Editörler : yaralı-bir-öykü
«13141516171819202122232425
11 Eylül 2019 23:38

Metallurgist
Müsteşar

Sone 26 (William Shakespeare)

Sevgimin sultanı, ben kul oldum işte sana,

Erdemin güçlendirdi benim görev duygumu;

Gönderdiğim bu yazı, elçilik yapsın bana,

Bir zekâ gösterisi değil, hizmet belgem bu.

Böyle yüce görevi zavallı aklım belki

Anlatamaz da doğru dürüst, cılız gösterir,

Ama sendeki ruh ve düşün öyle güzel ki,

Umarım, işte onu bana çırçıplak verir.

Uğur doğar yazgımı yönelten yıldızlarda,

Talihim başlayarak yaver gitmeye yine,

Yırtık pırtık sevgime giyim kuşam sağlar da

Lâyık gösterir beni senin iyiliğine.

Bir gün övüneceğim sevdiğim için seni,

O güne dek görünmem sınarsın diye beni.

12 Eylül 2019 23:07

Metallurgist
Müsteşar

Değil (Çisel Onat)

biraz değiştim,

her şey kadar, herkes kadar, sen kadar?

değiştim...

unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,

bir yanım kendimi kolluyor, bir yanım seni

ben benimle savaşıyorum,

seninle değil...

sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın,

ne kazanabileni ne de kaybedeniyim...

sorun değil...

elbet alışırım...

biraz alıştım.

her şey kadar, herkes kadar, sen kadar...

alıştım!

varlığını istemediğim tüm eksik yanları

ve çokluğunu da, yokluğunu da istemediğim iki arada bir derede duyguya alışıyorum...

bir yanım bırak diyor bir yanıma

kesin değil! henüz tanıştık...

her şey kadar, herkes kadar, sen kadar...

tanıdığımı sandığım bana daha yakınım artık

duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda

ve aynalarda ağlarken gördüklerim kendi tarafımda

bir yanım memnun oldum diyor,

bir yanım tanıyamadım daha

samimi değil...

bir hayli kırıldım...

her şey kadar, herkes kadar, sen kadar...

canıma batan her halin felç gibi indi bedenime

gözlerimden tut da ciğerlerime kadar kırgınım...

aslında ne sana, ne olanlara...

kendime kırgınım!.

maziye hiç değil, âna kırgınım

anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,

dinlediğim şarkılarda bana seni anımsatan şarkıcılara,

beni anladığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşuna

bir hayli kırgınım...

beni ben kırdım oysa...

iyi değilim.

galiba yoruldum...

her şey kadar, herkes kadar, sen kadar...

kalbime, kalbimi kanıtlamaktan

ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan

ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum.

aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!..

sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum.

şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık

ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!..

toprağa bakan yanım senden zaten ayrı

sana bakan yanımsa toprakla aynı

hıh! ne yaparsan yap, gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin!

gözlerim yorgun...

dudaklarım, dudaklarım hissiz...

dokunulmadan geçen yıllar bana ağır...

sarılmadan geçip giden uğurlamaların, kavuşmaları hep beklentisiz

söyleyemediklerini söylesen de şimdi

sesine aşina yanım, onca sessizlikten sonra artık sağır!

isteyerek değil...

çok çalıştım

paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine

beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkiye

ve bence bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen

daha önce de gitmiştim...

çok çalıştım...

paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine

beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkine

ve bende bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen

gitmek için, bitmek için, sana huzur vermek için

çok çalıştım...

daha öncede gitmiştim...

kendi isteğimle...

anladım ki daha önce sevmemiştim!

çok çalıştım inan

değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye

her defasında daha da tozlanan canımı kırmadan korumaya

ve alışmaya kendime...

bu göz gözü görmez dumanlı halime

çok alışmaya çalıştım hem de...

tanıştım seninle doğan yanımla da, ölen yanımla da

birini yaşattım! yaşatıyorum da hala

ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum da

yorulmak, dinlenmekten geçmiyor

an be an çöküyor, insanın içindeki güç

ışığı sönüyor...

beyaza dönüyor rengi git gide

hissizleşiyor...

ne yormak istedim seni,

ne de yormak kendimi

çok çalıştım

gitmeye de kalmaya da...

ikisi de aynı acı.

kolay değil!

