Editörler : yaralı-bir-öykü
«5678910111213141516»
03 Kasım 2018 18:09

Metallurgist
Müsteşar

Kalbim Unut Bu Şiiri (Ahmet Telli)

Uğuldayan ve hep uğuldayan

bir orman kadar üşüyorum şimdi

yanlış rüzgârlar esiyor dallarımda

yanlış ve zehirli çiçekler açıyor

Kanımda kocaman gözleriyle bir çığlık

Su ve ses kadar beklediğim

ne kaldı geride, bilmiyorum

uzanıp uyumak istiyorum gölgeme

ve sarınmak o kocaman gözlerin

uğuldayan rüzgârlarına

Bir acıyı yaşarım ve zehrinden

çiçekler üretirim kömür karası

uçurum kadar bir yalnızlık

yaratırım kendime, atlarım

Anısı yoktur küçük rüzgârların

Yapraklarım yok artık kuşlarım yok

büsbütün viran oldu dağlarım

ezberimdeki türküler de savrulup gitti

ömrümün karşılığı kalmadı sesimde

sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü

Yanlış, daha baştan yanlış

bir şiirdi bu, biliyorum

ve belki ömrümüzün yakın geçmişi

bu kadar doğruydu ancak, kimbilir

Kalbim unut bu şiiri

04 Kasım 2018 20:19

Metallurgist
Müsteşar

Beklemek (Ali Lidar)

- Gitti..

- Sen ne yaptın?

- Hiçbir şey

- Hiçbir şey mi?

- Ağladım sadece. Önce sessiz sessiz ağladım, ses çıkartmadan ve gözyaşlarımı akıtmadan; sonra bağıra bağıra ağladım. Bazen sadece gözlerimle bazen de bütün vücudumla sarsıla sarsıla.

- O ne yaptı peki?

- Bana mı?

- Sana, kendisine.. Neden gitti yani?

- Bilmem.. Gitmesi gerekiyormuş. Kafası karışıkmış, kendini iyi hissetmiyormuş benim yanımda.

- Sevmiyor muymuş seni?

- Seviyormuş aslında, ama kafası karışıkmış işte.

- Tutsaydın ellerinden, bırakmasaydın. Gözlerini gözlerinden kaçırmasına izin vermeseydin. O zaman gidemezdi belki.

- Denedim. Ama beceremedim. Gücüm yetmedi.

- Ama böyle de olmaz, gidelim hadi..

- Nereye?

-Kimsenin kimseyi üzmeyeceği bir yere. Üzüntünün tedavülden kalktığı bir yere. İnsanların ağızlarından çıkan her sözün doğru olduğu, sevmenin gerçekten sevmek anlamına geldiği bir yere..

- Var mı öyle bir yer?

- Var.. Ama biraz uzak. Üstelik geri dönmek de mümkün değil.

- İsterdim. Ama.. Gelemem.

- Neden?

- Beklemem lazım.

- Onu mu?

- Evet.

- Gelir mi? Döner mi tekrar?

- Bilmem..

? Neden bekliyorsun o zaman?

- Belki gelir. Belki ne olursa olsun umudumu kesmediğimi, ağlamamın vazgeçmek demek olmadığını, eğer geri dönerse yaralarını iyi edebileceğimi fark eder. Yalnız kalınca içi acır belki onun da. Eksikliğimi hisseder. Ensesine dokunmamı, saçlarını okşamamı ister belki. Belki gelir.. Gel der belki..

- Ya gelmezse?

- Beklerim ben. Usul usul beklerim. Ses çıkarmadan, sadece yağmurlu havalarda ağlayarak beklerim. Hem ya gelirse.

- Haklısın. O zaman gelmiyorsun benimle?

- Hayır..

- Hoşça kal o zaman.

- Bakalım..

05 Kasım 2018 22:36

Metallurgist
Müsteşar

Aşkı Bulurdum (Ahmet Ada)

