Editörler : asaygincihan27
10 Ocak 2020 15:01   


Çocuklara 21. yüzyıl becerilerini neden kazandıramadık?

Çocuklarımıza 21. yüzyıl becerileri kazandırmak gündemimizde. 2004 yılında öğretim programları değiştirildiğinde, çocuklara

?eleştirme, sorgulama, problem çözme, empati kurma, iletişim? gibi beceriler

kazandırılmasına bir çok derste yer verildi. Bu beceriler Türkçe dersine de

Matematik dersine de konuldu. Şimdilerde bu becerilere 21. Yüzyıl becerileri

der olduk. Sayın bakanımız Ziya SELÇUK?un ifadesiyle aslında bunlar her dönem

insanının, kazanması gereken kadim beceriler.

Bu becerilerin programlarda yer almasının üzerinden 15 yıl geçti. O zaman birinci sınıfa başlayan

çocuklar şu anda üniversiteden mezun olmak üzereler. Peki bu gençler bakanlığın

amaçladığı 21. Yüzyıl becerilerini kazanmış durumdalar mı? Kazanamamışlarsa

sorun nerede?

Etrafımıza baktığımızda, ellerindeki telefondan başlarını kaldırıp da karşılaştıktları

insanlara selam vermekten aciz, duygu düşüncelerini iki kelime ile ifade

edemeyen, kendi sorunlarını çözemeyen, anne baba himmetiyle ayakta duran, toplumsal sorunlara karşı son derece duyarsız,

başkalarını anlamayan, empati kuramayan, yanlışları sorgulayamayan,

eleştirileri yemek programları kıvamından öte gidemeyen, ekip çalışmalarına

uyum sağlayamayan asosyal bir geçlik görüyoruz. Bu gençlerin amaçlanan

becerilerin neredeyse hiçbirini kazanamadıkları ortada. Bırakın 21. Yüzyıl becerilerini, günlük yaşam becerilerinin bile

çoğunu kazanamamış durumdalar.

Sorun nerede?

Bunu okullar ve aileler açısından ele alacağım.

Öğretmenin inanmadığı hiçbir eğitim hedefi gerçekleştirilemez. Öğretmenler öğrencilere bu

becerileri kazandırma konusunu hiç önemsemediler. Programlar değişti ama

öğretmenler kendi bildiği gibi ders işlemeye, konu anlatmaya devam

ettiler. Ders kitapları değiştirilerek

içeriğine öğrencilere bu becerileri kazandırmaya yönelik etkinlikler konuldu

ama bir kısım öğretmen bunları derslerde işlemek yerine ev ödevi olarak

verdiler. Türkçe dersinde dilbilgisi işlemeye, matematik dersinde soru

çözmeye devam ettiler.

Okul yönetimleri öğretmenlerin çalışmalarını izlemediler. Öğrencilerin 21. Yüzyıl becerilene sahip olup olmadıklarıyla

ilgilenmediler. Onlar için önemli olan iyi liselere birkaç öğrenci sokulması ve

törenlerde kıpırdamadan duran, hiç sesi çıkmayan sınıfların olmasıydı.

Anne babalara gelince; onlar okulu kurtarıcı olarak gördüler. Kendi evlerinde

çocuklarına bu becerileri kazadırmaya yönelik çalışmalar yapmadılar. Oysa bu

becerilerin çoğu daha küçük yaşlardan itibaren kazanılacak tutumlardı.

Çocuklarla igilenmek, eğitmek yerine onların eline telefon, tablet, bilgisayar

vererek başlarından savdılar. Çocuklar, kendi aileleriyle bile doğru dürüst

iletişim kuramayan, aileye uyumda zorlanan, kendi başına ayakları üzerinde

duramayan, anne babasını anlamayan, empati kuramayan kişiliklere sahip oldular.

Bakanlığın kusuru da vardı elbette olup bitende. En başta öğretmen eğitimleri yetersiz

yapıldı. Öğrencilere bu becerilerin kazandırılması konusunda öğretmenler ikna

edilmedi. Alanda olup biten izlenip tedbir alınmadı. Liselere geçişte sınav sistemi defalarca

değiştirildi ama hepsinde de öğrencilerin becerileri değil bilgilerine değer

verildi. Eğitim, bilgi-beceri-değer dengesini bir türlü yakalayamadı. Tüm

bunlara rağmen az da olsa denetimin zoruyla bir şeyler oluyordu ki o da beş yıl

önce kaldırılarak bozulmanın önü iyice açıldı.

Daha önce başaramadığımızı bu sefer başarabilmek için hatalarımızdan

ders almalıyız. Yoksa tarih tekerrür etmeye devam edecektir.

Neler yapılmalı?

1. Öğretmenlerbeceri kazandırmanın önemine inandırılmalı.

