Editörler : tedas19800
16 Eylül 2009 03:42   


Kapalı
İmam Buhari'nin İmam Azam hakkındaki görüşleri:

10- Buhârî (Ö. 256)

Büyük muhaddis Buharî de geleneğe uygun olarak Ebu Hanife'yi cerhedenlerdendir. Et-Târîhu'l-Kebîr'inde verdiği kısa terceme-i halinde Ebu Hanife'nin mürciî olduğunu, rey ve hadisinin terkedildiğini belirtir.[1419]

Et-Târîhu's-Sağîr'inde ise, Nuaym b. Hammad yoluyla naklettiği bir ri­vayette Fezârî'nin şöyle dediğini kaydeder: "Süfyânu Sevrî'nin yanında idim. Ebu Hanife'nin ölüm haberi geldi. Süfyân:

"Elhamdülillah! O İslâmı il­mek ilmek çözen birisiydi. İslamda ondan daha uğursuz biri doğmamıştır." Dedi.[1420]

Süfyan'dan nakledilen bu haberi tenkid eden Kevserî, Sevrî?nin böylesi­ne pespaye bir ifade sarfetmiş olmasının tasavvur olunamıyacağını ve senedde bulunan Nuaym b. Hammad'ın varlığının, bu haberin reddi için ye­terli olduğunu belirtmektedir.[1421] Çünkü Nuaym, Ebu Hanife'yi kusurlu gösteren hikâyeler uydurmakla itham edilmiştir.[1422] Nuaym'ın Sünneti kuvvetlendirmek (takviye) için hadis vazettiği ve Ebu Hanife'yi kötüleyen hikâyeler uydurduğunu halbuki bunların hepsinin yalan olduğunu Zehebî'den nakleden,[1423] Tehânevî, Buharî'den çok, onun şeyhi Nuaym b. Hammad'ı suçlar [1424]

Nitekim ona göre, Buharî'nin Ebu Hanife'ye cephe alışının başlıca se­bebi onun, Nuaym b. Hammad'la olan arkadaşlığıdır. Bu yüzden Buharî, Nu­aym'ın Ebu Hanife'ye karşı gösterdiği şiddetli taassuptan etkilenmiştir.[1425]

Buharî'nin, et-Târîhu's-Sağîr'inde naklettiği diğer bir rivayet ise şöyle­dir: "Humeydî?nin şöyle dediğini işittim: 'Ebu Hanife şöyle dedi:

Mekke'ye geldim, önüne oturduğum hacamatçıdan üç sünnet öğrendim. Bana Kabe'ye dön dedi. Sonra başımın sağ tarafından yarmaya başladı ve kemiğe kadar ulaştı".[1426]

Bunu zikreden Humeydî şöyle demektedir: "Yanında Allah'ın Resu­lünden ve ashabından Hac menâsiki ve diğer konularda hiç sünnet bulunma­yan kimse nasıl olur da, miras, ferâiz, zekât, namaz ve diğer islâmî işlerle il­gili Allah'ın hükümleri konusunda taklid olunabilir? [1427]

Bunun, Humeydî'nin düşündüğü gibi Ebu Hanife için bir nakısa değil, esas itibariyle bir medh olduğunu söyleyen Tehânevî, Ebu Hanife'nin kendi­sine bir harf öğreten kimseye karşı bile müteşekkir ve ibsankâr olduğunu belirtmektedir.[1428] Aynca ona göre Şafiî'nin talebesi olan Humeydî, İmam Muhammed vasıtasıyla, Şafiînin hocası sayılabilecek Ebu Hanife'ye hücum etmekle, aynı zamanda şeyhinin şeyhi olan imama karşı edepsizlik ve nan­körlük yapmıştır.[1429]

Buharî'nin Ebu Hanife'ye karşı taassubunun ulemâ nezdinde maruf ol­duğunu [1430]belirten Ebû Gudde, Zeylai? den şu nakle yer verir:

"Buharı şid­detli taassubu ve Ebu Hanife mezhebine aşırı hücumu yüzünden Sa­hihinde onun tek bir hadisine bile yer vermemiştir. Halbuki o, Ebu Hanife'nin görüşüne muhalif olan sünnetleri araştırmada çok dakiktir. Her-hangibir konuda, hadisi zikrederek, "Allah'ın Resulü böyle buyurdu, bazı in­sanlarsa şöyle dedi" diyerek Ebu Hanife'ye ve onun hadise muhalefetine işarettte bulunur".[1431]

Nitekim Buhari?nin, "Sahih"inde zaman zaman "bazı insanlar dediler ki" diye başlayarak üstü kapalı bir biçimde Ebu Hanife'yi ve onun görüşle­rini tenkid ettiği bilinmektedir. Bu konu, bir doktora çalışması olarak incelenmiştir.[1432] Buharî'nin, Ebu Hanife'yi, ismini bile anmadan bu şekilde umumî bir ifadeyle tenkid etmesine tahammül edemeyen Kâmil Miras hissiyatını şöyle dile getirmiştir:

"Nasıl ki, İmam Buharî'nin, İmam Mâlik?le, İmam Şafiî'nin içtihatlarını, istidlallerini hürmetle takrir ettik. Evet, İmam Buharî'nin bu iki sahib-i mezheb büyük imamın içtihatlarına iştirakini hürmetle karşılarız. Yalnız hürmet değil, nefret hissettiğmiz bir cihet varsa o da eimme-i mezâhibin alem ve akdemi olan bir imamın ilmî şahsiyetini hiçe sayarak, "bazı benî âdem demiştir ki" diye ism-i cins ile anılması, sonra muhalifinin hatır ve hayalinden geçmeyen bir vech-i istidlal ortaya koyup sonra da dönüp çü­rütmesi, en sonu bir de tenakuz dolapları çevirmesidir. İmam Buharî'nin iki sahib-i mezhebin içtihatlarına iştirak ve muzahereti ne kadar şâyân-ı ihti­ram ise, bu da o nisbette çirkindir. Erkân-ı dîn'in bir rükn-i mühimmi olan Ebu Hanife hazretlerini "eyyühe'n-nâs" sırasına tenzil etmek çok büyük bir cür'ettir".[1433]

16 Eylül 2009 04:44

VİŞNU
Kapalı

SLm ,

sayın duhan,

bu numaralrı verilen bu yazıyı yazan kaynak yazılmamış. Kim söylüyor bunları?

1419,1420,1424 vs. bu kopyaladığınız yazının yazarı kim ? Merak ettim.

slm ile ...

16 Eylül 2009 04:57

duhan2
Kapalı

selam vişnu,

seninle bu konuyu enine boyuna konuşmak istiyorum.bunu gerçekten istiyorum..

ve burda üste çıkmak alta inmek gibi bir derdim ,kaprisim yok onu bilmeni istiyorum.zatende olmaz..bizim aşkımız ilimdir..biz kaybedelim ama ilmin hakikati parıldasın..ilim aşığıyım ben ilim.elhamdülillah..

başlığın açılma süreci senin sorgulamana dayanıyor..o nedenle başlığın baş misafiri sensin..

dışardan müdahaleyi de pek istemiyorum şimdilik ,zira aynı anda birkaç konuşma olunca konu daağılıyor..seninle aynı bu yaptığın gibi soru cevap usulüyle devam edebiliriz..

bana ne sorarsanız elimdeki hiçbir bilgiyi ketmetmeden burda araştırıp kopyalayacağım(istersen ebu hanife hakkındaki büyüklerin tüm cerhlerini yaz desen bunu bile yazacağım)

ama yazıpta orda bırakmıyacağız,

yarım bırakmıyacağız,

yorumsuz bırakmıyacağız,

varmıyız?

16 Eylül 2009 05:03

duhan2
Kapalı

ve sorduğunuz kaynaklar:[1419] Buhari, et-Tarihu'l-Kebir, VIII, 81.

[1420] Buhari, et-Tarihu?s-Sagir, II, 100.

[1421] Bkz. Kevserî. Te'nîb, 48, 72, 111.

[1422] Age., 48.

[1423] Bkz. Zehebî, Mîzânül-I'tidal, IV, 269.

[1424] Tehânevî, Kavâid, 232-233.

[1425] Age., 232 ve 1 nolu dipnot. Buharî'nin Ebu Hanife'ye karşı taassubunun diğer bir sebebi olarakgösterilen olay ve izahı için bkz. Age., 233-235, dipnot)

[1426] Buhari, et-TarihuVSağir, II, 43.

[1427] Age., II, 43. Burada Yahya b. Ma'în'den nakledilen bir rivayeti zikretmek istiyoruz. O şöyle diyor:

"Ali b. Müshir'i şöyle derken işittim. A'meş Hac için yola çıktı. Kadisiye'ye gelince beni çağır­dı. Benim Ebu Hanife'nin meclisinde bulunduğumu biliyordu. Bana, "yurduna dön, Ebu Hanife'den benim için Hac menâsikini yazmasını iste" dedi. Döndüm. Ebu Hanife'ye sordum. Bana yazdırdı. Sonra bunu A'meş'e götürdüm". (Tehânevî, Kavâid, I, 198). Ebıı Hanife ile görüştüğü şüpheli olan Humeydî(ö.219)nin, Hac menâsikini bilmediği şeklinde Ebu Hanife'ye yönelttiği it­hamla, büyük hadis imamı ve Ebu Hanife'nin muasırı A'meş(ö.l48) in, aynı menâsiki Ebu Hanife'den sorması arasındaki tezad gerçekten ilginçtir.

[1428] Bkz. er-Ref 395 (Tehânevrden naklen Ebu Gudde'nin notu).

[1429] Age., 395-396 (Tehânevî'den naklen Ebu Gudde'nin notu).

[1430] Bu konuda Tehân evinin "Kavâid fî Ulûmi'l-Hadis"ine ve Ebu Gudde'nin buradaki talikine bkz. s. 233-236.

[1431] Er-Ref, 398-399 (E.Gudde'nin notu); Krş. Nasbu'r-Râye I, 355-56

[1432] Bkz. M. Hilmi Merttürkmen, Buhari'nin Ebu Hanife'ye itirazları ve Aralarındaki İhtilaflar (Basıl­mamış Doktora Tezi).

