Editörler :
24 Mart 2010 23:19   


Kapalı
Toplum Tarafından Kabul Görmemenin Tesellisi

...

24 Mart 2010 23:36

_neden_
Müsteşar Yardımcısı

Büyük bir istekle yazınızı okumak için tıkladığımda kendimi kabul görmemiş gibi hissettim. Hepi topu üç nokta:)

24 Mart 2010 23:53

mislina2
Kapalı

...:)

Sayısının üç olduğuna bakma üç noktalar çokk şey demek ister aslında bize...:)

24 Mart 2010 23:58

_neden_
Müsteşar Yardımcısı

Evet çok şey anlatır...

"Noktası konulmamış bir yarıştı bir varıştı hayat...

Bir solukluk virgüldü belki...

Ne başına üç nokta konmakla başlangıcı oldu ne sonuna üç nokta konmakla sonsuz olduğu anlaşılabildi..."-kendi başlığımdan kopyadır

24 Mart 2010 23:59

mislina2
Kapalı

Konuya gireyim..:)

Bu başlıkta Alain de Botton?nun Felsefenin Tesellisi kitabından bölümler aktarmaya çalışacağım. Aynı zamanda sizlerin izlenimlerinizi öğrenmek ve değişik bakış açılarıyla düşüncelerimizi paylaşmak amacıyla bu başlığı açtım.

*

Sokrates, şehrin tanrılarına ibadet etmemekle, dine yenilikler getirmekle ve Atinalı genç erkeklerin ahlakını bozmakla suçlanıyordu. Filozofa ölüm cezası verilmesi talep ediliyordu.

Sokrates toplum tarafından kabul görmediği halde dize gelmemişti. Başkaları onunla ilgili şikayete bulunduğu için düşüncelerini değiştirmemiş üstelik kendine olan güveni, kibrinden, saldırgan, mizacından ileri gelmiyor, felsefi temellere dayanıyordu. Onaylanmadığı zaman kendine olan güvenini histerik bir biçimde değil akılcı temellere oturtarak yansıtmasını sağlayacak düşüncelerle donatmıştı felsefe Sokrates?i.

25 Mart 2010 00:07

mislina2
Kapalı

"Noktası konulmamış bir yarıştı bir varıştı hayat..."

25 Mart 2010 00:10

mislina2
Kapalı

Kimi zaman kendimizin, kimi zaman çevreden gözlemlediğimiz, bu durumdan rahatsız olup içimizden söylendiğimiz zamanlara neden olan davranışlar hakkında yazar aşağıdaki cümlelerle örneklemiş?

?Sohbetlerde tercihim doğruyu söylemektense, başkalarının benden hoşlanmasını sağlamak oluyordu. Karşımdakini memnun etme arzum yüzünden çocuğunun okul müsameresini seyreden bir veli gibi sıradan esprilere gülüyordum. Tanımadığım insanlara karşı, otelin zengin müşterilerine selam verirken onlara yaranmaya çalışan bir kapıcının yılışık tavrını takınıyor, istinasız herkes tarafından sevilmeyi istemek hastalıklı bir arzudan kaynaklanan o salyalı coşkuyu yaşıyordum. Bir topluluk içindeyken, çoğunluk tarafından kabul gören fikirleri sorgulamaya kalkmıyordum. Alanların otorite olmuş kişilerin onayını almaya çalışıyor, onlarla karşılaştıktan sonra da acaba beni beğenirler mi diye endişelenip duruyordum. Gümrük kontrolünden ya da polis arabalarının yanından geçerken, üniformalı memurların benimle ilgili bir şey düşünmelerini istiyordum gizliden gizliye??Syf:14

