Editörler : **sude**
«171819202122232425262728»
28 Temmuz 2007 19:08

mrarsenic
Kapalı

Bir Çocuk

Aydın yüzlü bir çocuk,

Aydınlık bir geleceğe,

Aşık atıyordu, çember çeviriyordu,

Bilye yuvarlıyordu, derin çukurlara,

Işık yakıyordu, gelecek yarına

Işıl ışıl gözleriyle, güneşe bakar gibiydi,

Senaryolar çiziyordu yüzünde

Bir çocuk, tek ayağı üzerinde,

Zıplıyordu, zıp, zıp

Bana koşuyor, çarpıyordu delicesine

Haylaz, yaramaz bir çocuktu,

İçimde kalan.

Çocukluğumu tamamlıyordu.

http://groups.google.com.tr/group/siirvesen

28 Temmuz 2007 21:52

ALI IHSAN TUKEL
Kapalı

BİR ÇİN ŞİİRİ

Davacı zengin, davalı yoksulsa

Zenginden yana işler yasa

Davacı yoksul, davalı zenginse

Davalıda kalır yine nizalı arsa

Davacı da davalı da zenginse davada

Özür diler çekilir aradan kadı

Davacı da davalı da yoksulsa, bak,

Sade o zaman işte yerin bulur hak

29 Temmuz 2007 16:45

ALI IHSAN TUKEL
Kapalı

Sabahları geçerken simitçi

Bağırır bir kadın simit tazemi!

Taze ablacığım çıtır çıtırrrr...

Mahallemin manzaralarıydı hatıralar şimdi bekçi.

Eskici geçerdi,bohçacılar hani nerde

Akşamları bozacı gündüzleri baloncu

Ağlıyorum durmuyorlar durdukları yerde

Çocukluğumun sesleri kalmadı seherde.

Simir ve çay en çok sevdiğim şeydi

Okula giderken annemin tembihiydi

Paranı boşa harcama al simit birde çay

Hey gidi günler hey anam da melek gibiydi...

yazan:ben

29 Temmuz 2007 18:39

theottomanempire
Müsteşar Yardımcısı

BEYAN

Apaçık haykıracağım gerçeği

ki duysun en bilgeniz,şaşkın bakışlınız

anlatacağım gerçeği

ki çoğalsın yalanımız

siz aciz ölümlüler hazırlasın kefenini

bir mum ışığı aydınlığa da küfürdeyiz

atam Sheakspear,Paz yahut Yunus

bir denize akan ırmaklarız

gölgeden güne dönen

ışığı her gün emen bir beden

açsa yollarınız ki kısa

bir can havliyle başlarsınız onu taşlamaya

köpeklerin havlaması bolsa ısırmaz derler

bir cahil rüyasında uyanmak ölmekten de beter

sözüm sakınacak göz görmez

çöp batacak kan yerinde durmaz

bire bir demek varken hiç diyenler

yokluğu sanırsınız sırtlarında taşırlar

varken vara var de

yoksa yoğa yok

bir adım gidilecek yolda

kalırsın çünkü pusulan yok

aşka aşık gönüllerden

beslenen de beslenmeyen de

bir toprağa girecek öldüm diyen de demeyen de

bu tumturaklı laflar ancak abdala malum olur

abdalı da benim forumun delisi bile velisi de

çok söz eyledim bencil sandılar

kendimi yere çaldım işte öldü dediler

bir deliye kulak assanız size de belenir gider

işte o deli bendim şimdi erdi diyeler

ölüme ölümle koştum

canlıya canımla

bir aşkın peşine düştüm

kaybetmişim uyandım da baktım

ne o ceylan bakışlar

ne de yanağımda dudaklarının izi var

demir sandım ataşa yanar biçim alır sandım

bir küçük alevde onu kaçarken buldum

düşümü ekmeğim aşımı ona katmıştım

işte ondan sızlanır durur benim bitmez açlığım

hayırda da şükür şerde de

bin derdim olsa bile dermanım bi dene

onu onda bulmak zor onu onla yaşamak

aşık memed-iyem işim zor bilirim

hangi aşa su katsan ben hazır onu yerim

kral sofralarından da fukara ocaklarında da beslendim

ne yüzü gülen soytarı bilirim

ne de ağlayanlar

mutluluğu kendilerince camda olanlar

cam kırılır,ün biter,eşeklik baki kalır. 12 temmuz 2007 Afy

(yazan:ben)

29 Temmuz 2007 19:10

mrarsenic
Kapalı

İstersen eğer

Bulutlar kadar erişilmez,

yüksek Yıldızlar kadar uzak ve soğuk

Güneş kadar parlak ve sıcak

Bir o kadar da uzaksın! İstemezsen eğer...

