Bu işin en can alıcı noktası tam olarak burası. Türkiye?de artık iki yetkili sendika var Memur-Sen ve Kamu-Sen ama ikisi de memurun yaşadığı gerçeklerle uzaktan yakından ilgilenmiyor. Memur-Sen bu sefer hakem kuruluna iki üye gönderdi, Kamu-Sen ise bir üye gönderdi ve bunun memura faydası olmadığı gibi, tam tersine hükümetin elini güçlendirdi. Göndermeselerdi, zam oranını TBMM belirleyecekti ve en azından bu kadar kapalı kapılar ardında dayatılan bir süreç olmayacaktı. Ama yıllardır yaptıkları rolün aynısı devam ediyor; masada varmış gibi görünmek ama memurun lehine hiçbir baskı oluşturmamak.
Hakem kuruluna üye göndermek Memur-Sen ve Kamu-Sen için sürecin içindeyiz demek değil, hükümetin istediği zemini kurumsal olarak onaylamaktır. Göndermeselerdi bile memur en azından böyle bir kararın tek taraflı politik iradeyle verildiğini görüp tepki gösterecekti. Her iki sendika da yıllardır memurun sesi olmayı reddediyor, Memur-Sen iki üye göndererek daha büyük bir sorumluluk üstlense de sonuçta kararı değiştirecek bir güç olmadı. Kamu-Sen ise bir üye göndererek sadece sembolik varlık göstermiş oldu ve sessizliğiyle aynı tabloyu perçinledi.
Sendikalara üye olmayı sürdürenler artık kendi geleceğine ihanet ediyor. Bu yapılar yıllardır memurun haklarını korumuyor, tam tersine alabildiğine zayıflatıyor. Üye kalmaya devam etmek, istemeden de olsa aynı düzeni sürdürmek anlamına geliyor. Masada memurun sesini yükseltmek varken, bu iki yetkili sendika sürekli hükümetin tercih ettiği karar mekanizmalarına araç oluyor. Artık burada sorgulanması gereken çok şey vardır.
Memurun durumu ise içler acısı. Kira maaşın yarısını yutuyor, markette temel gıdayı almak bile hesap işi, ulaşım giderleri maaşın içine çentik atıyor. Çocuğu olan bütçenin yetişmediğini çoktan kabullenmiş durumda. Elektrik, doğalgaz, su faturaları ayrı bir dert. Böyle bir gerçekliğin içinde, yüzde yirmi gibi bir rakamın dayatılması memuru ezmektir ve bu ezilişi kolaylaştıran yapılardan biri de Memur-Sen ve Kamu-Sen?in kendisidir.
Bu işin en can alıcı noktası tam olarak burası. Türkiye?de artık iki yetkili sendika var Memur-Sen ve Kamu-Sen ama ikisi de memurun yaşadığı gerçeklerle uzaktan yakından ilgilenmiyor. Memur-Sen bu sefer hakem kuruluna iki üye gönderdi, Kamu-Sen ise bir üye gönderdi ve bunun memura faydası olmadığı gibi, tam tersine hükümetin elini güçlendirdi. Göndermeselerdi, zam oranını TBMM belirleyecekti ve en azından bu kadar kapalı kapılar ardında dayatılan bir süreç olmayacaktı. Ama yıllardır yaptıkları rolün aynısı devam ediyor; masada varmış gibi görünmek ama memurun lehine hiçbir baskı oluşturmamak.
Hakem kuruluna üye göndermek Memur-Sen ve Kamu-Sen için sürecin içindeyiz demek değil, hükümetin istediği zemini kurumsal olarak onaylamaktır. Göndermeselerdi bile memur en azından böyle bir kararın tek taraflı politik iradeyle verildiğini görüp tepki gösterecekti. Her iki sendika da yıllardır memurun sesi olmayı reddediyor, Memur-Sen iki üye göndererek daha büyük bir sorumluluk üstlense de sonuçta kararı değiştirecek bir güç olmadı. Kamu-Sen ise bir üye göndererek sadece sembolik varlık göstermiş oldu ve sessizliğiyle aynı tabloyu perçinledi.
Sendikalara üye olmayı sürdürenler artık kendi geleceğine ihanet ediyor. Bu yapılar yıllardır memurun haklarını korumuyor, tam tersine alabildiğine zayıflatıyor. Üye kalmaya devam etmek, istemeden de olsa aynı düzeni sürdürmek anlamına geliyor. Masada memurun sesini yükseltmek varken, bu iki yetkili sendika sürekli hükümetin tercih ettiği karar mekanizmalarına araç oluyor. Artık burada sorgulanması gereken çok şey vardır.
Memurun durumu ise içler acısı. Kira maaşın yarısını yutuyor, markette temel gıdayı almak bile hesap işi, ulaşım giderleri maaşın içine çentik atıyor. Çocuğu olan bütçenin yetişmediğini çoktan kabullenmiş durumda. Elektrik, doğalgaz, su faturaları ayrı bir dert. Böyle bir gerçekliğin içinde, yüzde yirmi gibi bir rakamın dayatılması memuru ezmektir ve bu ezilişi kolaylaştıran yapılardan biri de Memur-Sen ve Kamu-Sen?in kendisidir.