Editörler :
24 Mayıs 2010 21:27   


Siz bu dünyaya gelmeyi istediniz mi ?

bilinçsizce kazandığınız yarışın sonunda dünyadasınız.

şu an olsa tekrar yarışı kazanırmıydınız ?

24 Mayıs 2010 22:12

pikniktüpü
Müsteşar Yardımcısı

yarıştık

evet önce gelmek için yarıştık

ama bazılarımız çabucak gitmek için

yada bazıları bazılarını daha çabuk götürmek için

yarıştı

dünyaya bi daha gelmek mi

gelirdim elbet

şu halimle gelirdim

ne verilmişse en iyisi

layık olunan verilmiştir

24 Mayıs 2010 23:18

ahmetdede
Şef

layık olunan verilmiştir elbette

lakin , dünyaya gelmek için ne yaptınki layık olasın ...

26 Mayıs 2010 00:46

!!EsMeR!!!SeKeRiM!!
Müsteşar Yardımcısı

varsayalım ki biz istedik bu dünyaya gelmeyeli peki ya bu dünyaya gözlerimizi kapatmayı neden isteyelim ?

26 Mayıs 2010 00:49

suppourters
Müsteşar Yardımcısı

Ne demiş Goethe'nin Faust'unda Mephisto ;

'' neden ki bu amaçsız yaratılış,yok olacaksa bir gün her yaratılmış''

27 Mayıs 2010 18:32

ahmetdede
Şef

kalıcı olan kısır döngüdür.bu döngü üzerindeki parçacıklarız .hepimiz rolümüzü oynar sonrada perdeler kapanır.

istesekte istemesekte kısır döngüde dönmeye devam edeceğiz.

14 Ağustos 2011 23:01

meltemfelsefeci
Şef

kseinlikle gelmek istemezdim

15 Ağustos 2011 10:46

likya48
Memur

bilinçsizcede olsa hayata merhaba demek bence güzel..her insanın bir geliş sebebi olduğunu düşünüyorum hiç kimse boşuna gelmiyor herkesin bir görevli olduğunu düşünüyorum..ben yine gelmek isterimmm

15 Ağustos 2011 15:23

subigi
Şef

Aslında sizin bu dünyaya gelip gelmemeyi istemeniz için bir bilince sahip olmanız gerekiyordu.bu bilince sahip olabilmeniz için de dünyaya gelmeniz gerekiyordu.yoksa dünyaya gelmeden reddecek veya kabul edecek bir iradeniz olmayacaktı.eğer bu soruya cevap verebilecek durumdaysanız zaten yaratılmışsınızdır.yaratılmamış bir kişi bu soruya cevap verecek iradeye de sahip değildir.

dini çerçevede sorulmuş benzer soruya Mustafa İslamoğlu şöyle cevap vermiş:

soru;Bu dünyaya gelirken Allah bize sorsaydı ?Ey kulum sana herşeyi vereceğim ve dünyada imtihan edeceğim? diye belki de ben imtihanı başaramamaktan korktuğum için ondan borç almak istemeyecektim. Şu anda bizim fikrimiz alınmadan, biz istemeden borçlu duruma düşürüldük.

Bu sual kendi içinde çelişki taşıyor. Diyor ki: "biz birinden borç talep ederiz o da verir, ama biz Allah'tan talep etmediğimiz halde verdi..."

Peki, biz birinden borcu ne ile talep ederniz? Söz, dil, ses, konuşma yetisi ve bütün bunların ardında yatan "irade" ile değil mi?

Burada üç soruya cevap vermeli soru sahibi:

1. İrade'yi dahi borçlusun ey insan? O irade sana verilmeden önce hangi iradeyle talepte bulunmayı düşünüyordun? Baksana bu itirazı yapmak için kullanıdğın tüm araçlar ona ait. Ona itirazda tutarlı olmak için, onun emanet ettiği araçlar dışında kullanacağım araçlar bul, onları kullan ki tutarlı olasın. Yoksa bu tutarlı olur mu?

