası ve dedemin fötrü olmadan çalışamam,"

demişti bunca zaman...

"Hep kurşun kalemleri ve yağmuru yontarak

başladım sabaha, arta kalan yoksunlukmuş şiir,"

demişti evvel zaman...

"İnsan sevdiğinin gözlerinden öpmezmiş,

öperse hasret olurmuş; diyen bir türkünün yanaklarından,"

demişti ahir zaman?

"Kır edilen, şırıl şenlik bir şeyler yazmak isterdim

dalgın bir yarayı kaşıyan ve kabuğunu ilkyaza koyan,"

demişti ya, daha o zaman,

Sen suskunluğunu evlat edin, evine dön, onlar desin

şahmeranı kimselere deme

13 Ocak 2021 00:27

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

25.11.2020

Yere Düşen Gül Sesi (Olcay Özmen)

senin ora'da akşamları küskünler sarılıyor

yanağına hep kuşlar konuyor onların

derd'oluyor, kendine katlanıyor sokaklar

aksak bir hüzünle anılıyor geçmiş

senin ora'da kent uslanıyor

arkadaşlar kıraathanede toplanıyor

iskambil bile çekiniyor öfkemizden

su veren de sızı veren de unutulmuyor

senin ora'da hüseyin ferhad okunuyor

hazer'in avcundan su içiyor azer

bazı rindler mürekkep kanıyor

hayal de keşfediliyor ülkede

senin ora'da ılık gece doluyor ciğerlere

yorgunluk nedir bilinmiyor

müezzinden önce uyanıyor şair

yere düşenleri topluyor, mıntıkamda gül var diyor

senin ora'da eylül diye bir mevsim olmuyor

içerden çıkıyor çocuklar

ceplerinde o uzun yağmuru taşıyorlar

hayır kimse ağlamıyor ağlamıyor ağlamıyor

senin ora'da mizgin de ölmüyor uğur kaymaz da

hayat parkların sesinde büyüyor

gelmeye az gitmeye çok bir ses de olsa

bir adı oluyor salıncakların

senin ora'da aşk ve devrim

yenilmiyor ayrılığa ve devlete

13 Ocak 2021 00:51

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

26.11.2020

Kuşlarım Üşüyor (Altay Öktem)

cebime tıktığım kuşlar çok üşüyor

ben de üşüyorum desem kim inanır

bunca yıkıntının altında

bunca kırık cam batmışken ayaklarıma

belki yine seviyordur diye bir papatya kopartıyorum

yapraklarını yoluyorum, çiğniyorum, zıplıyorum üstünde

nasıldı bu fal, yani nasıl açılırdı bir kapının kilidi

anahtarı deliğe sokmadan önce

tüfek omuza deme komutanım, komik oluyorsun

omuzum olsa başka şeyler yüklerdim üstüne

bir palyaçonun burnunu örneğin

dövüşçü horozların kopan tüylerini

kullanılmış bir mendili koyardım

sonra sıyırırdım kendimi yeryüzünden

yok, yeryüzünü sıyırırdım kendimden

cebime tıktığım kuşlar çok üşüyor

geriye sayacağım söz veriyorum, vurmayın

vurmayın kuşlarım ağlıyor, geriye sayacağım

anne, hangi sayıdan başlayacağım?

13 Ocak 2021 00:53

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

27.11.2020

Yalnızlık Cinayettir (Altay Öktem)

