Editörler : Lanet
16 Nisan 2020 10:33

Kovid-19 Günlükleri
Selamlar, saygılar efendim. Daha önce yaşamadığımız tarihi bir süreçten geçiyoruz. Edebiyat formunda bu tarihin bir başlığı olmalı diye düşündüm. Bu başlığa evde geçirdiğimiz süreçte kendi yazdığımız şiir, edebi sözler veyahutta içinimizden geçen duygu ve düşüncelerinizimizi yazalım, paylaşalım. Sağlıkla kalmak dileğiyle.

tarihçi22
Şef
04 Mayıs 2020 03:09

Bugünlere has günün sözü ; "İnsanın kendini berbat hissetmesi, mutlu olup olmadığına önem verecek kadar boş zamanı olmasından ileri gelir.."

07 Mayıs 2020 03:20

+++++7667. Neyseki yok
tarihçi22, 4 yıl önce

Bugünlere has günün sözü ; "İnsanın kendini berbat hissetmesi, mutlu olup olmadığına önem verecek kadar boş zamanı olmasından ileri gelir.."

19 Mayıs 2020 00:32

Odam ki saatin daha önce hiç bu kadar ses çıkardığını fark etmemiştim. Akrep ve yelkovan ralli yarışındalar sanki o ne hız,o ne o ses .. Kim kazanacak kim kaybedecek
18 Temmuz 2020 19:26

Yüreğim'deki Adam'a

Seni sevdiğim için pişman değilim ve yıllarca beklediğim için de.

Evet, şimdi bilmiyorum hangi diyar seni saklıyor, diri misin ölü mü?

Ben yaşıyorum yaşamak dersen, çünkü ruhum senin yanında. Zavallı bir bedeni sabah

uyandırıyor, gece uyutuyorum.

Farkında olmadan adını sayıklıyorum kimi zaman, kimi zamanda gözlerimi kapatıp Fırat nehri gibi derin ve serin gözlerinde kayboluyorum.

Hediye ettiğin gelincik çiçeği desenli kolyeni kutusundan çıkarıp öpüyor tekrar yerine

bırakıyorum acıklı bir törenle.

Gelincik çiçeği;kavuşamayan aşıkların çiçeği imiş, eminim ki bilerek aldın onu bana.

Tekrar söylüyorum, seni sevdiğim için pişman değilim, senin için akan göz yaşlarımı helal

ettim. Su diye ikram etmek isterdim o yaşları sana ...

Sen benim en iyi hocam, sırdaşım, arkadaşım ve sevdiğimsin.

Bu zavallı benden toprağa girene dek öyle kalacaksın !

19 Temmuz 2020 16:23

Bütün gece seni düşündüm. Her hücrem acılar içinde kıvrandı. Hiç bir şey yemedim bugün açlıktan nefesim sen kokuyor. Ortalığa döküyorum artık sana olan hislerimi, kim bilir hangi duygusuz insanlar okuyup arkamdan gülüyor veya bana üzülüyor. Kalpler de kanatlanıp uça bilseydi, uçururdum mavi gökyüzünden sana kalbimi en hızlı kanat çırpışlarıyla. Mükafatım , yalnızlığım bu sevdada . Hiç haber almadan yıllarca yol gözlemek nedir bilmezsin sen ! Bilsen beni böyle bekletmezdin sancılar içinde. Eskiden ne hoş sohbetler ederdik. "Güvercin gerdanlığı"nı anlatırdın bana, bir filmden aklında kalan bir repliği söylerdin. Ve en önemlisi sen şiiri severdin. Ve biz seninle şiir olduk. Vuslata eremeyen her sevda şiirdir. Şiir, hasret ve acıdan doğar. Biz şiiriz şimdi , okuyunca gözleri dolduran, yüreği sızlatan...
20 Temmuz 2020 18:24

Sevgilim şimdi ben mavi bir şehirde seni düşünmekteyim

Cam kenarlarında asılı kalmış ellerim, gözlerimde damlalar

Hasretin içimde açan çiçekleri solduruyor her gün

Sevgilim şimdi ben mavi bir şehirde seni düşlemekteyim


Varoluşsal
Aday Memur
23 Temmuz 2020 06:24

Bende nacizane , çeşitli dönemlerde yazmaya calistiklarimi paylaşacağım izninizle .

Değişen dünya değil sensin .

Her zamanki aceleciliği ve en basit isleri bile zorlaştıran beceriksizligiyle hazırlanıyordu yeni güne. Çok beğenerek aldığı pantolonu hızla çekti üzerine, aynaya baktığı zaman yıllara meydan okuyan duruşuyla gurur duydu. Pantolonda hiç fena durmamıştı hani üzerinde. Bir gece öncesini düşündü. Terfi almış, Çok daha iyi bir yaşamın kapılarını araladığı için kendini yenilmez hissetmişti. Dünya ne kadar da güzel bir yerdi .