16 Eylül 2009 05:12

duhan2
Kapalı

süfyanı sevri meselesine gelelim:

şimdi ilim ehli ile namertce ilmi katledenler ehli arasındaki farkı san söyleyeyim:ilim ehli objektiftir, ilmin hiçbir kısmını gizlemez,bir yüzünü aktarıp diğer yüzünü zula yapmaz..bunu o kadar çok ilim düşmanının kitabında rastladımki..bu kancanın ucuna takılan yem ile balık avlamak gibi birşeydir..yemi gösteriri ama kancayı gizler..bunlar ikiyüzlü,riyakardırlar..bile bile hakikatı örten yahudi alimleri gibidirler.hani yahudi alimi recm cezası görünmesin diye bir eliyle o sayfanın üzerini örtmesi gibi kitapları tek taraflı alınmış delillerle doludur..işin sadece kendi işlerine gelen kısmını bulabilirsin kitaplarında diğer yarısını değil..eğer bunların kitaplarından öğrenmeye çalışırsan işin bitti demekir..kendi elinle kendi fünyeni çekersin..bıçaksız katledilirsin...

********

sana aynı alimin şu sözlerini naklediyorum..bu sefer sen yorumlşayacaksın ben değil:

3- Süfyân Sevrî (Ö. 161)

Ebu Hanife'den övgüyle sözettiğini belirttiğimiz Süfyân Sevrî'den nak­ledilen diğer bir rivayette, "ashabının Ebu Hanife'yi iki veya üç kere tevbeye davet etüği kaydedilmektedir.[1361] Ebu Hanife'nin niçin tevbeye davet edildiğinin sebebini ibarenin devamından anlıyoruz. Çünkü "Süfyân, irca konu­sunda sert konuşan ve bu görüşte olanlara şiddetle karşı çıkan birisiydi".[1362]

İbnü'l-Cevzî'nin naklettiğine göre Süfyân, Ebu Hanife'nin sika ve emin bir kimse olmadığını da belirtmiştir.[1363] Sübkî, muasarat ve münâferet gibi bazı sebeplerden dolayı Sevri?nin Ebu Hanife aleyhindeki bu kabil sözlerine itibar edilemiyeceği görüşündedir.[1364]

Bununla birlikte Sevrî'nin, kardeşinin ölümü üzerine taziyeye gelen Ebu Hanife için hürmeten ayağa kalktığı, yerine oturttuğu, ona ikramda bu­lunduğu, bundan hoşlanmayanlara da:

"Bu, ilimde yeri olan bir zattır. İlmi için kalkmasam, yaşı için kalkarım, yaşı için kalkmasam takvası için kalkarım, takvası için kalkmasam fıkhı için kalkarım" dediği nakledilmiştir.[1365]

**

NE ANLIYORSUN BURDAN?

16 Eylül 2009 05:12

VİŞNU
Kapalı

Kardeş ben izleyeceğimi söyledim. Benle değil clup daha yazarım dediği veriler nedir yazsın sizde onla ilgili yazınız.

Ben izleyiciyim belittiğim gibi.

tek yönlü tek kaynaklı okuma yerine ikili olması daha düşündürücü olabilir.

selam ile ...

16 Eylül 2009 05:19

duhan2
Kapalı

al yine aynı kitaptan:

****

İbn Hacer'in naklettiğine göre, Süfyân-ı Sevrî şöyle demiştir:

"Ebu Hanife'nin önünde, şahin önündeki serçeler gibiyiz. O gerçekten alimlerin efendisidir." [1322]Nitekim Ebu Yusuf, Sevri?nin Ebu Hanife'ye bağlılıkta kendisinden ileride olduğunu" belirtmiştir. [1323]

*************

SANA ÇOK DAHA İLGİNCİNİ SÖYLEYEYİM..ADAMIN BİRİ İNTERNET SİTESİNDE BU KİTAPTAN ALINTI YAPIYOR(BELKİ KENDİ KİTABINA BİLE ALIYOR)VE BU KİTAPTAKİ MESELA SEVRİNİNCERHEDİCİ LAFINI ALIYORDA ÖVEN KISMINI ALMIYOR..BUNLAR BÖYLE İKİ YÜZLÜ MÜNAFIK KARAKTERLİ İNSANLARDIR..KİMİN SÖZÜNE İTİBAR EDİLMESİ GEREKTİĞİNİ İYİ TESPİT ETMEZSEN OLTAYA BALIK GİBİ TAKILIRSIN..

16 Eylül 2009 05:59

duhan2
Kapalı

daha da ilerisini alalım:

17- İbn Hıbban (Ö. 354)

Ebu Hanife'yi cerhte en ileri giden hadisçilerden biri olan İbn Hıbban'ın, "Kitabu'l-Mecrûhîn" de derlediği Ebu Hanife'ye yönelik ithamları şu şekilde sıralayabiliriz:

Hadis bilgisi zayıf,.rivayet ettiği 130 hadisin 120 sinde hata etmiş.

Mürcie'den ve ircaya davet ediyor.

Küfürden iki defa tevbeye davet edildi. (Sevrî'den naklen).

Kur'an mahluktur diyor. [1470]

Bu ümmetin fitnecisi, (Sevrf den naklen).

Muhammed (s.a.v.)'in dinini değiştiren.

Hz. Peygamberin bir hadisine hezeyan diyor.

Hz.Peygamber 'in bir hadisine hurafe diyor.

"El-Beyyi'âni bi'1-hıyârı mâ lem yeteferrakâ" [1471]hadisi için, "bu şiir (recez) dir" diyor.