kendime kuytu bir ölüm arıyorum yalnızca kendime

düşlerime sokak kedilerinin gözleri giriyor, korkuyorum

boynunu kendi bileğine dolayıp asılan bir adam

kanını sulandırılmamış alkole banan

sokak satıcıları epey bilir bunu yalnızlık cinayettir

yalnızlık cinayettir bütün notalarda, bütün dillerde

bütün hecelerde, "a" sesinde, re minörde, mors alfabesinde

yalnızlık cinayettir kendi tükürüğüyle

ıslanan bedenlerde eski bir kokudur, yalnızca budur

ıslak paspas kokusudur, gece morudur

bileği tahriş olmuş bir kadının dinmeyen korkusudur

ansızın yakalanmasıdır bir kuşun kapana

trenin gecikmesidir istasyona yalnızlık cinayettir

sevişirken kramp girmesidir, ölürken birdenbire

sıçramaktır başka bir zamana, kadeh tutarken

elinin titremesidir, sesinin duyulmasıdır susarken

karnına saplanan bıçağı sevmektir yalnızlık cinayettir

cinnettir

kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok iyi biliyorsun bunu

düşlerime kalabalık bir cadde giriyor. korkuyorum

saçlarını sırtından sallandıran kadınlar kadar

uzayıp gitmesi kadar bir aşkın telaşla

yanlışlıkla, su katılmamış bir sevişmenin ardından

ters yakılması kadar sigaranın, benim kadar

yani ellerim kadar, bedenim kadar, düşüncelerim

sırlarım, kaçışlarım kadar saçmadır yalnızlık cinayettir

cennettir

kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok görüyorsun bunu

bütün delillerimi yaktım, beni ötelere götürecek

yollardan zaten uzaktım

her kadına yeni, bir zevk, her kadına

yeni kurulmuş tuzaktım bütün delillerimi yaktım

sonrası yok. sonrası çok gizli bir fotoğrafın arabı

yüzümüz siyah ve anlamsız, dışımız beyaz ve derin

sanki bir diktatör anıtı, kan akıtan bir nehir

işlenmemiş suçlarımız sanki yalnızlık cinayettir

cennettir

cinnettir

cinayettir.

zaman doldu

artık gidiyorum arkama bile bakmadan

arkaya bakmak çok eski huyudur

bazı çirkin adamların

zaman doldu

artık gizlemiyorum kendimi çok kadınla seviştim çoğu buluttu

basbayağı buluttu bildiğimiz buluttu dağılıp gidiyordu ben çoğalttıkça

bir akşam usulca girdim kanıma

kendim karar verdim hep kendim karar verdim

yanlış da olsa sevdim pişman değilim, neden olayım?

bir akşam; üç gün üç gece poker oynamıştım

ne güzel. üç gün üç gece yeterince

içmiştik demek ki onar şişe, belki on beş

yirmi belki de.

abdullah, ah dostum, sevdiğim, çalı yüzlüm abdullah

kaç kurşun sıktı üstüme

yeterince içmiştik. vuramadı

vurdu, ben anlamadım belki de

belki de yavaş yavaş devam ediyorum ölmeye

13 Ocak 2021 00:54

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

28.11.2020

Masal (Altay Öktem)

kavrulmuş bir karıncanın sağ salim

yuvasına dönüşü şarkılarda anlatılmaz

başka bir ses gerekir belki de, bilinen

tüm seslerin ötesinde; anne

koynuna al beni rahmine söz geçmez bu ıssız gecede

gitar çalma, susalım biraz yoruldum ağrımaktan

yoruldum bunca kesik ruhu tek başıma

taşımaktan, bir avuç kızgın kum bile yok

tutuşmuş saçlarını özlemeye vaktim yok

yok. yangınlara kızanları sildim kareli defterimden

bir kare de sen koy, üşenme

sanki soldan sağa ölmüş gibiyiz bu bilmecede

bu masalda dere tepe düz gitmiş kadar yorgunuz

argınız. azgınız. vallahi azız.

çok daha az olacağız bu pis gidişle

belki de seviştirmeye

vaktim olmaz kimseyi kendi bedenimle

çok gittik. dere tepe düz gitmiş bile

olabiliriz. ne dersin geri dönmeye; anne

sana söylüyorum olur olmaz zamanlarda ölme

taşınacak bir yük bile kalmayacak yoksa

bu kırışık cennette

yarım yamalak yaşayalım senle

kavrulmuş bir karınca kararınca; anca.

13 Ocak 2021 00:58

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

29.11.2020

Sana Yazdığım Bir Mektup Olsam (Özlem Tezcan Dertsiz)

yüzme bilmeyen bir kaptana vuruldum

utanma mevsiminden kalan gül kırıkları

suç işliyor kalbim ayıplanan limanda

mendile bağlanmış üç lokum bu sevincim

sevincim bir ikindi lokumları bölüşen

elleri üç kardeşin

kapı açmayı öğreniyorum sözle

yeryüzünde unutulmuş son çilingirden

lekedir kilitler evlere sürülen

bahçe kapısındaki çıngıraklar söyledi

yaşlanmış sorularla önünü kestiğim bilge

binlerce anahtar bırakıyor yüz çizgilerime

kendime söylediğim yalandan düştüm

sırı dökülmemiş bir ayna yüzün

yürüyorum tango bilmez sokaklarında şehrin

acelem var, güvercin ayağı olsam

denizde yolunu arayan şişe

yok, başka türlü rahatlamam

sana yazdığım bir mektup olsam

13 Ocak 2021 01:00

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

30.11.2020

Viraj (Özlem Tezcan Dertsiz)

ateşi söndür, bu sesi tanıyorum

ilk dudaklar unutuyor, büyüsünü öpmenin

yağmaladık sözcükleri, korsanlık bitti

mevsimidir, gemiyi terketmenin.