*

Sorgulanmadan ve tartışmasız kabul edilen bazı kanunlara, gündelik yaşama ilişkin yargılara, varolan düzene, örf, adet ve geleneklere, dışarıdan belirlenmiş düşüncelere aykırı davranmak Sokrates?in kendi çağında yaşadığı gibi, kişiyi toplumda yalnız bırakabilir. Kişi, hakkında olumsuz sözler işitebilir, eleştirilebilir ve toplum tarafından kabul görmemenin ağırlığı altında ezilebilir. Üzüntü, yaşamın anlamsızlığı, insanı sarmalar ve zamanla nefes alamaz hale getirir. Böyle bir durum yaşayan kişiye, Sokrates şu soruyu sorarak yardım eder: ??Bu kötü eleştiri hangi temele dayanmaktadır??? Bu soruda farkına varmamız gereken önemli bir anlam vardır. Bu anlam, ölçülüp tartılan, dürüstçe düşünen bir eleştirmenin itirazıyla, nefret ve kıskançlıkla kendi benliğine saplanmış kişinin itirazı arasındaki farkı görmektir. Sokrates, karşımızdaki kişinin ya da kişilerin, vardıkları sonuçlara hangi mantıksal yöntemlerle ulaştıklarını görmemize yardım eder. Ona göre, sayısal çoğunluk da, hakikate zarar veremez. Gerçek saygınlık çoğunluğun iradesinden değil, sağlam bir akıl yürütmeden kaynaklanır. Sokrates, Kriton ile konuşmasında şunları söyler:

?? Öyleyse bu adam yalnızca bir uzmandan gelebilecek eleştirilerden korkmalı ya da yine bir uzmandan gelecek övgüleri dikkate almalı, herhangi birinin dile getirdiklerini değil. (...) Kişinin, insanların dile getirdiği bütün görüşlere değil de yalnızca bazılarına... kötü görüşlere değil de yalnızca iyilere saygı duyması gerektiği ilkesinin iyi bir ilke olduğunu düşünmüyor musun? İyi görüşler anlama yetisi olanların, kötü görüşlerse böyle bir yetiye sahip olmayanların görüşleridir...

Yani sevgili dostum, herkesin bizim hakkımızda neler söylediğini o kadar da umursamamalı, öte yandan adalet konusunda uzmanlaşmış kişilerin söylediklerini dikkate almalıyız.??

Botton, kitabının Sokrates ile ilgili bölümünün sonunda şunları yazar: ??Sokrates bize yol göstererek iki büyük hataya düşmemizi önlemeye çalışmıştır: Çevremizdekilerin söylediklerini her zaman dinlemek ve hiç dinlememek.??

30 Mart 2010 14:30

mislina2
Kapalı

Yaşam göründüğünden çok daha esnek, çünkü yaygın görüşler, genelde, hatasız çıkarımlar sonucunda değil, yüzyıllardır sürüp giden entelektüel karmaşanın sonucunda bugünkü konumlarına geldiler.

?Bilgi doğru düşünceden üstündür.? diyor yazar. Ret ettiğimiz, kabul etmediğimiz fikirleri, görüşleri ya da konu her neyse hiçbir bilgi sahibi olmadan, nedenlerini niçinleri sorgulamadan sadece kulaktan dolma sözlerle doğru düşündüklerimizi savunmaya çalışıyoruz.

Oysaki: ?Bilgi sahibi olmak yalnızca bir şeyin niçin doğru olduğunu bilmek değil aynı zamanda öteki seçeneklerin niçin yanlış olduğunu da bilmek demektir.?

*

Kitabın bu bölümünde altını çizdiğim satırlar dikkat çekici?

Kişiliğimizle ilgili ya da elde etmediğimiz başarılarla ilgili birkaç ağır söz işitince gözyaşlarına boğuluyorsak, bunun nedeni, haklı olduğumuza inanmak için ille de başkalarının onayına gereksinim duymamız olabilir.

Başkaları tarafından onaylanmamayı bu kadar ciddiye almamızın temelinde ise, yalnızca terfi etmek ya da ayakta kalmayı başarmak gibi pragmatik nedenler değil, çok daha önemli bir neden yatar. Alaya alınmak yoldan çıktığımızı gösteren ve asla göz ardı edemeyeceğimiz bir işaret gibi gelir bize.

Gerçeklik duygumuzla başkaların onayı arasındaki ilişkiyi değiştirebilinecek çok önemli bir ayrıntıyı da eklemeden geçemezdi. Düşüncelerimizin ya da yaşam biçimimizin yanlış olduğu, asla ve asla, çoğunluğun görüşleriyle ters düştüğümüz gerçeğinizden yola çıkılarak kanıtlanamazdı.