13 Eylül 2019 23:26

Metallurgist
Müsteşar

İrade (Çişel Onat)

Her defasında aynı tat var sanıyorum,

Oysa ne çok yalan var ne çabuk aldanıyorum,

Belki bir yerde duruyordur diyorum

Ve buldum sandığımı o yere koyuyorum,

Belki biraz diner sandım seversem yeniden içimin acısı,

Oysa ne kalbim bıraktı acıyı ne de dudaklarım acının tadını,

Öylesine vurucu bir dalga gelip geçen üzerimden,

Her defasında hayallerimi yıkan,

Ve akıp giden bir dalga tadıyla tenimin,

Seni bana beni sana karıştıran tuzuyla terimin!

Tek başına sevdiğim gibi tek başına yıkabilir miyim dalgaları?

Sevişmesem yazabilir miyim böyle masalları,

Sevmesem diner mi içimin yası?

İrade nedir bilir misin?

Durup bakmak sana bir köşeden,

Çocuk gibi gülümsemek içimde solanı görme diye

Ve dokunmadan hissetmek nasıl koktuğunu,

İçmek dudağına değen kokulu çayın bardakta kalanını, her yarım bıraktığını,

Gittiğin zaman kapıyı kapatıp geride kalanlara kahkaha atmak gizlenircesine,

Nasıl bir yakalanma korkusudur

Sorma!

Bilemezsin nasıldır sana iradeli davranmak?

Küçük bir kızı oynayıp, kocaman bir kadını saklamak,

Ve istendiğini hissedememek,

?Dur! Sus! Yapma! ?yı bilmek,

Bilip beyninden kalbine hiçbir hücrene söz geçirememek,

Tekrarlanan bir sayfanın üzerinden her gün geçmek,

Bazen yokmuşsun gibi davranıp,

Olduğun her ana şükretmek,

Ve geçtiğin yerlerde diz çökmek?

Oynamak! Hep oynamak, rolü iyi omuzlamak,

Durmak!

Susmak! Sustuklarını yutmak,

Bilmek ve de?

İmkânsızlığını, olmayacağını?

Göze alamayacaklarını görmek,

Sana iradeli davranmak nasıldır bilemezsin?

Başka biriyle 2. yastığı paylaşıp,

Göz yumup seni düşlemek?

Nasıl bir fahişeliktir bilemezsin!

Aşk insanı bu kadar ucuzlatır mı?

Hayal etmek dediğin bu kadar kolay mı?

Başkasına soyunup sana tüm kapıları kapamak nasıl bir örtünmektir bilemezsin!

İşte bu yüzden bacak arasında değil aşk,

Sen her şeyi biliyorken,

Ben her şeyi göze almışken,

Sana uzaktan kıvranmak,

Nasıl acılı bir kanserdir bilemezsin!

Gecenin en berbat saatinde,

Dudaklarım titreyerek, boynuma dolanan saçlarımdan nefret ederek uykusuzluğuma sövmek,

Ve imkânsızı bildiğimden kızamamak sana,

Nasıl bir öfkedir bilemezsin!

Bırak gel her şeyi!

Ben kaçıp gitmeye hazırım,

Bırak boğulmama, içinde kalmama izin ver!

Yüzüme dokun, konuşma,

Çay yapayım, sabaha kadar susalım,

Bana bakarak uyu,

Giden ben olayım!

Geride kalanı ya al ya da bırak,

İçimde her şey noktalanmış kalsın,

Seninle virgüller atamamak hayata,

Nasıl bir noktadır ki dönemezsin,

Seni iradeli sevmek nasıl bir açlıktır bilemezsin!

Dilerim böyle bir zulme hiç bulanma,

Ve hiçbir aşka tek başına doyma,

Hayran değilim ne asaletine kalbimin ne de sabrına,

Sana her baktığımda onu acıtmak nasıl bir günahtır bilemezsin!

Hiç sorma!

15 Eylül 2019 23:18

Metallurgist
Müsteşar

14.09.2019

Seni Bilemem (Çisel Onat)

Şimdi ayrılık var yandığımız yerde,

Kokusu sindi kalbimize,

Olsun içimiz temiz bizim,

Anılarımızı yaşatırız belki,

Koymayız kimseyi yerimize.

Ben zaten sevemem,

Seni bilemem!

