Editörler : **sude**
«181920212223242526272829»
07 Ağustos 2007 15:35

filizkimyager
Kapalı

fikir çilesi çekenlere

ÇİLE

Gâiblerde bir ses geldi: Bu adam,

Gezdirsin boşluğu ense kökünde!

Ve uçtu tepemden birdenbire dam;

Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!

Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!

Sonsuzluk, elinde bir mavi tulbent,

Ok çekti yukardan, üstüme avcı

Ateşten zehrini tattım bu okun,

Bir anda kül etti can elmasımı.

Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,

Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

Bir bardak su gibi çalkandı dünya;

Söndü istikâmet, yıkıldı boşluk.

Al sana hakikat, al sana rüya!

İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,

Kapandım yatağa son çare diye.

Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,

Yepyeni bir dünya etti hediye

Bu nasıl bir dünya, hikâyesi zor;

Mekânı bir satıh, zamanı vehim.

Bütün bir kainat muşamba dekor,

Bütün bir insanlık yalana teslim.

Nesin sen, hakikat olsan da çekil!

Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!

Otursun yerine bende her şekil;

Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

*

*

*

*

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,

Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,

Deliler köyünden bir menzil aşkın,

Her fikir içimde bir çift kelepçe.

Niçin küçülüyor eşya uzakta?

Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?

Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?

Sonum varmış, onu öğrensem asıl?

Bir fikir ki sıcak yarada kezzap,

Bir fikir ki, beyin zarında sülük.

Selâm, selam sana haşmetli azap;

Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!

Ey yedinci gök, esrarını aç!

Annemin duası, düş de perde ol!

Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

Uyku, katillerin bile çeşmesi;

Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.

Teselli pınarı, sabır memesi;

Size şerbet, bana kum dolu çanak.

Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,

Sırrını ararken patlayan gülle?

Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;

Karınca sarayı, kupkuru kelle...

Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,

Mevsimden mevsime girdim böylece.

Gördüm ki, ateş de, cımbız da yokmuş,

Fikir çilesinden büyük işkence.

*

*

*

*

Evet, her şey bende bir gizli düğüm;

Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!

Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,

Yetişir çektiğim mesafelerden!

Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;

Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.

Her gece rüyamı yazan sihirbaz,

Tutuyor önümde bir mavi ışık.

Büyücü, büyücü ne bana hıncın?

Bu kükürtlü duman, nedir inimde?

Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,

Bir zehir kıymık gibi, beynimde.

Lûgat, bir isim ver bana halimden;

Herkesin bildiği dilden bir isim!

Eski esvaplarım, tutun elimden;

Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,

Arzı boynuzunda taşıyan öküz?

Belâ mimarının seçtiği arsa;

Hayattan muhacir; eşyadan öksüz?

Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,

Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,

Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,

Dev sancılarımın budur kaynağı!

Ne yalanlarda var, ne hakikatta,

Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.

Boşuna gezmişim, yok tabiatta,

İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

*

*

*

*

Gece bir hendeğe düşercesine,

Birden kucağına düştüm gerçeğin.

Sanki erdim çetin bilmecesine,

Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.

Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;

Atlas sedirinde mâverâ dede.

Yandı sırça saray, ilahi yapı,

Binbir âvizeyle uçsuz maddede.

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;

Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.

İçiçe mimari, içiçe benlik;

Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!

Nizam köpürüyor, med vakti deniz;

Nizam köpürüyor, ta çenemde su.

Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;

Suda ezel fikri, ebed duygusu.

Kaçır beni âhenk, al beni birlik;

Artık barınamam gölge varlıkta.

Ver cüceye, onun olsun şairlik,

Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.

Öteler, öteler, gâyemin malı;

Mesafe ekinim, zaman madenim.

Gökte saman yolu benim olmalı;

Dipsizlik gölünde, inciler benim.

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!

Heybem hayat dolu, deste ve yumak.

Sen, bütün dalların birleştiği kök;

Biricik meselem, Sonsuza varmak...

1939

07 Ağustos 2007 15:45

filizkimyager
Kapalı

ALLAH DERİM

Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin;

Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!

İsterseniz hayat aşını verin;

Sayılı nimetler bal olsa yemem!

Ey akıl, nasıl da delinmez küfen?

Ebedi oluşun urbası kefen!