Öpüşün karanfil kokardı aşkı bulurdum

Işık hızını geçen bir uçakta aşkı

Bulutlar tükenir kuşlar görünmezdi

Yitip giderdi altımızda nice denizsiz kent

Çelik gürültüleri arasında sayısız çiçek

Mutlu ederdim seni kadınım olurdun

Seninle ikimiz ilkyaz gibiydik

Sevda avcumuzda tuttuğumuz gül yaprağıydı

Uzayda bıraktığımız ayak iziydi

Güzelim, hangi güç durduracaktı bizi

Hangi güç ince parmaklarının hünerini

Aşka izin yoktu, gün soldu kuşluk vakti

Usul usul konuştuktu hani

Aşkı savunanları düşen bir kenti savunur gibi

Bütün sahici aşkları konuştuktu

Leyla ile Mecnun'u, Elsa ile Aragon''u

Yani ikimizle yarının ölümsüz olduğunu

Giyilmemiş çamaşırlar gibi kokardı aşkın

Güzelim benim bir tanem

Sırasında hazırdın onarmaya

İşkencedeki insanın incinen onurunu

Yaşadığımız günü, tutsaklığı, bugünü

Buğular içinde yüzen geceyle gündüzü

Işıkları yalandı kederle akardı kent

Ne kadar da güzeldi kışı, sisi, ayazı

Güzelim benim, bir tanem, yanımda sen olunca

Özlenirdin anlıyor musun

Bir karanfile baka baka uçarılaşırdın

Yitirmeden henüz aşkı, ilkyazı

Saçların çiçek tozu, çam kokusu

Sende düğümlenirdi bir uçumluk tadı çocukluğun

06 Kasım 2018 22:52

Metallurgist
Müsteşar

Anti-Emperyalist Aşk Şiiri (Ali Lidar)

Varlığında ben

Karayiplerde korsanım

kılıcımı sana balık tutmak için kullanıyorum

müsade et ellerimle besleyeyim seni

ellerim temiz

ellerim eve ekmek götüren işçi eli..

Varlığında ben

Hüseyin'in matarasıyım

Kerbela'nın sıcağına inat

son nefesinde içtiği buz gibi

son damla suyum..

Varlığında ben

emperyalizme direnen bir devrimciyim

bütün tersaneleri işgal edilse de yurdumun

iki kişilik bir sal yapıp kuytuda

okyanus okyanus dolaşıp

illegal bildiriler dağıtabilirim..

Varlığında ben

gıyabında sevmekten kurtulup seni

gözlerinin içine bakıp

Seni seviyorum diyebilirim

07 Kasım 2018 15:01

Metallurgist
Müsteşar

Sen Bilmezsin Ben Bilirim (Ali Lidar)

Siz bilmezsiniz ben bilirim ne çok şeydiniz orada elinizi ilk tuttuğumda

dünya değişmişti işte göğün gözü açıldı o zaman siz öyle bir sarıldınız

ki sonra bana ben sarılmak neymiş orada öğrendim içine sığamayacağım

yerleri dolaşasım geldi sizinle İstanbul olmuştuk sanki her şeyin

maketini yapardık bıraksaydınız bir güç gelmişti bana bir kuvvet

sevilmeyen ne kadar çocuk varsa severdim gidilmeyen her yere giderdim

şehrin bütün dilencileriyle paylaşasım oldu birden cebimdeki paraları

tuhaf bir insanseverlik çöktü üstüme sanki gülmek ilk defa yakıştı o

zaman bana orada elinizi ilk defa tuttuğumda siz öyle çok şey oldunuz ki

siz bilmezsiniz kimse bilmez ben bilirim sanki yaralı aklım gideceği

ülkeyi bulmuştu bu kez öyle sanmıştım bildiğim her şeyi anlatayım

istedim size okuduğum bütün kitaplardan bahsedeyim sevdiğim yaşadığım ne

varsa haberiniz olsun bütün numaralarımı bir çırpıda sergileyeyim öyle

etkileyeyimki sizi bırakmayın elimi utanmayı aklıma getirmedim insan

zaman eşya umrumda değildi orada bir siz vardınız bir ben keşkelerin

tamamı tedavülden kalkmıştı etrafımız delirmişti tartıcı çocuk sarhoş

olmuştu güvercinler aptallaşmıştı ben ömrüm boyunca büyüye meyleden ben

ilk defa büyü yapabilmiştim ben sizinle o kadar güzel olmuştum ki siz de

ancak bu kadar güzel olurdunuz zaman bile çıldırdı orada ben sizin

elinizi tuttuğumda dünya ellerimizden ibaretti avucumuzun içine almıştık

onu gökyüzüydü yeryüzüydü o kadar ufalmışlardı ki... Çay içtik sonra

siz geçer sandınız geçmedi bakın --en-din siz oldunuz sonra ama siz

bilmezsiniz ben bilirim işte elim şimdi yarım kalmış inşaat...

08 Kasım 2018 23:53

Metallurgist
Müsteşar

Pollyannaya Son Mektup (Didem Madak)

Aşk mektupları elbette yakılmalı,

geçmiş en soylu yakacaktır.

(Nabokov)

Muhabbet kuşumuz öldü

Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak

Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman

Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna

Uyuyamadığım gecelerin sabahında

Gözaltlarımdan mor çocuklar doğardı

Mor çocuklarıma ninni söylerdi sabah ezanları

Fırtına ters çevrilen şemsiyelere benzerdi

Duaya açılan avuçlarım

Avuçlarıma kar yağardı

Kimi zaman tipi...

Kaç kere avuçlarımda mahsur kaldım.

Birkaç kış geçti Pollyanna

Ben hep mahzun kaldım.

Kocaman bir kardan adam yaptı içime bir çocuk şair

Tuhaf şarkılar mırıldanarak: Şiirime kenar süsü olsam ben

Bir kenar süsünün gülü olsam ben

Sarı deftere tuttuğum bir günlük

Aşk olsam ben...

