Editörler :
29 Nisan 2010 11:22   


Okulların kapatılarak hapishaneye çevrilmesi hakkındadır!

OKULLARIN KAPATILARAK HAPİSHANEYE ÇEVRİLMESİ HAKKINDADIR! Paylas96

Yazar Bülent AKYÜREK

Cuma, 12 Şubat 2010 09:30

Zayıfın dili tatlı olur.

Zayıf adam ve medeniyetler güçlülerin karşısında ?Sevgi, saygı, barış, hoşgörü? gibi laflar zırvalar ama fırsat kendisine geçince o cici fikirleri unutmaya çalışır, hatta hatırlatan olursa ilk onun kafasını keser.

Aziz Nesin, Sezai Karakoç, Orhan Gencebay (Ne alâkası varsa!) Atilla İlhan gibi tonlarca yazar çizeri kafanızdan geçirin. Hepsi kısadır. Boksör olamamış, adam dövememiş herkes yazar, şair olabilir!

Edebiyat, sevgi, saygı, hoşgörü güç kullanamayan cılızların estetik gücüdür

?Af, sevgi, hoşgörü? güçlüye yakışır, çünkü diğerleri başkasını bağışlarken aslında kendilerini bağışlamak isterler.

Af, rahmet, Allah?ın vasıflarındandır, onları uygulamaya çalışmak elbette iyidir ama bu vasıfların güçlülere yakışacağı daha gerçekçidir.

Zayıf, ?Sevgi, saygı, hoşgörü? diye sızlanıp avuçlarını ovuştururken vakit kazanıp güçlünün düşeceği günü bekler.

Edebiyat, şiir, süslü satırları hiç sevmem. Zaten ben işimi severek yaptığımı asla söylemedim.

Yeryüzünü gezseniz yazı yazmaktan benden daha çok nefret eden başka bir adam bulamazsınız. Bir çok röportajımda bunu söyledim, inanmıyorlar, akılları ermiyor. Ben diyorum ki ?İşinizi severek yaparsanız başarılı olamazsınız!?

İşini sevmeden yapanlar, uğraştıkları işi bir an önce en mükemmel şekilde ortaya koyup gitmek isterler. ?En iyisini yapıp gideyim, bir daha buraya dönmeyeyim, bir konudan daha kurtulmuş olayım? diye düşüncelerimin en ucuna gidip yazı yazıyorum, bana kitaplarımı yazdıran bu duygulardır. Bir cümle kurarken o kadar uzağa giderim ki oturduğum yerde yorulurum. Yoruldukça da nefret ederim yazmaktan.

Edebiyat yüzünden gürültü hastası oldum. Yılda iki kez ev değiştiriyorum. Yazarken bir ses veya gürültü gelse kendimden geçerim komşulara baltayla saldırırım. Çünkü her gürültü zor bela gittiğim yazının uçurumlarından beni odama geri getiriyor. Bir yazarı en uzak yerlerden geri getiren bir ev hanımına siz olsanız katlanabilir misiniz? Ablalar balkondan halı çırpınca ben bir uçurumdan gelip ona kendi balkonumdan küfrediyorum.

Kaç paragrafım, kaç tarihe geçecek cümlem bir seyyar satıcının megafonuyla uçup gitmiştir anlatamam. Örneğin: ?Yaratıcılık çaresizlikle orantılıdır.? cümlesi geziyor beyninizde ve o sırada adamın biri dakikalarca camlar dökülene kadar ?Soğan, patates? şeklinde bağırıyor. Böyle bir cümlenin soğanla takas edilmesine can mı dayanır?

Okulların ilk hatası şu fikirdir: ?İşinizi severek yapın.? Onu çürüttük zannedersem.

Kimse bana ?Okullar hapishaneden fazla işe yarıyor.? dedirtemez. Dikkat edin birçok suç refleksle işlenir. Reflekslerde kültürel, insani, binyılların birikimi vardır. Örneğin yoldan geçerken birisi ailenize laf atınca o adamı döversiniz ya da iş büyüyünce katil olursunuz. Eğitimden geçmiş bir lavuk değilseniz doğrusu budur. Hayır, de ki yaptıklarımız yanlış da olabilir. Eğitim, elimizden yanlışlarımızı da alır. Hal böyle olunca insan tecrübe biriktiremez.

Tarihi kılıçlar yazdı. Kılıç medeniyetlerini kim yıktı? Okullar?

Nasıl? Ok ve kılıç kullanabilen erkekleri müzik, fizik, kuantum, dilbilgisi, İngilizce, şiir, resim, heykel, borsa filan öğreterek.