Kursa da boşluğa asma köprü, fen,

Allah derim, başka hiçbir şey demem!

necip fazıl

07 Ağustos 2007 17:45

theottomanempire
Müsteşar Yardımcısı

ömr-ü aşkın özeti

menziline giden bedbaht bir ok gibi

atıldığım yaydan çıkalı epey oldu

nice sarmaşıklar yolumu kesti

zevk-i sefada ruhumu çaldı

adımlarım küçüldü boşlukta perişan oldum

işte bitiyor gücüm toprağa vardım

konacağım ağaca bakınıp kaldım

ben neredeydim nereye geldim?

* * * * * * * * * * * * *

aşk-ı aşkla aradım da açtım kalbimi

bazen bir kırlangıç kondu çoğu zaman akbaba

yıldızlar yorganım oldu yattım tarlaya

kalemim kaderim oldu yazdım sayfaya

bir güzelin yüzünden düştüm yollara

yolum çakal yolum yılan yolum yok

en nihayetinde dönüp de bir baktım kendime

ne eski benden eser var ne de küçük bir işaret

ömrümü adadığım aşkın yalanı olsa da bağlandım

gözyaşlarımla yüreğimi yıkadım

huzur nerede,ev nerede,istikbal yok

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

İyiliklere iyilikle dudak büküp geçip gittim de

yüreğimi kaskatı,ruhumu satılmış buldum

o zaman anladım hatamı açtım avucumu

acizliğim aczle,gücümü güçle yıktım

yeniden kazanınca duygularımı

onu yanımdan kaçarken gördüm

artık ne gel diyebilirim ki gelmez

gitme de demem kimse kendine etmez

işte bulduk bir hayat yaşıyoruz

bu bedende nice bedenler arıyoruz

rüyaya dalıp da uyuduğumuzda

hepimiz hazır kurban oluyoruz

ne şan,ne şöhret,ne para ne şehvet

koskoca bir horultuyla boğuluyoruz,07,08,2007 afyon

07 Ağustos 2007 19:56

mrarsenic
Kapalı

İnsanlığın Ergime Noktasında

Bekleyişin yoğunlaştığı güdük ayın

bir gece yarısında

Mezopotamya?ya her yönden

bombalar yağacak ...

Zulmün oğlunun zamanlı zamansız

Siren çalışları ile

Şeytanın oğlunun saldırısına hazırlanan

Bağdat?ın siyah, zeytin gözlü çocukları

Uykulu çığlıklarla bir kez daha tanışacak

Erguvanî savaşla ...

Soluk aldırmazcasına bombalar yağarken

Asırlardır huzur bulamamış halkın üzerine,

Demokrasi adına bedenlerden kanlar sızacak.

Küçücük çocuklar, daha merhaba demeden

Belki uykularında ayrılacaklar dünyadan...

Naklen yayınlarla şahit olacak insanlık ;

Suskunluğun , ihanetle birlikteliğindeki

Sürme gözlerin her yaştan katline .

Geleceğinin planlarını yapan ülkeler

bombalarını yağdırırken,

Masa üstlerine serdikleri kan rengi

atlas örtüler üzerinde duran haritalarla

gücü kadar bölüşecekler Mezopotamya?yı

Geceyarısı bombalamalarında

Zamanında gösterilmeyen isyan

uykuda yakalanacak ölüme,

Bağdat'ın varoşlarından başka

Gidecek yeri olmayan ,

Koltuk değnekli,savaş artığı adam

Uzun süredir sakladığı, nemlenmiş

Portakal kabuğu konmuş ölüm tabakasından

Turunç kokulu ölümü saracak sigarasına ...

Bombaların ses ifadesi,bombalananların yüz ifadesiyle

Savaş bitimine düşsel yolculuklarla zabıtlanacak .

Mezopotamya'ya , Mezopotamya dışından

Kardeş katillerinin uzattığı nefretî kardeşlik elleri

Tercihsiz oyun arkadaşlığının

Mecburi soğukluğunda olacak .

Tanrıların ülkesinin medeniyet yaratan çocukları,

Melez medeniyet çocuklarının mutluluğu için

İnsanlığın içine sindirdiği ergime noktasında

Erketeye yatmış bekleyişlerle ,

Topraklarında, bir müddet daha

Okyanus ötesine ,

Kanlarıyla yoğrulmuş bolluk yaratacaklar.