Bizi endişelendiren, bize karşı olan insanların çokluğu değil, bize karşı olmalarının altında yatan sağlam nedenleri olmalıdır. Yani dikkatimizi kabul görmediğimiz gerceğinden uzaklaştırığı, niçin kabul görmediğimize ilişkin açıklamalara yöneltmeliyiz. İçinde bulunduğumuz topluluğun büyük bir bölümünün bize karşı olduğunu öğrenmek korkutucu gelebilir ama mevkiimizi terk etmeden önce bu kişilerin hangi yöntemleri kullanarak bu sonuca vardıklarını irdelemeliyiz. Bize muhalefet edenlerin düşünme yöntemlerinin sağlamlığı, onların muhalefetine vereceğimiz değeri belirler.

Fakat genellikle tam tersi bir eğilimle hareket ederiz. Herkesi dinleme, her kaba söz, her alaycı davranış karşısında üzülme eğilimine. O zaman kendimize en önemli ve en teselli edici soruyu sormalıyız. Bu kötü eletiri hangi temele dayanmaktadır?

Çünkü biz genellikle ölçüp tartarak, dürüstçe düşünen bir eleştirmenin itirazlarıyla, nefret ve kıskançlıkla hareket eden eleştirmenin itirazlarını bir tutarız.

31 Mart 2010 09:59

gamze12
Kapalı

?Kişiliğimizle ilgili ya da elde etmediğimiz başarılarla ilgili birkaç ağır söz işitince gözyaşlarına boğuluyorsak, bunun nedeni, haklı olduğumuza inanmak için ille de başkalarının onayına gereksinim duymamız olabilir.?

Başkalarından onay beklemek kendine güvensizliğin, kendine güvensizlik ?eksiklik? inancının sonucudur. Yazarın dediği gibi ?Başkaları tarafından onaylanmamayı bu kadar ciddiye almamızın temelinde ise, yalnızca terfi etmek ya da ayakta kalmayı başarmak gibi pragmatik nedenler değil, çok daha önemli bir neden yatar. Alaya alınmak yoldan çıktığımızı gösteren ve asla göz ardı edemeyeceğimiz bir işaret gibi gelir bize.? diyerek, uzatmaya gerek yok:)

Yalnız yazılanlar arasında en dikkat çekici şu:

?Bizi endişelendiren, bize karşı olan insanların çokluğu değil, bize karşı olmalarının altında yatan sağlam nedenleri olmalıdır.? Ve ardından? ?Bize muhalefet edenlerin düşünme yöntemlerinin sağlamlığı, onların muhalefetine vereceğimiz değeri belirler.?

Sonuç, toplum tarafından kabul görmemenin tek tesellisi yine ?kendi?mizdir, kendimizdedir. Hayata, olaylara, yaşananlara bakış açımız bir anlamda kendimize verdiğimiz değerdir.

Bunlardan kendi adıma çıkardığım sonuçta şu oldu; bu felsefe beni hiç teselli etmiyor? :))

31 Mart 2010 11:18

kibele2121
Şube Müdürü

Toplumda kabul görmemenin tesellisi

Eğer ki olmak istediğiniz kişiyseniz toplumda kabul görüp görmemeye bakmayacaksınız yok eğer toplum beni kabul etsin telaşı varsa, peşinen şunu kabul etmişsinizdir.

Siz toplumun olması istediği kişisiniz yani siz değilsiniz.

Elbette ki toplumdan kopuk bir hayat yaşayamayız, hepimiz toplumun bir ferdiysek aksi düşünülemez zaten ama toplumun dayatmalarına da körü körüne boyun eğmek kişiye kendisini kazandırmaz. İkisi arasında ki bocalamanın sonucu da mutsuz bir ömürdür.

Eğer toplumun kalıplarıyla hareket ediyorsak ?sorgusuz sualsiz-ben bunu zayıflık olarak görürüm kendisi olmayı beceremeyen kişi sürüyü takip eder başkada seçeneği yoktur, İkisinin arası var mıdır bilemiyorum.

