Editörler :
24 Ocak 2019 22:28   


Kapalı
Önemli bir konu hakkında

Değerli Meslektaşlarım,

Aldığım bir dava süreciyle ilgili fikirlerinize başvurmam gerekiyor. Bir müvekkilim, bundan yaklaşık 5,5 yıl önce alkolün etkisiyle dışarda birinin aracına sopayla zarar vermekten polislerce yakalanıp merkeze getiriliyor, merkezde de polislere hakaret ve mukavemette bulunuyor sonunda da hem şahıs aracına zarar vermekten hemde görevli polislere hakaret ve mukavemetten mahkemeye sevkediliyor, şahıs aracına zarar vermek suçuyla ilgili dava şikayete bağlı olduğundan şahısla da uzlaşma sağlandığından dolayı hiçbir ceza almadan düşüyor ancak polislere hakaret ve mukavemet suçunun davası kamu suçu olduğundan 5 ay hapis cezası alıyor buda daha önce sabıkası olmadığından HAGB'ye çevriliyor, 5 yıllık denetim süresi içerisinde alkollüyken araç kullanmak suçundan yakalanıp tekrar mahkemelik oluyor, mahkemede adli para cezası verip daha önce HAGB aldığı mahkemeye ihbarda bulunuyor, önceki mahkeme tarafından dava dosyası tekrar açıldıktan sonra avukat olarak ben görevlendiriliyorum.

Asıl konuya gelecek olursam müvekkilim yıllar öncede birtakım suçlara karışmış ve mahkeme süreçlerinden geçmiş fakat çocukluk yıllarından itibaren muhtelif zamanlarda ailesininde desteğiyle psikiyatrik birtakım tedaviler görmüş, birtakım psikiyatrik rahatsızlıkları varmış hatta mahkeme kararıyla akıl hastanesinde belli bir süre gözetim altında da tutulmuş hal böyle olunca da ceza almadan davalardan beraat etmiş, tüm bu süreçlerle ilgilide raporları mevcut. Son duruşmasında mahkeme tarafından hükmü açıklandı ve açıklandıktan sonrada yıllar önceki psikiyatrik raporlarını da dosyaya ekleyerek istinafa gönderdik halende istinafta incelemesi devam ediyor. Sonuç olarak benim öğrenmek istediğim istinaf mahkemesinin psikiyatrik raporları ne yönde değerlendireceği çünkü normal şartlarda mevzuat, akıl hastalarıyla ilgili T.C.K.'nın 31. ve 32. maddeleri de dikkate alındığında gerek yerel mahkemenin gerek istinafın gerekse yargıtayın konuyla ilgili ayrı bir inceleme konusu yapması gerektiğini ortaya koyuyor. HAGB'ye itiraz sürecinde esastan inceleme imkanı olamadığından durumla ilgili kesin bir karara varılamıyor, hükmün açıklanması sürecinde kararın olduğu gibi açıklanması prensibi var ancak istinaf bu konuda en yetkili konuma sahip.

İstinaf mahkemesinin, sadece 5 ay hapis cezası almış bir sanığın psikiyatrik raporlarını dikkate almak yerine ayrı bir psikiyatrik inceleme yapılmasını ciddi bir zaman kaybı olarak kabul edip dosyasını onayabilme ihtimalininde oldukça yüksek olduğunu düşünüyorum, üstelik bundan 20-25 yıl öncesinin hukuki süreçleriyle bugünkü hukuk süreçleri arasında da çok ciddi farklar var, birde dosyayı ele alan hakimlerin insiyatifleri burda da önemli kaldı ki istinaf mahkemeleri Türkiye'de çok yeni bir hukuki süreç, her nekadar yargıtayın iş yükünü hafifletmekte önem arz etsede henüz tam oturabilmiş ve yönünü belirleyebilmiş değil gerçi 5 yıla kadar olan cezaların incelenmesinde inceleme sürelerinin kısalmasında belli kolaylıklar sağlıyor ama oturmuş bir sistem olan yargıtaya göre çok büyük altyapı eksiklikleri var.

