Editörler : Lanet
07 Kasım 2008 19:10   


Öylesine...

SON SAYFAYA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

İnkâ­rın ik­ra­rı­nın (açık­ça söy­le­me­nin) özel­lik­le de okul­lar­da mo­da ol­du­ğu yıl­lar­da; bir öğ­ren­ci aya­ğa kal­ka­rak, ders için he­nüz sı­nı­fa gir­miş olan öğ­ret­me­ne;

-Efen­dim, bir so­ru so­ra­bi­lir mi­yim, di­yor.

-Sor, di­yor öğ­ret­men.

-Al­lah var mı? Di­yor öğ­ren­ci, doğ­ru­dan... Di­yor ama bel­li ki az ev­vel sı­nıf­ta bu ko­nu tar­tı­şıl­mış ve bel­li ki ka­fa­la­rın bir kıs­mı ka­rı­şık. Bu­nun için öğ­ret­men hiç bek­let­me­den;

-Sen var mı­sın, di­ye so­ru­yor.

.....

-Va­rım, di­yor bi­raz afal­la­mış olan ço­cuk.

-Sen var­san Al­lah var, di­yor öğ­ret­men... Bak ba­ka­lım çev­re­ne; el değ­me­den ya­pıl­mış ne var, ken­di ken­di­ne ol­muş bir şey gö­re­cek mi­sin?

*

Ho­ca­nın bi­ri ise kır­da do­la­şır­ken bir ço­ban gö­rü­yor ve onu sı­na­mak is­ti­yor. Se­lam­la­şı­yor­lar ve he­men;

-Al­lah var mı? Di­yor ho­ca.

-Ya ho­ca, di­yor ço­ban; bu na­sıl bir so­ru, var el­bet­te!..

-Ner­den an­la­dın var ol­du­ğu­nu, di­yor ho­ca.

-Bak di­yor şu sü­rü­ye; on­la­rın bir ço­ba­nı ol­maz­sa kurt yer, kay­bo­lur­lar... De­mek ki bu dün­ya­nın, yıl­dız­la­rın da bir sa­hi­bi var...

-Pe­ki di­yor ho­ca, Al­lah na­sıl­dır?..

-Ba­şı­nı sal­lı­yor ço­ban sı­kın­tı­lı, la hav­le çe­ki­yor, ama ce­vap da ve­ri­yor:

-Bak, di­yor ço­ban, par­ma­ğıy­la gös­te­re­rek... Git şu ko­yu­na ve sor ba­ka­lım, sa­na ço­ba­nı­nı an­lat­sın!..

*

Bir if­tar son­ra­sın­da­ki soh­bet­te, bü­yük­ler an­la­tı­yor ben din­li­yor­dum bun­la­rı...

O gün­den son­ra ne za­man bir ko­yun gör­sem ve­ya ço­ban la­fı duy­sam ha­tı­rı­ma ge­lir ol­du in­sa­noğ­lu­nun hâ­li...

Ha­ki­kat­le­ri an­lat­ma­nın en ko­lay ve et­ki­li yol­la­rın­dan bi­ri; mi­sal­ler­le, hi­kâ­ye­ler­le an­lat­mak el­bet­te... Bi­li­yo­rum ar­tık; an­la­ya­ma­dık­la­rı­mı öğ­ren­mek is­te­di­ğim za­man ne ya­pa­ca­ğı­mı: Otu­ra­ca­ğım bir ko­yu­nun ba­şı­na; o an­la­ta­cak, ben din­le­ye­ce­ğim, o me­le­ye­cek ben an­la­ya­ca­ğım!..

muammer erkuldan

07 Kasım 2008 20:12

rainmanx01
Kapalı

çoban da gönül ehlindenmiş heralde.

07 Kasım 2008 21:23

sbengisu42
Müsteşar

muhtemelen...

08 Kasım 2008 13:08

JeetKuneDo
Kapalı

Göklerde ve yerlerde nice deliller vardır ki, onlardan yüz çevirerek yanlarından gelir geçerler...