Emanetini sararsa da saklarım,

Eskide kaldı diyip gülüp geçemem,

Dokunmam kimseye,

Dokunmasınlar da, istemem!

Bana yeter bu kadarı

Fazlasını istemem,

Duyarsam susarım,

Hıçkırmadan ağlarım,

Öldürse de içimi yokluğun,

Sonrasızlığını hakkıyla yaşarım.

Senin adaletini bilemem!

Dokunduğun yerler mühürlü kalır,

Ellerine ihanet edemem,

Kendime bile dokunamam,

Esaret değil ayrılığın,

Ama özgürlüğü sensiz sevemem.

Senin sınırlarını bilemem!

Yaşarım bir şekilde,

Ölürsem acımın hakkını veremem,

Izdırap taşırım belki,

Çok ağrır, çok kanarım,

Uyanırım, camı açarım elbet,

Değişmez gördüklerim,

Değişmesini beklemem,

Senin gözlerini bilemem!

Yerimize konan ayrılık noktadır benim için,

Altına en fazla virgül koyabilirim,

Dünyanın hiçbir harfini,

Senin adını yazacaklar diye birleştiremem,

Senin imlanı bilemem!

Susarım, hep susarım,

Tek umudum kalır geriye,

Sırf bu yüzden ölemem,

Sana ölene kadar demişken,

Yarı yoldan dönemem,

Senin yeminini bilemem!

Ne başkasında gözüm kalır,

Ne geri kalanımı başkası alır,

Sevemem,

Seni bilemem!

15 Eylül 2019 23:22

Metallurgist
Müsteşar

Bir Devrimcinin Armonikası (İsmet Özel)

Binlerce binlerce çocuk

koşarak dokumuş benim kumaşımı

hançeremdeki bu şehrin

o geçimsiz mushafı

vardım dayandığım parmaklığına o büyük hesapların

Hazırım ey kalaycı çırakları ve güyümcüler

ey rakı sürülmüş yaralarım gövdeleşin

kırçıl acılarım benim

gök de bir mendil takınsın boynuna

benim kağşayan umutlarım gövdeleşin

çünkü ben oraya gidiyorum : boğulmaya.

Nasıl birer suç çağrışımıyız dünyada

adamlar,kadınlar,şehre indirdikleri bakraçları

ne kadar uydurma

ne kolay öpüşüyorlar yıllar süren intiharlarla

Oysa

insan zemheriyi

ve kadının doğurma vaktini bilir

hergün kalkıp öpüşebilir sabahın üniformasıyla

yeni şeyler,yeni şeyler yaratmak için tabi.

İşte potin bağlıyor çocuk

bütün uykularından sürülmüş kurşunlar

tütün gibi bakıyor nisanlara

ve ben sahici kılmak için öpüşlerimi

oraya gidiyorum : boğulmaya.

Ben ki gövdemi bütünüyle ne yapmalıyım

tahta bir bavul

gibi duruyorum insan kıyısında

makina

çok acemi buluyor beni sanırım

seyrek bir ölü vurdular alnıma,ekşi

1300 tarihli şehbenderlere dair talimata

ve anamın kanserine alıştım

ve de bir simsar gibi asvalta ve otobüslere

bir vitrin gibi

bir bıçak,bir

setre.

Tutuşan bir bıçak.

içerimde tozuyan bağırtılar vardır

Ondan işte gidiyorum oraya : boğulmaya.

Oraya gidiyorum boğulmaya

BOĞULMAYA

bir partizanın armonikasında.

Artık mazgallardan fırlamak

büyük kamalar saplamak

böğrüne coşarlığın

büyük bir çatırtının ayaklarını ovmak

armonikamla.

Ey çatlayan tohumun hengamesi!

İnsan,gülümsemeyi

ve ürün kaldırmasını bilir

çünkü derbeder bir okul çantasından

serin ve sevişli bir ırmağa girilir

ve benim o boğulduğum armonika

halklara seğirtir,coşar

o,korkunç bir yekinmedir buralarda

Hannoy'da bir uçaksavar.

16 Eylül 2019 23:15

Metallurgist
Müsteşar

Bakmaklar (İsmet Özel)

Donyağından yapılmış sabunların

ürkütüp sindirdiği gözlerim vardı - ağır -

ağır yani çoraplı ve sürgün doğmanın

taşınmaz kıldığı.