Ay ışığı gibi durgun ve sakin

Bahar yeli gibi müşfik ve engin

Yaz güneşi gibi coşkun Bir o kadar da yakınsın!

İstersen eğer...İstersen yüzünde açar güller,

İstersen ışıldar gülen gözler,İstersen dilin neler söyler,

İstersen çarpar yürekler,İstersen coşar gönüller,Her şey;

Sen istersen eğer...

http://groups.google.com.tr/group/siirvesen

30 Temmuz 2007 04:21

"ezel"
Kapalı

Sunay Akın

Antik Acılar

Geçim parası için

nice yaşlının

eski İstanbul evlerinden

getirdiği eşyalar

üstüne kar koyulup satılıyor

antik

acılar çarşısında........

30 Temmuz 2007 13:43

mrarsenic
Kapalı

Paylaşmak Bu Kadar Zor Olmamalı

Paylaşmak bu kadar zor olmamalı,

Yapılanlar sevgi uğrunaysa.

Aşk bu kadar acı olmamalı,

Süründürürcesine.

Bağlılık kalpte olmalı,

Hayallerde.

Bir yerlerde kalan umutlar olmalı,

Yaraları saracak ve ruhunu okşayacak...

Süründürmek olmamalı aşk...

Sevdiysen gerçekten,kalbini verdiysen birine.

Yeri yerler değil,sevdiğinin kalbi olmalı bence.

Ben hep eski bendim,

Üstünü sen ekledin ve çıkamayan duygularımı çıkardın ortaya.

Sevgimi anlatmamı sağladın içimi döktüğüm şiirlerde.

Şiirlerim hâla sevdiğime,

Şiirlerim hâla yeşil zannettiğim gökyüzüne...

http://groups.google.com.tr/group/siirvesen

31 Temmuz 2007 19:05

mrarsenic
Kapalı

Hazan

Yuvasız kalmasın kuşlar kış ortasında,

Dökmesin çiçeklerini ağaçlar zamansız,

Güneş ısıtsın hep içimizi kanasıya

İçimdeki çocuk büyümesin apansız !

Olmasın karanlık, uyanmasın korkular,

Saf kalsın her şey, beklentisiz çıkarsız

Canım yanmasın, üşümesin yürekler

Uzatsın başını kardelen gibi, ürkmesin sevgiler !

Ayrılık gelip oturmasın kapımızda

Özlem sadık kalmasın yaşamımıza

Bitmesin sevgiler, ayrılmasın eller

Yıkılsın kendimize ördüğümüz duvarlar !

O duvarlar ki korkularımı saklar,

Öyle sanırdım pek çok zamanlar,

Oysa sevgi sınır tanımaz,

Hapsetsen de yüreklere sığmaz !

Bırak bentler kurmayı,

Ertelemeyi bırak,

Kaldır zincirlerini,

Maskelerini çıkar

Kim söyleyebilir ki?

Zamanımız mı var?

Erteleyecek kadar!

31 Temmuz 2007 20:13

Kül kedisi
Kapalı

Yazmak kelimeyi kağıtta öylece tek boyutta bırakacaksa, niye var olsun ki? Bu onun varlığının kendi canını yakması olur.

Sanatçı doğumuna yardım etmemeli eğer yalnız bırakcaksa kelimeyi. Kapısız, penceresiz bir kulübe sunmaktansa seyre gelene, hiç gerçekleşmesin kelimenin doğumu. Tek boyutta olmasın. Düğün olsun, kutlayalım. Savaş olsun, sarssın biraz. Zehirlesin. Ödüllendirsin. Kaşlarımızı çatalım ya da hayret edelim.