09 Kasım 2008 03:05

Zengeni
Kapalı

Hiçbirşey yok (!) iken; "Dur ben büyük bir patlama yapayım" demiş sn. Bigbang Ve daha sonra tesadüf bu ya; sistemler galaksiler ve çeşit çeşit gaz tabakaları demişler ki; hadi biz de yanyana duralım ve bir uyum sağlayalım da hepimiz beraber uzayda yüzelim demişler. Sonra güneş sistemini oluşturmuşlar ve o kadar matematiksel hesaplamalar yapmışlar ki; her ayrıntıyı insanın yaşaması için oluşturmuşlar ve o düzende devam sağlamayı planlamışlar; milyarlarca yıl... Sonra yeryüzünde oluşan bitkiler demişler ki; hadi bakın; Hidrojen ve oksijen arkadaşlarımız suyun formülünü bulmuşlar (H2O) biz de yeşerip toprakları örtelim demişler... Sonra da maymun -bu hayvanı dinsizler Darwin'den dolayı pek tutarlar, ataları ya!- ve diğer hayvanat hadi artık oksijen (hava) ve su oluştu, yememiz için ot da var; artık biz de saklandığımız yerden çıkalım demişler... Daha sonra insan demiş ki yahu herkes var; doğal güzellikler çıkmış eee hava var ya su var ya ekmek yapar koyun eti yer otlarla da ilaç yapar günümü gün ederim hadi ben de çıkayım demiş... Ondan sonra ölümü görmüşler ve demişler ki haydan gelen huya gider!

İşte dinsizliğin muhteşem (!) uygarlık, zenginlik ve gelişmişlik dediği zihniyetin temeli... Çok ama çok zekice hazırlanmış bir fikir tasarımı olmuş (!) değil mi mümin kardeşlerim?! İman eden kardeşlerimi çok ama çok seviyorum; akıllı ve yine akıllı oldukları için...

10 Mart 2009 10:50

yüsra543
Aday Memur

çok hoş bir paylaşım , Allah razı olsun .

14 Haziran 2009 21:27

pikniktüpü
Müsteşar Yardımcısı

çocuk annesinin elinden tutmuş giderken elindeki çokolata yere düşer egilip almak isteyince annesi engel olur yerde mikrop var yersen sana geçer hastalanırsın...

çocuk annesine hayran hayran baktı'annecigim ne çok şey biliyorsun böyle dedi

annesi kızına bi şeyler anlatmak gerektigini düşündü ve şöyle dedi :kızım annnelik çok zordur her kadın annelik sınavına girer geçerse anne olur dedi ...

kız bi ara sessizce yürüdü biraz gittikten sonra anladım anne dedi

annelik sınavından geçemeyenler baba olurlar degil mi

05 Ağustos 2009 10:44

pikniktüpü
Müsteşar Yardımcısı

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilür

Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat

Sabit

***

Sunar bir câm-ı memlû bin tehî peymâneden sonra

Felek dilşad eder ehl-i dili amma neden sonra

Mezaki-i Mevlevi

***

Hâlini bilmez perîşânın perîşan olmayan

Ahmet Paşa

***

Âyînesi iştir kişinin lafa bakılmaz

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

Ziya Paşa

***

Sıhhat sonu dert olmasa vuslat sonu hicran

Ruhî

***

Âdet budur en sonra gelir bezme ekâbir

Nev?i

***

Söyleyenler hikmetin bilmez bilenler söylemez

Şeyhülislâm Yahya

***

Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir

Nef?i

***

Görmemek yeğdir görüp divâne olmaktan seni.

Bursalı Cenanî

***

Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz

Bursalı Tâlip

***

Elbette olur ev yıkanın hânesi vîran

Ziya Paşa

***

O mâhiler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

Hayalî

***

Cümlenin maksûdu bir amma rivâyet muhtelif

Muhıbbi

***

Sitem hep âşinâlardan gelür bîgâneden gelmez

Nabî

***

Yâ Rab bu aferin ne tükenmez hazinedir.

Nabî

***

Hâtırından çıkmasın dünyâya uryan geldiğin

Nabî

***

Olmayınca hasta kadrin bilmez âdem sıhhatin.

Fitnat

***

Atarlar taşı elbette diraht-ı mîvedar üzre

Mekalî

***

Sağ gözü eylemesün sol göze Allah muhtaç

Sünbülzade Vehbi

***

Meseldir gülşeni âlemde bir gülle bahar olmaz.

İzzet Molla

***

Tâlii yâr olanın yârı bakar yâresine

İzzet Molla

***

Ne kendi eyledi rahat ne halka verdi huzur

Yıkıldı gitti cihandan dayansın ehl-i kubur

***

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül.

Osman Nevres

***

Tiz-i reftâr olanın pâyine dâmen dolaşır

Erişir menzil ?i maksûduna aheste giden

Edirne?li Hatemi

***

Böyle gicenin hayr umulur mu seherinden

***

Geçmiş zaman olur ki hayâli cihan değer.

***

Yâr olsa bu âlemde bana bahtım olurdu

***

Ne arasan bulunur derde devâdan gayrı.