7.ocak.2003

Saat 3.50/AFYON

08 Ağustos 2007 21:27

mrarsenic
Kapalı

Akşamı Geciktirebilirsin Belki

- Feride için

Gün batarken sula fesleğenleri

balkonun kokusu sokağa taşsın

sokaklar kayıp çocuklar gibi

hırçındır, ürkek ve biraz şaşkın

Sular bulutlanır sen susarsın

ve kent çıngıraklı bir yılan kadar

zehirlidir artık sevgilin mahpusken

üstelik kirli bir lekeye döner umutlar

Acılar katlanır mendil yerine

sarışınlaşırsın bu kaçıncı güz

ellerin üşür, çiy düşer çiçeklere

beklediğin mektuplar da gelmez

Bomboş sayfalara dönerken aklın

tecrit?teki kitabı fareler kemiriyor

ve düşlerin sonsuz bir boşluktayken

bir sigara yakıyorsun, tutuşuyor sular

Akşamı geciktirebilirsin belki

suladığın fesleğenlerle, kimbilir

ama vaktin ayırdındadır şimdi

kuşlar, çocuklar ve mahpuslar

Usulca inse de koldemirleri

08 Ağustos 2007 21:43

Ş@h-in
Müsteşar

Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş,

Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş.

15 Ağustos 2007 08:57

mrarsenic
Kapalı

Buz Gibi

yattığım yerden, penceremden,

ay kocaman.

-saçların-

bir düşten uyandım ürpererek,

yürek sızılı, yar kokulu buz gibi bir düşten.

son bakışım gözlerine,

-sen başka kollardayken-

inceden bir yağmur başlamış,

ay kocaman; penceremden,

yattığım yerden.

16 Ağustos 2007 20:17

mrarsenic
Kapalı

Sevebilecek misin

Yerini kalbimden aldın ya sonunda

Kim derdi kalp çalan bütün sır huyunda

Hayret duruşuma ne var deme bunda

Beni bir ömür sevebilecek misin.

Baki duyguları gönlüme koyacak

Sevgin olacak mı aşkınla doyacak

Ulvi hisleri yüreğimden duyacak

Bir mutluluğu verebilecek misin.

Ezelden ebede dosdoğru yalansız

Kalabilir misin kötülüğe yansız

Yaşanmalı günüm hep yassız,figansız

Beni böylece sevebilecek misin.

Ruhum durmaksızın sende kalır gibi

Öyle sev ki beni benden alır gibi

İşte sensin o an bu kalbin sahibi

Beni böylece sevebilecek misin

16 Ağustos 2007 21:42

maviyesil1907
Şef

İKİ KADIN VE BİR ADAM

Kucağında bir bebek vardı adamın

adamın kucağında bir can

yüreğinde bir kadın

belli ki bebeğe yakın...

bu hüzne şahit biri ağlıyordu camda

bir başka kadın.

kadının içinde bir can

yüreğinde bir adam vardı ,

bir başka kadına yakın....

17 Ağustos 2007 10:49

acelalg
Şube Müdürü

BİR GÜN ANLARSIN

Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.

Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,

Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında

Ne çarşaf halden anlar ne yastık.

Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.

Onun unutamadığın hayali,

Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.

Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.

Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.

Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,

Vurursun başını soğuk taş duvarlara.

Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.

Duyarsın,

Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.

Niçin yaratıldığını.

Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.

Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.

Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.

Dolar gözlerin, için burkulur.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.

Sevilen gözlerin erişilmezliğini.

O hiç beklenmeyen saat geldi mi?

Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.

Uzanır, gökyüzüne ellerin.

Ama çaresiz,

Ama yorgun,

Ama bitkin.

Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.

Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;

Beklemeyi, ümit etmeyi.

Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir

Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.

Lanet edersin yaşadığına...

Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.

O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.

Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

Ümit Yaşar OĞUZCAN

17 Ağustos 2007 15:31

mrarsenic
Kapalı

Bence Malumdur

dikenin kalbime battigi bir sonbahar gunudur

senelini bulutlarin icinde gezdirirsin

bulutlar senin gozlerinin ustunde yururler

icini kurtlar kemirir bence malumdur

bugulanmis camlarin arkasinda masmavi yuzun

senin atesler icinde oldugun bence malumdur

ellerin muhakkak cocuk elleridir

hep kimsenin bilmedigi turkuler dusunursun

onlar neden daima okul turkuleridir

suleymanciktan bahseder kara toprakta acik

yesil bir yildiz gibi akip giden suleymanciktan

ve karinca yuvalarindan bahseder

isiksiz komursuz karinca yuvalarindan

gokyuzunde kizil bir hilalin kaydigini gorursun

sen ansizin gokyuzunde gorunursun gozlerinin rengi

bence malumdur

elinde degildir aksam serinliginde usursun

eylul'den itibaren geceler hazindir uzundur

sokaklar yorulur uykuya varip gelirler

sokaklarin ustune bulutlar gelirler

bulutlarin ustune yildizlarin gozleri gelir

bir yildiz bir yildizin ardinca gider

yildizlarin kaybolduklari yer

bence malumdur

karanlikta bir seyler kopar dagilir

uzaktan yabanci sesler duyulur

sen elini bulutlarin icnde gezdirirsin

elin hayalerimi dagitir

bilirsin sen elini bulutlarin icinde gezdirirsin

17 Ağustos 2007 22:30

Kül kedisi
Kapalı

Kendimle Söyleşi

Ülkemdeki havanın girdabında,

Eser içimde fırtınalar.