01 Ağustos 2007 10:51

musgir
Müsteşar

KENDİME

...

kimseye karıştım mı ? hiç karışmadım

bu ki bana tuhaf sayılmadı

gözleyip sordum mu hiç? hayır sormadım

bu ki bana yalan sayılmadı

acımak işim miydi? hayır

bir evden olmak kötü müydü? hayır

zamana zamanla bakmak ne idi ki

baktım

tarlayı tarlayla ölçtüm

meyvayı meyvayla ölçtüm

denizi denizle ölçtüm

göğü gökle ölçtüm

zaten insani insanla ölçtüm ki

buruk bir tat mı duydum

ve duydum

her şey ki bir yorumdu, sonuç değildi

sonuç ki zaten yoktu

sen ki kim ?

beni bütün bütün bırakma.

...

Edip CANSEVER

01 Ağustos 2007 13:38

mrarsenic
Kapalı

Acı

Yaşamak uğruna

Ölmek bu olsa gerek

Sevmek uğruna

Acı çekmek bu olsa gerek

Hayat uğruna

Savaşmak bu olsa gerek

Peki ya sen uğruna

Üzülmek niye?

01 Ağustos 2007 19:59

mrarsenic
Kapalı

Unuttum Nasıldı

Bendeki, kendi halinde yaralı sevdalara ,

hüzün geldi, gönül bahçeme yağmur gözlüm.

Unuttum nasıldı, içimdeki hüzünsüz aşk,

nasıl bir sevda bu, iklimsiz aşk yüreğimde.

Seninle ay yüzlüm, bu sevdamla ölmek,

istiyorum.

Sen;

yak sevdanın çırasını yeter artık,

deli gönlümde,

söyle sevda türkülerini hırçınlaşan

yüreğimde,

yağmur kaçamakları misali veda etmeden,

bana,

yak sevdanın çırasını yeter artık.

03 Ağustos 2007 19:07

mrarsenic
Kapalı

Unutamadığım

Açardın,

Yalnızlığımda

Mavi ve yeşil,

Açardın.

Tavşan kanı, kınalı-berrak.

Yenerdim acıları, kahpelikleri...

Gitmek,

Gözlerinde gitmek sürgüne.

Yatmak,

Gözlerinde yatmak zindanı.

Gözlerin hani?

"To be or not to be" değil.

"Cogito ergo sum" hiç değil...

Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı

Durdurulmaz çığı

Sonsuz akımı.

İçmek,

Gözlerinde içmek ayışığını

Varmak,

Gözlerinde varmak can tılsımına.

Gözlerin hani?

Cânımın gizlisinde bir cân idin ki

Kan değil, sevdamız akardı geceye,

Sıktıkça cellad,

Kemendi...

Duymak,

Gözlerinde duymak üç-ağaçları

Susmak,

Gözlerinde susmak,

Ustura gibi...

Gözlerin hani?

