Editörler :
27 Ağustos 2009 10:22   


Allah sevdiği kullarını daha mı çok sınar?

Böyle bir şey duydum. Doğru mudur. Allah sevdiği kullarını zorluklarla sınarmış. Doğruluk payı nedir? Bu konuda ayet ve hadis varsa bilgi vermeniz güzel olur

27 Ağustos 2009 10:44

pervari02
Şube Müdürü

evet. sabır zordur ama mükafatı güzeldir. Allah kullarını bazen zorlar, sabredene de ödülünü verir. işte sabreden o kul, Allah'ın sevdiği kuldur.

27 Ağustos 2009 10:48

gamze9
Kapalı

Musibeti Mükâfat Kılmak

Dünya, kimin daha iyi olduğunun, kimin güzel iş yaptığının anlaşılacağı bir denenme evi, sınanma yeridir. Bu sınamada insanlar bela ve musibetlerle karşılaşırlar. Maddi ve manevi sıkıntılarla, dertlerle, külfetlerle imtihan olunurlar. İnsanın görevi bu imtihandan başarı ve yüz akı ile çıkmaktır.

Başta peygamberler olmak üzere herkes bu sınanmaya tabidir. Hatta ilâhi hikmetin bir tecellisi olarak en çok denenmiş olanlar peygamberlerdir. En zor, en şiddetli işler, musibetler, peygamberlerin ve onlara tabi olanların başına gelmiştir. Aslında bütün insanlık denenmektedir. Fakat bu farklı şekillerde olmaktadır ve ancak selim akıl sahipleri bunu anlamaktadır.

Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. bir hadis-i şeriflerinde ?Mümine eza veren her şey ona musibettir.? buyurmuşlardır. Her türlü eziyet, sıkıntı, cefa, zarar birer musibettir ve başa gelen küçük büyük bütün sıkıntılarla insanlar imtihandan geçerler.

Musibetler karşısında müminlerden beklenen ise sabırdır. Nitekim Cenab-ı Mevlâ Kur?an?da ?Müjdele o sabırlıları ki, onlar başlarına bir musibet geldiği vakit ?Biz Allah?a aidiz, nihayet O?na döneceğiz? derler.? (Bakara, 156)

İşte o sabırlılar, Allah?a tam bir güvenle teslim olup teselli bulurlar. Allah Tealâ da onları müjdeler: ?İşte Rableri tarafından mağfiret ve rahmet onlaradır. Hidayete erenler de onlardır.? (Bakara, 157)

Mümin, her halinde sabır ve namazla Rabbinden yardım ister. Bir musibet karşısında hemen korkmaz, sızlanıp şikayet etmez. Çünkü bilir ki her şey Allah Tealâ?nın mülküdür. Kendi canı, bedeni, hayatı da O?na aittir. O her şeyi dilediği gibi idare eder ve O?nun tasarrufuna itiraz edilmez. Kaza ve kaderine tam bir rıza gösterilir.

İnsan, bir gayeye doğru yürümektedir. Gayesi ilâhi rızadır. Bu gayeye yürürken çeşitli imtihanlardan geçecek, dışarıda dünyanın, içeride nefsinin çıkardığı zorluklarla, çeşitli bela ve musibetlerle baş etmeye çalışacaktır. Herkes gücü miktarınca sınanacaktır. Başına gelen her türlü musibete sabır göstererek olgunlaşacak, kemale erecektir. Gösterilen her sabır ilerlemeye, olgunlaşmaya sebep olacaktır.

Bir musibetle karşılaşınca ?İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.? yani: ?Biz Allah?tan geldik, dönüşümüz de O?nadır.? deyip, malı, canı, her şeyiyle Allah?a ait olduğunu bilenler ve O?ndan razı olanlar da pek büyük bir nimete ermişlerdir.

Cenab-ı Mevlâ?nın tasarrufuna rıza göstermek, O?nunla buluşma ve O?nun rızasını elde etme ümidinde olmaktır. İşte bu halde olmak, nefsin kemaline işarettir. Biliyoruz ki nefs lezzetlerin peşine düşer. Bir nefs için en büyük lezzet ise rıza lezzetidir. Allah Tealâ?nın ondan razı olmasıdır.