Abdülhak Molla

***

Gün doğmadan meşime-i şebten neler doğar.

Rahmi

***

Su uyur düşman uyur hasta-i hicrân uyumaz.

Şeyh Galip

***

Kimse kâm almış değil ya kam-ı âlem kimdedir.

İzzet molla

***

Sözü insan olur amma özü insan olmaz.

Fuzuli

***

Rehber tasavvur eylediğin rehzen olmasın

Nevres-i Kadim

***

Çeşmini gördüm unuttum derdi de dermânı da

Şeyh Galip

***

Görsem tahammül eyleyemem bâri görmesem

Vasıf

***

Varak-ı mihr-i vefâyı kim okur kim dinler

Kâmi

***

Şecâat arziderken merd-i kıbti sirkatin söyler.

Ragıp Paşa

05 Ağustos 2009 10:58

pikniktüpü
Müsteşar Yardımcısı

Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın

Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını

Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını

Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık

Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın

Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına

Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar

Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına

Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar

Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar

Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu

Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu

Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi

Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi

Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde

Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde

Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın

O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere

Her gece ışığını ruhumdan alacaksın

Aldanma gururunu okşayan çiçeklere

En güzel güllerini ruhumla alacaksın

Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden

Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi

İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden

Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi

Sen hala anlamadın sevginin en hasını

Sen hala çözemedin ırmağın dünyasını

O, coşkun bir denizin sularına yürürken

Sen hasta bir çeşmeden doldurmuşsun tasını

Gittiği her iklime sevdanı götürürken

Gözyaşı çukuruna gömmüşsün deltasını

Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk

Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık

Görmedin bir arslanın can çekişen resmini

Yalnızlık kitabında okumadın ismini

Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların

Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların

Karanlık köşelerde acı acı gülmedin

Sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin

O Celali uykudan uyanmadın, uyanma

Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma

Bir kuş gibi çırpınan kalbimin kafesine

Bir avuç yem bıraksan ölür müsün, a gülüm

Feryadı kayaları parçalayan sesine

Ömür boyu yabancı kalır mısın, a gülüm

Sen henüz bir zindanın küflü duvarlarına

Çarpmadın gözyaşıyla boğulan gözlerini

Sen henüz diken diken saplamadın göğsüne

Dudağında kuruyup dağılan sözlerini

Sen henüz dokunmadın yalnızlığa kan gibi

Acıyı kaynatmadın içinde volkan gibi

Karalar bağlamadın beni anlayamazsın

O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

nurullah genç ten

05 Ağustos 2009 11:06

*halem*
Aday Memur

=) çok beğenerek okuduum .

05 Ağustos 2009 11:08

pikniktüpü
Müsteşar Yardımcısı

gittin, günü ardında koyarak ölüm gibi

gittin, ruhumu mahkûm ederek zulüm gibi

"Ömür boyu hiç bir şey bekleme!" dedin benden

ne istedin bu masum, bu yaralı bedenden

"Yan!"dejdin,"Kavrul!"dedin,"Kül olup savrul!"dedin

içimde toprağının yandığını bilmedin

mektuplarım ağlarken sustu dilekçelerim

yüzümün serabında delirdi gecelerim

burçlarımda ne varsa, inliyor şimdi yerde

şahmaran bile birgün bu gömleği giyer de

yılanlara sultanlık yaparsa, hüsran olur

tacı düşer başından, tahtı kızıl kan olur

ülkemi alev alev kuşatıyor hasretin

İstanbul'un işgali değildi böyle çetin

bu mazlumla birlikte reddettin nehirleri

kararttın gözlerine aldanan şehirleri

ölüyor suretini mahzenlerde arayan

kimdi, terkettiğin gün saçlarını tarayan

seni benden koparan uğrular mıydı, söyle

bırakıp gitmen için sana kim kıydı böyle

ben değildim, evrenin tuzuydu reddettiğin

mevsimlerin baharı, yazıydı reddettiğin

dişleri gıcırdayan yaratıklar içinde

bir arslan yüreğinin özüydü reddettiğin

dağların damarında beslenen yiğitlerin

mızrabında Kerem'in sazıydı reddettiğin

benden ayrılmak için gemileri yakarken

Fâtih'in inanılmaz hızıydı reddettiğin

mağlup mu kılacaktın Hüsn-ü Aşk'ta Gâlib'i

Mecnun'da Fuzûlî'nin sözüydü reddettiğin

duymadın göklerimde Davud'un nağmesini

Yâkub'un o lâlezâr gözüydü reddettiğin

Züleyha'nın yoluna cellâdımı koyarken

Yûsuf'un dayanılmaz yüzüydü reddettiğin

hasretin en tiryakı, en vefakâr ateşi

sevginin en muhteşem közüydü reddettiğin

koklamadın Eyyûb'un sabır çiçeklerini sende

sû-i zan, bende sızıydı reddettiğin

gitmek istediğin yer Kızıldenizse, gülüm

git öyleyse, Musa'nın iziydi reddettiğin

05 Ağustos 2009 11:15

pikniktüpü
Müsteşar Yardımcısı

Böyle kalsın ..