Dinmek bilmedi rüzgarım.

Sahile vurup can çekişen,

Dalgalar gibi ömrüm gelip gidiyor.

Her şeye rağmen yüreğimde

Umut biriktiriyorum..

Hani yüreğinin bir köşesinde saklarsın

Dilinin ucuna gelir söyleyemezsin

Bakarsın dört bir yanına,

İçine döner hesaplaşırsın kendinle.

Bitmemiştir savaşın son noktayı koyana kadar.

Öyle bir istek duyarsın ki;

Bir türkü tutturursun sevdadan yana.

İçinde kendin vardır,

Memleketinin insanları vardır,

Bir garip sızı biriktirip yüreğinde,

Girdapların içine dalıp çıkarsın.

Çözüm bulmak gerek dersin kendi kendine.

Kalsın dersin kalsın yüreğinin en kuytu köşesinde...

Yüreğinde kendin için sakladığın..

İlk kendimden başlamalı dersin ?.

Yaşamla yüzleşmeli bir an önce.

Fatma Güven

18 Ağustos 2007 16:21

mrarsenic
Kapalı

Yanına Gelirim

Hani hava kararır, bulutlar ağlamaya başlar,

damla damla düşer bedenime,

yüreğimi kıpırdatır.

Tenime düşen her damlada gönlüme,

gökkuşağı açar.

İşte;

seni yağmurlu semalarda ,kollarımda,

ıslandığın anı hatırlarım,

yağmur kar olur bazen,

tane tane yağar ağaçların dallarına.

Her yer bembeyaz olur,çam ağaçları

gelin gibi süslenir,

güzel bile kıskanır bu güzelliği.

İşte;

bulutlar her ağladığında,

seni hatırlar,yanına gelirim.

Mezarında biten çiçekleri koklar,

gözyaşımla ıslanan toprağını okşarım.

Seni hasretle sevdiğim günleri

hatırlarım.

Özlüyorum seni.

20 Ağustos 2007 14:09

mrarsenic
Kapalı

Ayrılık Sendromu

Gecelerin yoğun sessizliğinde,

Göz yaşım suluyor uykularımı.

İp oldum,eğrildim zaman iğinde,

Kâbuslar bölüyor uykularımı.

***

Başımı yastığa koyduğum anda,

Sabaha dek,su döverim havanda.

Ecinniler sinsin oynar tavanda,

Korkular yalıyor uykularımı.

***

Baktığım noktada neler var,neler;

Gördüğüm her cisim,beni inceler.

Tuhaf vesveseler,kem düşünceler,

Cımbızla yoluyor uykularımı.

***

Sanki sağım solum hep dikenli tel,

Özel muhafızım,devasa heykel.

Göğsümün üstünde bir sihirli el,

Burguyla deliyor uykularımı.

***

Aynada yüzümü dişleyen biri!.

Yaralı sinemi şişleyen biri!.

İliğime kadar işleyen biri!.

Askıya alıyor uykularımı.

***

Kaç kez ?mâvera?ya gider gelirim,

Yorulurda,bir gün düşer ölürüm.

Beynimi zonklayan ?firkat?,bilirim,

Taşlara çalıyor uykularımı.