İnsanın nefsi önce nefs-i emmare, yani kötülüğü emreden nefstir. Bu nefs kötü şeylerden lezzet alır. İsyan, günah olan işler hoşuna gider. Fakat dinî ve ahlâkî bilgiyle gelişerek, kendisinde olan kötülükleri kınamaya başlar. Nihayet kötülüklerini terk eder, isyandan kurtulup huzura erer. Artık o Rabbine dönmeyi arzulamakta, O?ndan gelen bela ve mihnete gönül hoşluğuyla karşılık vermektedir.

İnsanın sevdiği uğruna ne sıkıntılara katlandığı malumdur. Onun sevgisi, ümidi musibetlere sabretmeyi kolaylaştırır. Hatta musibetlerin hatalarına kefaret olup, yoldaki engelleri birer birer kaldırmasına sevinir. Bu yüzden artık şikayet eden biri olmayı terk eder.

İnsanın şikayet etmesi, Rabbi hakkında suizan etmesi ise ne çirkindir! Her türlü kusurdan münezzeh olan Rabbimiz kimseye zulmetmez, kimseye kötülük yapmaz. O, insana yarattıkları içinde başkasına nasip olmayan bir nimet bahşetmiş ve insanın o nimete layık olması için yol göstermiştir.

Fahr-i Cihan s.a.v. Efendimiz, Cebrail Aleyhisselam?a ?Yakub?un Yusuf?a hicranı ne dereceye varmıştı?? diye sormuş, Cebrail de ?Evladını kaybeden yetmiş annenin toplam hicranına..? cevabını vermişti. ?O halde onun sevabı ne kadardır?? diye sorulunca da ?Yüz şehit sevabıdır. Çünkü o bir an bile Rabbine suizan etmedi.? demiştir.

İnsan başına gelenleri isyan etmeden karşılarsa musibetler birer nimet olur. Çünkü musibetleri sabırla karşılayanlar, nereden geldiklerini ve nereye gideceklerini bilmekte ve her şeyin sahibi olan Allah?ın kendilerini sahipsiz bırakmayacağı ümidiyle rahatlamaktadırlar. Ama musibetler karşısında isyan edenler, kendilerini Allah?ın dostluk sahasının dışına atarak daha büyük belalara maruz kalmakta, helâk olmaktadırlar.

Biz Allah?a aidiz. Vaktiyle nasıl yok iken bizi yaratıp yaşattı ise, yine öyle öldürüp mahşer günü tekrar diriltecek. Bu artık kesin dönüştür ve sonumuz ancak Allah Tealâ?nın hükmüne kalmıştır. Herkesin bildiğini yaptığı dünya hayatı sona ermiştir. Musibetlerin en büyüğü de ordadır. Allah korusun, bir insan için kahırla hüküm verilmişse, onun için cidden vahim bir durum söz konusudur.

Halbuki Cenab-ı Mevlâ kullarının cennete girmesini ister. Bunun için yol gösterir, peygamber gönderir, bela ve musibetlerle alemlerin sahibinin kim olduğunu hatırlatır. Ama insan ne kadar aciz ve muhtaç olduğunu unutup şımarır. Her şeye gücü yeteceğini sanır. Allah ona acır da acziyetini hatırlatır. Sabredip temizlensin ister. Şükründeki kusurlarını zorluklar karşısında sabır göstererek örtmesine imkan tanır.

Mevlâmız çok merhametli, büyük lütuf sahibidir. Fakat nefs ve şeytan azgınlık edip insanı yoldan çıkararak lütuftan mahrum ederler. Böyle bir mahrumiyete düçar olmamak için akl-ı selimin yolu dünyada başımıza gelenlere sabır ve gönül hoşluğuyla karşılık vermemizdir. Böyle yapanlar, asla yalnız kalmayacak, korku ve hüzünden emin olacaklardır.

27 Ağustos 2009 10:53

minarebiliş
Müsteşar

insanın Allaha olab bağlığı artıkça sınama basamağıda yükselir. ki mükafatına hakkıyla versin...