Sonra yazları

Yaseminlerle sarmaş dolaş bir balkonum oldu

Balkon yaseminlerle sevişirdi

Rüya hülyayla sevişirdi.

Ben o beyaz ve güzel kokan çadırın altında

Geceyle sevişirdim.

Bir davet gibi otururdum balkonda

Bir beyaz örtü gibi sarardım acılarımı başıma

Ben sevgilisi çile olan bir gelindim Pollyanna

Gel derdim gel, kim olursan ol yine gel...

Çiçekli bir düğün davetiyesi gibi otururdum balkonda

Yıldızlar ürkerdi, titrerdi davetimden

Ayın etrafında beyaz bir hale dönerdi.

Bileklerimi uzatırdım çıplak, beyaz ve inca

Işıktan bir kelepçe istedim yüz görümlüğü olarak Pollyanna.

Secde eden alnımı,

Şarap içen dudağımla öpmek istedim.

Dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı

Beyaz bir merhemle ovmak istedim.

Beyaz bir günahtır aramak kimi zaman Pollyanna...

İtiraf etmek gerekirse

Domates-biber biçiminde tuzluklar aldım pazardan

Kalp şeklinde kültablaları

Kalbimde söndürülmüş birkaç sigaradan kalan kül

Yetmezdi yeniden doğmaya.

Orhan Gencebay dinledim itiraf etmek gerekirse

Bedelini ödedim ama Pollyanna

İtiraf artık tedavülden kalkmış bir kağıt para.

Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna

Çimento, demir, çamur...

Duvarlarımı şiir ve türkü söyleyerek sıvardım.

En üst kattan düşerdim her gün

Esmer bir işçi gibi dilini bilmediğim bir dünyaya

Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna

Sana ve mutluluğa yazılmış mektuplarıma

Cevap beklediğim zamanlarda.

Benim bir köyüm olmadı.

Hiçbir şehir karlı sokaklarıyla bana

Pazen gecelik giymiş bir anne gibi sarılmadı.

İstanbul'u evlat edinsem

Benimsemezdi nasıl olsa otuz yaşında bir anneyi

Yüzyıllarca yaşamış bir çocuk olarak.

Mütemmim cüz olamadım hiçbir aşka Pollyanna

Bir kitaba bir cüz olamadım.

Yukarıdan aşağı, yedi harfli battal boy bir intiharı denedim.

Hiçbir bulmacayı tamamlayamadım.

Bir kediyi okşasam ellerim yumuşardı

Biri okşasam bir yumuşardı.

Bire "BİR" olamadım.

Fırfırlar olmalıydı oysa hayatımın kenarında Pollyanna

Kırmızı puanlı bir şiir olarak uyumalı, mor puanlı

uyanmalıydım.

Pişman olmamalıydı orada olmalarından yeşil farbelalarım.

Bir çingenenin çıkardığı dil olmalıydı şiirlerim.

Sana bu son mektubu,

Artık senden mektup beklemediğimi söylemek için

yazıyorum Pollyanna

son şiirini yazmaya cesaret edememiş bir şair olarak

09 Kasım 2018 23:27

Metallurgist
Müsteşar

Geyikli Gece (Turgut Uyar)

Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta

Her şey naylondandı o kadar

Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.

Ama geyikli geceyi bulmadan önce

Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.

Geyikli geceyi hep bilmelisiniz

Yeşil ve yabanî uzak ormanlarda

Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan

Hepimizi vakitten kurtaracak

Bir yandan toprağı sürdük

Bir yandan kaybolduk

Glâdyatörlerden ve dişlilerden

Ve büyük şehirlerden

Gizleyerek yahut döğüşerek

Geyikli geceyi kurtardık

Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı

Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk

Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza

Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları

Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk

Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz

Bilir bilmez geyikli gece yüzünden

"Geyikli gecenin arkası ağaç

Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü

Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı"

İster istemez aşkları hatırlatır

Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş

Şimdi de var biliyorum

Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz

Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli

Hiçbir şey umurumda değil diyorum

Aşktan ve umuttan başka

Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı

Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.

Biliyorum gemiler götüremez

Neonlar ve teoriler ısıtamaz yanını yöresini

Örneğin Manastır'da oturur içerdik iki kişi

Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek

Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı

Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi

Geyikli gecenin karanlığında

Aldatıldığımız önemli değildi yoksa

Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak

Gümüş semaverleri ve eski şeyleri

Salt yadsımak için sevmiyorduk

Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz

Ne iyiydik ne kötüydük

Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa

Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı

Ama ne varsa geyikli gecede idi

Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan

Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda

Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında

Büyük otellerin önünde garipsiyorduk

Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte

Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız

Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk

Yahut bir adam bıçaklasak

Yahut sokaklara tükürsek

Ama en iyisi çeker giderdik

Gider geyikli gecede uyurduk

"Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede

İmdat ateşleri gibi ürkek telâşlı

Sultan hançerleri gibi ayışığında

Bir yanında üstüste üstüste kayalar

Öbür yanında ben"

Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım

Eskimiş şeylerle avunamıyoruz

Domino taşları ve soğuk ikindiler

Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık

Gölgemiz tortop ayakucumuzda

Sevinsek de sonunu biliyoruz

Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum

İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada

Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum

Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum

İyice kurulamıyorum saçlarını

Bir bardak şarabı kendim için içiyorum

"Halbuki geyikli gece ormanda

Keskin mavi ve hışırtılı

Geyikli geceye geçiyorum"

Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.