04 Ağustos 2007 18:46

mrarsenic
Kapalı

Ah İstanbul

Ah istanbul, beni inciten şehir

kalbimin kırık kalpli kızı

başımda sevda yellerinin estiği

yüreğimin buz kestiği şehir

sevda burcunda değil kalbim

yak bir mum

umutsuz, ışıksız kaldım

şarkılarda dokunur oldu

hüzün hüzün üstüne

yağmur yağmur üstüne

şemsiyemde yok

ah İstanbul, beni inciten şehir

gençliğimin ince sızısı

öksüz çoçuklar geziyor şimdi içimde yalınayak

kanadı kırık güvercinler

hasretim üşüyor, yüreğim çırılçıplak

ne hüznümü paylaşacak bir yakınım var artık

ne günahımı yakaracak bir tanrım

ben bu kimsesizliğimi alıp kimlere gideyim

bütün dinlerden kovuldum

elifi solmuş bir gül şimdi

düşlerimi yasladığım sahiller

karanlık yüzlü adamlar külhan sokaklarında

çekip gitmiş yorgo'lar, jozej'ler, dimitri'ler

yarım kalmış düşleri beyoğlunun

kaldırımlarda parçalanmış bir gül

ve solgun anılardır şimdi yerlerde sürüklenen

bütün yıldızların sönük

denizin kirlenmiş

nerede o güzel kokuların İstanbul

sevgilimin saçlarında taşıdığı bahar

yüreğimi sırtıma vurup

bilki çok uzak ülkelerden geldim

acıyla iki çığlık arasında bırakma beni

bilirim hiç bir kıyıya çıkamam artık

martılar da öldü

denizini yitiren bir martıyım ben

gözlerim yalnızlığın hüzün teknesi fırtınalarda

bir yanı zifir kıyılarımın bir yanı zehir

hiç bir limana çıkamam artık

ey der yakarım yüreğimi

yalnız balıklar görsün

yalnız balıklar öpsün diye gözyaşlarımı

ah İstanbul, beni inciten şehir

sevdiğim kız da yok artık

yakamda taşıdığım karanfil de

ben bu yanlızlığımı alıp nerelere gideyim

05 Ağustos 2007 14:56

mrarsenic
Kapalı

Haylaz Sevgilim

(Geceler mi beni sana düşündüren yoksa ben miyim gecelerin gelmesini

bekleyen seni düşünmek için .)

Haylaz çocuk gibi bir sevgilim var

Aşkımı alıp da yere saçıyor

Yaşından umulmaz oyunlar oynar

Toplasam gülerek bakıp kaçıyor

Kızarsam ağlıyor boynunu büküp

Ya da yalvarıyor yere diz çöküp

Kızmasam üstüme benzin döküp

Peşinden çakmağı çakıp kaçıyor

Durmadan kıpırdar eli ayağı

Çocuk ya ateşle oynama çağı

Eğer tasadüfen yoksa çakmağı

Yaktığı kibriti atıp kaçıyor

Tenimi okşasa bir masöz olur

Bazı ben araba o şoför olur

Elinde tarağı kuaför olur

Tararken saçımı çekip kaçıyor

Yaramaz olur da onun yok eşi

Aynadan yüzüme tutar güneşi

Gün olur sineme atıp ateşi

Kalbimi koruyla yakıp kaçıyor

İnanılmaz olur bazi zamanlar

Sanki genç kız gibi sevgimi anlar

Bilmem benim için neler planlar

Gönlümü ardına takıp kaçıyor

Kaçarken gelince yolun sonuna

Bilir ki her zaman hayranım ona

Katılmak istesem ben de oyuna

Oynanan oyundan bıkıp kaçıyor

Elimde tutmaya çare arasam

Pencereyi örsem kapı kapasam

Bütün duvarları zırhla kapasam

Bu sefer bacadan çıkıp kaçıyor

07 Ağustos 2007 14:41

gökkuşağı303
Aday Memur

Gökkuşağı ve İçimdeki Çocuk

Önce ilkbahar dolandı eteklerime

Saçlarımda papatyalardan kristal bir taç

Sonra avuçlarıma doldu rengarenk kelebekler

Ve gül yaprakları yağdı,

Sağanak sağanak üstüme.

Ardından yavaş yavaş düştü gölgesi

Yedi renk gökkuşağının

Yeşili gözlerime,

Sarısı saçlarıma,

Pembesi hayallerime vurdu

Ve maviye boyadım umudu.

Denizde yakamozlar, dağda kekik kokusu

Bahçede erik ağacı,

Pencerede sardunyalar,

Dudağımda bir ıslık

Ve ellerimde bir kumru

Tut tutabilirsen içimdeki çocuğu!....

07 Ağustos 2007 14:44

gökkuşağı303
Aday Memur

Gökkuşağı Tadında; Karanfiller

Boğazıma takılı kelimeler....

Yutkunsam da kar etmeyen kalp kırıkları...

Canıma can olmayan karanfiller

Kokularını bile özledim yaşanmışlıkların...

Ne yazsam kar etmiyor bu satırlara

İçimde anlatılamayan o duygu...

Gökkuşağını sarmalamış kara bulutlar gibi

Yüreğim kalkık...

Yüreğim karanlık...