Bulutlar öpmesin badem çiçeklerini

Her çağlayan bir fanusa dökülsün

Kalbinin infazında eriyen zavallı kuş

koklamadan geceyi bıktıran saçlarını

Bir yılanın hercai pullarına gömülsün

Sükut bulmaktansa senin yerinde

Koy beni assınlar kirpiklerinde

....

Madem ki girmiyorsun

Kırıyorum bahçemin kapılarını

Gönlümün camları kırıktır zaten

Raflarda veremli ve sana adadığım

Kan tüküren soylu kitaplarımı

Yakıyorum yeniden

Küllerinde dirilen suretini

Nazlı bir resim gibi

Göğsüme gözlerinle çakıyorum yeniden

Sen yine kararlı ve uygun adım

"Böyle kalsın!" diyorsun

Kalsın o her durakta seni bekleyen adam

Acılar kırmızıya boyuyor izlerini

Yalnızlık okşuyor avcılar gibi

Düşlerinin arasında gezinen

Antika mavzerini

Vefalı bir küheylanda büyüyen

Kayaların gölgesinde yürüyen

Fotoğraflarında daha mahcup

Ve daha meczup

Ve daha serseri

Cefa çeken her canlıyı bağrında

Çıban gibi taşıyon delikanlı

Ölsün istiyorsun su kenarında

Bir ikindi vakti ölür, üzülme

Kahrın ona kefen olur, üzülme...

06 Ağustos 2009 15:47

elvin-sena61
Genel Müdür

annelik sınavından geçemeyenler baba olur......çok ilginç bir yaklaşım:)))

18 Ağustos 2009 19:48

minarebiliş
Müsteşar

baba olmak öle kolay değil ...!

18 Ağustos 2009 19:51

asos_zen
Yasaklı

Bir bardak suya şükür

Abbasî halifelerinden biri,

huzuruna çağırdığı vaizlerin efendisi İbnü?s-Semmâk?a ?Bana öğüt ver? dedi.

Halife bu sırada içmek üzere olduğu bir bardak suyu elinde tutuyordu.

İbnü?s-Semmâk, ?Bir çölün ortasında çok şiddetli bir susuzluğa yakalandığın vakit, şu elindeki suyu bütün servetin karşılığında sana teklif etseler ne yapardın??

diye sordu.

Halife, ?Bütün servetimi verir,

bu suyu alırdım.? dedi hiç tereddütsüz.

Bunun üzerine İbnü?s-Semmâk şunu söyledi halifeye: ?O halde bir bardak su değerinde olan servetinle daha niye böbürlenirsin??

Bu hikâye bir yanıyla

dünya servetinin değersizliğine dikkat çekerken,

diğer yanıyla bir bardak suyun dahi ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlatıyor.

Şükredecek küçük gibi görünen o kadar büyük nimet var ki..

Cehalet ve marifet eksikliği bunların fark edilmesini engelliyor;

şükür yerine şikayete sevk ediyor insanı.

Alemlerin Efendisi, kendisine bahşedilen ilim ve marifet sebebiyledir ki

geceleri kalkıp gözyaşları içinde ayakları kabarıncaya kadar namaz kılar,

?Ya Rasulallah, senin geçmiş ve gelecek bütün günahların bağışlanmıştır.

Neden kendini bu kadar hırpalıyorsun?? diyenlere ?Şükredici bir kul olmayayım mı?? cevabını verirdi.

Peki, bir bardak suya olsun şükredelim,

bundan dolayı şikayetlenmeyelim ama ya onu da bulamıyor,

geçim sıkıntısıyla bunalıyor,

hastalıklarla boğuşuyor, musibetlere maruz kalıyorsak; Allah verdi diye bunlara da mı rıza göstereceğiz?

