Editörler : Pangaea
10 Ocak 2026 00:03

Kadro garantili gevşeten öğretmenlikten, yeterlilik odaklı üretken öğretmenliğe

Kadro garantili gevşeten öğretmenlik mesleğinden, yeterlilik odaklı üretken öğretmenlik mesleğine geçiş tartışması gündemde ve bununla ilgili bir düzenleme ihtimali tamamen dışlanamaz. Öğretmenlik Meslek Kanunu bu yönde genişletilebilir; son düzenlemeler de mesleğin belirli yeterlilikler çerçevesinde daha net tanımlanmış çıktılar ve standartlar üzerinden yürütülmesine dönük bir eğilime işaret ediyor. Bu çerçevede amaç, ?tasfiye? değil ?geliştirme? olmalı: Standartlara yeterince yaklaşamayan profiller öncelikle Akademi ve sahadaki mentorluk/rehberlik mekanizmalarıyla iyileştirme süreçlerinden geçirilmeli, değerlendirme tek bir ölçüte değil çoklu kanıta ve şeffaf ölçütlere dayanmalı, itiraz ve denetim güvenceleri açıkça tanımlanmalıdır. İyileşmenin sağlanamadığı sınırlı durumlarda ise, öğretmenin yetkinliğine uygun alternatif görev seçenekleri değerlendirilerek sistem içindeki katkısı korunmalı; ancak tüm destek ve uyarlama adımlarına rağmen kalıcı bir uyumsuzluk sürerse, mevcut hukuki çerçeve içinde istisnai tedbirler devreye alınmalıdır. Bu yaklaşım, iş güvencesini zayıflatmadan öğretmenliği profesyonel standartlara yaklaştırır, nitelik ve hesap verebilirlik dengesini kurar.


ta345
Şube Müdürü
10 Ocak 2026 00:09

bir tek derse bile girip ders anlattınız mı


FIRTINALI
Şube Müdürü
10 Ocak 2026 00:20

Akademik başarının düşük olduğu durumlarda bazı öğretmenler, ?öğrenci kötü, ben ne yapabilirim?? şeklinde bir savunma mekanizması geliştirme eğilimindedir. Oysa öğretmenlik mesleğinin temel amacı, zayıf profilleri iyileştirmek ve öğrencilerin potansiyelini ortaya çıkarmaktır. Bu nedenle öğretmen, öncelikle kendi misyonunu ve sorumluluğunu içselleştirerek, mesleğini bu bilinçle icra etmeye yönelik bir tutum sergilemelidir. Öğrencinin başarısızlığı, öğretmenin pedagojik yaklaşımını gözden geçirmesi için bir fırsat olarak görülmeli; öğretmen, farklı yöntemler deneyerek öğrenme sürecini desteklemeye odaklanmalıdır. öğrenci kötü, ben ne yapabilirim? savunmasının önüne geçebilecek bir sistem dışlanamaz.


atahoca
Müsteşar Yardımcısı
10 Ocak 2026 00:21

Hocam, sendikalar konusunda yazdıklarınıza göre sistemi farkında olduğunuzu düşünüyorum. Adaletsiz bir sistemde celadın eline tırpan vermeye yol açacak şeylerden kaçınmalı.

Rehberlik kısmına katılabilirim fakat 25-30 sene öncede bu kısım teftiş gibi uygulanıyordu.

30-40 öğrencinin önünde hele belli düzeydeyseler, evde de iyi eğitim aldılarsa gevşemek ve gevşetmek zor, zaten.

Gevşeyen ve gevşetenlerin bu durumunun sebebi ne teşhisten sonra konuşmalı.


FIRTINALI
Şube Müdürü
10 Ocak 2026 00:29

Hocam, 'Celladın eline tırpan vermek' benzetmenizdeki endişeyi çok iyi anlıyorum. Maalesef sahadaki liyakatsiz yönetim pratikleri ve geçmişteki 'açık arayan müfettiş' algısı, bu güven bunalımının en büyük sebebi. Bu konuda size hak veriyorum; denetleyen kişi liyakatsizse, denetim bir silaha dönüşür.

Ancak, tam da bu 'keyfiliği' bitirmek için kişilere değil, veri tabanlı standartlara dayalı bir sistem gerekmiyor mu?

Şu anki sistemde işini iyi yapanla yapmayan yasal düzlemde aynı kefede. Eğer net, ölçülebilir ve şeffaf (idarecinin iki dudağı arasına bırakılmayan) mesleki standartlar getirilirse, bu aslında işini hakkıyla yapan öğretmeni o 'cellattan' koruyan bir kalkan olur.

'Gevşemenin sebebini teşhis edelim' diyorsunuz, çok doğru. Ancak gevşemenin en büyük sebeplerinden biri de sistemin 'ne kadar çabalarsan çabala, hiç çabalamayanla aynı haklara sahipsin' diyerek çalışan öğretmeni demotive etmesi değil mi?