Sizler müvekkilimin psikiyatrik raporlarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

25 Ocak 2019 10:19

Esin2121
Aday Memur

Rapora bağlı bence.Raporda belirtilen rahatsızlığın sanığın davranışları üzerindeki etkisi,makul surette düşünebilme durumuna etkisi vs... Raporlarda belirtilen durum depresyon gibi basit bir seyse hiç bir etkisi yok, tam veya kısmi akıl hastalığı mı? Eğer tam veya kismi akıl hastaalığına varan bir durum yoksa mevcut raporlar ancak bir ihtimal (hakimin takdirine bağlı) cezada indirim sebebi olabilir.

09 Şubat 2019 23:38

Ayhanss
Kapalı

Selamlar avukat hanım bir konuda yardımınıza ihtiyacım var benimde bir erkek kardeşim aynı belirttiğiniz tarzda birtakım yasal süreçlerin içersine girdi fakat psikiyatrik raporları var dosyasıda istinafta sizce istinaf kararı onarmı yoksa bozarmı?

Kaldı ki kardeşim çocukluğundan beridir psikiyatrik tedaviler görüyor ilkokulu bile zor bitirdi doğrudürüst bir çalışma hayatı olmadı evlendi evliliği bile kısa sürede bitti...

27 Şubat 2019 20:41

sabrifd
Kapalı

BASIN DUYURUSU

15/2/2019

ND 4/19

İlk Defa İstinaf Mahkemesi Tarafından Verilen İki Yıla Kadar Hapis

Cezalarının Temyiz Edilemeyeceğini Düzenleyen Kuralın İptali

Anayasa Mahkemesi 27/12/2018 tarihinde, E.2018/71 numaralı dosyada 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu?nun 286. maddesinin 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun?un 20. maddesiyle değişiklik yapılan (2) numaralı fıkrasının 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun?un 78. maddesiyle değiştirilen (d) bendinin iptaline karar vermiştir.

İtiraz Konusu Kural

İtiraz konusu kuralda, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarının temyiz edilemeyeceği öngörülmüştür.

Başvuru Gerekçesi

Başvuru kararında özetle; ilk derece mahkemesince verilen beraat kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesi ceza dairesince mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde temyiz yolunun kapalı olmasının ilk defa verilen mahkûmiyet kararına karşı kanun yoluna başvurulamaması sonucuna yol açtığı belirtilerek kuralın Anayasa?ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa?nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti, hakların korunmasını amaç edinen vazgeçilmez meşru yolların başında gelmektedir. Hak arama hürriyeti, hükmün denetlenmesini talep etme hakkını da güvenceye bağlamaktadır. Bu hak, kişinin aleyhine verilen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından gözden geçirilmesini ve denetlenmesini talep edebilmeyi teminat altına almaktadır.

Hükmün denetlenmesinin sadece hukuk kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığı hususuyla mı sınırlı olacağı yoksa bunun yanında maddi olguların değerlendirilmesini de mi kapsayacağı hususu kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Bu bağlamda mahkeme hükmünün denetiminin maddi olguların değerlendirilmesini de kapsaması gerektiğine dair bir anayasal zorunluluk bulunmamaktadır. Denetimi yapacak yargı merciinin hukuk kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığına yönelik bir denetim yapma yetkisi ile donatılması, hükmün denetlenmesini talep etme hakkının sağlanmasına ilişkin anayasal yükümlülüğün yerine getirilmesi bakımından yeterli görülebilir.

Hükmün denetlenmesini talep etme hakkı kanun koyucu tarafından bazı sınırlamalara tabi tutulabilir. Ancak bu sınırlandırmaların Anayasa?nın 13. maddesinde öngörülen ölçütlere uygun olarak yapılması gerekir.

Öte yandan hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ceza hukuku alanındaki kapsam ve sınırıyla diğer alanlardaki kapsam ve sınırının aynı olmayacağının da belirtilmesi gerekir. Bu yönüyle anılan hak, bireyin temel hak ve özgürlüklerine daha ağır müdahalelerin söz konusu olduğu ceza hukuku alanında daha geniş bir uygulama alanı bulurken diğer alanlarda daha esnek uygulanabilecektir.

Kanun?un (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu kuralı içeren (d) bendine göre, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Kuralda yer alan ?her türlü bölge adliye mahkemesi kararları? ifadesi, kararın niteliği bakımından herhangi bir ayrım yapılmadığını göstermektedir. Dolayısıyla ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararı üzerine verilen onama kararına karşı temyiz yoluna başvurulması imkânı ortadan kaldırıldığı gibi beraat kararı üzerine verilen onama veya mahkûmiyet kararları da temyiz yolunun kapsamı dışında tutulmuştur.