Süfyân Servî:

Ebu Hanife'nin sika ve emin olmadığını söylüyor. Abdullah b. Mübarek:

"Ebu Hanife hadiste yetimdi" diyor.

Domuz eti yiyen bir kimse hakkında ne dersin? Diye soran birisine:

"birşey gerekmez" diyor.

Allah'a yakınlık maksadıyla bir katıra ibâdet eden kimsenin bu davranışında bir beis görmüyor. [1472]

Akl-ı selim sahibi hiç kimsenin kabul edemiyeceği bu gayrı ciddî iddiaların dışında İbn Hıbban, "Kitâbu'd-Duafâ"sında Ebu Hanife'nin hadisçilik yönünü şöyle eleştirir:

"Bizatihi yalan söylemekten münezzeh bir şahsiyetti. Ancak hadisten behresi yoktu. Rivayet eder, hata yapar, fakat hatasını bilmezdi. îsnadları karıştırır fakat bunu anlamazdı. 200 civarında hadis rivayet etti. Bunlardan sadece dördünde isabet etti. Geri kalanların ya isnadını karıştırdı ya da metnini değiştirdi". [1473]

Bunu nakleden Kevserî şöyle devam ediyor:

"İşte İbn Huzeyme'nin (ö.311) talebesi, bütün başların ilmi, fıkhı ve hıfzı önünde eğildiği Ebu Hanife'nin hıfzı konusunda böyle söylüyor. Halbuki o (Ebu Hanife), ravinin hadisi duyduğu andan rivayet edeceği âna kadar ezberinde tutmasını şart koştuğu gibi, bunu ihlal edecek bir anlık bir unutmayı bile caiz görmez. Yine o, ravinin, kendi hattıyla yazılmış olsa bile, rivayet ettiğini hatırlamadığı haberi nakletmesini de kabul etmez. Ebu Hanife, İbn Hıbban'ın çok geç bir dönemde, şeyhine (İbn Huzeyme'ye) tabi olarak yaptığı gibi halleri bilinmeyen meçhul ravileri sika kimseler arasında saymamış, bilakis kendisi ile sahabe arasındaki ravilerin hallerini bizzat araştırarak rivayetleri kabule ehil olanlardan almış, diğerlerinden almamıştır. Kendisi ile sahabe arasında bir veya en fazla iki ravi olduğu için onların hallerini bilmek onun için daha kolaydı..."

"Cerh ve ta'dil ehlinin filozofu İbn Hibban, zekâsı ve hıfzı doğuda ve batıda darb-ı mesel olan İmam-ı Azamı, donuk ravi ashabından herhangi bir gafil gibi kabul ediyor. Sözünde hakikatin kokusu bile yok. Bu da taassuptan bir başka renk". [1474]

Kevseri?nin belirttiğine göre İbn Hibban, "Kitâbu's-Sikâf'ında zikrettiği bazı ravileri, "Kitabü'l-Mecrûhm"inde zayıf sayacak, bir raviyi iki tabakada birden ele alacak kadar gafil, mütesânil ve vehm sahibidir. [1475]

İbn Hıbban'ı cerhde aşırılık ve sertlikle suçlayan Laknevî de İbn Hacer'in onun hakkında, "İbn Hibban hazan sika kimseleri de cerheder, öyle ki sanki kafasından çıkan şeyleri kendisi bilmez" dediğini kitabında kaydetmiştir. [1476]

***

belki en serti budur..evet bunu buraya aldıkta ne oldu?

ibni hibbanın mı imam azamınmı değeri kayboldu..ben bu tip şeylere önem vermiyorum..

imam azam çok büyük bir fakih..ve yer yer çok müthiş bakış açıları getirmiş..bir kısım alim işin ehli olsa bile onu anlayamamışlar..işte ordaki anlayış farkı ibni hibban ile imam azamın mertebe farkı zaten..o farkın olmadığını kimse söylemiyor..imam azamın büyüklüğüne bakki çok büyükler bile bazen anlamakta zorlanmış

denilecek şey basittir..ibnu hibban ölçüsüzce eleştirmiştir..bu konuda yanılmıştır..hata yapmıştır..peki hata yapması normalmi?herkes hata yapr..normaldir..en büyük aliminden en küçüğüne kadar..en az hata yapanlar ise ebu hanife gibi zirvede olanlardır..şu anda ibnu hibban diri olarak yanımızda bulunsa ebu hanifenin bin seneyi aşkın gördüğü bu dehşet kabulün ve ilginin karşısında muhtemelen ettiği o laflar yüzünden buram buram terlerdi..ebu hanife bu başka bir alimdeğil.başkasına da benzemez.

16 Eylül 2009 06:07

duhan2
Kapalı

yani kısacası ibnu hibban olsun sevri olsun bizim onlardan bir avantajımız var:

1...kaynakları konuları araştırmada çok rahatız..bir tuşla 100 kitabı aynı anda taratabiliyorz..ilim elimizin altında..hakikata ulaşmak çok kolay..şimdi onların çağına hayalen gitsek kimbilir ne türlü spekülatif haberlere boğulmuş bir başka portre akrşımıza çıkacak..aynı çağda biz de yaşasak belki daha beterini söyleyeceğiz..çünkü bilgiye ulaşma imkanı çok daha zor..