İyi öğrenci öğretmeni diri tutar, evet. Ama meslek liselerinde veya dezavantajlı bölgelerde, öğrencinin talepkar olmadığı durumlarda öğretmenin 'kendi iç disiplini' devreye girmeli. Sistem bunu şansa bırakmamalı.

Özetle; korkumuz 'adaletsiz uygulama' olmalı, 'yeterlilik aranması' değil. Biz nitelik denetimine karşı çıkarsak, toplumun gözünde 'dokunulmazlık zırhına saklanan' bir meslek grubu gibi algılanma riskimiz var. İtirazımızı 'denetim olmasın' diye değil, 'denetim objektif, bilimsel ve geliştirici olsun' şeklinde yaparsak daha güçlü oluruz."

atahoca, 1 hafta önce

Hocam, sendikalar konusunda yazdıklarınıza göre sistemi farkında olduğunuzu düşünüyorum. Adaletsiz bir sistemde celadın eline tırpan vermeye yol açacak şeylerden kaçınmalı.

Rehberlik kısmına katılabilirim fakat 25-30 sene öncede bu kısım teftiş gibi uygulanıyordu.

30-40 öğrencinin önünde hele belli düzeydeyseler, evde de iyi eğitim aldılarsa gevşemek ve gevşetmek zor, zaten.

Gevşeyen ve gevşetenlerin bu durumunun sebebi ne teşhisten sonra konuşmalı.


FIRTINALI
Şube Müdürü
10 Ocak 2026 00:33

Hocam, sahadaki 'gevşeme' sorununu, çalışanla çalışmayanın aynı kefeye konmasının yarattığı motivasyon kaybını ve sistemin tıkandığı noktaları bu kadar net tarif edebilmem, o sınıfın havasını soluyup solumadığıma dair size bir ipucu vermiyor mu? Teşhisim doğruysa, kimliğimin ne önemi var?

ta345, 1 hafta önce

bir tek derse bile girip ders anlattınız mı


atahoca
Müsteşar Yardımcısı
10 Ocak 2026 00:43

"Özetle; korkumuz 'adaletsiz uygulama' olmalı, 'yeterlilik aranması' değil." Evet tek çekincemiz bu.

"geçmişteki 'açık arayan müfettiş' algısı," Seminerler hariç 12 yılda 25-30 kez müfettişlerle muhatap oldum. Herhalde haksız değilim. Seminerlerde örnek ders ve rehberlik isteklerimiz ve bu yönde sorularımız karşılık bulmadı. Teftişlerde çok kez puanların ideolojik durumlara göre verildiğini gördük.

Evet, yaptıkları yapacaklarına işaret olduğu için mümkün mertebe celladın eline tırpan verilmemesi gerektiğini farklı çözümler aranması gerektiğini düşünüyorum. Proje okulu tayinlerinde sırf fikir uyuşmazlığı nedeniyle branşındaki en iyi iki öğretmenin görev süresinin uzatılmadığına ve diğer bir öğretmenin görevlendirilmesinin uzatılmadığına, daha önce RAM Müdürü arkadaşımın İlçe Milli Eğitim Müdürünün hanımının kurumunun hatalarını sümenaltı etmediği için puan alamayarak gitmek zorunda kaldığını, idareci mülakatlarını yapan iki arkadaşımın (fikir olarak uyuşmasak da sohbetimiz fena değildi) neler döndüğünü anlatması gibi birçok olay, yaptıkları yapacaklarına işaret olduğunu gösteriyor.

"aynı haklara sahipsin' diyerek çalışan öğretmeni demotive etmesi değil mi?" Ödül alanlara bakınız. Alanını bilmeyen, derslerinin yarısına girmeyen, iyi fotoğraf çektiren, idarecilik hakkı olan bir öğretmenin sendika değiştirdikten sonra kısa bir süre sonra Şube Müdürü olduğunu gördük.

Meslek Liseleri'ndeki öğrenci seviyesi şu anda çıraklık seviyesinde. Ona göre Temel Eğitimden başlayarak ya da mevcut müfredatı elden geçirerek ve alanlarına farklı teşvikler uygulanarak bazı düzenlemeler yapılabilir. Mevcut halde gerginlikler ve öğrenilmişlik çaresizlik arasında gidip geliniyor.

FIRTINALI, 1 hafta önce

Hocam, 'Celladın eline tırpan vermek' benzetmenizdeki endişeyi çok iyi anlıyorum. Maalesef sahadaki liyakatsiz yönetim pratikleri ve geçmişteki 'açık arayan müfettiş' algısı, bu güven bunalımının en büyük sebebi. Bu konuda size hak veriyorum; denetleyen kişi liyakatsizse, denetim bir silaha dönüşür.

