Hakkında tesis edilen meslekten çıkarma cezası yetkiyi veya nüfuzu kötüye kullanmak maddesine dayandırılmış olsa da bu durum ciddi bir hukuki uyuşmazlık barındırıyor. Savcılık dosyasında kamera kayıtlarıyla silahın doğrultulmadığı ve namlusunun yere baktığı sabitlenmişken idarenin bu somut tespiti görmezden gelerek silahı doğrulttu iddiasıyla en ağır cezayı vermesi işlemin sebep unsuru yönünden sakat olduğunu gösterir. Ayrıca sivil kıyafetle ve izinli bir günde gerçekleşen şahsi bir trafik tartışmasının kamu görevinin sağladığı bir yetkinin kullanımı olarak değerlendirilmesi hukuken tartışmalıdır. İdare hukukunun en temel prensiplerinden biri olan ölçülülük ilkesi uyarınca eylem ile ceza arasında adil bir denge olmalıdır. Silahın doğrultulmadığı ve karşı tarafın şikayetçi olmadığı bir durumda en ağır ceza olan ihraca gidilmesi hukuk devletinin ölçülülük ilkesine aykırıdır.
Bu konuda Danıştay 5. Dairesinin 2019/1825 sayılı kararında memurun eyleminin mesleki yetkiyle ilgisi bulunmadığı ve şahsi ihtilaftan kaynaklandığı durumlarda ihraç cezasının ölçüsüz olduğuna hükmedilmiştir. Yine Danıştay 12. Dairesinin 2018/1105 sayılı kararında disiplin soruşturmasına konu eylemin adli yargı kararıyla maddi olarak gerçekleşmediğinin kanıtlandığı durumlarda idarenin bu tespitle çelişen bir ceza tesis edemeyeceği net bir şekilde ifade edilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2020/541 sayılı kararı da memurun görev başında olmayan ve özel hayatına ilişkin tartışmaların mesleki nüfuzu kötüye kullanma olarak nitelendirilemeyeceğine işaret etmiştir.
Ancak meselenin etik ve mesleki boyutuyla ilgili bir eleştiri getirmek gerekirse trafik tartışması gibi günlük bir olayda silahın belden çıkarılması neresinden bakılırsa bakılsın büyük bir hatadır. Bir polis memuru eğitimi gereği bu tip stresli anları yönetmekle yükümlüdür ve silahın devreye girmesi olayı bir haklılık arayışından çıkarıp hayati bir tehdit boyutuna taşır. Silahın şahsi bir ağız dalaşında güç unsuru olarak kullanılması mesleğin itibarını ve vatandaşın polise olan güvenini sarsan bir harekettir. Olayın sosyal medyaya düşmesi kurum üzerinde bir kamuoyu baskısı oluşturmuş ve bu durum emniyet teşkilatının kurum imajını koruma refleksiyle en ağır cezayı vermesine yol açmıştır. Altı üstü bir trafik kazası yüzünden anlık öfkeye yenik düşerek yılların emeğini ve kariyerini riske atmak maalesef kabul edilebilir bir gerekçe değildir. Hukuk seni haklı bulup görevine iade etse bile o silahın kılıfından çıkmış olması mesleki disiplin açısından çok ciddi bir ders niteliği taşımaktadır.
Hakkında tesis edilen meslekten çıkarma cezası yetkiyi veya nüfuzu kötüye kullanmak maddesine dayandırılmış olsa da bu durum ciddi bir hukuki uyuşmazlık barındırıyor. Savcılık dosyasında kamera kayıtlarıyla silahın doğrultulmadığı ve namlusunun yere baktığı sabitlenmişken idarenin bu somut tespiti görmezden gelerek silahı doğrulttu iddiasıyla en ağır cezayı vermesi işlemin sebep unsuru yönünden sakat olduğunu gösterir. Ayrıca sivil kıyafetle ve izinli bir günde gerçekleşen şahsi bir trafik tartışmasının kamu görevinin sağladığı bir yetkinin kullanımı olarak değerlendirilmesi hukuken tartışmalıdır. İdare hukukunun en temel prensiplerinden biri olan ölçülülük ilkesi uyarınca eylem ile ceza arasında adil bir denge olmalıdır. Silahın doğrultulmadığı ve karşı tarafın şikayetçi olmadığı bir durumda en ağır ceza olan ihraca gidilmesi hukuk devletinin ölçülülük ilkesine aykırıdır.
Bu konuda Danıştay 5. Dairesinin 2019/1825 sayılı kararında memurun eyleminin mesleki yetkiyle ilgisi bulunmadığı ve şahsi ihtilaftan kaynaklandığı durumlarda ihraç cezasının ölçüsüz olduğuna hükmedilmiştir. Yine Danıştay 12. Dairesinin 2018/1105 sayılı kararında disiplin soruşturmasına konu eylemin adli yargı kararıyla maddi olarak gerçekleşmediğinin kanıtlandığı durumlarda idarenin bu tespitle çelişen bir ceza tesis edemeyeceği net bir şekilde ifade edilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2020/541 sayılı kararı da memurun görev başında olmayan ve özel hayatına ilişkin tartışmaların mesleki nüfuzu kötüye kullanma olarak nitelendirilemeyeceğine işaret etmiştir.
Ancak meselenin etik ve mesleki boyutuyla ilgili bir eleştiri getirmek gerekirse trafik tartışması gibi günlük bir olayda silahın belden çıkarılması neresinden bakılırsa bakılsın büyük bir hatadır. Bir polis memuru eğitimi gereği bu tip stresli anları yönetmekle yükümlüdür ve silahın devreye girmesi olayı bir haklılık arayışından çıkarıp hayati bir tehdit boyutuna taşır. Silahın şahsi bir ağız dalaşında güç unsuru olarak kullanılması mesleğin itibarını ve vatandaşın polise olan güvenini sarsan bir harekettir. Olayın sosyal medyaya düşmesi kurum üzerinde bir kamuoyu baskısı oluşturmuş ve bu durum emniyet teşkilatının kurum imajını koruma refleksiyle en ağır cezayı vermesine yol açmıştır. Altı üstü bir trafik kazası yüzünden anlık öfkeye yenik düşerek yılların emeğini ve kariyerini riske atmak maalesef kabul edilebilir bir gerekçe değildir. Hukuk seni haklı bulup görevine iade etse bile o silahın kılıfından çıkmış olması mesleki disiplin açısından çok ciddi bir ders niteliği taşımaktadır.