Sokağa atti kendini . Koşar adım giderdi her sabah işine. Fakat bugün koşmuyordu. Baharın kokusunu içine çeke çeke, kuşların şen şakrak otuslerini güzel bir şarkıya benzeterek , çevredeki seyyar satıcıların birbirlerine nazire yapan hareketlerini tebessümle izleyip , uzaklardaki denizin dalgalarını düşleyerek imkansız bir mutluluğu ruhunun her noktasinda yaşıyordu.

Sonunda iş yerinin olduğu binaya geldi. Içeri girdiği zaman her nokta ayrı guzel görünmüştü gözüne. Güvenlikçiler bile gülümseyerek karşılamışlardı kendisini . Ne iyi insanlardı. Isyerinden içeri girdiğinde bir çok iş arkadaşı sırayla sardı çevresini. Tebrik edenler , sarılıp öpenler, mutluluğunu dile getirenler , çıkışta bir içki ısmarlarsın artik patron diyenler vs vs. Ne çok seveni vardı. Neredeyse ondan bile daha fazla mutlu olmuşlardı.

Akşam işten çıkınca çok sevdiği iş arkadaşlarıyla bir yerlerde eğlendi. Gercekten çok güzel bir gün ve geceydi . Derler ya " rüya gibi " . Işte tam da öyleydi. Her sey gerçek olamayacak kadar ışıltılı ve güzeldi. Önümüzde ki bir kac ay boyunca bu hep böyle oldu. Esas kişi her sabah aynı havayı kokladı, aynı kuşları, esnafları, denizi ,guvenlikcileri, caddeleri ve sokakları sevdi. Çok mutluydu ve dünyada çok güzel bir yerdi.

Aşık olmuştu ama bir kişiye değil. Evrendeki canlı cansız tüm güzelliklere ayrı ayrı aşık olmuştu.

Yine böyle bir aşıklık hissinin gece yarısında çaldı telefonu. Acı acı çalmak deyimi işte o gün anlam buldu onun hayatında.

Ülkede kriz çıkmış, yönetim değişmiş, şirket sahipleri bir anda ortadan kaybolmuşlardı.

Sabahı bekleyemedi. Ulaşabileceği herkesi aradı ama bir coguna ulaşamadı bile. Ulaştıkları da en fazla onun bildiği kadarını biliyorlardı.

Erkenden ofise gitti. Yol boyunca havayı hic koklayamadı, bir tek kuşu duymadı, hayret ! Esnaflarında sesini duyamıyordu, en sevdiği sokaktan geçerken ayağını sertce yerdeki sonradan yapılmış yükseklerden birine çarptı ve içinden onca lanet okudu.

Güvenlikçiler gulumsemiyordu bugün. Hatta hallerine bakılırsa bu adamlar gülmeyi hic öğrenmemiş bile olabilirdi.

Ofisin içinde bir gerilim ,stres , uçuşan küfürler ve kasları catik bir sürü yabancı vardı bu gun.

Endişe içinde beklerken ,henüz akşam olmadan acı haber duyuldu. Şirket batmış, sahipleri kimselere sezdirmeden tüm hesapları boşaltmış ve kaçmıştı.

Çaresizce eve dönmeye karar verdi . Yol boyunca kuşların, kargaların çirkin sesleri çarptı kulaklarına, esnafların insani sağır eden bağrışlarını, b.k kokan denizi ve çöpten geçilmeyen cadde ve sokakları inceledi igrenerek. Nefret ediyordu bu dünyadan.

Dünya ne kadar da b.ktan bir yerdi böyle....


Varoluşsal
Aday Memur
23 Temmuz 2020 18:24

Gerçekten kül olmadan kendini nasil yenileyebilirsin ?

Nieztche' nin hayatla ilgili çokça sert ve doğru tespitlerinden biridir bu söylem.

Yaşadığımız sürece, acı verici bir tecrübe olsa bile hepimiz bu yoldan bir kac defa geçiyoruz. Insan yaşamı boyunca bir kac köklü yıkım ve değişim görmeden kendini bulamıyor. Bu deneyimleri yaşarken ,kimi zaman kaderine isyan edip kahrolurken kimi zamanda bir küfür savurup öfkesini kusuyor, bazende gözlerini kapatıp herseyin kötü bir kabustan ibaret olması ve gözlerini açtığında kabusun son bulmasını diliyor.