2...gerçeğin aydınlığa kavuşması bazen zaman alır:hep denirya büyük adamın kıymeti bazen ölünce anlaşılır..hatta bazıları için üzerinden zaman geçmesi bile gerekebilir..nasılki bir kargaşa ve tufanda gözgözü görmez ama sonra fırtına yatışır herşey yerli yerinde ancak belirginleşir..bu durumda öyle..onu eleşitren o alimler kendi muasırı sayılabilcek imam azama tarihsel yakınlık nedeniyle ancak 2 boyutlu bakmış.bizler ise zamanın ilerlemesi ve aradan geçen asırların ebu hanifenin önünde ilminin karşısında ittifakla saygıyla hürmetle eğilmesinden olayı en yukardan kuşbakışı ve her cephesiyle gören şanslılar gibiyiz..

ama ne yazıkki bu kolaylıklar kişileri tembelliğe sevketmişte artık birleri balık.ı diğerleride balık olmaktan geri durmamış.buda onların cehaleti..hakikatın bu kadar aşikar olduğu yerde yarasalr karanlık bir şığınak arara ancak.

16 Eylül 2009 17:01

duhan2
Kapalı

...

16 Eylül 2009 22:56

çocuuk
Müsteşar

dün gece yaşar nuri bu konulara kanıtıyordu aklı sıra islam içtihad dinidir ince iştir büyüler işini bilir nitekim bugünde hocalar arasında ciddi eleştirler var hepsi haklıdır demek revadır nasıl ki ebu hanife mezhep imamı ise sevri de mezhep imamamıdır buhari zaten muteber olarak tartışılmaz bu konularda dikkat etmek lazım.

17 Eylül 2009 04:22

zaman_olur_ki
Daire Başkanı

birbirlerine muhalif olmalarına bir nevi içtihad da diyebiliriz..

O onların bileceği iştir..şuna dikkat etmek lazım; birini çok yüceltirken, diğeri alçaltmış oluruz..bir nevi şiişerin Hz.Aliye olan aşırı muhabbetleri yüzünden diğer sahabelere olan muhabbetin yok olması gibi..

bu gibi meseleleri pek derinleştirmemek lazım..yoksa cemel vakası ve sıffin savaşını açıklayamayabiliriz..bunlarda içtihad idi..ama içtihad doğruda olabilir, yanlış da..yanlış olana bir sevap..doğru olana iki sevap vardır..

Hasan Basrinin bu konuda tespiti mühimdir..talebeleri ona "ayrılıkları sorunca".. o da şu enfes cevabı verir..

"Bir musibet düşünün..ona eliniz karışmadı, diliniz de karışmasın"

anlayışınıza sığınarak bu yorumu yaptım..selamtle

17 Eylül 2009 04:41

zaman_olur_ki
Daire Başkanı

Kusura bakmayın Duhan Hocam ama..yazdıklarınız dünkü özel bir programda Yaşar Nuri Hoca ile eski diyanet işleri danışmanı Ali Beyin söyledikleri ile örtüşüyor..

Ali Bey şunu diyordu(dolaylı olarak): "Biz onlardan daha ileriyiz..onlar bir ilim için beş-on günlük yol ile hedefine ulaşıyor..ancak o ilme sahib oluyor..ama biz internet ile çoğu ilme ulaşıp, öğrenebiliyoruz"

peki onlar hakkıyle o ilimleri bulup günümüze getirmese idiler, o zaman ne olurdu..neyse bu ayrı bir konu..

belki haklı..şunu demeye getiriyor "bizde içtihad edebiliriz"..ama yanıldığı bir nokta var..müçtehidlik o kadar basit değildir..

Müçtehidde Bulunması Gereken Şartlar Şunlardır:

1-) Arapça'nın kurallarını bütün incelikleriyle bilmelidir.

2-) Kur'an'a ait ilimleri tam anlamıyla bilmelidir.

3-) Müçtehidin, din bilginlerinin ortak kararına aykırı hareket etmemek için hakkında kesin karar verilmiş olan bütün hükümleri bilmesi lâzımdır. Bunu bilmesi içinde tâ ashaptan itibaren bütün İslâm bilginlerinin nerelerde ayrılıp, hangi konularda birleşmiş olduklarını araştırmış olması gerekir.

4-) Müçtehit, kıyasın vecihlerini bilmelidir. Zira, içtihadın ruhu kıyastır. Bu sebeple bir müçtehit, fıkıh metodolojisinin kıyas bölümündeki bütün rükünleri, çeşitleri, hükümleri, şartları ayrıntılarıyla bilmelidir.

5-) Müçtehit örf ve adetleri de bilmelidir.

6-) Müçtehit olan zâtın, dinî hükümlerle ilgili olan hadisleri ezberleyip onların doğruluk derecesini, rivayet edenleri; mütevâtir mi, meşhur mu, ahad mi, mensuh mu olduğunu bilip ihata etmesi şarttır. Yine bu hadisleri rivayet eden zâtların cerh ve ta'dil açısından ahvallerine de vâkıf olmalıdır.

7-) Fıkıh metodolojisinde zikredilen esaslar, kaideler ve şartlar müçtehitte kabiliyet haline gelmelidir.