Ancak, tam da bu 'keyfiliği' bitirmek için kişilere değil, veri tabanlı standartlara dayalı bir sistem gerekmiyor mu?

Şu anki sistemde işini iyi yapanla yapmayan yasal düzlemde aynı kefede. Eğer net, ölçülebilir ve şeffaf (idarecinin iki dudağı arasına bırakılmayan) mesleki standartlar getirilirse, bu aslında işini hakkıyla yapan öğretmeni o 'cellattan' koruyan bir kalkan olur.

'Gevşemenin sebebini teşhis edelim' diyorsunuz, çok doğru. Ancak gevşemenin en büyük sebeplerinden biri de sistemin 'ne kadar çabalarsan çabala, hiç çabalamayanla aynı haklara sahipsin' diyerek çalışan öğretmeni demotive etmesi değil mi?

İyi öğrenci öğretmeni diri tutar, evet. Ama meslek liselerinde veya dezavantajlı bölgelerde, öğrencinin talepkar olmadığı durumlarda öğretmenin 'kendi iç disiplini' devreye girmeli. Sistem bunu şansa bırakmamalı.

Özetle; korkumuz 'adaletsiz uygulama' olmalı, 'yeterlilik aranması' değil. Biz nitelik denetimine karşı çıkarsak, toplumun gözünde 'dokunulmazlık zırhına saklanan' bir meslek grubu gibi algılanma riskimiz var. İtirazımızı 'denetim olmasın' diye değil, 'denetim objektif, bilimsel ve geliştirici olsun' şeklinde yaparsak daha güçlü oluruz."


FIRTINALI
Şube Müdürü
10 Ocak 2026 00:54

Hocam verdiğin o RAM müdürü, proje okulu örneklerinin altına imzamı atarım, maalesef sahanın gerçeği bunlar. ama tam da bu noktada kritik bir çelişkiyi görmek lazım. bahsettiğin o haksızlıklar, o "fotoğraf çektirip yükselenler" aslında sistemin standarta değil de insiyatiflere dayalı olmasından türemiyor mu? şu anki düzen performansı değil ilişkileri ödüllendiriyor çünkü. benim standart ve yeterlilik ısrarım celladın eline tırpan vermek için değil, tam aksine o tırpanı o liyakatsiz amirlerin elinden alıp veriye, kurala teslim etmek için. eğer öğretmenlik sendikasına göre değil de net kriterlere bağlanırsa o ideolojik puanlamalar bu kadar kolay yapılamaz. meslek lisesi öğrencisi için söylediklerin de çok doğru, seviye cidden çıraklık tadında ama bu çocuklar uzaydan gelmedi. şu an lise sırasında oturan o genç, yıllarca temel eğitimdeki "gevşekliğin" ve hesap verilmeyen sistemin bi ürünü değil mi? ilkokulda ortaokulda öğretmen performansı ölçülseydi, bu çocuk öğrenmeden geçmeseydi bugün liselerde bu öğrenilmiş çaresizliği yaşamazdık. biz bugün aslında geçmişteki o "yeterlilik aranmamasının" faturasını ödüyoruz, olay bu. korkumuz ortak adaletsizlik ama çözüm denetimsizlik değil, denetimi insan inisiyatifinden kurtarmak bence.

atahoca, 1 hafta önce

"Özetle; korkumuz 'adaletsiz uygulama' olmalı, 'yeterlilik aranması' değil." Evet tek çekincemiz bu.

"geçmişteki 'açık arayan müfettiş' algısı," Seminerler hariç 12 yılda 25-30 kez müfettişlerle muhatap oldum. Herhalde haksız değilim. Seminerlerde örnek ders ve rehberlik isteklerimiz ve bu yönde sorularımız karşılık bulmadı. Teftişlerde çok kez puanların ideolojik durumlara göre verildiğini gördük.

Evet, yaptıkları yapacaklarına işaret olduğu için mümkün mertebe celladın eline tırpan verilmemesi gerektiğini farklı çözümler aranması gerektiğini düşünüyorum. Proje okulu tayinlerinde sırf fikir uyuşmazlığı nedeniyle branşındaki en iyi iki öğretmenin görev süresinin uzatılmadığına ve diğer bir öğretmenin görevlendirilmesinin uzatılmadığına, daha önce RAM Müdürü arkadaşımın İlçe Milli Eğitim Müdürünün hanımının kurumunun hatalarını sümenaltı etmediği için puan alamayarak gitmek zorunda kaldığını, idareci mülakatlarını yapan iki arkadaşımın (fikir olarak uyuşmasak da sohbetimiz fena değildi) neler döndüğünü anlatması gibi birçok olay, yaptıkları yapacaklarına işaret olduğunu gösteriyor.