10 Kasım 2018 23:07

Metallurgist
Müsteşar

Hızla Gelişecek Kalbimiz (Turgut Uyar)

hızla gelişecek kalbimiz

kalbimiz hızla.

sürgünlerin umutsuzluğunda

kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar

farksız çarpanların umutsuzluğunda

ve köprü başlarının umutsuzluğunda

ve köprü başlarının umudunda.

sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara

temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda

ve eski dağlarda, eski dağlarda kış

kovalarken ülkesini

hızla gelişecek kalbimiz.

kendi öz hüznümüzün öz tarlasında

bozkır dayanıklılığımızın tarlasında

kalbimiz

ellerimiz ayaklarımız arasında

ve kimsenin bölemediği şarkıyı

güllerin, buğdayların ve acının şarkısını

bir haziran uygulayacak sesimize.

sütçünün sesiyle birlikte

erkenci işçilerin sesiyle birlikte

şoförün sesiyle birlikte

sabaha başlamış sarhoşların sesiyle birlikte

yaman sarhoşların sesiyle birlikte

ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların

ve herkesin ve herkesin

sesleriyle birlikte

bir haziran uygulayacak

kimse bölemeyecek ve kalbimiz

hızla gelişecek.

yıkıntılara karışan eski bir bahar

büyük olmaya elverişli bir bahar

eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen

insanlara göre bir bahar

suların kana kestiği yahut

suların kana kestiği bir bahar.

hızla gelişecek kalbimiz

bir mavilik kalıbında

bir odada, en olagel bir odada

en sade, en insanca bir odada

bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada

bir kadın bir erkeğin

bir kadınla bir erkek olduğu

ellerin ve omuz başlarının

birbirini bulduğu.

birden gerçekliğini algılayarak

saat çalınca ve görünce güneşi

birden vazgeçilmezliğini algılayarak

önemli ve gerekli buluşunu kendini

birden hatırlayarak

geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini

ve her şeye ve ölüme kalbimiz

hızla gelişecek

çağımıza pek uygun bir hızla

gelişecek kalbimiz

kalbimiz

yerin ve göğün alt edilmez bir dirilikte olduğu

tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz.

kalbimiz

kalbimiz hızla gelişecek.

11 Kasım 2018 22:57

Metallurgist
Müsteşar

Yenilgi Günlüğü (Turgut Uyar)

Pazartesi

benim adımı bağışla

.........

"sabah uyandırıldığında pazartesiydi

bunu iyice bildi, ağzı çirişli

yersiz, ürkek, yeni yaratılmış gibi

....

yenilmenin tohumunu taşır her pazartesi

çünkü yoktur dağların ve yaratılışın öncesi

insan uzatır ellerini bir perdeyi çeker

ve pazarsızlık kişiyi şaşkın eder

siner buğular gibi düşüncemize

her şeyin en haklısı en incesi

beklemek bir tepenin mutluluğunu

bir acının yakıp geçmesini beklemek.."

benim adımı bağışla

ben iklimler coğrafyasının ta kendisi

sanırım suyum başkalarınca ısıtılır

pazartesi

(...)

aldım pazartesi akşamı bir okka sucuk

öncesiz ve beceriksiz geldim odama.

Salı

birden karışmış gördüm

-karışmış olduğunu gördüm-

otobüs duraklarıyla reklam levhalarının

tutunduğum bir sarmaşık değildi

bir kayıştı otobüste

(...)

vakit akşamdı. ikinci gün

vakit akşamdı.

birden bazı yerlerde ışıklar yandı

ayrıldım.

eve döndüm

evi buldum.

Çarşamba

...

hiçbir şeye hazırlıklı değildik

oyunlar oynandı, gökler kapandı, yenildik

...

O zaman şehre çıktım bir elimde fırça

...

kim varsa gelsin artık yeniden oynayalım

hızım bir araba dolusu aşk gibidir

gölün rengiyle asfaltı karıştırıp

kızım, ne varsa hep yeniden boyayalım.

...

üçüncü gün. yorgun

ev aklımda. gitmeyi unuttum.

Perşembe

...

yersiz bir hamaratlı, bir görev duygusu

bir sarı lale kadar makbulse

akşamüstü bir kadına sunulan

...

çaresizlik değil yenilgi. (sonradan övülecek)

herkesin içinde yürekle buluştuğu bir yerdi

...

durduk ve yenilgiden umutlandık

başkaları başka şeyleri seçtiler

seçsinler

...