2. İrade verildikten sonra talepte bulunduk diyelim: Bu da azim bir yüzsüzlük ve çelişki olmaz mıydı: Madem "benim sana neyi vereceğim hakkında irade yürütüyorsun, o zaman samimi olsaydın da, bu yürütmeye sana verdiğim "irade"yi de dahil etseydin ya? Onu niçin "kazanılmış hak" veya "baba mirası gibi görüyorsun? Bu, aslında sana zihninin kurduğu bir tuzak değil midir?

3. Ey sualinde "Belki ben imtihanı başaramamaktan korktuğum için ondan borç almak istemeyecektim. Şu anda fikrimiz alınmadan biz istemeden borçlu durumuna düşürüldük" cümlesini Kur?an kul! Sadece bu iki cümle içerisinde 19 kelime var. Bunlardan tam yedi tane kelime soruyu temelden tutarsız hale getiriyor. O kelimeler şunlar: "ben", "almak", "isteyecektim", "bizim", "fikrimiz", "biz, "istemeden"? Mesela "ben" diyorsun? Ben ile kastettiğin kendi varlığını hangi delile dayanarak ve ne cür'etle "borç" dışında tutuyorsun? Mesela "almak" ve "istemekten" söz ediyorsun. İyi ama isteme yetisinin kendisi borç değil mi? "fikrimiz" diyordun. O var etmeden önce sen yoktun ki, bir fikrin olsun. Dolayısıyla "fikrimiz" derken, gördüğün gibi ey kul, daha varlığınız öncesine bile fikren ulaşmakta acizlikler içindesin ve bu gayet doğaldır. Çünkü kendi yokluğun haline kendini inandıramıyor, öyle bir dili kurmakta acze düşüyorsun. Bu dilinin ve düşüncenin varlığının öncesinde yokluğuna gitmekten dahi aciz olduğunu görmeyip, böyle bir soruyu sormaya seni cür'et ettiren gerçek sebep nedir, meselenin can alıcı nokttasını teşkil eden bu soruya açık yüreklilikle vicdanında cevap bulmaya ve o cevabı diline dökmeye hazır mısın?

a) Mantık hatası olan sorulara doğru cevap verilemeyeceği

b) Yukarıda dile getirdiğimiz ve zamanım olmadığı için dahasını yazamadığım iç çelişkilerle lebaleb malul olduğu için bu soru "cevaplanamazdır". Cevaplanması için yukarıda dile getirdiğim illet ve arızalardan halas olması elzemdir. O illet ve arızalardan halas olduğunda sonuç ne mi olur?

el-cevap: Ortada soru kalmaz, sadece "sorun" kalır, soru sahibinin "kendisiyle, hakikatle ve sahib-i hakikisi olan Allah'la olan sorunu".

16 Ağustos 2011 13:20

imposimato
Daire Başkanı

Ya sorunun cevabı Dini Konular bölümüne doğru gidiyor. Ne yazsak ki...

16 Ağustos 2011 15:00

tarihci09-82
Yasaklı

konu ile ilgili çok güzel bir şiir paylaşmak istiyorum.son kıtaya iyi bakın! :)

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne

Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa

Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır

Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını

Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara

Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine

Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar

Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın

Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu

Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle

Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına

Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır

Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Ataol BEHRAMOĞLU

16 Ağustos 2011 20:25

meltemfelsefeci
Şef

hocam bu şiir yaşamayı sevenlere itaf edilebilir ya sevmeyenle riçin bir öneriniz var mı

16 Ağustos 2011 21:48

tarihci09-82
Yasaklı

yaşamayı sevmemek gibi bir seçim hakkınız yok.

hayatı ıskalamak gibi bir lüksünüz yok!

HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN !

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına

inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat

olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve

yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme

yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya

hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan ?Bu kuşun kanadı

neden beyaz değil?? diye bir soruyla bile

karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.

Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her

zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi

halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen, ?Ama senin için şunu yaptım? derken o, ?şunu

yapmadın? diye cevap verecektir. Ve ne söylesen

karşılığında mutlaka başka bir iddiayla

karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması

gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın,

güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.

?Peki o ne yaptı? deme. Herkes kendinden sorumludur

aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine

engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik

yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak

için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?

Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o

lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. ?Acılara tutunarak?

yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani,

yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu

hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki?. Epeydir

eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken

de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin

sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif

verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında.

Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası?.

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun

asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip

de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın

sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter

ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda

duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o

zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler

değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini?

NAZIM HİKMET RAN

17 Ağustos 2011 09:03

imposimato
Daire Başkanı

tarihçi hocam harika...

18 Ağustos 2011 16:43

meltemfelsefeci
Şef

gerçketen çok anlamı olmuş sağolun

18 Ağustos 2011 18:45

tarihci09-82
Yasaklı

işte bu şiirlerden ilham alarak yaşamalı hayatı.

hayatın bize yaşatabileceği kadar...

18 Ağustos 2011 23:43

nur-n
Kapalı

ben isterdim

23 Ağustos 2011 22:05

birfikirbiryorum
Kapalı

İSTEMEDİK (TALEP ETMEDİK)

Ama, her birimiz KABUL ETTİK!

Hem de yürekten

Yoktan varolmuşluğumuza hayranlıkla bakarken ve yeni yeni yoktan varolanları görürken O'na duyduğumuz hayranlık, fedakarlığa dönüşüyor, sonra kulluk yarışına giriyorduk.

Ama böyle yarış olmazdı ki (süre yok, engel yok, rakip yok, KAZANANI yok, KAYBEDENİ yok) hiçbir zorluğu yoktu kulluk etme yarışımızın. Ve hiç kimse bilmiyordu gerçekte kim daha çok seviyor, kim daha çok şükrediyordu ona, 'var'lığını yarattığı için.

Sonra ruhlarımızın yarışı için ol demesiyle olmadı mı dünya?

Hatırlamıyoruz tabi, talep etmediğimiz ama sunulduğunda tüm benliğimizle kabul ettiğimiz o anı,

Hele düşünün bir O An'ı Hatırladığımızı!

Ruh bedene girmeden önce olanları ve bedenden arıldığında olacakları.

Hangimiz bu dünyada dünya nimetleri için çalışırız?

Her birimiz diğerinden daha üstün olma yarışına girer. Her engele rağmen şükrederiz. Isyan eden birini görsek günlerce koşar uzaklaşırız ondan.

Hayır hayır, biz talep etmedik bu dünyaya gelmeyi. Çünkü geldiğimiz yer burdan daha iyiydi. Ama onun aşkıyla dolmuş ruhlarımız aç kuşlara sunulan yem gibi, üşüştü bize sunulmuş olan dünyaya, biz de ona sunmak için varlığımızı...

Bilmenin altı hatırlamak,

Hatırlamanın altı anımsamak,

Anımsamanın da altında birşey işte

His işte o,

Hatırlıyorum desem yalan olur

Ama hissediyorum sanki anımsar gibi

O zamanlar önemi yoktu, bu dünyada hangi zamanda, hangi coğrafyada, hangi konumda olduğumuzun. Büyük bir iştah, büyük bir heyecanla kabullendik bugünleri. Zaten başımızı suya sokup kalabildiğimiz kadar orada kalmak kadar kısaydı gireceğimiz sınav.

Sahi, hangi "bilinç" hangi biz, hangimiz tasarlayabilirdi ona kulluk etme yarışında böyle bir sınavı?

Yapmayın etmeyin hanımlar, beyler,

Biz mi istedik bu dünyaya gelmeyi demeyin

Aç bir yavru kedi kadar masum, ağzımızın suyu akıyordu bize sunulduğunda bu hayat. Çünkü sonrasını düşünüyorduk hep. Aşkla kabul ettiğimiz sınavın sonundaki kazancımızı.