durgunsun, suyum bulanık

terliyim, sözlerin soğuk

pencereyi açmak bazen mumları söndürebilir

bir zarf atılır eşikten,

günlerce kimse açmaz,

bir bakarsın içeri almışsın bulutları

kışı en iyi balkonlar anlatabilir

çocuksun, salıncağım kopuk

yalnızım, ışığın sönük

gitmek, hep gitmek sarhoş yönlere

virajlıdır bazı yaşlar, dalgınlığı affetmez

turnasını yitirmiş göç gibi darmadağın

boşuna, sağlaması hep yanlış çıkıyor aşkın

baharsın, günlerim kısa

yorgunum, yolların uzun

13 Ocak 2021 01:02

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

01.12.2020

Yol Haritası (Özlem Tezcan Dertsiz)

elmayı koparırken dalını gücendirmiş

işliyor, acımasız bağ makası bu şehrin

sağım solum sobe sırların aynasında,

eski düşlere iki beden büyüğüm

keşke fark etmeseydim korkarım,

korkarım ah büyüdüm.

ateşçiydim önceden söz nargilesine

söndüm, ustasını utandıran bir sönüş

çokluğumu bitiriyor papatyasızlık

süstüm bahçeye, ansızın sustum

hiç okşanmamış sardunyanın yanında

çıt çıkarmadı ayrılık

kirliyse yol haritası kaç kere gidilmiştir?

söylediklerimden pişmanım söylemediklerimden

kaç kişi duyar yağmurun dindiğini?

kuşatmada çöller, küller, güç yemek tarifleri

kurtuluştur, sığınmadır, bilenler bilir

gökyüzünde

şiirlerin gen haritası gizlidir.

15 Ocak 2021 10:44

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

01.12.2020

Veda (Alphan Akgül)

anımsa sendin unutan

ürperen beyazı suya

susup öylece bırakan

biri seslerle uyanırsa

demek uykuda öteki

anımsa bendim rüyada

kalan sözleri topla

usul usul şiirleri

bir konuk gibi ağırla

nerde pusula... orman...

biri böyle kaybolursa

anımsa bendim kaybolan

dedi: kimi çağırsam

suyun yazgısı sudan

'erir kayıklar mumdan'

unutsam yola çıksam,

aşka böyle okunursa

anımsa sendin okunan...

15 Ocak 2021 10:47

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

02.12.2020

Bileklerimde Kararan Aya Söylenmiştir (Selim Temo)

I. esmer bir çakmaktaşıyım hâlâ

affetsin beni günahlarım

bileklerimde giderek derinleşen kesik

sen ve solgunluğum; gökyüzü

ayın elinde büyüyen acım

bir sakarlığım ben diyorum

bir paltom bile vardı bir zaman

duymuyor kimse

biri sesleniyor ordan

-çık da eğlendir bizi

II. ah kime seslensem sen değilsin

ben burada

sesimde bozkırın nezaketi

bozkırın hıncı

kan ve bilgelik

ah bir yere döküldüm ki sonsuz

uzak desem, eski desem

ve sökülüp gelen ayrılık

tercih ve felaket

biri sesleniyor

-çık da avut bizi

III. ama bu sokak, bu arka bahçede

ağır ağır geçiyorum boşluğun içinden

ey boş odaların hıncı

çekmecelerin, rafların uykusu

ey yeni sözlerdeki buğu

içli adamların kaldırdığı cenaze

işte döndüm ve oturdum eski masama

pikapta ?yalan dünya? her şey bomboş

çayda eski bir keder

havada gecenin huyu

biri...

IV. biliyorum, iyi olmadı bu prova

biliyorum dört mevsim, bir yıl, kara proletarya

gurme mi olsam şimdi, kanaat önderi mi

ah cebimdeki çakıyla kazıdığım masal

ki acının sesi var, söylemiştim

bir alık yüzüyle geçtim salondan

ve unuttum ardımdan söylenenleri

taşa dönüştüm, yağmura ve kışa

üçünün de belleği yoktur diyorlar oradan

-hadi çık da unut bizi

15 Ocak 2021 10:49

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

03.12.2020

İhanetin Uğultusu (Selim Temo)

öylesine bir Mayıs. bu

ikinci, sen yoksun. ruhum

çinko bir tepside. yalnız;

arayan değil dönen biridir

her yer bulaştı üstüme.

kirliyim,

bir zenci kadar telaşlı. bağırın,

diye sustum, söz ve ses

yabancıdır, ten yanılmaz. ansızın

bir teleferik, termometre ya da aysar...

deliyim, bir gece bekçisi kadar dalgın. kefen

diye örtünmedin üstüme

işte herkes çekip gitti. geç oldu, ama

anladım, insandan korkmak gerektiğini. söyler-

im, zaman ve veznedar cüreti:

'esrik bir kadını öpüyorum. bakmayın

adımı bilmiyor. nasılsa unutur

güneşin kuzeyden battığını. kasıklarımda

cinlenen hin'e sarılıyor. bildiğim

tek özgür ülke, nüfus: 1, rakım: 1.72! '

içime döndüm yine. seni severek

kullandım çarşı iznimi.