Her karanlık açılır mı ki sabaha

Her yağmurdan sonra doğar mı güneş sabahlara

Her lacivert seni hatırlatır mı deniz kenarında

Her nefes baharla mı gelir iç çekişlerde

Zamanı saniye saniye geride bırakan ben

Rengini unutmamışken aşk sefaletinin

Nereye gider bu beden?

Nereye kadar çeker sevda yükünü...

Kokusu karanfil sevdanın

Kırmızı, sarı, lacivert...

Rengi yok, saydam belki de

Sevdalısına göre....

Kimi boynu bükük...

Kimi ağlamaklı...

Ne yazsan kar etmiyor yorgun satırlara

Kalem titrek...

Artık; karanfiller kokmuyor lacivert deniz kenarlarında...

Ve sen yürek karanlıklarına inat

Gök kuşağı tadında

Zaman zaman geliyorsun aklıma....

Kalp kırıklarıyla....

07 Ağustos 2007 14:47

gökkuşağı303
Aday Memur

CAMA YAZ

Adını arayan rumuz

Eylüllerden yaz yap bana

Bir dönümlük bir dünyada

Şiirim mıntıka temizliği

Cam şişelere koyduğum

Eylüllerden yaz yap bana

Bir dönümlük bir çocukluk

gökkuşağı uçurtma

mayın mantar ütopya

yalancı mücevherler gibi

birbirine benzemeyen şiirler yazdım

okyanusa karşı ağladım sonra

Bak ay karışıyor akşama

Acemi mevsimlerdi

Aşk adı altında yıllarca tek kale top oynadım

Cam üfledi şiirlerimi

Batık gökkuşağı, patlamış mayın

yırtık uçurtma

Eylül gelmeden bavulumda ütopya

Kendime trenlerden ayrılık aldım

bak ay karışıyor alnıma

Adını arayan rumuz

bu mantar sende kalsın

Yırt at bu şiiri okuduktan sonra

MURATHAN MUNGAN

07 Ağustos 2007 14:50

gökkuşağı303
Aday Memur

GÖKKUŞAĞI GEZGİNLERİ

Yolun karşısında beliriyorsun ya

Farklı bir telaş alıyor beni

Saçlarını benim için taradığını

Evden beni görmek için çıktığını düşlüyorum

Oh ne ala diyorum içimden

Karşından geçinceye kadar izle bu güzelliği

Gittiğin yer yanım olmasada

Her adımın biraz daha eskitiyor mesafeleri

Geçerken en tatlı halinle gülümsüyorsun ya

Sağım deniz solum kumsal oluyor

Karşımdaysa iki mavinin buluştuğu ufuk çizgisi

Bak bir selamınla nasılda değişti tozlu sokak

Tıpkı senin gibi güzelleşip serpildi

Mavi bir sahil şimdi

Karşımda malatya caddesi

Hiç bitmese diyorum o an

Bakışların hiç geçmese bakışlarımdan

Ne olur anla sevgili

Denizi seyrediyorum gözlerinden

Gözlerinde yelkenliler....

Sanki siyah tüller arasından sızan gün ışığı

Beni sana getiren o güzel gözler

Ama hiç bitmese demekle olmuyor

Geçip gittiğin anda soluyor mavi

Yinede böyle dediğime bakma sen

Gül bahçesidir tenimde teninin hayali

Ah bir an için öptüğünü düşlüyorum

Gökkuşağından ayrılıp dudaklarıma yerleşiyor

Gökkuşağı gezginleri

07 Ağustos 2007 14:55

gökkuşağı303
Aday Memur

- MEKTUP I -

Beypazarı / 2 . 9 .1962

Artemis , sevgili kızım :

Bu mektubumda sana güzelin felsefesi demek olan estetik ve sanat hakkındaki evrensel düşünceleri , arayerde de kendi fikirlerimi anlatmağa çalışacağım .