Ben şenlikçisiydim pıhtı kanın

keten helvacılardan, bileycilerden

rugan çizme giyilen çağlardan geçerdim

barutun ve susamanın güzelliğiyle

tek yatmanın akmayan yüzüyle geçerdim.

Oraya, göğsüme iliklediğim hayvanı ayartmadan

direnmenin mayasını ellemeye.

Gün dönerdi, benzi solardı kahkahamın

kapardım kapımı gevşeyen bir yanımla

ve hergece yatağımda bir engerek bulmanın

süregen iğrentisiyle dolardım, sesim

öylece - Kusmuk Gibi - kalırdı ağzımda.

Çünkü heryerde bir göğün ufak kaldığı vardı

- akşama özgü göğsümü açardım

ey mutlu seri penceresi doğanın -

heryerde köpeksi koklaşmaların sürüp gittiği vardı

uyurken bir kadına doyar gibi kanardı ayaklarım

kanardı ve bir irin seliyle boğulurdum hersabah.

Oysa babam bilirdi yaşadığını aptes alırdı çünkü

anlatacak şeyleri vardı, eğilip kalkmaları

dualar okuması, doğum sancılarıyla bırakıp gitmesi anamı.

Ah, göğe uzatıyorum bir cumartesiyi

hayın bir çalgıyı kuşanıyorum göğün huysuz kuşlarıyla

GÖK! Bir kahkahaya geçirdikçe dişlerimi

bir tabut kalmıştır akşam olmaya

bir tabut beklenen bir aydınlıktır

beklenen bir ses gibi avlularda.

Anam kirliserin penceresinde doğanın

uykusu ayaklanır kanı birikir saçlarına

gözlerine uyuşuk bir hınç siner artık

ölü bir erkeği almıştır yatağına

o soğuk ölüyü, o kurutulmuş anıyı

birdenbire benim ağzıma takılır herşey

giderim akşama özgü göğsümü açmaya.

Ben nereye adımı yazsam

nereyi göstersem parmaklarımla

orası şapkalar yüklü bir vagondur,

nerede daralmış görsem bir adamı

akşamın güzel buğusunda eli-ayağı tutulmuş

bir çiçeğe uzanırken utandığını görsem

işte iğrentim yayılıyor derim, işte sırtlanlar soluyor ellerimde

kuşlar çoktan kapamışlar tarlalarını.

O zaman bir üzünç aralığında - herkes gibi - başlar korkum.

Ey irin mutluluğu!

Ey durmayıp ağrıyan kemiği usumun!

Uğunursam beni hazdan delirten hayvanın ortasında

ben koşarken derelerde birikirse çocukluğum,

piçliğim birikirse sesimin o hıncahınç boşluğunda

coşkunun en sağlam atıyla geliyorum

sövgüm büyüyor, ağartıyor günümü.

TAN! Ölü bir keçiyle saçlarımı taramanın vaktidir

sarı bir bilincin ötesini ellemek istemenin

bir üzünç aralığındayız artık TAN!

savulun, çıplaklığım geliyor ardımdan

17 Eylül 2019 23:20

Metallurgist
Müsteşar

19 Nolu Sone (Bertolt Brecht)

Yalnızca benden kaçma yeter

Boş sözler de etsen duymak istiyorum seni

Sağır olsan gönlüm sözlerini ister

Dilsiz olsan gördüğünü.

Kör olsam, seni görmek isterdim

Sen yanımda yol gösterici oldun

Uzun yolun daha yarısı bile aşılmadı

Bir düşün içinde yaşadığımız karanlığı

'Bırak beni yaralıyım' desen de boşa

Görevden dönülmez, yalnızca ertelenir

Başka bir yerde değil, yalnızca burda

Bilirsin özgür değildir gereksinilen kimse

Gönlüm her şeyden önce seni ister

Biz de diyebilirim, ben yerine.