"aynı haklara sahipsin' diyerek çalışan öğretmeni demotive etmesi değil mi?" Ödül alanlara bakınız. Alanını bilmeyen, derslerinin yarısına girmeyen, iyi fotoğraf çektiren, idarecilik hakkı olan bir öğretmenin sendika değiştirdikten sonra kısa bir süre sonra Şube Müdürü olduğunu gördük.

Meslek Liseleri'ndeki öğrenci seviyesi şu anda çıraklık seviyesinde. Ona göre Temel Eğitimden başlayarak ya da mevcut müfredatı elden geçirerek ve alanlarına farklı teşvikler uygulanarak bazı düzenlemeler yapılabilir. Mevcut halde gerginlikler ve öğrenilmişlik çaresizlik arasında gidip geliniyor.


atahoca
Müsteşar Yardımcısı
10 Ocak 2026 00:59

Bu tip ortamlarda (zaman ve isim farketmeksizin) zaten uygulanan haksızlara bir de kanun gücü de verirseniz sıkıntılar artar. İsterlerse kanunun çıkarabilirler evet ama tabandan istek gelince orada da kendilerini mazur gösterirler. Haksızlık hak namını alır.

Hem yöneten, hem iddia sahibi, hem yargıç aynı kişi olursa ne yapabilirsiniz.

FIRTINALI, 1 hafta önce

Hocam verdiğin o RAM müdürü, proje okulu örneklerinin altına imzamı atarım, maalesef sahanın gerçeği bunlar. ama tam da bu noktada kritik bir çelişkiyi görmek lazım. bahsettiğin o haksızlıklar, o "fotoğraf çektirip yükselenler" aslında sistemin standarta değil de insiyatiflere dayalı olmasından türemiyor mu? şu anki düzen performansı değil ilişkileri ödüllendiriyor çünkü. benim standart ve yeterlilik ısrarım celladın eline tırpan vermek için değil, tam aksine o tırpanı o liyakatsiz amirlerin elinden alıp veriye, kurala teslim etmek için. eğer öğretmenlik sendikasına göre değil de net kriterlere bağlanırsa o ideolojik puanlamalar bu kadar kolay yapılamaz. meslek lisesi öğrencisi için söylediklerin de çok doğru, seviye cidden çıraklık tadında ama bu çocuklar uzaydan gelmedi. şu an lise sırasında oturan o genç, yıllarca temel eğitimdeki "gevşekliğin" ve hesap verilmeyen sistemin bi ürünü değil mi? ilkokulda ortaokulda öğretmen performansı ölçülseydi, bu çocuk öğrenmeden geçmeseydi bugün liselerde bu öğrenilmiş çaresizliği yaşamazdık. biz bugün aslında geçmişteki o "yeterlilik aranmamasının" faturasını ödüyoruz, olay bu. korkumuz ortak adaletsizlik ama çözüm denetimsizlik değil, denetimi insan inisiyatifinden kurtarmak bence.


FIRTINALI
Şube Müdürü
10 Ocak 2026 01:11

endişeni anlıyorum hocam, geçmiş tecrübeler insana defans yaptırıyor ama şu an direksiyondaki isme, yusuf hoca'ya ayrı bir parantez açmak lazım. kendisi sistemi taa müsteşarlık yıllarından beri ilmik ilmik bilen, teşkilatın neresinde hangi dişlinin boşa döndüğünü en iyi gören isimdir. diğerlerinden çok farklı, çok daha hakim bir profili var. son dönemdeki hamlelerine dikkatli bakarsan aslında tam da senin bahsettiğin o "yerel krallıkları" ve keyfi idareyi bitirmeye odaklandığını görürsün. hocanın derdi o aradaki "yargıcı da savcısı da bir" olan düzeni yıkıp, sistemi müdürün inisiyatifinden çıkarıp veri odaklı bir standarda oturtmak.

şunu net söyleyeyim; "öğrenci kötü, veli ilgisiz" mazeretlerini matematiksel olarak boşa düşürecek, veri odaklı ve boşluksuz kurgulanmış bir süreç bekliyor bizi. gevşeklikte ısrarlı olanlar için can yakar mı? muhtemelen. ama "eski tas eski hamam devam ederiz" diye düşünen varsa bu tamamen bir yanılgı olur.

niyeti halis, kurduğu mekanizma da bu sefer boşa düşecek gibi durmuyor. yaptığı her hamle, o senin korktuğun adaletsizliği bitirmek için atılmış cerrahi bir kesik aslında, süreci okuyanlar farkı görüyor zaten. MEB'deki trendi iyi okumak lazım.

atahoca, 1 hafta önce

Bu tip ortamlarda (zaman ve isim farketmeksizin) zaten uygulanan haksızlara bir de kanun gücü de verirseniz sıkıntılar artar. İsterlerse kanunun çıkarabilirler evet ama tabandan istek gelince orada da kendilerini mazur gösterirler. Haksızlık hak namını alır.