İlk derece mahkemelerinin kanunda üst sınırı iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin mahkûmiyet kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesinin yapacağı istinaf incelemesiyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkına güvence sağlanmaktadır. Zira bu durumda kişi, ilk derece mahkemesince aleyhine verilen hükmü bir üst mahkemeye denetletmiş olmaktadır. Bu durumda sanığa, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma hakkı tanınmaması hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama teşkil etmez.

İlk derece mahkemesinin verdiği beraat kararına karşı istinaf yoluna müracaat edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi durumu ise farklıdır. Bu durumda ilk derece mahkemesince verilmiş herhangi bir mahkûmiyet hükmü söz konusu değildir.

Henüz aleyhe bir hükmün bulunmadığı bir aşamada hükmün denetlenmesini talep hakkına ilişkin güvenceler devreye girmez. Bu hakkın sağladığı güvenceler ancak ilk kez aleyhe hüküm kurulduğu anda işlerlik kazanır. Dolayısıyla beraat kararının bölge adliye mahkemesince bozularak sanık hakkında ilk kez mahkûmiyet kararı verilen durumlarda bu hükmün başka bir mahkeme tarafından denetlenmesini talep etme hakkı doğar. Bu durumda sanık hakkında ilk kez verilen mahkûmiyet kararına karşı temyiz yolunun kapalı olmasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkını sınırladığı açıktır.

Elbette Anayasa?nın 36. maddesinde güvence altına alınan hükmün denetlenmesini talep hakkı hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak değildir. Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler nedeniyle bu hakka sınırlamalar getirilebilir. Ancak hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getiren kanuni düzenlemelerin hakkın özünü zedelememesi, Anayasa?da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.

İtiraz konusu kural uyarınca bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin hükümlerine karşı temyiz yolunun kapatılmasının amacının yargılamanın makul süre içinde tamamlanması ve usul ekonomisinin sağlanması olduğu anlaşılmaktadır.

Kişinin özgürlüğünün sınırlandırılması sonucunu doğuran hükümlerin denetime tabi tutulmasının önemi açıktır. Kaldı ki bu kapsamdaki bazı mahkûmiyet hükümleri, kamu görevlisi olmak dâhil, kişi bakımından belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma sonucunu doğurabilecek niteliktedir. Hafif nitelikteki suçlara ilişkin mahkûmiyetlerin kesin olması, hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantılı bir sınırlama olarak nitelendirilebilir. Ancak hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımını içeren suçların hafif nitelikte olduğu söylenemez.

Yargılamanın makul bir sürede sonuçlandırılması ve usul ekonomisinin sağlanması amacıyla da olsa hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükümlerinin denetime tabi kılınmamasının sanığa aşırı bir külfet yükleyeceği açıktır. Hürriyeti bağlayıcı cezaya ilişkin mahkûmiyet hükmünün denetletilmesiyle elde edilecek bireysel yarar, makul sürede yargılanma hakkı ve usul ekonomisi ilkesine feda edilemez.

Bu itibarla bölge adliye mahkemesince ilk defa verilen ve hürriyeti bağlayıcı ceza içeren mahkûmiyet hükümlerine karşı denetim imkânının bulunmamasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantısız bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

İtiraz konusu kuralda bölge adliye mahkemesinin sadece hükmün denetlenmesini talep etme hakkını sınırlamayan ilk derece mahkemesinin beraat kararının onanmasına ilişkin kararlarına değil, ilk derece mahkemesinin beraat kararının bozularak ilk defa verilen mahkûmiyete ilişkin kararlarına karşı da temyiz yolu kapatılmıştır.

Bu durumda ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin kararlar ile beraat kararının bozulması üzerine ilk defa verilen mahkûmiyete ilişkin kararlar arasında ayrım yapılmaksızın bölge adliye mahkemesinin kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü kararına karşı temyiz yolunun kapalı olmasını öngören kuralın bütünüyle iptali gerekir.

Açıklanan gerekçelerle kural Anayasa?nın 36. maddesine aykırı bulunmuş ve iptal edilmiştir.

Toplam 3 mesaj
 
ANKET
Çırağan Sarayı'ndaki, Kalyoncu ve Demirören ailelerinin yaptığı düğünü, nasıl buldunuz?