çarşamba günü sanki her şeyimiz tamdı

motorlar sirenler gidip gelişler

koyduğunu koyduğun yerde buluşlar

belki güzel bir takım şeyler

ama artık vakit akşamdı.

...

perşembe.

bir uzun ses bekledim. oturmadım

...

sabahı bekledim. cumayı

Cuma

ne söylenebilir! tam çağıydı, olağandık

sabahlarda süzgündük, ancak akşamlarda vardık

...

ne söylenebilir! her şey düzeliyor sandık

odalarda çok geniş alanlarda dardık

...

ne söylenebilir! tam çağıydı. belki aldandık

otlarla yeşerdik, güllerle sarardık

gücüm tazelenmedi, suratım eski. yırtık.

her şeyleri bıraktım, geniş kıyılara dadandım.

aşk diye geceleri çözümledim. aldandım.

...

Cumartesi

yarın pazar

yarınki pazarların sessizliği

Pazartesi

...

kanatır akışını akarsuların çıplak şimdiki

başarılmamış bir geçmişten arta kalan şaşkınlık

şimdiki çıplak. yarı aydınlanmış bir duvardaki.

bir yenilgiden çıkarılmış bir deney. bir yaşlılık

soluğunu ağartırdı bir altın damlanın

...

seven, saygı duyan, yaslanan sana

mermerden yanılan, pelikülden, insan onurundan

mermere yenilen, peliküle, insan onuruna

seçim sandıklarından otuzüç dönülü plaklara

yenile yenile şaşkın, şimdiki çıplak

bir yaşlılık

ağartır soluğunu bir altın damarının

yenile yenile şaşkın

arta arta kendi diline aktardığı

sıkıntısına

...

"kutsal yenilgi!.. şimdiki.

o'na bağımsızlığını hatırlatıyorsun şimdi

her şeye yeniden başlamanın

kanattıkça"

12 Kasım 2018 23:17

Metallurgist
Müsteşar

A... (Yavuz Bülent Bakiler)

Geceler kurşun gibi iner üstüme birden

Hayalin çıkıp gelir uzaklardan karşıma

Sonra yüreğimi bir kara sevda tutar

Ama sen duymazsın duyduğumu A...

Ne bir türkü söylersin gizlice ağlayarak

Ne bir akşam içinde bir yara göz göz açar.

Ne efkar basar seni akşamları ansızın

Ne uykuların kaçar.

Konuşsam bir türlü, sussam bir türlü

Yıllar yılı yüreğimde büyüyen sırsın

Bir sigara dumanına uzanır gibi usulca

Dokunsam saçlarına, kırılırsın.

Kaçtım şehir şehir çok uzaklara

Boşuna gurbet acısı tattım.

Oyalandım durdum seni unutmak için

Kendimi boşuna aldattım.

Anladım faydası yok uzak kalmanın artık

Seni kader çizgisiyle alnıma yazan haktır.

Unutmak ne mümkün gözlerinin rengini,

Seni çılgın gibi sevmek yaşamaktır.

Bir serin rüzgarsın yüzüme vuran

Yüreğimi yakan bir avuç korsun.

Gökler biliyor sevdamı, taş duvarlar biliyor

Sen bilmiyorsun.

13 Kasım 2018 22:36

Metallurgist
Müsteşar

Günlerin Bulanık Sularında (Yılmaz Odabaşı)

Kalabalık,

kabarık şehir;

çok şehir,

çok beton,

yok: İnsan

Çok: Şehir;

hiç: İnsan!

Sevgileri güneşte çekmiş, ruhları eprimiş

ve ihanetlerini cüzdanlarıyla besleyen hiç insanlar,

geldiler; milli piyango ve otobüs biletleriyle

kürdanlarıyla, balgamlarıyla, ayakkabı bağlarıyla

nüfus cüzdanlarıyla, "kazı kazan"larıyla,

visa kartlarıyla, maskeleriyle, markalarıyla...

Güneşin heybetine bakmadan

ve aldırmadan rüzgârın zarafetine..

Birer küfe gibiydi omuzlarında hayat;

her biri kendince yokuşlarda,

her biri amansız yokoluşlarda,

şarkıları yankısız,

aşkları unutuşlarda..

Kapanıp gündüzlerin ıssız odalarına;

hepsi çürük akşamlardan

ve bayat sayımlardan kalma (!)

Geldiler,

göğe bakmadan,

dokunamadan o uzak ovalara

telaşla,

günlerin bulanık sularında..

Hiç insan,

sabahın köşesinde

kusmuş şehrin şanına;

sabahlar akşamına,

adamlar aşklarına,

kusmuş günlerin bulanık sularında.

Sevgisiz kaldık, sevgisiz kaldık

kısacık Nisan akşamlarında..