Alıntıdaki şu cümleye de değinmeden geçemeyeceğim.

??Bizi endişelendiren, bize karşı olan insanların çokluğu değil, bize karşı olmalarının altında yatan sağlam nedenleri olmalıdır.??

Bunlar hep sağlam nedenler değildirler, sizin olmadığınızı ispatlamak için kendilerince nedenleştirmiş oldukları beyanlardır bu beyanları oluştururken de bilimi ve yahut başka öğretileri kullanmaları doğruluğunu göstermez tersine amaçları için her şeyi mubah gördüklerini gösterir.

31 Mart 2010 11:54

gamze12
Kapalı

""??Bizi endişelendiren, bize karşı olan insanların çokluğu değil, bize karşı olmalarının altında yatan sağlam nedenleri olmalıdır.??

Bunlar hep sağlam nedenler değildirler, sizin olmadığınızı ispatlamak için kendilerince nedenleştirmiş oldukları beyanlardır bu beyanları oluştururken de bilimi ve yahut başka öğretileri kullanmaları doğruluğunu göstermez tersine amaçları için her şeyi mubah gördüklerini gösterir.""

çok güçlü cümleler bunlar sn kibele2121:)) yalnız bu cümleleriniz bana 'her beyanın amaçlara ulaşmaya bir destek (ki doğruluk yada yanlışlığı tartışılmaksızın)' olduğunu/olması gerektiğini düşündürdü. bu çok acımasız olmaz mı? nedenleştirilmiş beyanlar bir anlamda önyargılarımız/algılar değil midir? şahsen, önyargılara "önyargıyla bakmanın" uzlaşmazlık için en geçerli neden olduğunu düşünüyorum...

31 Mart 2010 13:10

mislina2
Kapalı

Merhaba arkadaşlar;

Öncelikle yorumlarınız için teşekkür ediyorum.:)

*

?toplum tarafından kabul görmemenin tek tesellisi yine ?kendi?mizdir?

Gamze hocam;

Bunun idrakine varan kişi zaten bir teselli aramaya luzum görmeyecek, yaşadığı çevreye uyum sağlamak adına bukalemun gibi sürekli bir değişikliğe uğramayacak ve kendini gerçekleştirmesine yardımcı olacak, fayda sağlayacak bilgilerin, söylemlerin, olguların peşine düşecektir?:)

Alaya alınma düşüncesi ya da aşağılık kompleksi, özsaygı ve özgüven eksikliği sonucunda ortaya çıkan bir ruhsal bir durum ki toplumumuzda birçok kişi bu sorunu yaşıyor?

Özgüven öyle kolaylıkla gelişiveren bir şey değil. Gelişimini etkileyen sadece bir değil birçok faktör var ki kişinin yaşam serüveni boyunca yaşadığı olaylar, deneyimler, kayıpları, kazançları ve özellikle toplumsal baskı değişikliğe uğratır? Kısacası yaşadıklarıyla özgüveni pekiştirebilir de zayıflatabilir de?

Özgüveni eksik kişilerin sürekli başkalarının onayına ve beğenisine ihtiyaç duymaları dışında bir sorun daha var o da şişirilmiş özgüvene sahip olanlar?

Fikrimce kişiyi diğerlerinden ayrıcalıklı muamele talebinde bulunmasına iten sebeplerden bir tanesi?

Bir itirafta bulunayım. Bir dönemler ben de özgüven sorunu yaşadım. Bu seviyeden istesek de istemesek de hayatımızın belli bir döneminde geçiyoruz. Önemli olan kişinin bunu en kısa zamanda fark etmesi, kendisi fark edemese bile fark etmesini sağlayacak onu silkeleyip kendisine getirmesini sağlayacak sözde düşman fakat özde gerçek dostlar edinebilmesi ve öz-benliğini bulması dileğiyle?

31 Mart 2010 13:58

kibele2121
Şube Müdürü

Cümlelerin güçlü olması derken?

Amaç var veya yok desem de sonuçta ??O Beyanları?? laf olsun diye söylemiyorlar bence.