Gazeteci- Şair: Ahmet Süreyya DURNA

21 Ağustos 2007 14:32

mustafa bedel
Aday Memur

Kollarımı Açabildiğim Kadar

Gecenin ışıkları çok uzakta yanıyor

Gezici bir beyaz beliriyor aniden

Yerinden kovulmuş besbelli

Ellerime üflüyorum,hava da soğudu birden

Üstüme kalın bir şeyler alıyorum,

Dilimde kim bilir hangi güzel kadına yazılmış bir ezgi

Duymasan da beni,bağıra çağıra sana söylüyorum

Sokaktan tek tük arabalar geçiyor

Hepsinin boyası gecenin renginden

Küfürleri nasıl da basıyor görseniz sarhoşun teki

Bezmişe benziyor gülmeyen kaderinden

Ben de nasibimi almadan yolumu değiştiriyorum,

Hangi sokağa dalsam camlardan bakan hep sensin sanki

Yüreğimdeki yokluğunu geçiştiremiyorum

Yaşım almış başını gidiyor

Zamana kim engel olabilmiş zaten

Saatlerimi durdursam bile faydasız ki

Bir parkın içinde buluyorum kendimi bazen

İçimdeki çocukla çocuk oluyorum,

Bundan daha fazlası var mı ki

Seni kollarımı açabildiğim kadar çok seviyorum

mustafa bedel

22 Ağustos 2007 21:47

Kül kedisi
Kapalı

Ömürler geçti, sen yoksun, gel ey bir tanecik Ma'bud,

Gel ey bir tanecik gaib, gel ey bir tanecik Mevcud.

Ya sıyrılsın şu vahdet-gahı vahşet-zar eden hicran,

Ya bir nefhanla serpilsin bu hasir kalbe itminan.

Hayır, imanla, itminanla dinmez ruhun ye'si!

Ne afak isterim sensiz ne enfus, tamtakır hepsi!

Senin mecnununum, bir sensiz ancak taptığım Leyla;

Ezelden sunduğum şehla-nigahın mestiyim hala

Gel ey saki-i baki, gel, Elestin yadı şadolsun:

Yarım peymane sun. bir cür'a sun, tek aynı meyden sun!

Gel ey dünyaların Mevla'sı, ey Leyla-yı vicdanım,

Senin yadolduğum sinende olsun, varsa, payanım!

Mehmet Akif Ersoy

23 Ağustos 2007 22:01

sumeyra34
Aday Memur

http://www.youtube.com/watch?v=zmvKQ0fmBdU

25 Ağustos 2007 14:14

mrarsenic
Kapalı

Hasretinle Yaşıyorum

Hasretinde bazen yağmur olup

Geçeceğin yollara gül tohumu ekiyorum

Sen ise ;

Ayaklarınla yüreğime bassan bile

Yüreğimin acıdığını düşünme.

Ben , her adım attığında,

Yüreğimden öptüğünü farzederim.

Hasretin çöker hüzün bulutlarıma...

Yüreğine düşen her damla,

Kurumuş güllerin yüreklerine " hayat " olur.

Ben, sana ağladıkça,

Güllerin daha güzel açar,

Bilirim.

Ben, sevdana yandıkça

Baharlar hep gülüşlerinde konaklar.

Hissederim.....

Yüreğin, aldığım nefes olmuşken,

Toprağa sarılan sarmaşık gibi

Geceye uzanan ışık gibi

Hasretinde bile " sana " sarılıyorum.

Aldırmıyorum hasret yağmurlarına,

Yokluğunda bile yaşatıyorum seni.

Sakın üzülme sen;

Ben; seni sevdikçe nefes alıyor,

Seni özledikçe yaşıyorum...

26 Ağustos 2007 17:27

mrarsenic
Kapalı

Anlamlı Parfüm

Bir son bahar akşamında

Gözlerimi kapalı koynunda yatıp

O sıcak kokunu çekiyorum içime

O an düşlere dalıp gidiyorum

İçimde kayboluyorum o güzel gecede

İnatçı adalar görüyorum

Doğa harikalar ki arasında

Kendimi kaybediyorum

Kokun öyle sıcak ki

Öyle derin ki

Düşlerde kayboluyorum

Her şey güzel her şey mükemmel

Beni sar kollarında

Aşk kokulu bahçeden

Atma beni

Sakın bırakma beni sevgilim,

27 Ağustos 2007 20:27

tde 80
Aday Memur

İkinin Şiiri

Bugün iki kez yağdı yağmur;

iki kez eskidim sanki.

İki ömrü kol kola yaşadım ben;

biri nergis bahçesi, diğeri mahşer yeri.

Hep iki şömine yandı yüreğimde;

birinde ateşti, diğerinde kül.

Ve iki kez âşık oldum;

bundandır iki kez ölmüşlüğüm.

Sonra bir serüvende ikiye böldüm ömrümü;

şimdi sömestrdeyim.

İlk iki kitabımdan sonra sıtmaya tutuldu coşkum;

daha depremlerleyim.

Ve iki kere iki,

kitabımda benim,

ya çok eder

ya sıfır...

yılmaz odabaşı

Toplam 2359 mesaj
«181920212223242526272829»
 
ANKET
Sizce, memur zammının, Hakem Kuruluna kalması iyi mi oldu?