18 Eylül 2019 23:16

Metallurgist
Müsteşar

Galata Kulesi (Ümit Yaşar Oğuzcan)

6 haziran 1973, pırıl pırıl bir yaz günüydü,

aydınlıktı, güzeldi dünya,

bir adam düştü o gün galata kulesinden.

kendini bir anda bıraktı boşluğa;

ömrünün baharında, bütün umutlarıyla birlikte paramparça oldu.

bir adam düştü galata kulesinden;

bu adam benim oğlumdu gencecikti vedat,

ışıl ışıldı gözleri, içi,

bütün insanlar için sevgiyle doluydu

çıktı apansız o dönülmez yolculuğa

kendini bir anda bıraktı boşluğa,

söndü güneş, karardı yeryüzü bütün zaman durdu.

bir adam düştü galata kulesinden

bu adam benim oğlumdu; açarken ufkunda güller alevden,

çıktı, her günkü gibi gülerek evden,

kimseye belli etmedi içindeki yangını

yürüdü, kendinden emin sonsuzluğa doğru.

galata kulesinde bekliyordu ecel,

bir fincan kahve, bir kadeh konyak,

ölüm yolcusunun son arzusuydu bu,

bir adam düştü galata kulesinden;

bu adam benim oğlumdu.

küçücüktü bir zaman,

kucağıma alır ninniler söylerdim ona,

uyu oğlum, uyu oğlum, ninni.

bir daha uyanmamak üzere uyudu vedat.

6 haziran 1973 galata kulesinden bir adam attı kendini;

bu nankör insanlara bu kalleş dünyaya inat,

şimdi yine bir ninni söylüyorum ona,

uyan oğlum, uyan oğlum, uyan vedat.

19 Eylül 2019 23:13

Metallurgist
Müsteşar

Ayrılıklardan (Turgut Uyar)

böyle sessiz ayrılıklarda,

her şey önceden belli olur.

en güzel zamanında, aşkın ve hayatın

insan deli olur..

o, kadırga taraflarında bir evden çıkmıştır.

masum bir yalanla -halama diye-

gözleri pabuçlarında, mahcup

ellerine yapışmış gibidir

harçlığından arttırıp aldığı

sevimli hediye..

ah, insan nasıl çıldırmaz nasıl

bir çaresizlik,

bir umutsuzluk sarmış her yanı.

aranızdan insanlar geçer.

bulutlar geçer.

o, kırmızı mürekkep gibi dudaklarıyla, zoruna

utanarak gülümsemeye çalışır.

bu gülüş en aldatmazıdır vaatlerin.

yıllarca sonra bir uzak gurbette bile;

zulmüne dayanılmazken yalnız saatlerin,

bir yeşil yaprak üstünde gözlere,

görünür, uzaklaşır...

20 Eylül 2019 23:36

Metallurgist
Müsteşar

Sözcükler (Ersin Ergün)

ve üçüncü boyutumu yitirdim

mektupların beyaz ülkesinde

üçüncü boyutumu yitirdim

ellerim sıcak bir ülkeydi eylül öncesinde

ellerim sıcak bir ülkeydi

ve güz rüzgarları yağmaladı avuçlarımı

kül fırtınaları kavurdu saçlarımı

alnımın ak çizgisine aktı ateş

alnımın ak çizgisine aktı ateş

ve kırlangıç ölüleri kanattı gözuçlarımı

güz rüzgarları yağmaladı avuçlarımı

çatıları uçmuş bir sevda kentidir kalbim

ve üçüncü boyutumu yitirdim mektupların tutsak ülkesinde

kalbim bütün çatıları uçmuş bir sevda kenti sıcak geceleri unuttum

tenim uçuk bir yansı kaç yıldır mektupların sessiz söz çevrintilerinde

sıska siluetleriyle sözcükler beyaz bir çölde bir gölge gibi sürüklediler ömrümü

kaç sabır yılı bu gözlerimi parmaklıkların paslı askısında unuttum

en güzel sözleri yağmak için kağıtların tuz kurusu toprağına

belleğimin sözcük ırmaklarını bir çöl sürgünü gibi içip kuruttum

kaç uzun mektup yılı kaç sabır yılı bu kanımı içtim

karıştırıp geçtim bir sevda kitabının geceler boyu yanan çıplak sayfalarını

ay öpüşlü sözcükler seçtim?

ay öpüşlü sözcükler seçtim

ve kağıtların iki boyutlu ülkesinde yitirdiler dudaklarını

hiçbiri bir sevgilinin dudaklarına sevda sıcağı bir öpüş konduramaz

yitik bir gecenin ıssız sularındaki uçuk hayallere benzerler biraz

kaç uzun mektup yılı kaç sabır yılı bu ellerimi içtim

tutuşturup geçtim inatçı bir sevginin görüş camlarına düşen buğulu gölgesini

gül dokunuşlu sözcükler seçtim?