Hem yöneten, hem iddia sahibi, hem yargıç aynı kişi olursa ne yapabilirsiniz.


atahoca
Müsteşar Yardımcısı
10 Ocak 2026 01:16

Müsteşarlık dönemini de o dönemde yapılan uygulamaları da biliyorum. O dönemde de öğretmendim. O dönem Bakan da K-9 gibi öğretmen yetiştirmekten bahsediyordu yanlış hatırlamıyorsam.

Geçmiş 25-30 senenin tecrübesi değil yazdıklarım. Binlerce senenin tecrübesi.

FIRTINALI, 1 hafta önce

endişeni anlıyorum hocam, geçmiş tecrübeler insana defans yaptırıyor ama şu an direksiyondaki isme, yusuf hoca'ya ayrı bir parantez açmak lazım. kendisi sistemi taa müsteşarlık yıllarından beri ilmik ilmik bilen, teşkilatın neresinde hangi dişlinin boşa döndüğünü en iyi gören isimdir. diğerlerinden çok farklı, çok daha hakim bir profili var. son dönemdeki hamlelerine dikkatli bakarsan aslında tam da senin bahsettiğin o "yerel krallıkları" ve keyfi idareyi bitirmeye odaklandığını görürsün. hocanın derdi o aradaki "yargıcı da savcısı da bir" olan düzeni yıkıp, sistemi müdürün inisiyatifinden çıkarıp veri odaklı bir standarda oturtmak.

şunu net söyleyeyim; "öğrenci kötü, veli ilgisiz" mazeretlerini matematiksel olarak boşa düşürecek, veri odaklı ve boşluksuz kurgulanmış bir süreç bekliyor bizi. gevşeklikte ısrarlı olanlar için can yakar mı? muhtemelen. ama "eski tas eski hamam devam ederiz" diye düşünen varsa bu tamamen bir yanılgı olur.

niyeti halis, kurduğu mekanizma da bu sefer boşa düşecek gibi durmuyor. yaptığı her hamle, o senin korktuğun adaletsizliği bitirmek için atılmış cerrahi bir kesik aslında, süreci okuyanlar farkı görüyor zaten. MEB'deki trendi iyi okumak lazım.


berkaydal
Genel Müdür
10 Ocak 2026 01:46

Bilim dünyası psikoloji ve sosyoloji gibi bilim dallarını aslında bilim olarak saymaz. Gerçek bilimciler insan üzerine bir bilim olmayacağını ifade eder. Çünkü bilimin temel mantığı aynı şeyleri yapıp aynı sonuçları aldıktan sonra yargıya varmasıdır. Bir deneyi aynı şartlarda yüz kere yaptıktan sonra aynı sonucu aldığınızda bilim der ki: "Evet yargı üretebilirsin". Bilim dünyası ise bu branşları insana dayalı olduğu için bilim olarak görmez. Der ki: Aynı şeyleri yapıp her seferinde farklı sonuçlar alıyorsunuz. Bu bilim olmaz. Bilimin bir yargısı vardır. Dünyanın her yerinde standart sonuçlar vermelidir. Temel faktörü insan olduğu için her coğrafyada her şehirde her toplumda her insanda her deney farklı bir sonuç verir. Standart olmayan bilim olmaz.

Arkadaşımız ise diyor ki: " veri tabanlı standartlara dayalı bir sistem gerekmiyor mu?"

Bilim olmayan bir bilim üretmek istiyor. :)

Arkadaşlar bu fikirler safsatadan ibarettir. Konu cellatın eline kılıç verilmesi endişesini ortadan kaldırmak için değil bizatihi zemin hazırlamak için yazılmış. Bu ülke şartlarında, mevcut konjuktür ele alındığında bu yazının gerçek bir eğitim endişesi taşıdığına inanmak için akli melekeleri yitirmiş olmak gerekir. Çok şükür ben hala yitirmedim. Size de tavsiyem prim vermeyin. Yazının arkasındaki altındaki gerçek ayan beyan ortada.


yvzhfz
Aday Memur
10 Ocak 2026 04:05

Aynı işi yaptığım arkadaşımdan 15000 TL eksik alıyorum.Bende iç disiplini mi kalır? Madem ünvan verdin iş yükünü değiştir.Aynı sorumlulukları verip birine fazla para verirsen masayı devirirsin.Evin çatısı uçmuş,kapısı penceresi yok hangi boyayı kullanalım diyorsun.

spock
Genel Müdür
10 Ocak 2026 06:58

Bunlar hem fazla amerikan filmi izlemekten. Neymiş kenar mahalle lisesine bir öğretmen atanır sorunlu belalı bir sınıfı altı ayda adam eder falan. Film olarak izlemesi eğlenceli tabii.