Şimdi hızla yırtılan aşiretlerden

aşüfteler, kalpazanlar ve ateistler çıkaran ülkem,

savur beni şu pusun, ayazın ortasına,

çıkarıp sığ sulardan yakıştır okyanuslara

ve kavuştur o eski masal kahramanlarına..

Çünkü böyle bir raunt isyan, beş rekat hüzün

Yetmiyor haziran akşamlarında...

Şimdi parklar fesleğen kokarken

yoksullar soluk soluğa;

fıskıyeler upuzun,

taşıtlar süratle otobanlarda;

telaşla,

herkes günlerin bulanık sularında..

Oysa hepimizin gidebileceği bir vadi olmalıydı.

Artık ömürlerimiz bu tükürülmüş bulvarlara kanar

Ve rüyalarımızda bir görünür bir kaybolur serin pınarlar;

bu yüzden yaktığımız bütün kibrit çöpleri

en çok da içimizde yanar ha yanar..

Kalabalık,

kabarık şehir;

çok şehir,

çok beton,

yok: İnsan..

Çok: Şehir;

hiç: İnsan!

Hiç

insan;

doyumsuz,

tedirgin,

korkak..

Sabırsız,

tutkusuz,

kaypak..

Şimdi herkes yüreğinin avlusuna bir servi kadar.

Rüyalarında bir görünür bir kaybolur ormanlar.

Uyanınca, irileşen boşlukları ihanetle tamamlar..

H

i

ç

i

n

s

a

n: Yitmiş günlerin bulanık sularında...

Sadece elbiseler sürüklüyor ardında..

coşkusuz, aşksız kaldık

Kaldık..

Bu kısacık temmuz akşamlarında...

14 Kasım 2018 23:09

Metallurgist
Müsteşar

Ulu Orta (İbrahim Tenekeci)

"seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin

nazlanırsın ama bir gün gelirsin"

düşen bir yaprağa bağladım hayatımı

olsun artık diyorum ne olacaksa

paralı asker miyim neyim ben

ekleyip duruyorum sabahları akşama

ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor

gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta

aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim

nasıl bir dostluk ki bu,hem kadim

hem de mayhoş elma tadında.

kendimi de koysam ayağımın altına

yine de yetişemiyorum ey aşk,

omzunun hizasına.

çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu

ve ayağını kaldırıyor dünya,konuşurken benimle.

budanan oğullar gibiyim,sessiz ve narin

nereye konsam geri sayım başlıyor

kurcalıyor beni bir çırağın elleri

ah,unufak olsam ve desem ki

ağzın tat görmesin hayat

kandırdın beni.

sorma,

elim kırılsın bir daha

dokunursam güneşe.

kılpayı kaçırılmış bir şeyin

bıraktığı ardında

neyse oyum ben.

yaralı serçe, benim için dua et;

gök bir kayalık gibi şimdi üstümde

dr şükrü öncüoğlu'ndan

üç ayda bir reçete.

acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda

ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla

çünkü nasıl birşey biliyorum itin taştan korkması

bir yastık arıyorum kuş seslerinden

mühim değil sonrası.

sorma,

yangın sönseydi suyla

denizler her akşam böyle yanmazdı.

yakartop oynayan melekler gördüm güneşle

ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen

yolundaydı herşey,ben bile yolundaydım

ama

kıyıya vardığımda

kendimi unuttuğumu anladım

karşı kıyıda.

şiirler söyledim belki duyarsın diye

çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin

sana seslendim durdum bu küçücük odadan

acımı duy,sensin pusulam benim

ki dünya

silinmiş bir harita

gibi yabancı bana.

sorma,

usulca uzandığında

bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.

15 Kasım 2018 21:56

Metallurgist
Müsteşar

Sevdadır (Arkadaş Zekai Özger)

Göğü kucaklayıp getirdim sana

kokla

açılırsın

solmuşsun

benzin sararmış

yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün

öyle bükük bakma bana

çam kolonyası getirdim sana

kentli dağlıların haklı sevdasını

bolu ormanlarından çarpan bir koku

sanki köroğlunun ter kokusu

aman kokusu, billah kokusu

canlarım ,canım benim

üzme kendini bu kadar

sana umudu öğretemeyenlerin suçu mu var

bak yeryüzü ne kadar geniş

ne kadar dar

Dur

akıtma gönlüm yaşını

gözünden öpecek bir yer bırak

oy bana en yakın

bana en uzak

sevgili yar

hasretine vur beni

Giyecek çamaşır getirdim sana

adettir diye değil, sevdim diyedir

bağışla, eski biraz

bedenim uygundur diye bedenine

elimle yıkadım, ütüledim

elma ağacında kuruttum

Günler sarmal bir yay gibi

bunu unutma

bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir

bunu unutma

seni ben her yerinden öperim

beni unutma

Kadere inansaydım

sana inanırdım

düşürmem sigaramın ucundaki külü ben

öyle kırık bakma bana

caddeler nasılda genişliyor

sana bunu söyleyecektim

bileyli bir makas vardı yanımda

sana bunu söyleyecektim

hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri

sana bunu......

oyyy nasıl söyleyebilirim

deliren sevdamızın kısrak huyunu

Elimi tut

tuttururlar, o kadarına izin verirler

kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu

bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız

sen içerde

ben dışarda.....

oyyy mahpusluk mahpusluk....