Bu konuda evvela ' Güzel 'in ne demek olduğu , başka bir deyimle güzelin ne olmadığını tetkik etmek gerekir . Güzel , ' iyi ' den , ' doğru ' dan , ' düzgün ' den , ' faydalı 'dan hatta ' maksada uygun ' dan başka şeydir . Bunların hiçbirisi ve fakat hepsidir . Eflatun' a göre insan gökten yere düşmüş bir ' ilah ' tır , yeryüzünde eşyaya bakarken , bir zamanlar Tanrıların yanında temaşa ettiği eşyanın hakiki cevherini , bu cevherin güzelliğini hatırlar . Ona göre ' Güzel ', işte eşyanın niteliğinde saklı bu ilahi taraftır .

Aristo ise güzelde , sanatta olduğu gibi sosyal ve politik bir taraf arar . Ona göre güzeli arayan sanatın amacı , ruhun asil bir tarzda neşelendirilmesi , onun kendisini tazyik eden etkilerden kurtarılmasıdır . Bu sebeple Aristo sanat nevilerinden en çok trajediyi , insanın zaman zaman duyduğu heyecan ihtiyacını , tehlikesiz hayallerle tatmin ettiği için , takdir eder . Ona göre bir trajedi seyreden kimsenin şuur altına itilmiş bazen ahlaksız ve umumiyetle şiddetli heyecanları kanalize edilmiş olur . Bilfarz Hamlet' i seyredenler , ihanet , adam zehirleme ve kudretli aşk ihtiyaçlarını farkında olmadan tatmin etmiş olurlar . İhtirasların sanat yoluyla asilleştirilmesi bu manaya gelmektedir .

Güzel , tabiatta daimi bir değişikliğe ve bir sona erme haline tabidir . Bir nehire iki defa girmek imkansızdır . İkinci girdiğimiz başka sudur . Bir zamanlar ölürken gözlerimizi kapamasını dilediğimiz zarif elleri zaman , buruşuk , titrek , ihtiyar elleri haline getirmektedir . Daimi akış ve değişme : işte hayatın tek hakikatı ... Sanatkar , bu daimi akış ve değişme içinde yakalıyabildiği bir anı tesbit ederek ebedileştiren kişidir . Bu sebeple ressam Whistler portresini yaptığı Montesquieu ' ya : " Bana bir defa bakınız , artık ebediyen bakarsınız " diyordu . İlim hayata tatbik için aranan bir çabadır . Sanatta hayata değil Allah' a bağlılık , güzel ' e bağlılık vardır . Gök kuşağı ilim bakımından su zerreleri ve ışık oyunundan ibarettir . Sanatkar için başka hayaller taşır . Bu sebepledir ki gökkuşağını ilim bakımından izah eden Newton ' a İngiliz şairi John Keats lanet etmektedir .

Umumiyetle sanatın tabiatı taklit ettiği sanılır. Ne aldanış ! Tabiat sanatı taklit eder . Güzel bir manzara gördüğümüz vakit :" Ne güzel , resim gibi..." deriz . Dorian Gray' in portresini yapan ressam " Ressamlar tablolarında Thames Nehrini sisli olarak gösterdikleri zamandan beri Thames Nehrinde sis vardır " demektedir .

Peki sanatla aşkın ilişkisi ? Aşkı kaldırınız , sanat yoktur . Buna mukabil sanatı kaldırınız , aşk bayağılaşır . Goethe 74 yaşında iken 19 yaşındaki Ulrike von Levetzow 'a delice aşık olmuştu . Bu aşk manasız görülebilir . Hatta Goethe Ulrike ' nin annesini de sevmişti . 5 Eylül 1823 te Goethe Karlsbad' dan ayrılırken Ulrike onu öpmüştü . Goethe , bu iltifatın verdiği derin heyecan ve arkasından bastıran korkunç ümitsizlik içinde arabada ilerlerken ' Marienbad Eleji 'sini yazdı... " Ona cennet ve cehennem kapıları açık . Ben ne bekliyebilirim ? " diyordu . Sonunda Ulrike ' nin şahsında aşka veda etti . Fakat bu kuvvetle 60 seneden beri tasarladığı Faust ' unu 7 yılda bitirmiştir . Bugün bir Faust varsa buna aşk ve Ulrike sebep olmuştur . Goethe ' yi ve aşkını asilleştiren , onu gülünçlükten kurtaran ise sadece sanattır .