Herkes kendisine benzemeyeni aynadaki yansımasına çevirmeye çalışırken: Hey bize katılın demiyorlar en haklı biziz siz diye bir şey yok diyorlar haliyle çokta şirin olmuyor bu beyanlar ve haklısınız çok acımasız önyargılar bunlar ama olan bu Sayın gamze:))

01 Nisan 2010 10:01

gamze12
Kapalı

Mislina hocam, özgüveni geliştirmenin o kadar zor bir şey olduğunu sanmıyorum. Dediğiniz gibi deneyimler, kayıplar, toplumsal baskı kişinin psikolojisini etkileyecektir. Yalnız genelde atladığımız taraf, özgüvenin dışa değil ?içe? dönük bir bakışla bulunmasıdır. Kendine güvensizlik ?eksiklik? inancının sonucudur demiştim. İnançsa duyguların bilincimizle mantıklı bir çerçeveye oturtulmasıyla oluşur. Dolayısıyla kendimizdeki bu ?eksik? noktayı görmeli, bunu bilinçsiz/bilinçli oluşturduğumuzu bulmalı ve bunu değiştirmek/dönüştürmek için çaba sarfetmeliyiz.

Dönüyor dolaşıyor her söz ?kendini bilme?ye geliyor aslında? ve biz ?bilmek için çokta uğraşmıyoruz??

**

Cümlelerinizin güçlü olması derken kendinden emin ve (kendinden emin olmanın doğal sonucu olarak) (affınıza sığınarak) biraz da yargılayıcı bakışınızı kastetmiştim sn kibele2121:)

Tabii ki hiçbir beyan laf olsun diye söylenmez. Bu yalnızca beyanlar için değil, tüm eylemler için geçerlidir. Hiçbir eylem nedensiz değildir. Ancak bu, eylemlere salt eylem düzeyinde değil, aksine daha derin bir bakışla ?neden-sonuç? ilişkisiyle bakmayı gerektirir düşüncesindeyim. Düşüncemizin/amacımızın ardında olmak eylemlerimizi masumlaştırmaz lakin mübahlığına bir açıklama getirebilir belki:))

**

Akşam okuduğum ve çok beğendiğim bir sözü paylaşayım, farklı bir açılım olur belki konuda:)

?sonunda yalnız sevdiğimizi koruyacağız, yalnız anladığımızı seveceğiz, yalnız öğrendiğimizi anlayacağız?? Baba Dicum

Öğrenmek, anlamak ve sevmek? buyrun bakalım:)

01 Nisan 2010 19:23

mislina2
Kapalı

Gamze Hocam, özgüveni geliştirmek çok kolay ama aynı zamanda çok da zor. Öncelikle özgüvenin oluşumunda ve gelişiminde sağlıklı bir aile ortamı ve çocuğunu gerçekten tanıyan bir anne baba gerektirir. Anne ve baba ?çocuğunu girişimci ve özgüven sahibi mi olmasını mı istiyor yoksa itaatkâr ve sadık olmasını mı istiyor?? seçimini buna göre yapar ve ona göre çocuğunu yetiştirir. Sizler daha iyi bilirsiniz eğitim camiasının içindesiniz ben gözlemlediğim kadarıyla yorum yapacağım şimdiki nesil oldukça problemli bu konuda?

Eğitim sistemindeki hatalar, sonu gelmeyen sınavlar, Kibele Hocamın değindiği konu v.s

Kişinin toplumda kendine yer edinme çabası?

Haklı haksız, değerli değersiz, doğru yanlış gibi sınıflandırmalarla halen basit düşünüyor ve kalıpların dışına çıkamıyoruz...

İnanmak ve özgüven kişiye başarıyı getirir. Bunun akabinde kendisine ve insanlığa karşı hissettiği sorumluluk ve erdemli davranışları salt iç tepkisel nedenlerden dolayı hata yapması engelleyecek, olumlu yönleriyle birlikte olumsuz yönleriyle kişi kolayca yüzleşebilecektir?

Kendini bilmek deyince Yunus Emre?den söz etmek olmaz değil mi?...:)

"ilim ilim bilmektir

ilim kendin bilmektir

sen kendini bilmezsen

ya nice okumaktır"

**

Öğrenmek, anlamak ve sevmek...