27 Ağustos 2009 10:56

gamze9
Kapalı

Alemleri hürmetine yarattığı Habibim dediği Efendimiz sav en büyük sıkıntılara maruz kalmıştır Onun yolunda...

27 Ağustos 2009 11:04

gamze9
Kapalı

"ALLAH C.C. bir kulu severse başına bir bela verir, onu daha çok sevdiği takdirde kendisini çoluksuz , çocuksuz, malsız bırakır."

Hadis-i Şerif

27 Ağustos 2009 11:06

minarebiliş
Müsteşar

o zaman diyebilirmiyiz bu dünyada güzellikler içinde hayatını sürdüren MÜSLÜMAN lar öbür dünyada az mükafatlandırılacaktır.?

27 Ağustos 2009 11:07

pervari02
Şube Müdürü

Yapılması gereken şey sabırla ibadet ve Allah'ı zikretmektir. Elbet bu karanlıklar bir gün Allah'ın izniyle aydınlığa çıkacaktır.

27 Ağustos 2009 11:09

pervari02
Şube Müdürü

Güzellikteki kasıt zevk-ü sefa içinde gezip, çevresini ve dünyayaı unutmaksa evet öbür dünyada az mükafatlandırılacaklardır. ama varlık içinde olup kardeşlerini unutmayanlar ise herkesten daha çok ödüllendirileceklerdir.

27 Ağustos 2009 11:21

minarebiliş
Müsteşar

zevk -sefa unutma ayrı bir kunu da,

güzellikten kastım sıkıntısız bir hayat geçiren müslümanlar..

27 Ağustos 2009 11:24

gamze9
Kapalı

nereden kazanıp nereden kaybedeceğimiz belirsizken, sıkıntı olsa ne olmasa ne...amaç her hal ve durumda "rıza"ya ulaşmaksa en güzel şekilde karşılığı alınacağına inancımız tam.

28 Ağustos 2009 09:51

pervari02
Şube Müdürü

doğru söylüyorsun gamze...

28 Ağustos 2009 09:55

minarebiliş
Müsteşar

(haşa)o zaman Allah insanlara boşbişey için mi sıkıntı veriyor.? sıkıntının derin bir anlamı olmalı.

28 Ağustos 2009 10:06

gamze9
Kapalı

evet çok derin bir anlamı var;

kulu sıkıntılarla "kahrın da hoş,lutfun da" diyebilecek seviyeye getirmek...

28 Ağustos 2009 10:10

minarebiliş
Müsteşar

e peki insanın başına ne gelse kendi ellerinin yaptıklarından dolayıdır deniliyor. şu halde sıkıntıya sebep birilerimi var ? yada birileri yanlış yaptıdamı sıkıntı geliyor ?

28 Ağustos 2009 10:16

gamze9
Kapalı

kimi sıkıntılar günahlara keffaret olsun diye gelirken,kimi de dereceleri yükseltmek için gelir. hangi ayete göre sıkıntımızın geldiğini bilemeyiz ki.kula düşen sabretmektir...

28 Ağustos 2009 10:18

Kainat numunesi
Yasaklı

bu konuda kesin birşey demek dogru olmaya bilir. çünkü allah hepimizi farklı yaratmuış çekebilecegimiz yüküde en iyi o biliyor.bazılarına küçük sanılan sınamalar o kişilere göre büyük tam iradesine ve sabrına göre olabilir. o kişiyi allah sevmiyor veya az seviyor diyemeyiz...

işte islamiyet ne güzel analıyışlılık esas:)

28 Ağustos 2009 10:21

minarebiliş
Müsteşar

iyi gidiyonuz.:)

birazda ben anlatayım

Bu dünya hizmet ve meşakkat yeridir, mükâfat ve rahat yeri değildir. İnsanın asıl vazifesi Rabbini tanımak ve emrettiği ölçüler içerisinde yaşamaktır. Bunun da yolu ibadetlerden geçmektedir.

