657 sayılı Devlet Memurları Kanunu?nda yıllık izin, derece-kademe ve emeklilik hesapları farklı hukuki kavramlara bağlanmıştır. Sorunun temelinde bu kavramların birbirine karıştırılması yatmaktadır.
Yıllık izin, 657 sayılı Kanunun 102. maddesinde düzenlenmiştir. Maddede açıkça hizmet süresi esas alınmıştır. Bu hizmet süresi, kanunun sistematiği ve Danıştay?ın yerleşik içtihatları uyarınca fiilen kamu hizmetinde geçirilen süreyi ifade eder. Yıllık izin, çalışmanın karşılığı olan bir dinlenme hakkı olduğu için, fiilî kamu hizmeti dışındaki sürelerin bu hesapta esas alınmaması temel ilkedir.
Bu nedenle yıllık izin hesabında; fiilen devlet memuru olarak görev yapılan süreler ve fiilî hizmetten sayılan ve emekliliğe esas kabul edilen kamu hizmetleri dikkate alınır. Buna karşılık kazanılmış hak aylığı, yıllık izinle doğrudan ilgili bir kavram değildir. Kazanılmış hak aylığı; memurun derece ve kademesinin, buna bağlı olarak maaş, ek gösterge ve bazı mali haklarının belirlenmesinde kullanılan bir ölçüttür. Bu süre hesabına; kamuda geçen sürelerin tamamı, teknik hizmetler, eğitim-öğretim hizmetleri gibi katalog hizmetlerde, özel sektörde mesleğin icra edildiği sürelerin 3/4?ü, muvazzaf askerlik süresinin tamamı dâhil edilebilmektedir.
Ancak bu sürelerin önemli bir kısmı fiilî kamu hizmeti değildir. Özel sektörde geçen sürenin 3/4?ünün kazanılmış hak aylığına sayılması veya askerlik süresinin tamamen eklenmesi, memurun kıdem ve mali haklarını düzenlemek amacıyla getirilmiş istisnai ve genişletici düzenlemelerdir. Bu genişletici yaklaşımın yıllık izin gibi fiilî çalışmaya dayalı bir hakta aynen uygulanması mümkün değildir.
Mülga Devlet Personel Başkanlığı?nın (DPB) görüş yazılarında zaman zaman kazanılmış hak aylığı ifadesinin yıllık izinle birlikte anılması, uygulamada ciddi karışıklıklara yol açmıştır. Ancak bu görüşlerin önemli bir kısmı derece-kademe hesabına ilişkindir ve bağlayıcı bir yargı normu değildir. Nitekim Danıştay kararlarında yıllık izin hesabında esas alınan sürenin, kazanılmış hak aylığı değil fiilî kamu hizmeti süresi olduğu açıkça ortaya konulmuştur.
Hukuki ayrım şöyledir:
Yıllık izin hesabı; Fiilî kamu hizmeti (emekliliğe esas fiilî hizmet)
Derece-kademe ve maaş, Kazanılmış hak aylığı
Emeklilik; Emekliliğe esas hizmet + borçlanmalar
Bu nedenle yıllık izin hesabında kazanılmış hak aylığı dikkate alınır, emekliliğe esas süre dikkate alınmaz şeklindeki bir değerlendirme, kanunun lafzına, sistematiğine ve yargı içtihatlarına uygun değildir. İdarenin bu yönde bir uygulaması hâlinde, idari itiraz ve yargı sürecinde iptal edilmesi kuvvetle muhtemeldir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu?nda yıllık izin, derece-kademe ve emeklilik hesapları farklı hukuki kavramlara bağlanmıştır. Sorunun temelinde bu kavramların birbirine karıştırılması yatmaktadır.
Yıllık izin, 657 sayılı Kanunun 102. maddesinde düzenlenmiştir. Maddede açıkça hizmet süresi esas alınmıştır. Bu hizmet süresi, kanunun sistematiği ve Danıştay?ın yerleşik içtihatları uyarınca fiilen kamu hizmetinde geçirilen süreyi ifade eder. Yıllık izin, çalışmanın karşılığı olan bir dinlenme hakkı olduğu için, fiilî kamu hizmeti dışındaki sürelerin bu hesapta esas alınmaması temel ilkedir.
Bu nedenle yıllık izin hesabında; fiilen devlet memuru olarak görev yapılan süreler ve fiilî hizmetten sayılan ve emekliliğe esas kabul edilen kamu hizmetleri dikkate alınır. Buna karşılık kazanılmış hak aylığı, yıllık izinle doğrudan ilgili bir kavram değildir. Kazanılmış hak aylığı; memurun derece ve kademesinin, buna bağlı olarak maaş, ek gösterge ve bazı mali haklarının belirlenmesinde kullanılan bir ölçüttür. Bu süre hesabına; kamuda geçen sürelerin tamamı, teknik hizmetler, eğitim-öğretim hizmetleri gibi katalog hizmetlerde, özel sektörde mesleğin icra edildiği sürelerin 3/4?ü, muvazzaf askerlik süresinin tamamı dâhil edilebilmektedir.
Ancak bu sürelerin önemli bir kısmı fiilî kamu hizmeti değildir. Özel sektörde geçen sürenin 3/4?ünün kazanılmış hak aylığına sayılması veya askerlik süresinin tamamen eklenmesi, memurun kıdem ve mali haklarını düzenlemek amacıyla getirilmiş istisnai ve genişletici düzenlemelerdir. Bu genişletici yaklaşımın yıllık izin gibi fiilî çalışmaya dayalı bir hakta aynen uygulanması mümkün değildir.
Mülga Devlet Personel Başkanlığı?nın (DPB) görüş yazılarında zaman zaman kazanılmış hak aylığı ifadesinin yıllık izinle birlikte anılması, uygulamada ciddi karışıklıklara yol açmıştır. Ancak bu görüşlerin önemli bir kısmı derece-kademe hesabına ilişkindir ve bağlayıcı bir yargı normu değildir. Nitekim Danıştay kararlarında yıllık izin hesabında esas alınan sürenin, kazanılmış hak aylığı değil fiilî kamu hizmeti süresi olduğu açıkça ortaya konulmuştur.
Hukuki ayrım şöyledir:
Yıllık izin hesabı; Fiilî kamu hizmeti (emekliliğe esas fiilî hizmet)
Derece-kademe ve maaş, Kazanılmış hak aylığı
Emeklilik; Emekliliğe esas hizmet + borçlanmalar
Bu nedenle yıllık izin hesabında kazanılmış hak aylığı dikkate alınır, emekliliğe esas süre dikkate alınmaz şeklindeki bir değerlendirme, kanunun lafzına, sistematiğine ve yargı içtihatlarına uygun değildir. İdarenin bu yönde bir uygulaması hâlinde, idari itiraz ve yargı sürecinde iptal edilmesi kuvvetle muhtemeldir.
m.r_f , 3 hafta önce
Bu konuda DPB nin görüş yazısı var, yıllık izin hesabı ve derece kademe hesabında "Kazanılmış Hak Aylığı" dikkate alınır.
Bu da nedir; Kamuda geçen sürelerin tamamı ve teknik hizmetler, mühendislik, eğitim öğretim hizmetleri gibi katalog hizmetlerde (bunları internetten bulabilirsiniz, üşendim şu an) görev yapan memurlardan özel sektörde kendi mesleklerini icra ettikleri sürelerin 3/4' ü demektir. Muvazzaf askerlik hizmeti de kazanılmış hak aylığına tümüyle eklenir.
Emekliliğe esas süre yıllık izin hesabında dikkate alınmaz.