Görüyoruz ki sanat çok yönlü bir yaratmadır . Bunun sırrı nedir ? Bu soruyu cevaplandırmadan önce sanatkarların nasıl yarattıklarını inceleyelim . Balzac , kitabını yazıyordu . Bu esnada kapısı çalındı . Bir ziyaretçisi gelmişti .Balzac yavaş yavaş kapıyı açtı ve dostunu görür görmez hıçkırmaya başladı :" Tasavvur ediniz azizim , Kontes de Lanje öldü ! " Paris ' te bu isimde bir kontes yoktu . Bu Balzac ' ın kitabındaki kahramanı idi ve tam o sırada Balzac onu romanında öldürmüştü . Balzac bir kendinden geçme halindeydi . Sirakuza fethinde Arşimed aynı durumdaydı . Surlar aşılmış , askerler bulduklarını kılıçtan geçiriylardı . Arşimed ise kumlar üzerinde çizdiği daireleri ile meşguldü . Askerler onu öldürmek için yaklaştılar , kılıçlarını çektiler , Arşimed oradaydı fakat orada değildi . Sadece gafil muharip ayaklarını dairenin içinde gördü ve :"Dairelerimi bozma !.."diye bağırdı . Askerler onu öldürdüler .

Bu misaller gösteriyor ki sanatkar yaratırken herşeyden evvel bir vecd , bir EXTASE hali içindedir ve yaratıcılığın ilk sırrı budur . Sanatkar bu anda ' Gökten yere düşmüş bir ilah ' dır. Bu yaratma anında bazıları çok rahattır . Rouget de Lisle 25 nisan 1789 gecesi iki saat içinde La Marseillaise' i , Fransız ihtilal marşını , yazmış ve bestelemiştir . Schubert , Mozart gibi bazıları tek silinti ve tashih yapmadan 500 sahifelik besteler yapmışlardır . Buna mukabil Beethowen gibi bazıları her sahife ve her satırı silip karalayarak , adeta doğuran bir kadının sancılarını duyarak , yaratmışlardır .

İtalyan doktoru Lombroso , cinayet işleyenleri , suçluları son asırda gruplara ayırmış ve bunları sınıflandırmıştır . Halbuki kaç asır evvel Shakespeare aynı tasnifi yapmıştı . Hamlet bir deli suçlu , Macbeth bir anadan doğma suçlu , Othello bir tesadüfi-asabi suçlu tipidir . Sanat burada da ilmi geçmesini bilmiştir .

Sanattan başka hiçbir şey ama hiçbir şey , insanı hayvandan ayıramaz . Gene unutmamalıyız ki hayvandan ayrılmak için muhakkak yaratmak şart değildir . Sanat' tan anlamak , onu duymak ta kafidir . Çünkü bir sanat eseri karşısında zevk duymak , sadece onu benimsemek değil , belki onu sanatkarı ile birlikte yeniden yaratmaktır . Madam Bovary belki kaltağın biriydi . Fakat sanatkarın menşurundan onu seyrediniz , aşklarını ve en mühimi ıstıraplarını duyunuz . Lamartine gibi siz de eserin sonunda onu öldürdüğü için muharririne kızarsınız . Şimdi Eflatun ' un ne kadar haklı olduğunu daha iyi anlamaktayız . " İnsan gökten yere düşmüş bir ilah " tır . Artık bu cümleyi biz tamamlayabiliriz : yerde yaratmaya devam etmektedir .

Güzel kızım , bu mektubumda sana duyguların en asili , insanı tanrılaştıran sanat ruhu hakkında çok iptidai ve dağınık ta olsa bilgiler vermeye çalıştım . Değilmi ki sen de insansın , sen de yere düşmüş bir ilah' sın . Kendine inan ve güven . Eğer insan böyle olmasaydı , dere kenarlarında sulara kapanarak ağlayan söğütlerden ne farkı kalırdı ?

Baban / Sıtkı TUNCER

Toplam 2359 mesaj
«171819202122232425262728»
 
ANKET
Sizce, memur zammının, Hakem Kuruluna kalması iyi mi oldu?