Ödülümüzü düşünüyorduk hepimiz.

Hatırlayanlar hiç şüphe etmedi.

Anımsayanlar kabul etti.

Oysa bizler; Unutanlarız! Sanki!

----------------------------------------------------------------------------

-"Leibniz öyle olduğuna inanıyordu. Buna "Çokluk İlkesi" dedi:

Olabilecek her şey olacaktır, bu da sonsuz sayıda dünyanın var olmasına neden olur. Ama Tanrı her zaman en doğru olanı seçtiğine göre, üstünde yaşadığımız dünya da olası dünyalar içinde en iyisi olmalıdır"

-"Ama eğer dünyada bu kadar kötülük varsa, bizimki nasıl en iyisi oluyor?" diye sordu Charlie. "En iyisi herkesin birbirine iyi ve adil davrandığı bir dünya olmaz mıydı?"

-"Dünyada kötülük olması, onun en iyisi olmadığı anlamına gelmez."

-"Elbette gelir"

-"Bunu söyleyemezsin, çünkü Tanrı'nın en iyi olana NASIL karar verdiğini bilmiyorsun. Belki de amipten insana kadar tüm yaratıkların mutluluğunu mümkün olan en üst düzeye çıkartacak şekilde karar veriyordur. Ya da belki en iyi dünya insanının en iyi karakteri geliştirdiğidir ki, bu da ancak zorluklar karşısında mümkün olabilir. Böylece, yani en iyinin hangi ölçütlere göre belirlendiğini bilmediğimize göre, bizim dünyamızın en iyisi olmadığını kanıtlamanın herhangi bir yolu yoktur."

-Adam Fawer / Empati syf-371-

----------------------------------------------------------------------------

Not: Bu yazıyı yazarken ocağa koyduğum çayı unuttum. Çaydanlıkta su kalmamıştı, yeniden su ilave ettim. İkinci kez ocağa koydum. Sahiden dünyaya gelmeyi kabul ettiğimizi de unutmuş olabilir miyiz? Peki gerçekten hatırladığımızda ne olacak? Asıl unuttuğumuz şeyi hatırladığımızda ikinci şansımız olacak mı?

2. Not:

Bir dönem aynı şeyleri ben de düşünüyordum,

"bu dünyaya gelmeyi istedim mi ben"

Sonra sanki beynimin içinde biri konuşuyordu,

"Gelmemiş olmayı diler miydin? Hiç var'olmamış olmayı?

Cesaret edip hiç bir zaman evet diyemedim! Sanırım hiç kimse de bu soruya evet diyemezdi...

Yıllar sonra o dönemimi hatırladıkça şunu anladım, insanın; en çaresiz, en aciz, en umutsuz, en heyecansız zamanlarında bile içinde, derinlerde bir yerde umut veren birşeyler var mutlaka...

Bu başlığın benim için önemi büyük. bu yüzden uzun oldu yazım...

26 Ağustos 2011 03:34

su1722
Memur

çiçekle böcekle hayat geçmiyor maalesef.kesinlikle istemezdim bu dünyaya gelmeyi.

26 Ağustos 2011 10:57

nogayhan66
Kapalı

ölmeyı nasıl bıs ıstemedıysek yasamayıda dunyaya gelmeyıde aynı sekılde ıstemedık

27 Ağustos 2011 16:02

birfikirbiryorum
Kapalı

Hiç istendemi di ölmek ?

Hiç mi istenmeyecek ?

Hep böyle mi geçecek,

Ya çiçek, ya böcek,

binyıl yaşasak da istemez miyiz ölmeyi ?

yok be, nankör yaratıklarız biz,

Ölmemek üzere doğmuş olsaydık, bu defa da neden ölmüyoruz diye dertlenirdik,

neye sahip değilsek onu isterdik...

Toplam 122 mesaj
 
ANKET
Sizce, Kurban Bayramı tatili 9 güne çıkarılmalı mı?