Peki, soruyorum şimdi? Tüm Batı?nın klasiklerini, şiirlerini, müzik ve filmlerini izleyip, şömine kenarında Kant tartışırken üstümüze bombaları kim yağdırdı, Irak?a, Afganistan?a, Afrika?ya girip ölümlere, tecavüzlere kim sebep oldu?

Bizlere ?Et zararlı, sebze yiyin, daha sağlıklı? deyip kendileri niçin et yiyorlar? Çünkü et yiyenler savaşçı olur, sebze duygusallaştırır. Peki bu köpeklere aldanıp niçin sebze toplumu oluyoruz. Hepsi kurmaca, hepsi tuzak, oyun?

Okullar cahilleştirir. Bir çocuk okula başlıyor, üniversite bitiriyor, derken otuz yaşında mesleği oluyor. Oysa bir çocuk önceden usta-çırak ilişkisiyle otuz yaşına gelseydi ne olurdu? Tabi ki yirmisinde kendi dükkanı, yirmi beşinde zengin, otuzunda çırakları olurdu. Okul denen saçmalığın içinde niçin bocalıyoruz?

Okumayanın aç kalacağı inancı nasıl oluyor da Müslümanların bile aklına yatıyor?

Bakın, bir sel çıkıyor ve Yüksek Makine Mühendisi adamlar yüzme bilmediğinden boğularak ölüyorlar J Bolu Dağı?nda aracı bozulan Uzay Mühendisleri tavşan avlayıp iki gün hayatta kalamıyorlarJ İnsanoğlu kendine kulübe yapamıyor, ateş yakamıyor, otların, böceklerin isimlerini bilmiyor, sakal tıraşını olamıyor ama çalan müziğin notaları hakkında saatlerce konuşabiliyor, bilgisayar programlarını ezberliyor? Saçmalık, delilik, geri zekâlılık, aptallık! Söküğünü dikemeyen, sobasını yakamayan, yangın söndüremeyen, ekmek yapamayan şapşal, gelişmiş bir insan türettiler. Medeniyet olarak hayvanlardan gerideyiz, bir fark etseler?

Doğal felâketlerde türünün başına geçip ulusunu kurtaran geyikler kadar zeki olduğumuzu söylemeyin banaJ

Dörtte üçü sularla kaplı olan bir gezegende yaşıyor, yüzme bilmiyor ama İngilizce kursuna gidiyoruz. Okullarda şiir kalıpları, fizik-kimya formülleri ezberliyoruz, saçmalık, akılla, fikirle ilgisi yok J

Modernizm, okullar, kutsal bilgi çılgınlığı Mars?a gidip ateş yakmasını bilemeyen yeni bir insan türü üretti J Alın başınıza çalın. Vivaldi dinleyip, Dostoyevski okuyun.

Batılılar et yiyip, kaslarıyla gelecek tıpkı Moğollar gibi kütüphanelerinizin içine tükürüp okullarınızı yakacaklar ve siz oturup ?Bir zamanlar filanca yazarımız böyle bir şey demişti ama inanmamıştık? diyeceksiniz.

Hapishaneler Yusuf?un Kuyusu?dur. Her suçun bir cezası olduğunu öğreniriz orada. Bu kuyularda geçmişimizi sorgular, hatalarımızı gözden geçirir, geleceğimizi daha akıllı kurarız. Hapishane, tövbe kapısıdır. Sabrın okuludur. Uç taraflarımızı törpüleyerek yeni bir hayata adımlar atarız oradan.

?Gereksiz ilimden Allah?a sığınırım.? diyen bizler okullardaki bütün gereksiz bilgileri öğrenmeye çabalıyoruz.

Bitmeyen yarış ve sınavlar sebebiyle çocuklarımız panik atak oluyorlar, hırsa kapılıyorlar, insanlıktan çıkıyorlar, uykusuz kalıyorlar?

Ölene dek sınavları bitmeyen insanlara altı ay askerlik yaptırıyoruz! Savaş çıkınca diplomalı nonoşları mı cepheye göndereceksiniz? Allah akıl versin?

Okullar, asker milletleri yok edip salon erkekleri yaratıyor. Meslekler, zanaatlar ölüp gitti. Herkes kafasıyla para kazanmaya çalışıyor. Yanlış? Ellerini kullanmayan, elleri bir alet kavramayan ve elleriyle, kaslarıyla rızkını kazanmayan insan kulluğunu unutur. Kulluk için çalışmak, ter dökmek gerekir. Ellerimiz çalıştıkça kibrimiz törpülenir.