Evet, içtihat için ilahî bir hediye de şarttır.. Yani çalışarak kazanılan şartlar içtihadın cesedi ise, Allah tarafından verilenler de içtihadın ruhu hükmündedir. Takva ve salih amelde yeterince hassas olmayan bir insan ilimde ne kadar ileri olursa olsun onun içtihadına itibar edilmez...

17 Eylül 2009 04:53

zaman_olur_ki
Daire Başkanı

İmam Buharî Sahihinde eleştirdiği bazı kimseler hakkında isim vermeden ?Bazı kimseler şöyle dedi? diyerek eleştirir. Bu eleştirileri, o dönemde Hadisçilerle ehl-i rey arasında var olan tartışmaların bir yansıması olarak kabul etmek gerekir. Buharî?nin ?Bazı kimseler şöyle dedi? demekten kastı İmam Azam olduğu meşhur olmakla beraber, bunu bütün rey ekolü ve İmam Muhammed için de kullandığını söyleyen alimler de vardır.

İmam Buharî de bir müçtehittir, başkasını eleştirebilir. Bu husus, ne eleştireni ne de eleştirileni küçük düşüren bir davranış değildir. Buhari, kendisine göre sahih hadise aykırı bulduğu görüşleri eleştirmiştir.

Aslında Buhârî ile Ebû Hanîfe muasır değildir. Çünkü Ebû Hanîfe 80-150 yılları arasında yaşamıştır. Yani Buhârî hazretleri Ebû Hanîfe?nin ölümünden tam 44 yıl sonra doğmuştur. Buna rağmen, aralarında bir ihtilaf söz konusudur ve bu gerçektir. Pek çok müellif bu meseleye temas etmiş ve bilhassa Hanefîler, İmam-ı Azâm'ı müdafaa için konu üzerine eğilmişler, özel eserler vermişlerdir. El-Lübâb'ın sahibi, Abdülgani el-Meydânî ed-Dımeşkî'nin Keşfu'l-iltibas Ammâ Evredehu'l-Buhârî alâ Bâzı'n-Nâs adlı eseri bunlardan biridir.

Terâcim kitapları, genellikle Buhârî'nin, Ebû Hanîfe'ye cephe almasında Nuaym İbnu Hammâd el Mervezî'nin rolünün olduğuna dikkat çekerler. Bu zat, Buhârî'nin sohbetine katıldığı kimselerden biridir. Başlıca hususiyeti de, Ebû Hanîfe'ye karşı beslediği aşırı taassubudur. Bu sebeple Nuaym, Ebû Hanîfe aleyhinde yalanlar uydurmaktan çekinmemiş ve Buhârî'ye bu meselede müessir olabilmiştir.

Buhâri'deki Ebû Hanîfe?ye olan itirazlarıyla ilgili bu açıklamaya, başka açıklamalar da yapılmıştır. Bunlardan birine göre, Buhârî, ilmî seyahatlerden Buhârâ'ya dönünce, oradaki Hanefi olan bazı âlimler kendisini kıskandı. Hatalı bir fetvasını bahâne ederek onun Buhârâ'dan sürülmesini sağladılar. Bu işin başında, Buhârî'nin talebelik arkadaşı olan Ebu Hafsı's-Sağîr el-Buhârî baş rolü oynamıştır. Ebu Hafsı's-Sağîr Mâverâünnehir'de Hanefiye şeyhidir. Kendisine kötü davrananlara karşı kırılmış olan Buhârî Hazretlerinin bir insan olarak hissiyata kapılıp Hanefilere kırıldığı ifâde edilir.

Bir başka yoruma göre, Buhârî de bir fakîhtir ve değişik konularda Ebu Hanife?nin verdiği hükümlere aykırı içtihatlar yapmıştır. Böylece aralarındaki içtihat farkı olabilmiştir. Bu durum, sadece Buhari ve Ebu Hanife arasında değil, diğer imamlar arasında da olmuştur.

Bu yorumun haklılığını kavramak için Ahmed İbnu Hanbel'in şu sözünü kaydetmede fayda var. Der ki: "Biz ehl-i reyi, onlar da bizi durmadan lânetlerdik. Bu hal Şâfiî'nin gelmesine kadar devam etti. O gelince aramızı bulup bizi kaynaştırdı." (bk. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, 1/193-194)

Netice itibariyle bu gibi ihtilaflar çok olagelmiştir..ama bunu her defasında malzeme yapmak, İslamı bilmeyenler tarafından soğuk karşılanabilir ve onları tefrite sürükleyebilir..aynı zamanda İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürülmüş olur..

17 Eylül 2009 13:40

Fight_Club
Yasaklı

bu konuyu neden asıl tartışılan alandan çıkararak kendi ismin ile başka bir yere açtın...

ne gereği var duhan bunu yapmanın?