Yukarıda yazılı olan giriş cümlesinin gerçekliğini hepimiz içten içe bile olsa biliyoruz ama doğamız gereği bu gerçeklikten kaçarak geçiriyoruz tüm yaşantımızı. Kangren olmus parmağımızı yara bantlarıyla tedavi etmeye çalışmamız da bundan oluyor. Oysa o parmağı kesmedikçe diğer bütün parmaklarımızı riske attığımız gerçeğini görmezden gelerek yaşıyoruz dünyada . Sonra bir gün, yara bantları kangrenimizi iyilestirmedigi için isyan eder oluyoruz. Doğru tedaviyi bildiğimiz halde yapmamış olmanın suçluluğunu yaşamak yerine yine kendimiz dışındaki olguları suçluyoruz.

Doğa bu konuda bizden çok daha gerçekçi bir tavır takınıyor. Depremlerle , volkanik patlamalarla , fırtınalar ve eşsiz çarpışmalara ,yenilenmenin ve daha güçlü olmanın tek yolunu her defasinda gözümüze gözüme sokuyor fakat biz yinede yara bantlarından medet umuyoruz .

Bırakmak, vazgeçmek hatta tamamen yıkmak, yok etmek korkutuyor bizi. Bu yuzden de an be an yakindigimiz acılarımız, hayal kirikliklarimiz ve pismanliklarimiz korkak yuregimizden eksik olmayıp sonsuz mutsuzlugumuza mutsuzluk ekleyip duruyor .

Atladığımız asıl gerçeklik her seçişin bir vazgeçiş her vazgecişin de bir seçmiş olduğu.

Unutmayın, küllerimiz yeniden dogmamız için baslangicimiz olabilir...


Varoluşsal
Aday Memur
27 Temmuz 2020 01:29

Güzelliğin izdüşümsel yanılgısı

Sabah ,sabah dediğime bakmayın henüz güneş doğmadan geceden ayarladığı alarmının çınlayışıyla yataktan kalkmıştı. Yatağı, uyuduğu odanın tamamını kaplayacak şekildeydi. Fakat bunun sebebi yatagin büyüklüğü değil, odanın küçüklüğüydü. Odadan çıkabilmek için yatagin üzerinden geçip kapıya ulaşması gerekiyordu. Hemen yani başında gece okurken nerde kaldığını animsayamadigi kitabı, yatağın ucunda 1 günlük çorabı, kapının arkasında ütüye hasret gömlekleriyle yaşıyordu bu odada. Odanın belkide tek iyi tarafı güneş görüyor olmasıydı. Şayet Güneş 'in gökyüzünde parildadigi sabahlarda da bu oda da uyanıyor olsaydı belkide bunu o da farkedecekti.

Ayaklarını sürüyerek banyoya doğru yol aldı. En az 20 yıllık betonarme yapı, artik nemden ve buhardan isyan etmiş, her yanı ayrı dökülen, böceklerin bile çoktan terk ettiği ,lavabosunda ortadan kırılmış aynasıyla, banyosu da yatak odasını hiç ama hiç aratmiyordu. Aynayı değiştirmeyi hic düşünmemişti. Zaten traş olmak dışında kullanmadığı, yarim yamalak bile traş olsa kimse tarafından farkedilmedigi gerçeğini çoktan kabullenmiş, bu yüzden de şimdi kendisine adeta iki farklı insan bakıyormuş gibi bakan aynasına hic dokunmamıştı. Yüzünü yıkayıp, geçen yıllara sarararak tepki gösteren dişlerine acı dolu bir bakis fırlatıp aceleyle cıktı banyodan . Daha yapılması gereken çok şey vardı. Gün boyu acıkmamak için bol ekmekli az besinli güzel kahvaltısını hazırlamalı, en az 2 sigara içmeli, 1 haftadır değiştiremediği en yeni görünümlü pantolonunu ve ayakkabısını ıslak bir bezle ya da mendille silmeli , haberleri açıp göz ucuyla bakmalı, baktikca da söylenmeliydi daha.

Anlayacağınız çok işi vardı ve çok zamanı yoktu. Neyse ki doğru düzgün parası yoktu da ,birde onun için endişelenmek zorunda değildi.

Bütün sabah ritüellerini sırasıyla yerine getirirken elindeki kumandada istem dışı olarak haber kanalını değilde magazin kanalını açmış bulundu .

Gundem yine inanılmaz doluydu .