Öğrenmek acıyla olur. Öğrenme travmatiktir. Acıyla öğrendiklerimizi unutmayız. Bilgi sokaktadır. Öğrencinle hayat paylaşıp çay içeceksin, geceleri uyanıp battaniyesini örteceksin. ?Ben yazdım tahtaya, ezberle gel haftaya?? Yok öyle?

Peygamberler bile insani mesleklerle yorularak ekmek parası kazanırken, basit insan nasıl oluyor da üç kuruşluk bilgisini ceviz masasında pazarlayabiliyor?

Bu hakkı ona kim verdi, bu okulları, şeytanın evlerini kim icat etti, ne zaman yıkılacaklar Allah?ım, ben de görebilecek miyim yıkıldıklarını?

NOT:

1. Lütfen yazımı okuduktan sonra hiçbir öğretmen elini vicdanına koymadan bana eleştiride bulunmasın. (Biliyorum ki akıllı uslu öğretmenler de var ama onlar da müfredatı aşamıyorlar.) Merak etmesinler, okullar yıkılıp hapishaneye dönüşünce eli öpülesi öğretmenlerimizi (özlük haklarına dokunmadan) gardiyan yaparız oraya.

2. Aklı başında bir yazarın bu yazıyı yazması beklenemez ama ben yine de içimdekileri yazmaktan vazgeçmek istemedim, zaten ne demek istediğimi halen anlayamamış biri olursa da kısmet diyelim? Bundan sonra beni okumazlar fakat yıllar sonra da ?Vay anasını!? derler hepsi o?

30 Nisan 2010 18:41

ziraat_61
Memur

okullarda yeterince eğilmeyen topluluklar için mantıklı birşey hastane .eğitimsizler şiddette yöneleceği için onların yerine hastenelere ihtiyaç doğacaktır. maalesef !

01 Mayıs 2010 00:14

.hayatgüzeldir.
Şef

Yaratıcılığımın önündeki tek engel eğitimimdir. (Albert Einstein)

Okullarda verilen eğitimin kalitesiyle ilgili dikkat çekici bir yazı olmuş. Yazar; farkında olduğumuz ama görmek istemediğimiz, yüksek sesle söylemekten çekindiğimiz gerçekleri dile getirmiş. Altına imzamı atabilirim bu yazının.

23 Şubat 2013 00:31

_neden_
Müsteşar Yardımcısı

"Kaç paragrafım, kaç tarihe geçecek cümlem bir seyyar satıcının megafonuyla uçup gitmiştir anlatamam. Örneğin: ?Yaratıcılık çaresizlikle orantılıdır.? cümlesi geziyor beyninizde ve o sırada adamın biri dakikalarca camlar dökülene kadar ?Soğan, patates? şeklinde bağırıyor. Böyle bir cümlenin soğanla takas edilmesine can mı dayanır?"
"Domates, biber patlıcan"la demek insanların yalnız aşkları değil, yazarlık dünyaları da kararıyormuş.

"Okulların ilk hatası şu fikirdir: ?İşinizi severek yapın.? Onu çürüttük zannedersem"

Hayır çürütemediniz. Okullardan mezun olacak bütün çocuklar yazar olacaksa evet. Yazmayı sevdiğimden daha çok seviyorum, yazdığım şeyin çabucak bitmesini.
Konuyu her zamanki gibi dağıtmadan üstteki paragrafa katılmadığımı bir kez daha yineliyor ve mesleki rehberlikte öğrencilere hep söylediğimi bir de burada yazıyorum; "işinizi severek yapın. İşinizi eşinizden bile çok sevin. Çünkü eşinizden bir celsede boşanıp, hayatınıza devam ederken, fakülte kaynaklı bir iş için minimum dört yılınızı daha harcamayı göze alırsınız."

"Öğrenmek acıyla olur. Öğrenme travmatiktir..." Devamına değil belki ama bu cümlelere de artı dememek olmaz.

"Biliyorum ki akıllı uslu öğretmenler de var..."
Bu cümleyi kendisine kurduran akılsız ve ussuz öğretmeni tanımak istemezdim. Eserini tanıdım nasılsa!

23 Şubat 2013 21:56

ağlamakistiyorum
Yasaklı

bunu da denemeliler . bunu da beğenen çıkacaktır

Toplam 4 mesaj
 
ANKET
Sizce, İstanbul Yenikapı'daki araç sergisi ne anlam ifade etmektedir?