16 Kasım 2018 15:53

meçhul.34
Kapalı

Derin bir nefes çektim

sigaramdan,

Yanımdaki boş sandalyeye

baktım, gülümsedim.

Boş avuçlarıma kaydı

gözlerim,

İsyâna meylettim,

Etmedim.

Sessiz bir ah çektim

ve

İçimden en anlamlı sözleri

gönderdim,

Yedi sülalesine kaderin..!

17 Kasım 2018 09:41

HulyaaaDeniz
Genel Müdür

Sende kalmış ( Cemal Safi)

Sende kalmış umudum, saadet çağım sende,

Sende kalmış huzurum, tüten ocağım sende,

Sende hayat kaynağım, duygu membağım sende,

Can diyorum sana,can kafesim sende kalmış.

Allah' ım düşmanımı düşürmesin bu zaafa,

Sanki her noksanımı mecburum itirafa,

Hangi şarkıya girsem, notalar do re mi fa

Sol diyorum sana sol, la sesim sende kalmış.

Gel Tanrıya borcunu teslim etsin bu yürek,

Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek,

Kelime-i şahadet getirmem için gerek,

Son diyorum sana, son nefesim sende kalmış.

18 Kasım 2018 23:29

Metallurgist
Müsteşar

16.11.2018

Suskunum Sana (Adnan Yücel)

Hangi şiire başlasam suskunum sana

Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun

Güneşte kavrulan bir kum tanesi

Çatlayan dudaklarım oluyor her gece

Yağmura suskun yaşamaya suskun

Haykırabilsem

Belki bir nehir köpürebilir sesimde

Silinebilir kuraklığın bütün izleri

Upuzun çöller vadileşebilir içimde

Hangi güzelliği özlesem suskunum sana

Yürek boşluğunda bir of kadar suskun

Özlüyorum seni masmavi

Koşuyorum sana bembeyaz

Ve kahroluyorum bir anda kapkara

Ah oluyorum

Of oluyorum

Ve susuyorum

Oysa haykırabilsem

Işık yumağı bir pınar olur soluğum

Hangi türküye uzansam suskunum sana

Ağıt ağıt, özlem özlem suskun

Tut ki vurulmuşum

Aşktan ve kandan bir damla olmuşum

Bir saçlarının rüzgarına

Bir de ağzının kıyılarına konmuşum

Hangi dalga silebilir beni senden

Hangi kasırga koparabilir

Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum

Coşkuların her şahlanışında

Sana deprem deprem susmuşum

Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum

Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası

Sözlerinde baskı yasası yeter

Hangi kavgayı özlesem suskunum sana

Zafer sabahlarında gece kadar

Bayram sabahlarında yas kadar suskun

Böyle güzelliklere de

Böyle suskunluklara da lanet olsun

Al bu suskunluğumu al artık

Al ki

Bütün gürültüler kahrolsun

18 Kasım 2018 23:32

Metallurgist
Müsteşar

17.11.2018

Özledim Seni (Can Yücel)

özledim seni..

ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.

beynimi uyuşturuyor özlemin..

çok sık birlikte olmasak bile

benimle olduğunu bilmenin

bunca zamandır içimi ısıttığını

yeni yeni anlıyorum

Yokluğun,

Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp

mütemadiyen bir boşluğa

Sabahları seni okşayarak başlamaları

aksamları her isi bir kenara koyup

seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;

oynaşmalarımızı,

yürüyüşlerimizi,

sevimli haşarılığını,

çocuksu küskünlüğünü...

Nasılda serttin başkalarına karşı

beni savunurken;

ve ne kadar yumuşak

bir çift kısık gözle kendini

ellerimin okşayışına bırakırken

Gitmeni asla istemediğim halde

buna mecbur olduğunu görmek

ve sana bunları söylemeden

'"git artık'" demek

'"beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk

kavuşacaksın mutluluğa'"

demek sana nede zor

seni görmemek ve belki yıllar sonra

karsılaştığımızda

bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...

yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....