11 Eylül 2009 08:42

pikniktüpü
Müsteşar Yardımcısı

kurnaz tüccar denizinde yaayan yerlilerin bol miktarda altını olduğunu duyunca bir ğemi dolusu soganla yola çıktı.Hayatlarında ilk defa soğan yiyen yerler soğandan o kadar memnun kaldılar ki, tüccara bunun karşılığında bir gemi dolusu altın verdiler . Haberi duyan başka kurnaz tüccar "madem soğanı sevdiler , o zaman sarımsagıda severler diye düşününp bir gemi dolusu sarımsakla aynı adaya doğru yola çıktı. gerçekten de yerliler sarımsağı sogandan daha fazla sevdiler bunun bedelini altınla falan ödenemeyecegine inandıkları için de sarımsaklara karşılık ellerindeki en degerli şeyi verdiler : bir gemi dolusu soğanı...

11 Eylül 2009 09:26

pikniktüpü
Müsteşar Yardımcısı

ÇOK KOMİK :)

Genç adam, İstanbul'dan Ankara'ya otobüs ile giderken, Bolu dağında verilen molada hemen tuvalete koştu. Boş bir kabin bulup kendini oraya attı. Tam oturmuştu ki yan kabinden bir ses duydu: 'Merhaba' dedi yandaki. Bizimki şaşkın şaşkın 'Merhaba' diye cevap verdi. Komşusu devam etti: 'Nasılsın?' Adamın ilk defa başına böyle bir şey geliyordu... Aynı şaşkınlıkla cevapladı: 'Sağol, iyiyim... Sen nasılsın?' dedi.Karşı taraf; 'Ne yapıyorsun?'. Bizimki bir an tereddüt geçirdi. Adam onun tuvalette olduğunu bildiği halde ne yaptığıyla neden ilgileniyordu ki? Konuyu değiştirmek ihtiyacıyla 'Ben...' dedi, 'İstanbul'dan gelip, Ankara'ya gidiyorum. Sen nereye gidiyorsun?'. Komşunun bir sonraki cümlesi bu muhabbeti sona erdirdi: 'Hayatım, telefonu kapatıyorum. Yandaki tuvalette bir geri zekalı var. Sana sorduğum sorulara cevap verip duruyor. Ben seni daha sonra ararım.' (Sabah Gazetesi 27.11.2004

11 Eylül 2009 10:18

Kainat numunesi
Yasaklı

öylesine bir cümlede ben kullanıyım:)

işte hayvalar gibi bile olamamk mesele bu onlar bile bazen insanın üstünde ola biliyor...

rabbim esfeli safilinden muhafaza etsin...

11 Eylül 2009 13:37

pikniktüpü
Müsteşar Yardımcısı

Dağlarda seyahat eden bilge bir kadın, bir dere kenarında değerli bir taş bulmuştu. Ertesi gün kadın başka bir gezginle karşılaştı. Adamın karnı çok açtı. Bilge kadından yiyecek birşeyler istedi. Kadın ona birşeyler vermek için çantasını açtığında değerli taşı gören adam, kadından onu da kendisine vermesini rica etti. Tereddütsüz:

?Olur? dedi kadın.

Aç gezgin, talihin nihayet kendisine yaver gittiğini düşünerek, sevinç içinde ayrıldı oradan. Ancak, birkaç gün sonra o civarlara geri geldi ve bilge kadını bularak, taşı kendisine iade etti.

?Bana verdiğin taşın ne kadar değerli olduğunun farkındayım? dedi adam. ?Ama düşündüm ki, sen de bu taştan daha değerli birşey var. Bu çok değerli taşı verebilmeni mümkün kılan şeyi bana verir misin??

11 Eylül 2009 21:45

pikniktüpü
Müsteşar Yardımcısı

güncelleme

12 Eylül 2009 05:05

ahmet ekrem
Şef

KİM ALLAHIN VELİLERİNE DÜŞMANLIK EDERSE !!!

Ebu Hureyre (ra)'den, dedi ki: Rasulullah (sa) şöyle buyurdu: "Yüce Allah buyurdu ki: Kim benim bir dostuma (velime) düşmanlık ederse, ben ona ;p savaş ilân ederim Kulum üzerine farz kıldığım şeyden daha çok sevdiğim ,, herhangi birşeyle bana yakınlaşmaz Kulum nafilelerle bana yaklaşmayı sürdürür; sonunda ben de onu severim Onu sevdim mi, artık kendisiyle işittiği kulağı, kendisiyle gördüğü gözü, kendisiyle yakaladığı eli, kendisiyle yürüdüğü ayağı olurum Eğer benden birşey dileyecek olursa andolsun ki a veririm Ve andolsun ki, bana sığınacak olursa, şüphesiz ki ben de u himayeme alırım[1]

Toplam 398 mesaj
12345678910111213»
 
ANKET
Koronavirüs konusunda ne kadar endişelisiniz?