3600 ek gösterge başlangıçta kariyer sistemi için anlamlıydı. Belirli unvanlara, belirli sorumluluk ve tecrübe seviyelerine verilmesinin bir karşılığı vardı. Yıllarını veren, sınavlara giren, sorumluluk alan personel için hem çalışırken hem emeklilikte bir fark yaratıyordu. Bu durum kamu yönetiminde hiyerarşiyi ve kariyer hedefini canlı tutuyordu.
Ancak zamanla asıl sorun olan aylık bağlama oranlarına dokunulmadı. Prim gün sayısı, ödenen prim tutarı ve çalışma süresi maaşta belirleyici olmaktan çıkarıldı. En düşük maaş politikasıyla 25?30 yıl çalışanla çok daha az süre çalışan arasındaki fark neredeyse sıfırlandı. Bu adaletsizlik çözülmek yerine, 3600 ek gösterge herkes için gündeme getirilerek sistem geçici olarak makyajlandı.
3600 ek gösterge herkese yayılınca da doğal olarak içi boşaldı. Kariyerin, unvanın ve sorumluluğun karşılığı olmaktan çıktı. Dün fark yaratan kadrolar bugün sıradan hale geldi. Bu durum ne emeklilikte adaleti sağladı ne de kariyer sistemini korudu. Sadece bozuk yapının üzeri örtülmüş oldu.
Bugün gelinen noktada sorun 3600 ek gösterge değildir. Asıl mesele aylık bağlama oranlarıdır. Bu oranlar yükseltilmeden, prim gün sayısı ve prime esas kazanç yeniden maaşın merkezine oturtulmadan emekli maaşı sorunu çözülmez.
Çözüm açıktır. Aylık bağlama oranları kademeli şekilde artırılmalı, uzun süre çalışan ile az çalışan arasındaki fark yeniden tesis edilmelidir. Gün sayısı arttıkça emekli maaşı da anlamlı şekilde artmalıdır. En düşük maaş uygulaması istisnai bir sosyal destek olarak kalmalı, sistemin ana unsuru haline getirilmemelidir.
Memur emekliliğinde ise kariyer sistemi yeniden değerli hale getirilmelidir. Ek gösterge, unvan ve sorumlulukla yeniden ilişkilendirilmeli; herkes için aynı hale getirilerek değersizleştirilmemelidir. Gerçek adalet, geçici düzenlemelerle değil, emeğin karşılığını veren kalıcı bir emeklilik sistemiyle sağlanabilir.
3600 ek gösterge başlangıçta kariyer sistemi için anlamlıydı. Belirli unvanlara, belirli sorumluluk ve tecrübe seviyelerine verilmesinin bir karşılığı vardı. Yıllarını veren, sınavlara giren, sorumluluk alan personel için hem çalışırken hem emeklilikte bir fark yaratıyordu. Bu durum kamu yönetiminde hiyerarşiyi ve kariyer hedefini canlı tutuyordu.
Ancak zamanla asıl sorun olan aylık bağlama oranlarına dokunulmadı. Prim gün sayısı, ödenen prim tutarı ve çalışma süresi maaşta belirleyici olmaktan çıkarıldı. En düşük maaş politikasıyla 25?30 yıl çalışanla çok daha az süre çalışan arasındaki fark neredeyse sıfırlandı. Bu adaletsizlik çözülmek yerine, 3600 ek gösterge herkes için gündeme getirilerek sistem geçici olarak makyajlandı.
3600 ek gösterge herkese yayılınca da doğal olarak içi boşaldı. Kariyerin, unvanın ve sorumluluğun karşılığı olmaktan çıktı. Dün fark yaratan kadrolar bugün sıradan hale geldi. Bu durum ne emeklilikte adaleti sağladı ne de kariyer sistemini korudu. Sadece bozuk yapının üzeri örtülmüş oldu.
Bugün gelinen noktada sorun 3600 ek gösterge değildir. Asıl mesele aylık bağlama oranlarıdır. Bu oranlar yükseltilmeden, prim gün sayısı ve prime esas kazanç yeniden maaşın merkezine oturtulmadan emekli maaşı sorunu çözülmez.
Çözüm açıktır. Aylık bağlama oranları kademeli şekilde artırılmalı, uzun süre çalışan ile az çalışan arasındaki fark yeniden tesis edilmelidir. Gün sayısı arttıkça emekli maaşı da anlamlı şekilde artmalıdır. En düşük maaş uygulaması istisnai bir sosyal destek olarak kalmalı, sistemin ana unsuru haline getirilmemelidir.
Memur emekliliğinde ise kariyer sistemi yeniden değerli hale getirilmelidir. Ek gösterge, unvan ve sorumlulukla yeniden ilişkilendirilmeli; herkes için aynı hale getirilerek değersizleştirilmemelidir. Gerçek adalet, geçici düzenlemelerle değil, emeğin karşılığını veren kalıcı bir emeklilik sistemiyle sağlanabilir.