FIRTINALI, 1 hafta önce

Akademik başarının düşük olduğu durumlarda bazı öğretmenler, ?öğrenci kötü, ben ne yapabilirim?? şeklinde bir savunma mekanizması geliştirme eğilimindedir. Oysa öğretmenlik mesleğinin temel amacı, zayıf profilleri iyileştirmek ve öğrencilerin potansiyelini ortaya çıkarmaktır. Bu nedenle öğretmen, öncelikle kendi misyonunu ve sorumluluğunu içselleştirerek, mesleğini bu bilinçle icra etmeye yönelik bir tutum sergilemelidir. Öğrencinin başarısızlığı, öğretmenin pedagojik yaklaşımını gözden geçirmesi için bir fırsat olarak görülmeli; öğretmen, farklı yöntemler deneyerek öğrenme sürecini desteklemeye odaklanmalıdır. öğrenci kötü, ben ne yapabilirim? savunmasının önüne geçebilecek bir sistem dışlanamaz.


spock
Genel Müdür
10 Ocak 2026 06:59

Uzman ve başöğretmenliğin ünvan ile ilgisi yok. Öğretmenlerin bir kısmına zam yapıp "bakın öğretmenlere zam yaptık" diyebilmek için çıkardılar onu. O ilk sınava kimse girmeseydi şimdi herkes başöğretmen maaşı alıyordu.

Üç kuruşa sazan gibi atladılar.

yvzhfz, 1 hafta önce
Aynı işi yaptığım arkadaşımdan 15000 TL eksik alıyorum.Bende iç disiplini mi kalır? Madem ünvan verdin iş yükünü değiştir.Aynı sorumlulukları verip birine fazla para verirsen masayı devirirsin.Evin çatısı uçmuş,kapısı penceresi yok hangi boyayı kullanalım diyorsun.

atahoca
Müsteşar Yardımcısı
10 Ocak 2026 09:35

Taktik her zaman aynı, işlediği için değiştirmeye ihtiyaç bile duymuyorlar. O zaman da demiştim. Böl, parçala. Tepkiyi başka yere çek. En son emekli maaşında da aynısı yapıldı. Esas plan ise tıkır tıkır işledi.

spock, 1 hafta önce

Uzman ve başöğretmenliğin ünvan ile ilgisi yok. Öğretmenlerin bir kısmına zam yapıp "bakın öğretmenlere zam yaptık" diyebilmek için çıkardılar onu. O ilk sınava kimse girmeseydi şimdi herkes başöğretmen maaşı alıyordu.

Üç kuruşa sazan gibi atladılar.


FIRTINALI
Şube Müdürü
10 Ocak 2026 10:36

hocam güzel felsefe yapmışsın, 19. yüzyıl pozitivist bilim anlayışıyla konuya yaklaşman nostaljik olmuş ama dünya o noktayı geçeli çok oldu. "insan ölçülemez" tezi, konfor alanını korumak isteyenlerin en sevdiği sığınaktır.

bakın çok basit bir gerçek var, gözden kaçırıyorsunuz: şu an eğitimde öğrenci performansları veri temelli yöntemlerle, öğrenci analitiğiyle anlık takip edilmiyor mu? öğrencinin eksiği, gediği, hızı sistemde işleniyor. ee, hani insan ölçülmezdi? o karmaşık dediğin öğrenciyi algoritmalarla çözümlüyorsak, bu sistemi öğretmene uyarlamak neden "safsata" olsun? öğrenciye gelince "teknoloji", öğretmene gelince "insan faktörü"... yok öyle yağma.

ayrıca kimse amerikan filmlerindeki gibi "süper kahraman öğretmen" aramıyor, o endişeyi bi kenara bırakın. bu işin mutfağındaki yeni yaklaşım, "zor öğrenciyi neden bir anda melek yapmadın?" diye sormaz; "bu öğrenci için ne yaptın, hangi somut adımı attın?" diye sorar. ama elindeki pırlanta gibi çocuğu da "ne kadar ileri taşıdın, yoksa yerinde mi saydırdın?" diye de sorar.

veri tabanlı sistem dediğimiz şey, "herkese aynı cetveli tutmak" değil; yapay zeka ile o senin "farklı şartlar" dediğin değişkenleri (sosyoekonomik durum, bölge vs.) minimize ederek öğretmenin saf katma değerini (value-added) ortaya çıkarmaktır.

o algoritmalar, öğretmenin öğrenciyi "nereden alıp nereye getirdiğine" bakıyor. "beni ölçemezsin" devri kapandı, veriler konuşuyor artık.