İbadet iki kısımdır:

1. Müsbet ibadetler

2. Menfi ibadetler

İbadetin müsbet kısmı bildiğimiz, namaz oruç gibi ibadetlerdir. Menfi kısmı ise hastalık, musibet ve doğal felaketler karşısında insanın aczini ve zayıflığını hissedip Rabbine sığınması ve sabretmesi neticesinde kazandığı büyük sevaplardır.

Diğer yandan belaların en şiddetlilerine Allah? ın en sevdiği kulları olan - başta Efendimiz (ASM) olmak üzere- peygamberler ve salih kullar maruz kalmıştır. Eğer zannedildiği gibi musibet mutlaka kötü bir şey olsaydı o zaman Allah en sevdiği kullarına bela ve musibetleri vermezdi. Çünkü hadis-i şerif de ifade edildiği gibi :

?En ziyade musibet ve zorluklara maruz kalanlar, insanların en iyisi, en kâmilleridir.? (1)

Bela ve musibetlerin daha çok Müslümanların başına gelmesinin nedeni ise, bu dünyada yapmış oldukları hataların ve işlemiş oldukları cezaların karşılığını çekip, haşir meydanına bırakılmamasıdır. Çünkü büyük hatalar ve cinayetler büyük mahkemelere, küçük cezalar küçük merkezlerde verildiği gibi, günahı az olan iman ehlinin hataları bu dünyada çeşitli bela ve musibetlerle temizlenmekte, büyük mahkeme olan haşir meydanına bırakılmamaktadır. Ancak hataları büyük olan küfür ehlinin cezalarına, bu dünyanın bela ve musibetleri az geleceğinden büyük mahkemeye, ebedi ceza yurdu olan cehenneme ertelenmektedir.

28 Ağustos 2009 10:22

duhan2
Kapalı

?İnsanlar içinde en ağır imtihana çekilenler Peygamberlerdir. Sonra sırasıyla (rütbeleri) onları takib edenler, sonra onları takip edenlerdir. Kişi dinine göre müptela kılınır (imtihana çekilir) Eğer dininde salabetli ise imtihanı (göreceği bela ve musibet) ağır olur. Eğer dininde gevşek ise o oranda imtihan edilir. Bela o kimseyi devamlı takib eder. Nihayet onu bırakıncaya kadar. Böylece kul, yeryüzünde hatası olmadığı halde yürür.? (Râmûzu?l-Ehâdîs, s. 71 (983. hadis. Ebû davut Teyâlisî, Ahmed b. Hanbel, Buharî, Tirmizî, İbn-i Hıbban, müstedrekten) Ayrıca bk. Sünenu İbn-i Mâce II, 1321, 1331, 1335 (Belanın şiddeti ile ilgili benzer bir başka hadis-i şerif)).

*

Bela, teklife tabi tutma, deneme ve imtihan etme, ihtibar, demektir (el-Müfredât, s. 61).

*

doğru duymuşsunuz.

28 Ağustos 2009 10:27

Kainat numunesi
Yasaklı

BİDE HASTALIGIN ASLINDA RAHMET OLDUGU VARDI HASTANIN TİTREMESİYLE YANİ CEFASI GÜNAHLARINA keffaret oluyor.ne büyükki raabbim bizi bizden çok düşünüyor vebu dünyada bile sarsıyor kıymeti farkettiriyor hemde günahlarımız azalıyor:) ne mutlu bu şekilde HASTALIGI degerlendirebilenlere...

bu arada bi benzetme varya çok hoşuma gidiyor nasıl agac sonbaharda rüzgarın etkisiyle yapraklarını döker inş. imanlı birinin hastayken titremesiyle günahları o şekilde döküler:)

28 Ağustos 2009 12:47

benzeytinben
Kapalı

o zaman diyebilirmiyiz bu dünyada güzellikler içinde hayatını sürdüren MÜSLÜMAN lar öbür dünyada az mükafatlandırılacaktır.?

bence bu tam olrak doğru değil süleymanaleyhisselam a makam veren rabbim herkesi farklı sınar kimini nimet vererek kimine sıkıntı vererek çünkü zenginlik ve huzur da bence bir imtihandır

Toplam 25 mesaj