Öğrenmek bile içeriği geniş bir konu. Hocam dilerseniz öğrenmek ve anlamak konusunu ve bu sözün içeriğini başka bir başlıkta ayrıntılı bir şekilde tartışabiliriz...

Ne dersiniz?

01 Nisan 2010 19:40

mislina2
Kapalı

Kendini bilmek deyince Yunus Emre?den söz etmek olmaz değil mi?...:)

Düzeltme: "söz etmemek" şeklinde olacaktı.

02 Nisan 2010 12:05

gamze12
Kapalı

"tabii ki" derim mislina hocam:) faydalı olacağına inanıyorum...

02 Nisan 2010 20:38

esmaa_
Kapalı

toplum tarafından kabul görsen ne olur görmesen ne olur?

bütün toplumlar bi araya gelse Allahın takdir ettiği bi musibeti senden gideremez, bütün toplumlar bi araya gelse Allahın sana bahşedeceği bi iyiliği senden çeviremez, rızık veremez rızkını kesemez, ölümünü erteleyemez, azrailin elinden alamaz, doğmayacak oolanı zorla dünyaya getiremez meyve vermeyecek bi ağaca can veremez... o toplumdan bir fert çıkıpta kabirde sana yoldaşlıkta etmez, o halde hiç bi işe yaramazlar, kimsenin kimseye faydası yok!

04 Nisan 2010 20:44

mislina2
Kapalı

esmaa_;

Doğru dersin, güzel dersin de sizce niçin toplum içinde yaşama ihtiyacı duyuyoruz?

Değer, inanç ve tutumlarımız toplumsallaşma sürecinde şekilleniyor. Bireyin toplumdaki yeri ne olmalı, bireyler mi toplumu etkiliyor yoksa toplum mu bireyleri etkiliyor?

"İnsanlar dünyada söyledikleri sözlerden, yaptıkları fiil ve davranışlardan hesaba çekileceklerdir....(Ra'd, 13/21)"

Sizce çevremizdeki insanlar fiil ve davranışlarımızı ne denli etkiliyor?

Etki altında mı kalıyoruz yoksa etkiliyor muyuz?

Gösteri(ş) toplumu hakkında neler düşünüyorsunuz?

05 Nisan 2010 00:30

kayıboylu
Şef

Hayanın bile riya olabileceği bir toplumda yaşarken,elbetteki gösterişe düşkünlük olacak.

Televizyonlarda bile sözkonusu ahlak,vatan,namus gibi kavramlardan bahsedilirken,riyanın alabildiğince sosolu bir şekilde reklam edilmesi malumu aliniz,toplumun içinde bulunduğu durumu gösterir.

Gerçek gösteriş,gazetede yazı yazmakmış,öyle diyor şu an yanımda bulunan bir arkadaş,bilmem öylemidir....

13 Mayıs 2010 08:21

kibele2121
Şube Müdürü

Yazdığınızı yeni gördüm ve yazdıklarımı tekrar okuma gereği duydum sayın gamze: Konu hakkındaki kişisel fikirlerimi belirttim bunların doğruluğu görecelidir.

Herhangi bir konu hakkında fikir beyan ettiğimizde diğerini yargılamış mı oluyoruz?

Herkes gibi düşünmeyeni toplum tarafından kabul görülmediğini ve deyim yerindeyse ayrık otu muamelesi gören diğerlerinin olduğunu söyleyince yargılamamı oluyor? Yazdıklarım olsa olsa var olanı sesli söylemek olur.

Hiçbir eylem nedensiz değildir ama yapılan her eylemi de bir nedene dayanıyor diye mubah göremeyiz işte bu noktada ??neden-Sonuç?? aşamasını iyi irdelemek gerekir hocam.

Eylemlerimiz doğru (doğru kavramı da göreceli tabi)ve insancıl değilse bile, ardında durmak bana göre kendimizi avutmadır ötesi değil demek istediğim bu kısaca.

Toplam 25 mesaj
 
ANKET
Sizce, Kurban Bayramı tatili 9 güne çıkarılmalı mı?