berkaydal, 1 hafta önce

Bilim dünyası psikoloji ve sosyoloji gibi bilim dallarını aslında bilim olarak saymaz. Gerçek bilimciler insan üzerine bir bilim olmayacağını ifade eder. Çünkü bilimin temel mantığı aynı şeyleri yapıp aynı sonuçları aldıktan sonra yargıya varmasıdır. Bir deneyi aynı şartlarda yüz kere yaptıktan sonra aynı sonucu aldığınızda bilim der ki: "Evet yargı üretebilirsin". Bilim dünyası ise bu branşları insana dayalı olduğu için bilim olarak görmez. Der ki: Aynı şeyleri yapıp her seferinde farklı sonuçlar alıyorsunuz. Bu bilim olmaz. Bilimin bir yargısı vardır. Dünyanın her yerinde standart sonuçlar vermelidir. Temel faktörü insan olduğu için her coğrafyada her şehirde her toplumda her insanda her deney farklı bir sonuç verir. Standart olmayan bilim olmaz.

Arkadaşımız ise diyor ki: " veri tabanlı standartlara dayalı bir sistem gerekmiyor mu?"

Bilim olmayan bir bilim üretmek istiyor. :)

Arkadaşlar bu fikirler safsatadan ibarettir. Konu cellatın eline kılıç verilmesi endişesini ortadan kaldırmak için değil bizatihi zemin hazırlamak için yazılmış. Bu ülke şartlarında, mevcut konjuktür ele alındığında bu yazının gerçek bir eğitim endişesi taşıdığına inanmak için akli melekeleri yitirmiş olmak gerekir. Çok şükür ben hala yitirmedim. Size de tavsiyem prim vermeyin. Yazının arkasındaki altındaki gerçek ayan beyan ortada.


atahoca
Müsteşar Yardımcısı
10 Ocak 2026 11:07

Argümanlarınızı ifade ediş tarzınız direk Bakanlıktan çıkmış gibi...

Öncelikle öğretmenlerin özlük haklarının korunması ve idarenin şahsi tasarruflarını engelleyecek kanunların çıkması gerekir.

Çok açık bir şekilde mevcut düzende bile istediği gibi at oynatanlar

Ben ortaöğretimdeyim. Görevimin başında yıllarca ortaokulda çalıştım. İlkokuldan (bir iki sene) bazı derslere girdim fakat değerlendirme için yeterli değil. Yani -zorunlu- eğitimin hemen hemen her aşamasında çalıştım. Gözlemlerime göre öğrenciyi en iyi tanıyan öğretmenler sınıf öğretmenleri. Zira onlarla çok zaman geçiriyorlar. Diğer seviyelerde öğretmenin şahsi özellikleri ön plana çıksa da yine vakit geçirmeyen şahısların değerlendirmesi doğru olmuyor. Okulun en iyi sınıfına rehberlik için gelen bir öğretmen bile çıkışta bu sınıfa bir daha gelmem diyebiliyor. Siz orada direkt hangi öğrenciden kaynaklandığını ve altında yatan nedeni direkt görebiliyorsunuz. Birinin tikinin olması birinin hiperaktifliği bir diğerinin (sonuncu başka sınıf) boşboğazlığı gibi... Yani durum o kadar matematiksel değil. Aynı davranışı gösteren her öğrenciye aynı muameleyi bile yapmıyoruz (adaleti sarsmıyoruz o ayrı). Şizofren olan bir öğrenciye, akşam antrenaman sonrası yorgunluğun gördüğünüz öğrenciye uyarılarınız farklı tonda oluyor. Sınav kağıdını okurken harfi dikkate alıyoruz, fakat sözlü değerlendirmelerde daha farklı davranıyoruz. Bu arada zaten çocukların başarıları merkezi sınavlar üzerinden ölçülüyor. Burada bile net durum yok. Çocuğun önceki düzeylerdeki ailevi, ruhi hali aynı olmayabiliyor. Şunu da unuttum, başarısız görünen öğretmenler hizmet içi eğitime alınması istenebiliyor.

Her ne ise yazdığınız bazı konular kısmen fikir edinmede etkili olabilir fakat öncelikle bunu uygulayanların haklarını ve adaleti garanti altına alacak kanunlar (yönetmelik, genelge değil) çıkarılmalı.


FIRTINALI
Şube Müdürü
10 Ocak 2026 11:39

Hocam "Bakanlıktan çıkmış gibi" benzetmenizi, rüzgarın nereden estiğini ve yaklaşan değişimin kodlarını doğru okuduğuma yoruyorum :)

Öncelikle "kanun güvencesi" konusunda sonuna kadar haklısınız. Yönetmelikle, genelgeyle değil; öğretmeni idarecinin iki dudağı arasından kurtaracak yasal zemin şart. Ama kaçırdığınız nokta şu: İdarenin keyfi tasarrufunu engelleyecek en büyük "kanun", objektif veridir. Bir müdürün, "sana gıcık oluyorum" diyerek düşük not veremeyeceği tek sistem, başarının ve sürecin matematiksel olarak ortada olduğu sistemdir. Siz asıl güvenceyi orada arayın.