gül dokunuşlu sözcükler seçtim

ve kağıtların iki boyutlu ülkesinde yitirdiler parmaklarını

hiçbiri bir annenin ellerine oğul sıcağı bir dokunuş konduramaz

aynada kokularını yitiren çiçek yansılarına benzerler biraz

kaç uzun mektup yılı kaç sabır yılı bu kanımı içtim

tutuşturup geçtim çoğul öykülerin kalbimin yolarına düşen arkadaş gölgesini

karanfil gülüşlü sözcükler seçtim?

karanfil gülüşlü sözcükler seçtim

ve kağıtların iki boyutlu ülkesinde yitirdiler yapraklarını

hiçbiri dağlı bir dost sohbetine çam kokulu bir kahkaha konduramaz

çay buğusunu yitirmiş çatlak kristal bardaklara benzerler biraz

kaç uzun mektup yılı kaç sabır yılı bu ömrümü içtim

karıştırıp geçtim

aklımın isyan vadilerinde yasak bir kentin hala ışıyan kitaplarını

asi yürüyüşlü sözcükler seçtim?

asi yürüyüşlü sözcükler seçtim

ve kağıtların iki boyutlu ülkesinde yitirdiler ayaklarını

hiçbiri direnen bir halkın

tarihle yıkanan sokaklarına kolkola bir adım konduramaz

resmin devinimsiz yüzünde çağıltısını yitiren hırçın dalgalara benzerler biraz

ve üçüncü boyutumu yitirdim mektupların özlem ülkesinde

kaç uzun mektup yılı kaç özlem yılı bu

kalbimi

ellerimi

kanımı

ömrümü içtim

karıştırıp geçtim

aklımın isyan vadilerinde yasak iklimlerin ateşe yazgılı kitaplarını

karıştırıp geçtim

sevda kitabının yağmalanmış avuçlarımda hala yanan çıplak sayfalarını

şiir ülkesini koşarak geçtim ve dolaştım dilin bütün sanatçı sarraşarını

ay öpüşlü

gül dokunuşlu

karanfil gülüşlü

asi yürüyüşlü sözcükler seçtim?

sözcükler ki

en sınırlı olandırlar ve hiçbir sınır tanımaz

her şeydirler ve hiçbirşey, üstlerine büyü sürülmüştür biraz

ve bu yüzden onlara şiir ülkesinin krallığı verilmiştir

sözcükler ki

hayatın kağıda düşen gölgeleridir hepsi

ve bu yüzden onlara gri renk uygun görülmüştür

kaç yıldır unuttum

sözcükler gri bir çölde sıska bir siluet gibi sürüklediler ömrümü

ve tenim suskun bir sevda kentidir mektupların ?görülmüştür? ülkesinde

kaç özlem yılı bu gövdemi parmaklıkların paslı cenderesinde unuttum

ateş yansıları kondurmak için gecenin kıyısına

kaç yıldır

özlem ülkesini düş yaylımına tuttum

kaç uzun mektup yılı kaç sabır yılı bu kalbimi kurşuna dizdim

parlak kan kristallerinden özlem resimleri çizdim kağıtların çıplak tuvaline

ince işlemeli sözler yazdım?

ince işlemeli sözler yazdım

ve mektupların iki boyutlu ülkesinde yitirdiler öznelerini?

kaç yıldır unuttum

üçüncü boyutum yitik bir çizgidir mektupların beyaz ülkesinde

21 Eylül 2019 16:53

Metallurgist
Müsteşar

Balzamin (Cemal Süreya)

Sen el kadar bir kadınsındır

Sabahlara kadar beyaz ve kirpikli

Bazı ağaçlara kapı komşu

Bazı çiçeklerin andırdığı

İş bu kadarla bitse iyi

Bir insan edinmişsindir kendine

Bir şarkı edinmişsindir, bir umut

Güzelsindir de oldukça, çocuksundur da

Saçlarınla beraber penceredeyken

Besbelli arandığından haberli

Gemiler eskirken, deniz eskirken limanda

Sevgili

Toplam 491 mesaj
«13141516171819202122232425
 
ANKET
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'yu başarılı buluyor musunuz?