17 Eylül 2009 13:48

Fight_Club
Yasaklı

öncelikle; burada yazdıklarımın tamamı kaynak olarak onu söyleyen kişinin kitaplarında vardır...

anlamayan, açıklama isteyen şahıslara açıklama yapıyorum;

bir önceki yazıda kişisel bir görüş belirtmiyorum. duhan isimli bir forum yazarı; şahıs ravi sayısı ve ravi niteliği konusunda imam-ı azamın önem vermediği gibi bir ifade yazdığımı sanmakta.

halbuki o yazıda ravi ve ravi sayısına ait senede bakmaz diye bir şey yok . yanlış anlamasına neden olan "imam-ı azamın bir hadisi ravi sayısından çok kurana uygunluğuna baktığına" ait metodunu belirtmemdir sanırım.

evet imam hanefi hadisin doğruluğunu araştırırken önce kurana bakmıştır ama ravi ve ravi sayısına bakmamazlık yapmamıştır.

talebelerinden ebu yusuf; raviden çok metnin kurana uygunluğunu esas aldığını imam-ı azamın kendisine söylediği şu sözle belirtmiştir;

"Kur'an'a muhalif olan hadis, Hz. Peygamber?den rivayet edilmiş dahi olsa ondan değildir"

yani ravinin kim olduğunu ve ravi sayısını tek sened yapanlara da en güzel cevabı imam-ı azam vermiştir.

peygamberden daha güvenilir ravi olur mu? ama ravi peygamber dahi olsa kurana uygunluk ara diyor imam- azam... çok anlaşılmaz değil sanırım.

diğer bir husus ise hadis yazarı buharininin kitabının delil olup olmayacağı konusunda sorular var...

her şeyden önce imam-ı azamın; ravi sayısı ve ravi güvenilirliliğinin yanına eklediği yedi maddeden oluşan "1- Kur'an'a Uygunluk. 2- Akla Uygunluk. 3- İnsana Verilen Değer 4- Kolay Ve Maslahata Uygun Olanı Tercih. 5- Maksada Uygun Olanı Tercih. 6- Örfe Uygunluk. 7- Zamanla Ortaya Çıkan Gelişmeleri Dikkate Alma." esasları ölçüsünde tüm hadis kitaplarına bakılabilinir. buhari de dahil...

PEKİ BUHARİ İMAM-I AZAMA NASIL BAKIYOR?

Muhaddis Buharî de geleneğe uygun olarak Ebu Hanife'yi cerhedenlerdendir. Et-Târîhu'l-Kebîr'inde verdiği kısa terceme-i halinde Ebu Hanife'nin mürciî olduğunu, rey ve hadisinin terkedildiğini belirtir. (Buhari, et-Tarihu'l-Kebir, VIII, 81)

Buhari demek imam-ı azama HADİS DÜŞMANI diyenlerden miş...

daha başka bir şey var mı bakalım...

İmam hanefi için; "O İslâmı il­mek ilmek çözen birisiydi. İslamda ondan daha UĞURSUZ biri doğmamıştır" ( Buhari, et-Tarihu?s-Sagir, II, 100.)

yeter sanırım şimdilik... (ha isteyen olursa daha çok var)

buhari savunucuları tekrar tekrar düşünsün.

hadis düşmanı imam-ı azam yanında mısınız? yoksa buharinin mi?

17 Eylül 2009 13:51

Fight_Club
Yasaklı

peymani........................................

.................................................

Buharî, Nu­aym'ın Ebu Hanife'ye karşı gösterdiği şiddetli taassuptan etkilenmiştir

o kadar basitti yani?

İMAM I BUHARİ

BÖÖÖÖYLE HASSAS KONUDA

tesirle yönlnecek karakterde?

cevabınız olmayan seylere cevap turetme hız taktik ve yetenegi harik ul ade

17 Eylül 2009 13:53

Fight_Club
Yasaklı

evet duhan laf kalabalğına boğmuşsun ancak daha önce yazdıklarımı inkar edememişsin. hatta onaylamışsın...

zaten gerçeklerden kaçmanın bir anlamı yoktur. bugüne kadar öğreteceğini söylüyordun ama sen de öğreniyorsun yavaş yavaş...sayenizde bizler de elbette.

küfür etmemeyi mahalle ağzı ile konuşmamayı bildikten sonra bir de laf kalabalığı yapmadan karşı çıkabilmeyi öğrensen başımızın üzerinde yerin olur elbet.

evt arkadaşlar henüz fırsat bulup da yazmadım. ancak her şeyden önce mürcii ne demek biraz onu araştırın. mürcii insanları günaha ve küfüre götüren anlamında gelip gelmediğine bir bakın dilerseniz.

diğer bir terim de cerh etmedir:

bir düşünce, inanç veya iddiayı çürütme, yaralama anlamındaki hukuki bir terimdir diyor sözlükler...

buhari; imam-ı azama mürcii diyor ve cerh ediyor. bunu duhan da kabul ediyor.

yani buhari tartışmasız olarak; imam-ı azama günahları ile küfre götüren düşünceleri yayan (mürcii) olduğu için hükümlerinin çürümüş geçersiz olduğunu (cerh etme) söylüyor.

uğursuz diyor mu? demiyor mu? yok onu buhari dememiş başkasının sözünü söylemiş...

o sözü söylyen kişiden hiç de farklı düşünmediği kesin. o kişiye muhalif değil destek olduğu da ortada...

geçelim cerh ediyor yani hükümlerini geçrisiz kılıyor. ve fikirlerinin küfüre götüreceğini söylüyor daha ne olsun. uğursuz bunlardan daha mı hafif bir sözcük...

ve duhanın yazdıklarından buharinin ilimden değil de çevresindekilerden etkilenen birisi olduğunu anlıyoruz. çünkü imam azamı cerh etmesine ve mürcii demesine neden olarak çevresindekilerin ve döneminin etkisinde kalmaya bağlıyor...