18 Kasım 2018 23:34

Metallurgist
Müsteşar

Anlıyor Musun? (Şükrü Erbaş)

zaman buldukça uğra

tek neşem bu benim

beklemek ve bulmakla yaşadığım

dili tutulmuş bu şaşkın sevinç.

eşyalar geri çekiliyor sen gelince

bir ayrıntı gibi içinde kaybolduğum

sığ ilişkileri günlerin

geri çekiliyor, dudaklarıma kadar

yükselen sıkıntı suları

tutunup kirpiklerinin ışığına

mavi bir kıyıya çıkıyorum

kurtuluyorum boğulmaktan.

aldığım soluğu duyuyorum, varlığımı

dünyanın benim için de var olduğunu.

gülümseyen ve bağışlayan

bir genişliğe dönüyor içimdeki keder

dumanı kalkmış karlı bir dağ gibi

açılıp aydınlanıyorum güneşinle

inanıyorum yeniden sevgiye ve güzelliğe.

aralarından ilgisiz geçtiğim insanlar

-telaşlı, dalgın, uzak-

daha bir dost görünüyor, daha bir sıcak

içlerinden biri olduğumu duyuyorum

iyi gözle bakabiliyorum herşeye

gelişin hayata bağlıyor beni

anlıyor musun

zaman yarat ve uğra

19 Kasım 2018 19:35

Metallurgist
Müsteşar

Telefonda Sen (Cemal Safi)

Bundan daha güzel müjde mi olur?

Merhaba diyorsun telefonda sen,

Sen ki konuşursun derdim mi kalır?

Nasılsın diyorsun telefonda sen...

Bu gece misketi çaldırmaz mıyım,

Başkenti ayağa kaldırmaz mıyım,

Sesini duyup da çıldırmaz mıyım!

Delisin, diyorsun telefonda sen...

Sağlığını düşün herşeyden önce,

Kendine iyi bak içme her gece

Seni Seviyorum, hem de delice!

Bilesin, diyorsun telefonda sen...

Mutluluk ne kadar kolaymış meğer,

Sevginin kadrini bilseydik eğer,

Kim ne derse desin, çekmeye değer,

Çilesin, diyorsun telefonda sen...

Çoktan terk ederdim, bu şehri, çoktan,

Arar diye caydım her yolculuktan,

Dostlar ne âlemde, çoluk çocuktan

Ne haber, diyorsun telefonda sen...

Sabrımı yenmese hasret nöbetim,

Arayıp sormaya yoktu niyetim.

O anda hapşırdın, çok yaşa dedim,

Beraber, diyorsun telefonda sen...

Albümde görünce aklıma esti,

Berbere uğradım dün akşam üstü,

Resmime bakarak saçımı kesti

Severdin, diyorsun telefonda sen...

Sevgi bu, insanı böyle inceltir,

Aklın ermediği yere yöneltir.

Sen de şiirlerinde böyle yüceltir,

Överdin, diyorsun telefonda sen...

Biraz da fedakâr olsaydın keşke,

Ne verdin destanlar yazdığın aşka?

Ömründen üç gece, hepsi bu, başka?

Ne verdin, diyorsun telefonda sen...

Hem içme diyorsun, içme de çıldır!

Hem de kalk şu anda bir kadeh doldur,

Hadi sağlığına şerefe kaldır,

Çınçınlat, diyorsun telefonda sen...

Bu yıl kurak geçti, bahar da yaz da,

Erik de olmadı, dut da, kiraz da,

Neler söylüyorum, lütfen biraz da,

Sen anlat, diyorsun telefonda sen...

Ne söylersen söyle, sen ne dersen de!

Anlat düşmanımı düşte görsen de!

Bir sigara yaksam, izin versen de;

Devam et, diyorsun telefonda sen...

Seni dinlemekten güzel şey mi var?

Çölde şırıl şırıl akan su kadar,

Yeter konuştuğum, benden bu kadar,

Merhamet, diyorsun telefonda sen...

Gelirsem görünme, kendini gizle,

Seni yağmalarım, yerim bu hızla!

Yerin kulağı var, açılma fazla,

Orda kal, diyorsun telefonda sen..

Canım ne istiyor şu anda bilsen?

Ah mümkün olsa da bulup da gelsen,

Kendi ellerinde incecik dilsen,

Portakal, diyorsun telefonda sen...

Afedersin bazen sapıtıyorum,

Böyle saçma sapan lâflar ediyorum,

Kapı çalınıyor, kapatıyorum,

Hoşçakal, diyorsun telefonda sen...

20 Kasım 2018 23:51

Metallurgist
Müsteşar

Eskidendi Çok Eskiden (Murathan Mungan)

Hani erken inerdi karanlık,

Hani yağmur yağardi inceden,

Hani okuldan, işten dönerken,

Işıklar yanardı evlerde,

Eskidendi, çok eskiden.

Hani ay herkese gülümserken,

Mevsimler kimseyi dinlemezken,

Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,

Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,

Hani oyunlar tükenmemişken,

Henüz kimse bize ihanet etmemiş,

Biz kimseyi aldatmamışken,

Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,

Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,

Daha biz kimseye küsmemiş,

Daha kimse ölmemişken,

Eskidendi, çok eskiden.

Şimdi ay usul, yıldızlar eski

Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden

Geçen geçti,

Geceyi söndür kalbim

Geceler de gençlik gibi eskidendi

Şimdi uykusuzluk vakti

Toplam 397 mesaj
«5678910111213141516»
 
ANKET
23 Haziran 2019 İstanbul BBB seçim sonuçlarını nasıl buldunuz?