15 Ocak 2021 11:08

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

04.12.2020

Yol (Sinan Oruçoğlu)

I

kendime başlamak farz oldu

uzun bir marazdan doğmuşum ben

annemin gözleri acınacak bir ağaçmış

babamın teni durulmaz bir rüzgar

yeryüzü serhoş etmiş içimi

yeryüzü tok içimli bir esrarmış

kucağa sığmaz bir urmuşum

herkesin saate baktığı vakitte

bir yıkıntı olmuşum kendime

taşımayla bitmeyecek bir yıkıntı

gömleğim zifiriymiş, boynum

dayanmazmış bu kire, geçermiş

o mevsim de benim geçtiklerimle

kendime başlamak farz oldu

uyku boşlukmuş uyanıklık ateş

çamların dibinde dururmuşum

ellerimde leylak, ateş ensemi kemirdikçe

giz budur, dermiş gece

sözcükler zehirli birer başlangıçmış kendime

onlarla kurulmuş yoldan geldim

buraya geldim zehirli sözcüklerle

uzun bir marazdan doğmuşum ben

dile gelince çirkinleşen, acımsı

bir tat bırakan tende

çocuklar yağarmış odaya yokluktan

harfler, alkol günleri, yıpratıcı zaman

yıkamakla geçmez karartıymış yüzüm

kendini kanat sanıp çırparmış

bütün halleri kalmak olan

dönüp durduğum bir labirentmiş ev

şiirler bahçeye çıkarmış

kendime başlamak farz oldu

aksi desem ağırıma gider, hasta!

gözlerimi kapayıp bakarmışım aynaya

yağmur benim sevincimi silmekmiş

yağmur ben yokken gelmekmiş...

II

kaldığım yeri unutmuşum

bilinen zamana geçmeli öyleyse...

anneme, benden artarsa bir sıkıntı

daha doğur dediydim, rahatlarsın!

utandı ve beni kendime fırlattı

dünyada bir sinek gibi gezindim

çorap yıkadım, ten ütüledim

çıkmaz evlere girdim ah !

ellerimi uçuşan şeylere buladım

içimde gizli bir görev vardı hep

ağaçların görünen yüzüne saklandım

kendime başlamak farz oldu

farzı kucağıma aldım, soyundum

velev ki ben baştan sona yanlışım

adımı koymanın anlamı ne

adıma dokunmanın, bu toprak beni

benden edecekse bu toprağın

sana yürümek yanılgısı ömrüm

asıl yanılgı yalnızca yürümek

rüzgarı hiç anlamadım suyu hiç

yollar sallandı bende

III

bavulumun içine adımı yazıyorum

15 Ocak 2021 11:09

Metallurgist
Başbakan Müsteşarı

05.12.2020

Çirkin Ağacı (Sinan Oruçoğlu)

sonra bir ağaç buldum

bunaldım ve bunaldım ve bir ağaç buldum

bir kadında dolaşmış gibi yoruldum

şarabın mantarı üzdü beni yaşamak ne kadar zor

uyudum sandıydım gece içimden geçmiş

benden ağır gölgemle doğruldum

yakındım toprağa toprağa yakındım

bu nasıl bir ağaç benden de çirkin

bu benim ellerim ne olacak bu benim

fotoğrafta uzun çıkıyor parmaklarım

insan ömründe kısa ne olacak

bunaldım ve bunaldım ve bir ağaç buldum

salıncakları biraz yüksek kurmuşlar

ayaklar yere değmiyor binenin boynu bükük

ömrümüz tehlikeli bir oyuncak

yağmur yağsa yağmur gibiyiz

göğe baksam yağmur yağacak

ne tuhaf

sonra bir ağaç buldum

ömrüme doğru büyüyen bir ağaç buldum

bizi getirip buraya bırakmışlar beni getirip

kışa girer gibi çirkin

her dalında bulanık bir ay büyüyor ağacımın

benim bu ellerim ne olacak

hiçbir şey ölmez her şey yaşar

ölümü söyleyen taşlar gibi

harfleri yan yana koyup

unutulur gibi deftere yazmışlar

Toplam 1075 mesaj
«42434445464748495051525354