2. Bilgi kadar beceri kazandırmaya da önem verilecek şekilde programlar, ders kitapları,

eğitim materyalleri yeniden düzenlenmeli.

3. Beceri kazanım ölçekleriyle süreç takip edilmeli.

4.Beceri kazandırma konusunda ailelere eğitim verilmeli, böylece okul desteklenmeli.

5. Rehberlik ve denetim en kısa sürede yeniden getirilmeli.

Doğan CEYLAN

11 Ocak 2020 18:17

hugo.almeida
Daire Başkanı

Gerçekler farklı. Hedefler farklı. İstenenler farklı. Verilenler farklı.

Bir kere zihniyetimiz yanlış.

Eğitim ciddi bir iştir. Yaptım oldu, istedim oldu, çok tepki var olmadı gibi işlerle yürümez. Eğitim algısı, bakış açısı, yönetim değişmeli. Eğitim bakanlığı siyasetten bağımsız bir yapıya kavuşmalı. Temel milli eğitim gaye ve amaçları doğrultusunda hareket edilmeli. Bugün eğitimi yöneten profesyonel insanlar iki gün sonra seçim olduğunda getirdikleri sistemin tamamen değişmeyeceğini bilerek bir nesillik yani en az 20 yıllık planlar yapmalılar.

Çok açık ve net söylüyorum bugün bir sınav sistemi değiştiğinde onun uygulamaya koyulması bugün okul öncesine başlayan çocuğun ilk deneyimi olmalı. Yani bugün değişen sistem en erken 12 yıl sonra uygulanmalı.

Biz ne yapıyoruz. Öğrenci merkezli. Çaaat. Öğrenci merkezde. Yapılandırıcı eğitim. Çaaat. Yapılanın hemen. Bir değişim olacaksa eğitimde o değişimin uygulanması için en az 4 sene gerekir. Niye? O değişime göre eğitim fakültelerini dizayn etmen, yeniden yapılandırman lazım. Atıyorum ben girdim cümle yöntemi ile çıktığımda ses temeline geçmişiz. Bunları halletmemiz lazım.

Öğretmene suç bulamıyorum ben. Kolaycılık oluyor. Benden ne istiyorsunuz? Değerler. İyi de kimse onunla ilgili bir dönüt istemiyor. Aile başarı odaklı, okul idaresi başarı odaklı, öğretmen arkadaşlar başarı odaklı. Benim sınıfım bir halt bilmiyor ama örnek vatandaşlar demenin hiç bir anlamı kalmıyor. Zira o da öğretmenin başarısı olmuyor.

Sistemimiz eleme üzerine kurulu. Her yerden elenerek bir sonraki aşamaya geçebiliyoruz. Benden istenen ve beklenen yük çok fazla. Baskı fazla. Gerçekler her zaman hayal edilenin önüne geçiyor maalesef.

Bir de söz konusu değerlerin bir çoğu ailede kazanılan davranışlar. Okulda ancak parlıyor. Ciddi anlamda okulda söz konusu etkinlikleri yaparken bile zorlanıyoruz. Çocuğun okul kültürüne alışmasını geçtim aileyi alıştıramadık. Hocam öyle yapamıyor çocuk, hocam oraya oturmak istemiyor, hocam ödev yapmak istemiyor. Hocam ben ilkokukdayım eve gönderdiğim ödev yapılmış mı diye kontrol ediyorum. Velilere anlatıyorum diyorum ki: bu çocuk sokakta kalmıyor ödevi olduğu belli siz de anası babasısınız ödevini yapıp yapmadığını ben kontrol edip size yapmamış dediğim zaman utanmıyor musunuz? Yok utanmıyor. Öğretmen ödev yapılmış mı diye kontrol etmez öğretmen yapılamayan, öğrencinin yapamadığı soruları çözer sadece. Tutturmuşlar çocuk okulda eğlenirken öğrenecek diye, herkes gayri ciddi.

Neyse konuyu dağıtmayım. Özet olarak ben eğitime dair yanlışların ve eksiklerin şu şu sebeplerden dolayı sıralanacak kadar basit olmadığını sistemin algının ve yönetimin tamamen "doğru" bir şekilde inşası ile mümkün olacağını söylüyorum.

Bunun için de sadece eğitime dair değişiklik yapmak yetmiyor maalesef. Ekonomi, toplum, kültür, sosyal olarak belli bir senkron gerekiyor. Yani bir buçuk milyon sınava girip 500 binini üniversiteye alırken, her kademede farklı bir eleme turu, başarı sertifikası koyma gerçekliği varken insanların önceliklerinin de başka yöne eğilmesini normal karşılıyorum ben.

Sandığımız kadar günümüzde değiliz. 1970'leri falan yaşıyoruz algısal olarak. :)

Toplam 1 mesaj
 
ANKET
CHP'li belediyelerin, Cemevlerine ibadethane statüsü veren uygulamalarını;