çevresindekilerden bu kadar etkilenerek imam azamı hükümsüz sayanın peşinden gider misin?

gidersen nasıl olur da hala imam-ı azamın meshep ve meşrebindenim diyebilirsin?

bu şimdilik kısa bir cevapp tı..

imam gazali hambeli ve diğereleri hakkında da yazacağım...

selamlar.

17 Eylül 2009 13:57

Fight_Club
Yasaklı

Mahur...............................

.......................................

...............................................

ben gerçekten pek bir şey bilmeyen cahil biriyim. kabul ediyorum.

ancak sen benim söylediklerime ters bir şey henüz söylemedin; ve destekler konuşma yaptın...

duhan ilmim dini konularda sizin yüceliğinize erişmese de eğitim metodları konusunda alanımda uzmanlığa sahip biriyim. yani bu konuda size veya burada bir başkasına eğitimci olmadığı halde "sen anlatmasın dahi bilmiyorsun" demeye hakkım kesinlikle yok. çünkü eğitimci değilsiniz. elbette eğitim metodlojisini bilmek zorunluluğunuz da bu anlamda yok.

ancak size küçük bir pedogoji ilmi kapsamında bir öğretide bulunmak istiyorum...

eğitimde metod kolaydan zora, basitten karmaşığa doğru gider...

bu metodun dışına çıkıldığında laf salatasına döner iş. sizin de kafa karışıklığına neden olacak şekilde konuşup laf salatası yaptığınızı uzman bir eğitimci olarak söylemeye hakkım var... ama suçlamaya hakkım yok...

önce sorunu tesbit edelim...

sorun : buharinin imam hanefiye bakışı nasıldır?

duhanın yazısından alıntı........

Büyük muhaddis Buharî de geleneğe uygun olarak Ebu Hanife'yi cerhedenlerdendir. Et-Târîhu'l-Kebîr'inde verdiği kısa terceme-i halinde Ebu Hanife'nin mürciî olduğunu, rey ve hadisinin terkedildiğini belirtir.[1419]

..................................................

evet bunu buraya kopyalayan ilim sahibi duhandır.

peki kuranmüslümanı da bu yazdığını onaylıyor..

yani ben seninle bu konuda aynı fikirde.

yani buhari açıkca imam-ı azamın görüş ve düşüncelerinin yanlış olduğunu. insanı küfre götürebileceğini ve de uygulama ve düşüncelerinin terk edilmesi gerektiğini söylüyor değil mi?

sen bunu kabul etmiyor musun?

bak lütfen laf salatasına çevirme...anlamıyoruz. okunmuyor... bu metod üzerinden bir şeyler söyleye... yoksa bigbangden başlamana gerek yok.. peygamberimizin metoduda çağdaş pedegoji metodu basitten karmaşığadır. sahabeye o şekilde anlatıyordu peygamberimiz. sen de peygamberin sünnetine uy allah rızası için...

17 Eylül 2009 14:00

Fight_Club
Yasaklı

Kuranmüslümanı.........................................

....................................................

...........................................

Bende kaynak koyayım bakalım Ehli hadis ve ehli rey tartışmalarını birde buradan görünce ne diyeceksin aslında Size ehli sünnet vel cemaat değil;Ehli Hadis vel cemaat demek lazım.

17 Eylül 2009 17:33

zaman_olur_ki
Daire Başkanı

İmam Buharî de bir müçtehittir, başkasını eleştirebilir. Bu husus, ne eleştireni ne de eleştirileni küçük düşüren bir davranış değildir. Buhari, kendisine göre sahih hadise aykırı bulduğu görüşleri eleştirmiştir..

yani bu olanlara içtihad gözü ile bakılmalıdır..ama bizim Yaşar Nuri gibi onları eleştirmeye hakkımız yoktur..Geçen akşam ki bir eleştirisinde Buharide geçen bir hadise binaen şöyle diyor Muhterem Yaşar Nuri Hocanız:

"Allahü'l Vâhidü's-Samed (İhlâs) sûresi Kur'an'ın üçte biridir" hadisine gülüyor ve şunu diyor o bedbaht insan "Kur'anın tamamını okursa çıkar yalanı ortaya"..

demek o ihlas suresinin faziletini kavrayamamış..ihlas ile okunursa mümkün olacağına kavrayamamış..

bu hadis müslimde de geçiyor..her ne ise..

Bir başka yoruma göre, Buhârî de bir fakîhtir ve değişik konularda Ebu Hanife?nin verdiği hükümlere aykırı içtihatlar yapmıştır. Böylece aralarındaki içtihat farkı olabilmiştir. Bu durum, sadece Buhari ve Ebu Hanife arasında değil, diğer imamlar arasında da olmuştur.

Bu yorumun haklılığını kavramak için Ahmed İbnu Hanbel'in şu sözünü kaydetmede fayda var. Der ki: "Biz ehl-i reyi, onlar da bizi durmadan lânetlerdik. Bu hal Şâfiî'nin gelmesine kadar devam etti. O gelince aramızı bulup bizi kaynaştırdı."

Toplam 24 mesaj
 
ANKET
Yeni askerlik sistemini nasıl buldunuz?