Bu arada televizyonun olduğu odayı anlatmadım sevgili okuyucu . Orayı bilmeden olmaz. Bir ikinci elciden edinilmiş şahane mobilyaları vardı. Açılmayan kanepeler , sarılık geçirmiş gibi bakan tv ekranı, aynı ayagi defalarca kırılmış ama inadına çivilerle, tutkallarla yapıştırılmış ve 30 yıl daha dayanırsa adamı zengin edecek bir eskilige sahip masasıyla eşsiz güzel bir odaydı bu. Mavinin üzerine beceriksizce sürülmüş fıstık yeşili boyasıyla duvarları, kolu sürekli yerinden çıkan ve asla tam olarak kapanmayan giriş kapısı, her yanından disardaki havayı içeri alarak sürekli eve temiz hava girişini sağlayan pencereleriyle her insanın hayalini süsleyen olmasada onun gücünün yettiği yer bu evdi. En azindan bu kadari vardı. Magazin programında kalmıştık.

Gundem yine inanılmaz yoğundu. Eski eşinden boşanmak için milyonlar veren ünlüler, hic ihtiyacı yokken bilmem kaçıncı villasını alanlar , gecenin bir yarısı bir gettoyu satın alabilecek arabisini duvarlara çarpanlar, gala çıkışı mutluluktan uçanlar , programı sunarken gülümsemesi suratına yapışıp kalmış mutluluğun formülünü evren varolmadan çok daha önce bulmuş onlarca insan gördü. Mutluluk ve güzellik televizyonunun ekranından odasının her yanina saçılmıştı.Bu guzellik bir yanılgı olamazdı, olmamalıydı. Güzelliğin izdüşümlerini izlemek bile güzeldi. Kimbilir kendisi yaşamak nasil güzel olurdu.

27 Temmuz 2020 21:13

Güneş kızıllığını kaybediyorken ben yine yalnızlığıma

sarılıyorum. Utanıyorum kendimden her gün biraz daha. Düşünüyorum, nasıl bir kalptir ki bu sana böyle demir atıp

kaldı, gitmiyor başka bir limana.

Açlıktan ölen çocuklar, soykırıma uğrayanlar, depremler,

felaketler.. Dünyada onca acı yaşanırken nasıl oluyor da bir tek senin yokluğuna

üzülüyorum.

Herkes çok mutluymuş da bir ben sensiz ve çaresiz kalmışım

sanki.

Hangi seven sevdiğine kavuşmuş ki?

Günah bu, vallahi büyük günah.

Secdelere kapanıp af dilesem Yaradandan, affeder mi?

Belki, evet belki seni unutmam için yardım dilemeliyim Rabbimden.

Af dilemek ve unutmak...

Kabul olur mu duam ?


Varoluşsal
Aday Memur
28 Temmuz 2020 06:04

Okuyan ,okuma zahmetinde bulunan arkadaşlardan değerli yorumlarını esirgememelerini rica ediyorum . Bir yazının gelişimi okuyucuların tepkilerinden ibarettir. Lütfen değerli yorumlarınızı esirgemeyin.


Varoluşsal
Aday Memur
28 Temmuz 2020 06:07

Dünyada onca acı yaşanırken nasıl oluyor da bir tek senin yokluğuna

üzülüyorum.

Yoklugun acısı başlı başına acıların en büyüğü değil midir zaten.

Aglayan Kalem, 4 yıl önce

Güneş kızıllığını kaybediyorken ben yine yalnızlığıma

sarılıyorum. Utanıyorum kendimden her gün biraz daha. Düşünüyorum, nasıl bir kalptir ki bu sana böyle demir atıp

kaldı, gitmiyor başka bir limana.

Açlıktan ölen çocuklar, soykırıma uğrayanlar, depremler,

felaketler.. Dünyada onca acı yaşanırken nasıl oluyor da bir tek senin yokluğuna

üzülüyorum.

Herkes çok mutluymuş da bir ben sensiz ve çaresiz kalmışım

sanki.

Hangi seven sevdiğine kavuşmuş ki?

Günah bu, vallahi büyük günah.

Secdelere kapanıp af dilesem Yaradandan, affeder mi?

Belki, evet belki seni unutmam için yardım dilemeliyim Rabbimden.

Af dilemek ve unutmak...

Kabul olur mu duam ?

28 Temmuz 2020 10:43

Bizzat yaşanılan şeyler insana daha çok acı veriyor. Duyduğumuz veya uzaktan gördüğümüz durumlarda hissiyatımız geri planda kalıyor . O yüzdendir belki hayatımızda var olan birinin birden yok olmasının verdiği acı diğer gerçek acılara üzülmemizi engelliyor.
Varoluşsal, 4 yıl önce

Dünyada onca acı yaşanırken nasıl oluyor da bir tek senin yokluğuna

üzülüyorum.

Yoklugun acısı başlı başına acıların en büyüğü değil midir zaten.

02 Şubat 2024 15:44

Zaman çok acayip bir şey. Başlığı açalı kaç sene geçmiş üzerinden,
Toplam 14 mesaj

Çok Yazılan Konular

Sözlük

Son Haberler

Editörün Seçimi