"Durum matematiksel değil" diyerek verdiğiniz şizofren öğrenci, yorgun öğrenci örnekleri çok kıymetli. Ama emin olun, veri bilimi artık o "doğrusal mantığı" aşalı çok oldu. Modern sistemler (Value-Added Modeling), o bahsettiğiniz "özel durumlu" öğrenciyi zaten genel havuzdan ayırarak (outlier/aykırı değer analizi ile) değerlendiriyor.

Yani sistem; "Bu şizofren çocuktan neden LGS birincisi çıkarmadın?" demiyor.

Sistem şunu soruyor: "Bu özel durumlu öğrencinin, kendi geçmiş verisine ve benzer durumdaki akranlarına göre gelişimi ne yönde?"

Siz sınıfta o öğrenciye nasıl "farklı tonla" yaklaşıyorsanız, arkadaki algoritma da öğretmeni değerlendirirken o öğrenciye "farklı katsayıyla" yaklaşıyor. Merkezi sınavlar sadece anlık fotoğraf çeker; bahsettiğim sistem ise o fotoğrafın öncesindeki film şeridini (sizin emeğinizi) analiz eder.

Korktuğunuz şey "kör bir matematik" ise haklısınız. Ama gelen şey, o insani değişkenleri de hesaba katan "akıllı bir matematik". Aradaki fark bu.

atahoca, 1 hafta önce

Argümanlarınızı ifade ediş tarzınız direk Bakanlıktan çıkmış gibi...

Öncelikle öğretmenlerin özlük haklarının korunması ve idarenin şahsi tasarruflarını engelleyecek kanunların çıkması gerekir.

Çok açık bir şekilde mevcut düzende bile istediği gibi at oynatanlar

Ben ortaöğretimdeyim. Görevimin başında yıllarca ortaokulda çalıştım. İlkokuldan (bir iki sene) bazı derslere girdim fakat değerlendirme için yeterli değil. Yani -zorunlu- eğitimin hemen hemen her aşamasında çalıştım. Gözlemlerime göre öğrenciyi en iyi tanıyan öğretmenler sınıf öğretmenleri. Zira onlarla çok zaman geçiriyorlar. Diğer seviyelerde öğretmenin şahsi özellikleri ön plana çıksa da yine vakit geçirmeyen şahısların değerlendirmesi doğru olmuyor. Okulun en iyi sınıfına rehberlik için gelen bir öğretmen bile çıkışta bu sınıfa bir daha gelmem diyebiliyor. Siz orada direkt hangi öğrenciden kaynaklandığını ve altında yatan nedeni direkt görebiliyorsunuz. Birinin tikinin olması birinin hiperaktifliği bir diğerinin (sonuncu başka sınıf) boşboğazlığı gibi... Yani durum o kadar matematiksel değil. Aynı davranışı gösteren her öğrenciye aynı muameleyi bile yapmıyoruz (adaleti sarsmıyoruz o ayrı). Şizofren olan bir öğrenciye, akşam antrenaman sonrası yorgunluğun gördüğünüz öğrenciye uyarılarınız farklı tonda oluyor. Sınav kağıdını okurken harfi dikkate alıyoruz, fakat sözlü değerlendirmelerde daha farklı davranıyoruz. Bu arada zaten çocukların başarıları merkezi sınavlar üzerinden ölçülüyor. Burada bile net durum yok. Çocuğun önceki düzeylerdeki ailevi, ruhi hali aynı olmayabiliyor. Şunu da unuttum, başarısız görünen öğretmenler hizmet içi eğitime alınması istenebiliyor.

Her ne ise yazdığınız bazı konular kısmen fikir edinmede etkili olabilir fakat öncelikle bunu uygulayanların haklarını ve adaleti garanti altına alacak kanunlar (yönetmelik, genelge değil) çıkarılmalı.


berkaydal
Genel Müdür
10 Ocak 2026 11:41

İnsan ölçülemez demişim gibi cevap yazmış. :) Sen önce denileni idrak et ondan sonra cevap yaz.


berkaydal
Genel Müdür
10 Ocak 2026 11:46

Bir de yapay zeka demiş. Bugün yapay zeka yanlış bilgiyi her şeyden çok daha hızlı yayan asla güvenilmez bir araç. Sen git klasik yöntemlerle yap sevdalılığını. Sana göre değil bu konular bence.

Toplam 22 mesaj

Çok Yazılan Konular

Sözlük

Son Haberler

Editörün Seçimi